BULGAR TARİHÇİ DİNKOV : BİZ DE TÜRKLERDENİZ VE ATTİLA’NIN VARİSİYİZ…


14 Ocak 2020 Salı


Bulgar tarihçi Prof. Dr.
Stoyan Dinkov, “Biz, Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden ayrı
düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu
gösteriyor.” diyor.


“Bulgarlar Türk kökenlidir”


‘’Osmanlı idari ve sosyal uygulamaları ile Bulgarları
yok olmaktan kurtardı’’ diyen Prof. Dr. Dinkov, yakın geçmişte Türk asıllı
Bulgaristan vatandaşlarını zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi
veriyor. Asıl Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden tarih profesörü,
bazı Bulgar çarlarının Türk asıllı olduklarını, kullandıkları dilin de Türkçe
olduğunu belgeleriyle ortaya koyuyor.


Amerika ve Avrupa Birliği’nin uygulamaları ile şu anda
Osmanlı’yı taklit ettiğini iddia eden Bulgar tarihçi Prof. Dr. Stoyan Dinkov,
Osmanlı İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilincinin olmadığını, imparatorluğun
birçok kıtaya dağılmış ülkelerinde insanların siyasi ve ekonomik anlamda özgür
yaşadığını söylüyor. Bu konulardaki iddiaları ile ülkesindeki fanatiklerin
hedef tahtası haline gelen Dinkov’un Osmanlı ve Türk tarihi üzerine tez
niteliğinde çalışmaları ve yayımlanmış kitapları da var. Geçtiğimiz günlerde
Bulgaristan göçmenleri ile Türk dünyasını temsil eden çeşitli STK’ların konuğu
olarak Türkiye’ye de gelen Prof. Dr. Stoyan Dinkov, Bulgaristan ve Türkiye’de
düzenlenen konferanslarda yaptığı açıklamalar, ortaya koyduğu çalışmalar ile de
dikkat çekiyor. Dinkov’a göre Osmanlı özgürlükçü idari ve sosyal uygulamaları
ile Bulgarları yok olmaktan kurtardı.


TÜRKLER İLE BULGARLAR AYNI SOYDAN


Türkler ile Bulgarların aynı soydan geldiğini de ileri
süren Prof. Dr. Dinkov Türk-Bulgar ilişkilerinin samimiyet temelli bir bakış
açısı ile tekrar yapılandırılması gerektiğini belirtiyor. Dinkov’a göre Türkiye
ve Bulgaristan yeni bir Avrasya Birliği’nin temelini atmalı. Bunun Avrupa
Birliği’ne yansıması da olumlu olacak, aynı zamanda AB’ye de daha kuvvetli bir
katılım sağlayacak. Bulgaristan Yeşiller Partisi’nin de bir dönem genel
başkanlığını yapan Prof. Dr. Dinkov Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içinde ırk
ayrımı yapmadığını, her ırkın kendi arasında eşit olduğunu, iktidarda da her
ırktan temsilci yer aldığını belirtiyor. ‘’Amerika ve Avrupa Birliği Osmanlı
İmparatorluğu’nun kuruluş felsefesini kullanıyor” diyen Dinkov, “Osmanlı
İmparatorluğu’nda etnik kimlik bilinci yoktu. Osmanlı birliği kanun önünde
herkesin eşit olmasını sağlıyordu. İnsanlar siyasi ve ekonomik anlamında
özgürdü. Osmanlı imparatorluğu, Amerika’nın ve şu anki AB’nin bir ön örneğiydi”
diyor.


“BULGAR ÇARLARI TÜRKÇE KONUŞUYORDU”


Bulgaristan’ın yakın tarihte, uyguladığı soykırım ile
Bulgaristan’daki Türkleri zorla Bulgarlaştırmaya çalışması, köyleri, kasabaları
tank ve top ile kuşatıp Türk asıllıların adlarını silah zoruyla değiştirmesi,
direnenleri katletmesi, sürgün kamplarına göndermesi belleklerimizdeki
tazeliğini korurken, Prof. Dr. Stoyan Dinkov’un açıklamaları tarihi karartmaya
çalışanların canını sıkacak nitelikte. Yaptığı araştırmalar sonucu elde ettiği
bilgiler çerçevesinde hareket eden Dinkov o dönemde Türk asıllı Bulgaristan vatandaşlarını
zorla Bulgarlaştırmaya çalışanlara tarih dersi de veriyor adeta. Asıl
Bulgarların Türk kökenli olduğunu iddia eden tarih profesörü, bazı Bulgar
çarlarının Türk olduklarını, kullandıkları dilin de Türkçe olduğunu
belgeleriyle ortaya koyuyor. Bu konuda ‘ Turan tarihi’ adıyla yayımlanmış
kitabı olan Stoyan Dinkov’un tezleri Bulgar siyasi tarihinde de mevcut.
Geçmişte Bulgar tarih araştırmacılarının bazıları da bu iddiaları ortaya atmış,
ancak Stoyan Dinkov kadar ses getirememişlerdi.


“OSMANLI’DA BULGARİSTAN’DA ESARET YOKTU”


Profesör Stoyan Dinkov, Osmanlı ile Bulgarların
karşılaştıkları dönemde 300 bin nüfuslu, birkaç bölgeden ibaret olan
Bulgaristan’ın, zaten gönüllü bir şekilde Osmanlı hükümdarlığına sığındığını bu
şekilde de etnik kimliğini koruyabildiği görüşünde. 1878’deki Osmanlı-Rus
savaşından sonra yapılan ilk sayımda, Bulgaristan’ın nüfusunun 7 milyondan
fazla çıkmasının kendi tezini doğruladığını da iddia eden Dinkov, Osmanlı’nın
Balkanlara ilk ayak bastığında, karşısında aç ve sefil bir Bulgar halkı
bulduğunu, onu giydirip karnını doyurduğunu, diline, dinine ve kültürüne sahip
çıktığını ve ortada asla bir Türk köleliği olmadığını söylüyor. Dinkov,
Bulgaristan’da fanatiklerin sıkça dillendirdiği ve okullarda okutulan tarih
kitaplarında da işlenen Batak katliamı iddialarını da reddediyor. Prof. Dr.
Stoyan Dinkov Osmanlı yönetimine karşı 21 Nisan 1876’da başlatılan Batak
ayaklanması sırasında, çoğu kadın ve çocuk 5 bin kişinin Batak’taki Sveta
Nedelya kilisesinde Osmanlılar tarafından kılıçtan geçirildiği” yönündeki
iddiaların gerçeği yansıtmadığı görüşünde. Batak olayının yan yana olan iki
köyde gerçekleştiğini söyleyen Dinkov, o dönemde İstanbul’dan Balkanlar’a giden
kervanların yol boyunca soyguna uğradığını, olayın da kervanlardan elde edilen
ganimetin paylaşımında, köylüler arasındaki anlaşmazlıktan çıktığını
vurguluyor.


“BATAK KATLİAMI BİR YALAN”


Olayların insanların yaşam tarzından kaynaklandığını
belirten Dinkov’un konu hakkındaki görüşü ve değerlendirmesi de şu şekilde :
“Batak’taki olaylar yerel gelişmelerle ilgilidir, ticari sebepleri vardır. Bu
olayı özgürlük hareketi olarak nitelendiremeyiz. Bağımsızlık yanlılarının
bastırılması olarak değerlendirmemek de lazım. Olayların kriminal bir yönü
vardır. Devlet politikası olarak nitelendirilemez. O dönemdeki Karadağ-Sırp
savaşı bu olaylara paralel giderken başka devletlerin de ajanlık hareketleri
vardır. Önce Müslümanlar arasında korku salarak Müslümanların
Hristiyanlaştırılacağı söyleniyor, Hristiyanlara da ‘’Müslümanlar sizi yok
edecek’’ diye kışkırtma yapılıyordu. Bu ajanlık işlerini yapanlar daha sonra
Balkanları ele geçirmek için çaba gösteren devletlerdir. Osmanlı’nın askeri
Karadağ’daki savaşa müdahale etmek için yola çıkarken, bir tarafta da
Osmanlı’ya karşı hareketlenen gruplar vardı. Osmanlı yönetimi, olayları
yatıştırmak, asayişi sağlamak için asker göndermiştir Batak’a. Devlet
müdahalesi var fakat olayları yatıştırmak ve asayişi sağlamak içindir. Bu
olaylara Türkler kesinlikle karışmamıştır. Bu olayda Pomaklar ve Hristiyanlar
vardır.” Dinkov, yakın köylerdeki Türkler’in Batak olayındaki mağdurlara yardım
ettiğini de aktarırken “Bulgaristan’ın resmi tarihinde belirtildiği gibi
olayları ‘Türklerin yaptığı’ yönünde bir gerçeğe dayanmamaktadır. Türkler
oradaki mağdurlara yardım etmişlerdir” diyor.


FATİH SULTAN MEHMET SAYESİNDE KİLİSE


Açıklamasında Bulgarların Fatih Sultan Mehmet
sayesinde kiliseleri olduğunun altını da çizen Dinkov ’’ O sultanın döneminde
onlarca kilise inşa edildi. Osmanlı İmparatorluğu tarih boyunca, adeta
Bulgarların ayrı bir etnos olarak muhafaza edilmelerini sağlamış oldu. Bizim
topraklarımıza Osmanlı gelmemiş olsaydı, ne bir Bulgar kalırdı, ne de Ortodoks
Hristiyan dinimiz. Bundan dolayı, Bulgarların Osmanlıya ve Türklere teşekkür
etmeleri gerekiyor” diyor. Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde,
bugünün 60 devletinin bulunduğunu ve bunlarda da 100’den fazla etnik grup
yaşadığını vurgularken, bu halkların hiç birinin dilini ve kültürünü
kaybetmediğine de dikkat çekiyor. Osmanlı idaresi altına girip de Osmanlı
devletinden dolayı etnik kökenini kaybeden milletin olmadığını belirten Prof.
Dr. Dinkov, Osmanlı İmparatorluğu’nun kendi içinde ırk ayrımı yapmadığını, her
ırkın kendi arasında eşit olduğunu, iktidarda da her ırktan temsilci yer
aldığını söylüyor.‘’Bu anlamda, Amerika ve Avrupa Birliği’nin Osmanlı
İmparatorluğu’nun kuruluş felsefesini kullanıyor’’ diyen tarihçi AB’den sonra
Asya Birliği’nin kurulacağını, ardından da AB ile Asya Birliği’nin birleşerek
Avrasya Birliği’ni ortaya çıkacağını savunuyor. ”Osmanlı – Roma imparatorluğu,
Bulgarlar ve Türkler” adlı kitabında Atilla döneminden günümüze kadar genel
Bulgaristan ve Türkiye tarihini ele alan yazara göre Osmanlı İmparatorluğu Roma
İmparatorluğu’nun devamı. Dinkov’a göre Osmanlı sultanları zamanın Avrupa idarecilerinden
daha toleranslı. Dinkov Bulgaristan’ın Türkiye ve Türki topluluklarla çok
sağlam bir ilişki kurması gerektiği görüşünde. Ona göre dünyanın geleceği bu
birleşmede saklı.


RUS PROPAGANDASI VE KİMLİK EROZYONU


Prof. Dr. Stoyan Dinkov Bulgar basınında yer alan
açıklamalarında kendilerine Osmanlı’yı kötü gösterme çabalarının Rusya’nın
ideolojik ve siyasi emellerinden kaynaklandığı görüşünde. Dinkov’un bu konudaki
analizi ise şöyle: ‘’Bulgaristan 14. yüzyılda çok küçük topraklara sahip,
güçsüz ve üçe bölünmüş bir haldeydi. Vidin Bulgaristan’ı dediğimiz parçaya
Macaristan göz dikmişti. Sırbistan ve Romanya’nın da Bulgaristan’da gözü vardı.
Eğer Osmanlılar gelmeseydi tüm zayıfların başına gelen Bulgaristan’ın da başına
gelecekti. Yunanistan Trakya topraklarını alacaktı. Sırbistan da bir pay
alacaktı, çünkü o zamanlar onların dili bizim dilimize çok yakındı. Vidin
Çarlığı da Macaristan’ın bir parçası olacaktı. Dobruca da Venediklerin idaresi
altına girecekti, çünkü oranın yöneticisinin Venediklilerle çok iyi ilişkileri
vardı. Bizden geriye ne kalacaktı? Hiçbir şey. Osmanlıların gelmesiyle etnik
kimliğimiz tekrar sınırsız birliğine kavuştu. Bu büyük Osmanlı topluluğundan
bir parça olsa da. Dobruca, Tırnova ve Vidin tekrar bir bütün oldu. Osmanlı
hakkında olumsuz algı olan kölelik tanımı ise Rusya’nın ideolojik emellerinin
ürünüdür. Bu Rusya’nın emelleri sonucunda gerçekleşiyor.


PANİSLAVİZM GERÇEĞİ


Ulu Ekaterina zamanında Panislavizm görüşü ortaya
çıkıyor. Rusya dile dayalı, etnik kökene dayalı olmayan bir temelle Slav
milletlerini birleştirmeye çalışıyor. Ruslar bizi Slav sayarak bir kültürel
hücum başlatıyorlar. Ana gayeleri bu toprakları ele geçirip İstanbul’a kadar
varmak. Kitlesel bir propaganda başlatılıyor. Güya onlara göre Bulgarlar Slav
ve çok çile çekiyorlar. Fakat Bulgaristan’a Rusya’dan çok akıllı adamlar
gelmiş. Onlardan biri de Dostoyevskidir. O kölelerin ne şekilde yaşadığını çok
farklı bir şekilde anlatmış. Ve ben ona güveniyorum. Osmanlıya karşı ayaklanan
Bulgarlar bu propagandanın ve Matsin ideolojisinin etkisindeydi. Aslında bunda
kötü bir şey yok. Lakin bu ideolojilerin İtalya’da özel konumu vardı. Bu
ideoloji bizde aynı işlevi görmedi. Matsin’in devrimci görüşleri Rusların
Panislavizm görüşüyle birleşince küçük bir kaos meydana getirdi. Çoğu milliyetçi
Bulgarların Türkiye’ye karşı olan olumsuz tavrının sebebi bu kaosta saklı.
Ayrıca bu sadece bizde böyle değil. Dünya tarihine baktığımızda görüyoruz ki,
her zaman karanlık güçler belirli amaçlar doğrultusunda milletleri en yakın
dostlarından ayırmışlardır. Biz en yakın dostumuz Türkiye’den ayrı olunca onlar
her isteklerini kolayca elde edeceklerdi.


ORTAK TARİHİMİZİ ÇARPITIYORLAR


Biz Türkler ile neden yolumuzu ayrı tutalım? Neden
ayrı düşelim? Bizim tarihimizdeki tüm bulgular bizim de Türk asıllı olduğumuzu
gösteriyor. Diğer iddiaların hepsi birer teoridir. Diğer teorileri destekleyen
hiçbir gerçek delil de yok üstelik. Neden Nagi Sent Mikloş Hazinesi hakkında
konuşulmuyor. Bu kesinlikle Bulgarlara ait ve onda Türk izleri var. Üzerinde
Türk ve göçebe atları figürleri yer almaktadır. Bir de spekülasyon yapılıyor.
Güya üzerindeki güneş ve ay Farsları simgeliyormuş. Lakin onun üzerinde güneş
ve ay değil yıldız ve hilal var. Bu ikisi Türklerde İslam’dan önce de vardı. Bu
simgeler Han Omurtak döneminde de vardı. Bu simgeler aynı zamanda Osmanlıların
da simgeleridir. Osmanlılar İslam topraklarını fethedince bu simgeler İslam’ın
simgeleri haline geldi. Türki topluluklarla yakınlaşma Bulgaristan’a yarar
sağlar. Bunun ilk yararı halkımız için olacak ve kendimizi tanıyacağız. Kim
olduğumuzu ve nereden geldiğimizi bileceğiz. Çok zamandır aldatıldık. İlk önce
Slav diye, şimdiyse Fars kökenli diye. Bu topluma çok kötü yansıyor, çünkü
bizde sivil anlayışlı bir toplum yok.


CİHAN İMPARATORU ATİLLA’NIN VARİSİYİZ


Biz kim olduğumuzu bilmiyoruz. Bizler en büyük Türk
devletinin mirasçılarıyız yani Atilla’nın. Biz Fransa’dan Moğolistan’a kadar
uzanan bir cihan imparatorluğunun varisiyiz, büyük bir cihan devletinin.
Atilla’nın oğlu İrnik Batı Rusyayı, Baltık bölgesini, Kiyev ve Kırım’ı
yönetiyordu. Onun yönettiği devlete Bulgaristan diyorlardı hatta Kubrat’ın
yönettiği Bulgaristan’dan bile eski. Bu, tüm dünyada biliniyor, bir tek biz
bilmiyoruz. Bu Panislavizm’in bir gereğiydi. Yani kendi tarihimizi bilmememiz
Panislavizm’in bir sonucudur. Aynı sorun Rusya’daki Bulgarlarda da var. Volga
Bulgaristan’ının mirasçılarında. Ancak şu an orda güzel şeyler oluyor. Onların
partisi olan Bulgar Ulusal Kongresi oradaki en güçlü partidir. Gerçek bir özgür
seçimde iktidar olabilirler. Bulgaristan’ın Türki devletlerle ilişki kurması
ileride Avrasya Birliği’nin kurulmasına yol açar. Ancak önce Asya Birliği’nin
meydana gelmesi gerek. Sonra Avrupa Birliği ile Asya Birliği birleşecek. Bu,
dünyanın geleceği. Bizim tarih yazarlarımız yalan yerine gerçekleri yazmaya
başlarsa Bulgaristan’ın dünya üzerinde çok önemli bir yeri olacak.


HIRİSTİYANLIK VE SLAVCA ZORLA KABUL ETTİRİLDİ


Biz sadece AB üyesi değiliz, aynı zamanda Slavca
konuşuyoruz. Velev ki zorla kabul ettirilmiş olsun. Ve dahası Hıristiyan’ız.
Yani birçoğumuz. Geriye sadece gerçek tarihimizi yazmak kalıyor. Slavcanın bize
zorla kabul ettirilmesi ise din sayesinde oldu. Bulgarlara Hıristiyanlığı zorla
kabul ettirme sırasında 100 bini aşkın Bulgar katledildi. Bu din bize Bizans
tarafından zorla kabul ettirildi. Aynı şekilde alfabe de zorla kabul ettirildi.
Öyle bir alfabe ki 4. asırdaki bir alfabe baz alınarak hazırlanmıştı.
Atalarımız yani Proto Bulgarlar başka alfabe kullanıyordu. Bu da Türklerin
kullandığı bir çeşit alfabedir. Hatta bu alfabeden bazı harfler alınıp yeni
alfabeye de konulmuştur. Bu uygulamalar sayesinde 1. Boris iktidarında
Bulgaristan’a Bulgar hanları tarafından kovulan anti denen Slav kabileleri geri
dönüş yaptı. Bize böylelikle onlar sayesinde Slav dilini empoze etmişlerdir. Ve
böylece herkes Slavca konuşmaya başlamıştır. Bu dönemde insanlar okur yazar
değillerdi. Biz alfabeden bahsediyoruz. Muhtemelen o zaman sadece bin civarında
kişi okuma yazma biliyordu. Bir şeyler öğrenmek istediğimizde ise dinin de
etkisiyle Slavcayı öğrenmek mecburiyetinde kaldık. Bu Doğu Roma
İmparatorluğu’nun Bulgaristan’ı yok etmek için yaptığı en önemli harekettir.
Bulgarlar’ın etnik kimliğini nasıl koruyabildikleri konusuna gerçekçi bakarsak
biz yokuz aslında. İkinci Bulgar Çarlığı Kumanlara ait. Genellikle burada
yaşamak isteyen Proto Bulgarlar ağır koşullara mahkum edilmiştir. Hiçbir yere
gitme hakkı olmayan kırsal köylüydüler. Ağır vergiler ödüyor, köle gibi
çalışıyorlardı. Geri kalanları Kuman ve geri dönüş yapan Antilerdi. İkinci
Bulgar Çarlığı hanedanı Kumanlardandı.’’


OSMANLI BİRLİĞİ GİBİ DEVLET YOK


Türkiye’deki konferanslarında ‘’Bulgarlar, Osmanlı
Devleti sınırlarında yaşadığı için teşekkür etmelidirler. Kendi sınırları
içinde yaşadıkları için Osmanlı’dan mutlu olmalıdırlar. Üç kıtaya yerleşmiş
olan Osmanlı sınırları içinde 100 kadar farklı etnik grup yaşamaktaydı. Osmanlı
devleti içinde bütün etnik ve dini gruplar muhafaza edilmiş, hiçbir dil yok
edilmemiştir. Osmanlı’nın sınırları içinde yaşamış bugün dünyada 60 devlet var.
Bu da bu günkü dünya devletlerinin dörtte birini oluşturmaktadır. Dünya tarihinde
henüz böyle bir devlet yok. Ben Osmanlı İmparatorluğuna daha çok “Osmanlı
Birliği” olarak bakmaktayım. Osmanlı, bugünkü ABD’nin eski bir prototifidir’’
diyen Prof. Dr. Stoyan Dinkov Türkiye’nin son derece güçlü bir devlet olduğunu
da belirtiyor. Dinkov; Bulgaristan’ın şu an hem ekonomik ve hem de siyasi
yönden çok sancılı bir dönemde olduğunu, bütün siyasi partilerin Kremlin
tarafından finanse edildiğini belirtip, ‘’Eminim ki Türkiye Bulgaristan’a çok
büyük yardımda bulunacaktır’’ sözleriyle, temennilerini de dile getirmekten
kaçınmıyor. Kendi düşüncesine göre Bulgaristan’ın kurtuluşunun Türkiye eliyle
olacağını da vurgulayan Dinkov, Ermeni iddiaları için de en iyi yanıtın
arşivlerde olduğunu, dünyadaki tüm arşivlerin araştırmacılara açılması gerektiğini
söylüyor.


ERMENİ İDDİALARI YALANLAR SİLSİLESİ


Prof. Dr. Stoyan Dinkov Ermeni tehcirinin 101.
yılında, dünya çapında çeşitli anmalara konu olan 1915 yılı olaylarıyla ilgili
olarak Birinci Dünya Savaşı’na karışan devletlerin tümünün arşivlerini açmaları
gerektiği görüşünde. Osmanlı yönetimince Ermenilere soykırım yapıldığı
iddialarının ancak bu şekilde aydınlanabileceğini söyleyen Dinkov sadece
Osmanlı’nın değil Ermenistan, Rusya, Fransa, İtalya ve İngiliz arşivlerinin de
açılması gerektiğini belirterek, “Tarihçilerin haricinde sosyolog ve
psikologların da olayı incelemesi gerekir. Olaydan 20-30 sene önceki etnik
bilincin nasıl oluştuğunun görülmesi gerekir. Osmanlının yönetim tarzında
toplum etnik olarak ifade edilmiyordu. Etnik ayrımcılık yoktu. Tüm etnik
kimlikler Osmanlılı olarak kabul edilirken, o dönemde bireyler etnik kimlikleri
altında birleşmeye başlıyorlar.” diye konuşuyor. Dinkov, incelediği bir Rus
generalin arşivinde bu olayların farklı açıdan yansıtıldığını gördüğünü de
ifade ederken, konuyu şu cümlelerle aydınlatıyor: “Bu generalin Rus
imparatoruna ve başkomutanına yazdığı günlükler var. Doğu Anadolu’daki olayları
farklı açıdan yansıtıyor. Bunun arşivine baktığımızda bu olaylarda Türkler hiç
yer almamıştır, Osmanlı hükümeti de bu işlere müdahil olmamıştır. Bu olayın
içinde Kürtler, Ermeniler ve Rusların olduğunu görüyoruz. Osmanlı hükümetinin,
yönetiminin rolünün olmadığını görüyoruz. Ermeni, Kürt ve Türk dil grubu var
olayların yaşandığı bölgede. Aynı dil grupları Rus sınırları içerisinde de var.
Rusya sınırları içinde de aynı grupların yaşadığı biliniyor, fakat o taraftaki
olaylar hiç dile getirilmiyor. Kimin çıkarının olduğuna bakacak olursak
Kürtlerin ve Ermenilerin çıkarı olduğunu görüyoruz. Olayları sadece Türkiye
Cumhuriyeti’ne ve Türklere indirgemek olmaz.”


Kaynak: http://www.ekrangazetesi.com/haber/18278/bulgar-tarihci-dinkov-biz-de-turklerdeniz-ve-atillanin-varisiyiz.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet