BİYOLOJİK SAVAŞ NASIL OLUR ?? COVID 19
İLİŞKİSİ


Bugün COVID-19 ile mücadele etmekteyiz. Corona tipi
çok fazla virüs var. Bir sonraki kez aktifleşebilecek evrimleşmiş Corona tipi
ile bağırsaklarımız parçalanacak ise şimdiden insanlık ne ile savaşmalı?
Biyolojik Savaş konusunun asıl mücadele alanı neresi? Laboratuvarlar mı?


Savaş, başka bir şeyle mücadele etmek gibi geniş
kullanımı olan bir sözcüktür. Bir ülkenin veya topluluğunun diğerine planlı
açık veya örtük gerçekleştirdiği saldırı ise asıl bildiğimiz savaş biçimidir.
Böyle bir duruma yönelik karşı mücadeleye de ‘savaş vermek’ deriz. Sözcüğün
kullanımı çok başka biçimlerde söz konusu olmaktadır.


Bugünlerde COVID-19’dan dolayı Biyolojik Savaş konusu
çokça konuşulur oldu. Savaş sözcüğünün tüm boyutlarıyla bakılabilir ve bu konu
esasen ‘mücadele’ ve ‘alt etmek’ anlamında somutlaşmaktadır. Şu an yapılan
insanlığın mücadelesidir, başka ifadeyle doğaya karşı savaşıdır. Nasıl? Tıpkı
asırlar önce insanlığın veba mikrobuna karşı verdiği mücadele gibi. Tarihte 250
milyondan fazla insan vebadan öldü.


Askeri alana gelelim. Kitle İmha Silahı kapsamına
neler girer? Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal Savaş nedir, biliyoruz. Özellikle
Birinci Dünya Savaşı sonrası 1925 tarihi itibarı ile somutlaşan Biyolojik ve
Kimyasal ajanların kullanılması konusu tüm yıkıcılığıyla o gün bu yana insanlık
tarihine malolmuş bir konudur. Uygulamalar ve karşı önlemler daha ziyade İkinci
Dünya Savaşı esnasında ve 1945 sonrası daha fazla belirginleşmiştir. İkinci
Dünya Savaşı Kitle İmha Silahlarına Nükleer Savaş mantığının da ilave edilmesi
durumunu somutlaştırmıştır. 


Savaşın Nükleer olanı fizikseldir, yakıcı, yıkıcıdır.
Hiroşima ve Nagazaki örnekleri ortadadır. Burada serpinti kavramı ortaya
çıkmaktadır. Kimyasal olanı ise daha yaygın biçimde, hatta Irak ve Suriye’de
bile örneklerini yakın zamanda gördük. Sarin gibi kimyasal gazların bir alanda
yayılmasını sağlamakla, ki daha çok savaşta mühimmat kullanılarak bu kimyasal
ajanlar alana bırakılırlar, karşı tarafa üstünlük sağlanır. 


Biyolojik olan daha sınırlıdır. Biyolojik Savaş
bakteriyolojik ve zehirli (toksik) ajanlarla yapılır. Mevzi alanlarda suların
ve havanın kirletilmesiyle ilgili ama daha çok daha önce adı konmuş biyolojik
ajanların yayılmasıyla düşmanın harbe devam azim ve iradesi kırılması biçiminde
tezahür etmiştir. Bilinen biyolojik ajanlar laboratuvarlarda üretilip belli
yerlere bırakılabilir. Buna dair örnekler az da olsa harp tarihinde vardır.
Örneğin Sovyetler 1990’larda savaşta kullanmak üzere 20 ton Çiçek Mikrobu
depolamıştı.


Şunu da hatırlayalım, tarihte çiçek aşısı bulunana
kadar insanlık 56 milyondan fazla kayıp vermişti.


Kitle İmha yöntemlerinde çözülmesi gereken meseleler
vardır. Kimlerin hedefleneceği, ajanın ne kadar yayılacağı, nasıl kontrol
altına alınabileceği gibi ilave sorularla açıklanan hususlar söz konusudur. Bir
silahı kullanan en azından kendisi korunma yolunu bilen olmalıdır. Bütün bunlar
hasımlara göre daha üstün teknolojiye sahip olma ve ne yapılacağını veya
yapıldığını çok iyi gizleme ile mümkün olabilecektir. Rastgele Kitle İmha
yöntemleri kullanılamaz.


İnsanlıkla ilgili çok önemli tahribata yol açan bu
Kitle İmha Silahları konusuna 1925 Cenevre Protokolü ile sınırlamalar
gelmiştir. Bir defa insanlık bu konudaki kullanımı ‘insanlık suçu’ olarak
işaret etmektedir. Seri halinde cereyan eden anlaşmalardan biyolojik olana
işaret edelim. Biyolojik silahlarla ilgili Cenevre Antlaşması (Sözleşme adıyla
geçmektedir) 10 Nisan 1972’de imzalanmış ve 26 Mart 1975 yılında uygulamaya
girmiştir. Başta 22 ülkenin bu antlaşmada imzası vardır. Biyolojik Silah
Sözleşmesi (BWC) olarak geçen antlaşma uyarınca imza koyan ülkelere araştırma
yapma, üretme, depolama yönleriyle ilgili kısıtlamalar getirilmiştir ve bu konuda
tüm kategorilerdeki silahlar yasaklanmıştır. Yıl 2019 olduğunda Biyolojik Savaş
ile ilgili Antlaşmaya imza atan ülke ve eyalet sayısı 183 oldu.


Diyeceksiniz ki imza koymayanlar ne olacak? Bunlar da
Antlaşma uyarınca insanlık suçu işlediklerinden imza atanlarca düşman ilan
edilerek bertaraf edilmesi meşruiyeti söz konusudur. Yani bir ülke başka bir
bölgede şehir şebekesine bir zehir karıştırsın, sonuçta durum belli olursa
ortada savaş sebebi doğmuş olur. 


İşte güncel şartlarda dahi Cenevre Antlaşması gereği
çabaların özünde olan insanlığı korumak ve yaşatmaktır. Antlaşma tüm mikrobiyal
ve diğer biyolojik ajanları veya toksinleri ve bunlarla ilgili kanalları ‘küçük
miktarlarda tıbbi ve savunma amaçlı istisnalar hariç’ ele alır. Belli
sıklıklarla gözden geçirme konferansları yapılır ve dünyadaki gelişmelere göre
ne tür ilerlemeler ve standartlar var, belirlenir.


Ülkeler kendi iç hukukuna göre de tedbirler alırlar.
Bütün mesele aniden gelişen bir saldırıya maruz kalmamak ve hatta gerekli
tedbirler için hazırlıklı olmaktır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri 1989
yılında bir kanunla ‘Biyo-silahlar, Terörizmle Mücadele’ konusunu
belirginleştirmiştir.


Burada Prof. Dr. Micio Kaku’nun bir eleştirisi var.
Her ne kadar uluslararası antlaşmalarla kitlesel silahları sınırlamaya
gidiliyor olsa da zamanın getirdiği çok fazla imkândan dolayı yeterince önlem
alınamayacağından, aslında gerekli tedbirler için kendimizi güvende hissetmemiz
de mümkün olamayacaktır. Kaku, ‘Yaşayan organizmaların genlerine müdahale her
yıl gittikçe kolaylaşıyor,’ diyor.


IV. Sanayi Devrimi ile de belirlenmiş görülen güncel
teknolojideki ilerlemelerin böyle bir etkisi var, kontroller yeterince
yapılamayabilir! Günümüzde küresel dev şirketler veya tam tersine minicik
anonim örgütler kontrolü güçleştiren karakterdeki işlerle meşgul olabilirler.


Savaş kavramı teknoloji ile sürekli yeni alan ve
yöntemler bulur. Son zamanlarda Biyo-teknolojideki ilerlemeler veya bir
kısmıyla Gen teknolojilerindeki ilerlemeler, bunun yanı sıra Yapay Zeka gibi
insanlığa yeni ufuklar açacak olan alan insanlık adına hem savaşacak hem de
önlem alacak konuları da sorgulatmaktadır.


İnsanlık için sağlık alanında Nükleer, Kimyasal ve
Biyolojik araştırmalardan elde edilen verilerle belli teşhis, tanı ve tedavi
yöntemleri belirlenmekte ve üretilmektedir. Bütün bunlar dünya ile ilgili
şartların gerektirdiği ihtiyaçlarla ilgili olabildiği gibi uzayda kolonileşmeyi
hedefleyen insanın karşılaşacağı şartlarda uzun yaşayabileceği sağlık
kazanımlarının da araştırılmasını ele almaktadır. 


İleride olabilecekler bir yana bugünlere bakalım.
Halen nükleer tıp, kimyasal maddelerle çok çok ilerilere gitmiş bir ilaç
endüstrisi, DNA üzerine çalışmalar, mikro-biyoloji ve genetikle elde edilen
korkunç bir kapasite söz konusu olmaktadır. Bu alanlarda Yapay Zeka ve bulut
teknolojileri kullanılmaktadır. Elimizdeki 5G sistemleri zorlanmakta ve ilerisi
geliştirilmektedir (6G). Birkaç yıl sonra Kuantum bilgisayarlar devreye
girecektir. Nesnelerin interneti ile yaşam biçimi ve alışkanlıklar
değişecektir. Bunlar IV. Sanayi Devrimi ile adı konmuş konulardır ve içinde en
fazla uygulama alanı bulan sağlık sektörüdür. Bu durumda, hiç değilse
insanlığın ‘mücadelesi’ yani ‘savaşı’ içinde bu ilerlemelerin bir yeri ve
yapacağı işleri bulunmaktadır.


En basit tarifle, pandemi küresel yayılma anlamına
gelirken, epidemi bölgeseldir. Tarihte görülen veba veya çiçek vakıaları
pandemiydi, bugünkü Coronavirüs konusu da pandemidir. Bugün gereksizce
tartışılan konu, acaba Biyolojik Savaş mı oluyor? Kim neyle savaşıyor ki? Bir kere
pandemi söz konusu, elbette bu durum ilacın (bir bakışla ilacın kendisi
zehirdir,) mantığındaki gibi bazıları için avantaj bazıları için dezavantaj
doğurabilecek sonuçları ortaya çıkarabilir, burada kullanım için bir mukayese
yapılır. Bu şartlarda bu tür ortalığı karıştıran fikirlerle de savaşmak söz
konusu olmaktadır. 


Bir şeyi hayal edebilmek ile gerçekleştirmek arasında
zaman farkı vardır. Bu nedenle komplocular hayalleri yazarlar. Burada bir
bilimsel aşıklama yoktur. Fütüristler ise eldeki kavram ve verilerden yola
çıkarak, bilimin işaret ettiklerinden yararlanarak, simülasyonları da
kullanarak belli alanlarda kestirimlerde bulunurlar. Yazarlar vardır bilim
insanlarının tanım kavram ve çalışmalarından sonra konuları kendi
tasarladıkları kurgu alanlarında geliştirirler. Bunlar geçek dünya ile sürekli
ilişkili gelişen yeni düşünce alanlarını tartışmalı kılarlar.


Gerçek dünyada ekonomi ve hukuk gibi başat konular
vardır. İlaç sektörü araştırma için laboratuvar açar ve hukuk çerçevesinde ürün
elde eder. Savaş malzemesi üretemez. İnsanlık bütün bunlarla ilgili
sorumlulukla hareket eder, en azında böyle olması için gerekli çalışmaları
yapar. Ama insanlık tarihi belli alanları istismar etmekle ilgili örneklerle
doludur, bu başka. Güvenlikçi tedbir almak başka, insanlığı korumak başkadır.


Asıl mücadele doğa ile insan arasında
gerçekleşmektedir. Sırada bekleyen yaklaşık 160 çeşit virüs var. Henüz insan
için bunlardan sadece birkaçı etkinleşti. Bugünkü zaman bunu gerektirdi.
Örneğin Corona grubundan şu an akciğerleri etkisi altına alan evrimleşmiş bir
virüsle baş etmeye çalışıyoruz. Ama gözardı etmeyelim, bir sonraki Corona tipi
evrimleşecek virüs bizim bağırsak sistemlerimizi etkileyecek ve bu defa
görülenden daha fazla insan kaybı söz konusu olacak. Daha sonra karaciğer ve
pankreasa ilişecek olanlar gelişecek. Sürekli evrim gösteren virüslerin
karakteri de böyle. Sonra asırlar geçecek ve insanlık Coronavirüsle olan
kayıpları toplam olarak bilecek, veba gibi.


Bakın bu bir savaş konusudur; Biyolojik Savaş. Konuya
böyle bakmak gerekmektedir. Hatta Bill Gates’in Mart 2015’te yaptığı TED
konuşmasında dediği gibi, önceden hazırlıklar yapılmalı ve Harp Oyunları yerine
Mikrop Oyunları üzerine yoğunlaşma sağlanmalıdır.
Hükümetler ve kurumlar önceden bütçelerine bu konulardaki hazırlıklar için
belli meblağlar ayırmalıdır. Virüsü hafife alanlar aldanırlar. Aksi halde Alvin
Toffler’in 2006 yılında betimlediği Mad Max tipi bir yaşam döngüsüne gidilmesi
işten bile değil. Ortaya kaotik ve güvensizlik hali hâkim olduğunda elbette
savaş senaryoları ve güvenlik birimleri devreye girer. Buna imkân vermeden
doğanın insana verdiklerini akıllıca alt etmek gerekmektedir.


Bugün yapılması gereken mevcut imkanlar ve teknolojik
kapasite ile insanlığın milyonlarca kayıp vermeden, belki yüzlerle veya
binlerle kayıpla bu badireyi atlatmasına birlikte gayret göstermektir. Yarın
olası virüsler neler olacaksa bunlara karşı da hazırlanmaktır. Yarın kayıpsız
atlatılacak salgın konuları için güç birliği yapılmalıdır. İşte gerçek savaş
budur.


Artık savaşlar hibrit (melez) oluyor; birkaçı aynı
anda. Ama o kadar yaygınlaştı ki, Siber Savaş, Algı Yönetimi, Post-Truth…
İnsanların akıllarını karıştırarak kendilerine üstünlük sağlayacak her bir
fırsattan yararlananları sakın aklımızdan çıkarmayalım. İnsan psikolojisini çok
iyi bilerler! Tepkiler bilinince toplumları yönlendirilmek de kolaylaşır. Değil
mi? Bugün medya ve sosyal medya bombardımanına tabi tutulan bireylerin sağlıklı
düşünmesi gerektiği noktada yapılacaklar bile bir savaş veya güvenlik
konusudur. Ortamdaki kargaşadan kazanç elde edenler, fırsatçılar, üstünlük
mücadelesini bunlara göre düzenleyenler olur, olacaktır da. Onların yanlı
tanımlarına değil, insanlığın karakteristik düzenine bakın derim.


Dünya hazırlıklı olmak için askeri yıkımlar sonrası
olan antlaşmalara sırtlarını dayamasınlar, asıl olması gereken işbirliği ile
mikroplara karşı nelerin yapılabileceği konusunda olan antlaşmalardır. Biyolojik
Savaş böyle yapılır. Uzaydan bakın, bu dünya bir insanlık gezegenidir. Daha
gidilecek çok yol var.