Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Süleyman Çelik /// BOP : SIRA TÜRKİYE’DE Mİ ?..


E-POSTA : scelik44@gmail.com


“Tarih” her şeyi bilir, ona boşuna “Tarih Baba” dememişler!..


Bir durumu açıklayabilmek ve en önemlisi,
geleceğe yönelik öngörüde bulunabilmek için önce tarih bilgisine, sonra da bildiklerinden ders çıkarabilecek zekaya sahip olmak gerekir.


ABD Başkanı Trump’ın “Suriye’den çekilme” kararı üzerine
politikacısından gazetecisine, generalinden yazarına kadar, argo deyimle, “ağzı
olan” herkes konuşuyor.


Kararı, “Reis’in üstün liderlik yeteneğine
bağlayan ve ‘o neylerse güzel eyler’ diyen
” yalakaları bir yana koyarsak,
aralarında deneyimli politikacı, diplomat, asker ve yazarların da bulunduğu
birçok kişinin “ABD’nin Suriye’den gerçekten çekileceğini” sandıklarını
ve buna göre yorumlar yaptıklarını görüyoruz…


Aşiret ya da kabile gibi yönetilen devletlerde
politikalar baştaki kişiye göre değişir. Köklü devletlerde ise ulusal çıkarlar her
türlü parti çıkarlarının üstünde tutulur ve özellikle dış politika, saptanmış
bir devlet politikasına göre
yürütülür.


ABD
Ortadoğu
ile
ilgilenmeye 19. Yüzyılın ikinci
yarısına doğru, zamanın Ortadoğu’sunun egemeni Osmanlı’yı parçalama tasarımları yaparak başladı; önce, arkeolog
vb. bilim insanı kimliği ile ajanlar gönderip, elde ettiği verilere göre
belirlediği yerlerde 2000 kadar misyoner okulu ve hastaneler açarak
yerli işbirlikçiler yetiştirdi.


ABD’nin Ortadoğu’ya olan muhabbeti (!) o kadar
biliniyordu ki Birinci Dünya Savaşı’nın galipleri, savaşta bizim
müttefiklerimiz olan Almanya ve Avusturya’nın işini Paris Barış Konferansı’nda
bitirdikleri halde, Osmanlı’yı
parçalama onurunu ABD Başkanı’na verdiler ve Başkan Wilson’un tasarımına göre Sevr Antlaşması’nı Osmanlı’ya imzalattılar.


Atatürk gibi bir dâhinin ortaya çıkıp, öldü sanılan
Türk ulusunu toparlayarak Sevr’i çöp
sepetine
atması sonucu, planlarının gerçekleşmemiş olmasını ABD hoş
karşılamadı; Lozan Antlaşması’nı kabul etmeyerek yok saydı; Lozan’da Türkiye
ile imzalamış olduğu, özel bir ikili anlaşmayı da Kongre onaylamadığı gibi genç
Türk devletine bir de mesaj gönderdi: “bizim planlarımız uzun erimlidir;
eninde sonunda gerçekleştiririz!..”


* * *


ABD’nin Suriye’de bulunma nedeni, işte o uzun
erimli planlarının yeniden tasarımlanmış şekli olan “Genişletilmiş Büyük
Ortadoğu Projesi (BOP)”dir!..


Adamlar bu projeye bahane bulmak/ meşruiyet
kazandırmak için, Nev York’un merkezindeki İkiz Kuleleri yerle bir edip, kendi
yurttaşlarından 5 bin insanı öldürmek ve 10 bine yakınını yaralamaktan
kaçınmadılar…


Kendi yurttaşlarına bile bu kadar acımasız
olanların gözünde diğer ülke yurttaşları ezilecek böceklerden farksızdır.
Nitekim, bölgedeki işbirlikçi ülke yöneticilerinin de yardımıyla Afganistan,
Irak, Libya, Suriye vd. ülkeleri yakıp yıkıp yağmalamış, parçalamış;
milyonlarca insanı öldürmüş, 10 milyonlarca insanın sığınmacı olmasına neden
olmuş; bölgede düşmanlıklar ve dinmeyecek acılar yaratmıştır…


Proje daha tamamlanmamıştır. Sıradaki hedef
İran’dır. Sözde Müslüman, işbirlikçi devletlerle birlikte, şimdi İran’a saldırı
hesapları yapılıyor. İran’dan sonra sıra Türkiye’ye gelecek. BOP’un Türkiye’yi
teğet geçeceğini sananlar ya aptal ya da haindirler. Adamlar haritasını bile
gösterdiler ve “Türkiye Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir”
diyerek asıl amaçlarını söylemekten bile çekinmediler…


Bu bakımdan, “ABD’nin Suriye’den çekilme
kararı” bir taktiktir. ABD’nin bu taktiğini en gerçekçi şekilde E. Amiral
Türker Ertürk değerlendirmiştir: “ABD Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna
girmesine ve mahdut hedefli bir harekât yapmasına müsaade ediyor.
Çünkü Türkiye’yi Rusya-İran aksından uzaklaştırmak, kendisine
yaklaştırmak ve ufukta gözüken İran’a müdahale tarafında konumlandırmak
istiyor. Tabii ki ABD Türkiye’deki iktidar iradesinin gizli bir
gündemi olduğunu, Suriye’nin kuzeyinde radikal Sünni
Araplar üzerinden bir egemenlik alanı yaratmak istediğini biliyor.
ABD yine biliyor ve değerlendiriyor ki; bu gizli gündemle Suriye’ye
giren Türkiye, eninde sonunda Suriye ile çatışacak
ve Türkiye, Rusya ve İran aksından kopacaktır!” (http://www.turkererturk.com.tr/suriyede-yapilacak-harekat/)


Sayın Amiral’in görüşüne katılıyorum,
“Suriye’ye giren Türkiye, eninde sonunda Suriye ile çatışacak”;
ancak ABD’nin kurduğu bu tuzağın sonucunda Türkiye, eksenden kopmakla
kalmayacak Suriye’nin müttefiki Rusya ve İran ile de çatışma konumuna
düşebilecektir.


Son yıllarda uygulanan dış politika ile
Türkiye, ABD gözünde “güvenilir/ sadık müttefik” imajını
yitirdi.  “Türkiye’nin ABD’den kopmak istemediğini, kendilerini
kullanarak ABD’ye şantaj yaptığının
” bilincinde olmakla birlikte, “aralarındaki
gerilimi tırmandırarak belki koparabiliriz
” düşüncesiyle bilmezden gelen Rusya
ve İran da Türkiye’ye güvenmemektedir
.


* * *


ABD, Türkiye’nin Rusya, İran ve Suriye ile
çatışma konumuna düşmesinden yararlanarak, BOP’u İran’dan önce Türkiye’de uygulamak isteyebilir mi? Bu amaçla
güdümündeki PKK/PYD ve hatta
Barzani’nin peşmergeleri ile IŞİD’i de üzerimize salarak
güneyimizde bir yangın çıkarabilir mi?
Ege’de
, işgal etmiş olduğu 18 adamızı silah deposu haline getirmiş Yunanistan, Akdeniz’de ise Türkiye’ye karşı şer cephesi oluşturmuş Güney Kıbrıs, Mısır ve İsrail’in
beklemektedir. Türkiye’nin parçalanması Rusya ve İran’ın da işine gelir; fırsat
bekleyen Ermenistan, Rusya’dan
destek alıp kuzeydoğumuzdan saldırabilir mi? Tüm bunları düşünecek olursak,
güneyimizde çıkacak yangın, her tarafımıza yayılacak bir ateş çemberine dönüşebilir mi?


“Cumhur İttifakı”nın çok kullandığı “DEVLETİN
BEKASI” için, yerel seçimleri değil, işte bunları düşünmeliyiz! İlk yapılması
gereken, Atatürk’ün özellikle vurguladığı, “İÇ CEPHENİN GÜÇLENDİRİLMESİ”dir.
Yani, milleti bölmek/ kutuplaştırmak/
kamplara ayrıştırmak
değil
birleştirmek
gerek. Dışarıdan yapılacak saldırıdan daha tehlikelisi, iç savaş çıkarılmasıdır.
Emperyalistlerin bu amaçla uluslararası
teröristler
i kullandığı ve Suriye’de iç savaşı bunlar aracılığı ile
başlattığı bilinmektedir.


Liderler kendi geleceklerini ülkenin geleceğinin önüne koyabilirler; görev
partili partisiz, sağduyulu tüm yurttaşlara düşüyor; zaman kavga
değil, birlik olma zamanı…


Bir yandan iç cepheyi güçlendirirken, bir
yandan da bu durumun nedeni olan yanlış
dış politika
dan dönmeliyiz. Bugüne dek Irak, Libya ve Suriye’de
emperyalistlerin yanında yer alarak büyük hata yaptık. Şimdi artık tehlike
kapımıza dayandı. Trump’ın sözlerine kanıp yeni hayaller peşinde koşmaktan vaz geçerek partimizi değil,
ülkemizin geleceğini düşünmemiz gerek.


ABD’nin Ortadoğu’da yaktığı ateşe odun
atmaktan vaz geçip Esad ile
hemen el sıkışmak gerek. Devletler
arasında dostluk ya da düşmanlık değil, çıkar ilişkileri vardır. Herkes hata
yapabilir; hatadan dönmek erdemdir. Öyle görülüyor ki Suriye’ye uzatılacak bir
el karşılıksız kalmayacaktır.


Suriye ile anlaşırsak sorunlarımız büyük
oranda giderilmiş olur. Ondan sonra, ABD’nin ülkemizdeki üslerini kullanmasını
engelleyip İran’ın yanında yer
alarak sıranın bize gelmesini önlemeliyiz.


Türk ulusu geçmişte zor anlarda bir araya
gelip sorunların üstünden gelmeyi başarmıştır. Bugün de başarırız…


2019’da
ülkemize ilişkin kaygılarımızın gerçekleşmemesi ve hayalperest çıkarcıların
güzel yurdumuz üzerinde oluşturdukları kara bulutların yok olması dileği ile
yeni yılınızı kutlarım…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış