• EMNİYET GM DOSYASI /// MUSTAFA YALÇINER : Bekçiden sonra sırada kim var ???
  • Yayın Tarihi : 24 Şubat 2020 Pazartesi
  • Kategori : BÜROKRASİ & DEVLET KURUMLARI & EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ & BAŞKANLIK & TBMMM

ÖZEL BÜRO NOTU : ŞİMDİ BİZİ ESKİDEN TANIYANLAR BİLİRLER. BİZİM İŞİMİZ DOĞRU, NİTELİKLİ, İLGİNÇ VE DEZENFORME OLMAYAN BİLGİ VERMEK. HATTA BU UĞURDA YANLIŞ ANLAŞILMAYI BİLE GÖZE ALIP BAZEN HAVUZ MEDYASINDAN BAZEN DİNÇ BİLGİN MEDYASINDAN BAZEN DE YABANCI BASINDAN HABER VE VİDEOLAR İLETİYORUZ. BİZİ YENİ TANIYANLAR DA BUNU FIRSAT BİLİP BİZİ HEMEN ANINDA “ŞUCU YADA BUCU” İLAN EDİYOR. OLSUN. CANLARI SAĞOLSUN. EVRENSEL SİTESİ ŞAHSEN DÜZENLİ TAKİP ETTİĞİMİZ BİR SİTE DEĞİL. AMA ZAMAN ZAMAN ÜLKEYİ İLGİLENDİREN MİLLİ MESELELERDE İLGİNÇ BİLGİLER VERİYOR. BU HABERİN İÇERİĞİNE TAMAMEN KATILMASAK TA SİZLERİN DE BİLGİSİ OLMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNEREK YAYINLAMA KARARI ALDIK. BİLGİNİZE.

MUSTAFA YALÇINER : Bekçiden sonra sırada kim var ???

Belki hatırlayan vardır; AKP ilk dönemlerinde “3Y”ye karşı olduğunu ve “yolsuzluk”, “yoksulluk” ve “yasaklar”la mücadele edeceğini söylerdi. Ülkenin ne hale geldiği ortada. Yolsuzluk sıradanlaşıp resmileşirken, yoksulluk diz boyu. Kılıçdaroğlu birkaç gün önce 8 milyon kişinin 673 TL’den az aylık gelire sahip olduğunu açıkladı. Yasak olmayan bir şeyin neredeyse kalmadığıysa herkesin malumu.

Yine hatırlayan kalmış olabilir; bir zamanlar AKP “askeri vesayete karşı mücadele” ettiğini ileri sürerdi. Fethullah Gülen Cemaatiyle ve “siyasi ayak” tartışmasıyla yakından ilişkisi tartışmasız olan bu vesayet ve onunla mücadele meselesi, biliniyor, “FETÖ Darbesi”ne götürmüştü. Şimdi Eski Gn. Kur. Bşk. Başbuğ’un başlattığı son “ayak” tartışmasını savuşturmak amacıyla eleştiri yönelten muhalifleri “vesayetçilik”le suçlamak üzere yine ortada dolaştırılan bir darbe söylentisinden medet umulması bir yana... Bilinen AKP anlayışı ve pratiğiyle zıtlık içinde şu tartışma günceldi: İnsanlar devlet için mi olacak yoksa devlet insan odaklı mı olacak! İlkini “vesayetçilerin” savunduğu söylenir ve AKP’nin yaklaşımının “insan odaklı devlet” olduğu iddia edilirdi. Hatta her şeye rağmen hâlâ bile bu iddiada ısrar eden AKP yetkilileri var.

Oysa ülke içinde ve dışında sürekli “Etkisiz hale getirilen” insan sayısıyla övünüldüğü malumdur. Yine birer insan olarak askerlerin giderek artan sayıda bir o cepheye bir bu cepheye ölmeye ve öldürmeye gönderildikleri de bir gerçektir. Her iki durumda da insanın bunca odakta olması manidardır!

Öte yandan “insan odaklı devlet”in 2020 ocak başında TSK personeli olarak 512 bin askerlik dünyanın en büyük ordularından birine sahip olduğu da ortadadır. Asker sık sık sadece darbe yapmak için değil toplumsal olaylarda da kullanılmakta, ama yetmemekte ya da onunla yetinilmemektedir. Yanı sıra 2018’deki toplam polis sayısı 267 bin dokuz yüz küsur olan devasa bir emniyet teşkilatına ihtiyaç duyulmaktadır. Üstelik polis sayısı yeni işe almalarla durmadan artmaktadır. Son 10 yıl içinde polis sayısında yaklaşık yüzde 36’lık bir artış olmuştur. Hazineye ciddi bir yük binmesine aldırılmamakta ve Diyanetten olduğu gibi “güvenlik”ten de tasarrufa gidilmemektedir. Bellidir, güvenlik devleti değil, insan odaklı devlettir!

En düşük memur emeklisi aylığı bu yıl ocakta 2 bin 660, en düşük öğretmen aylığı 3 bin 819 TL iken, aynı tarihte işe yeni başlamış bir polis 5 bin 950 TL aylık almaktadır. Değişim değeri bakımından polise öğretmenden çok değer verilmektedir. Söyleyelim bakalım, güvenlik devleti midir, “insan odaklı” mıdır?

Yeterli mi görünmektedir? Tabii ki hayır! Çok sayıda uzman ve özel “emniyet” mensubu vardır. MİT mensubu, HÖH, PÖH, JÖH mensubu vb. vb… Özel harp dairesi ya da kontrgerilla mensuplarını da unutmamak lazımdır. Ancak bu “özel görevliler”in ne sayıları ne de maaşları bilinmekte, ama epey bir yekün tuttukları tahmin edilebilmektedir.

On binlerce “korucu”nun varlığı bilinmektedir ki, maaşları da az değildir ve yetkilerinin sağladığı ek olanaklarla birlikte çevrelerinin “üst dilimini” oluşturdukları sır sayılmaz.

Bunlara ek olarak, 1 milyondan fazla kişi “özel güvenlik görevlisi” kimliği taşımaktadır. Geri kalan kimliklerin ne işe yaradığı ve kimlik sahiplerinin ne iş yaptıkları soruları yanıtsız kalmaktadır, ama bunların ancak 258 bininin faal hizmette olduğu ve 51 bininin silah taşıdığı bilgisine ulaşılmaktadır. SADAT benzeri birçok “şirket” üstelik silah kullanma yetkisiyle ortalıktadır.

Yine de yetmemiştir ki, yenilenen yasayla ek yetkilerle donatılan bekçiler “güvenliği” takviye amacıyla işe alınmaktadır. Bekçiler, kimlik sorup silah kullanacak, gösteri ve yürüyüşlere müdahale edecek, acil durumlarda polis görevi göreceklerdir! İşe alınmaları için “terör örgütleri ve legal uzantılarına” hiç bulaşmamış olmaları şart koşulmaktadır.

Yeni işe başlayan bekar lise mezunu bekçi, 4 bin 527 TL aylıkla, yine öğretmenden yüksek maaş alacaktır.

Açlık sınırı altında milyonların yaşadığı bir ülkede bunca “güvenlik” elamanına ihtiyaç duyulması anlaşılmaz değildir. Çürüme ve destek kaybı arttıkça korku da artmaktadır!