• BİYOGRAFİ DOSYASI : KUVAYI MİLLİYE VE TEŞKİLATI MAHSUSA KAHRAMANI ZENCİ MUSA’YI TANIYALIM !!!
  • Yayın Tarihi : 24 Ekim 2019 Perşembe
  • Kategori : BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?

KUVAYI MİLLİYE KAHRAMANI VE TEŞKİLATI MAHSUSA KAHRAMANI ZENCİ MUSA’YI TANIYALIM !!!

İnsan vardır, gayeleri için yaşar... İnsan vardır milletine gaye katar... Gel gelelim bizim insanımızın, Türklüğü ve gayesi başka şey...

Osmanlı dönemine dair tarih yolculuğuna çıkma zamanı artık... Yolculuk ve zaman şahit olsun. Efsaneydi, bir zamanlar Metehan'ın ordusu. Başlıyordu Türk'ün kutlu hikayesi. Devlet kurdular, devlete Türk'ün devletine gelenek oldular. Nice zamanlar geldi geçti. Türk, ilahi dinle buluştu, Şahlandıkça şahlandı. Büyük Selçuklu derken, gözlerimizi kayının Osmanlısıyla açtık.

Yedi düvelin büyük imparatorluğu... Türk'ün Osmanlısı gönüllerde de hayranlık uyandırdı. Geleneğini dininden alıyordu. Hoşgörü, sevgi diniydi. Osmanlıca diliyle kucakladı insanlığı... Girit'de dünyaya gelen aslen Sudanlı olan, Kahire'de yaşayan Zenci Musa'da İslam ve Osmanlı hayranıydı. Gökyüzünde ki ay ve yıldız misali İslam ve Osmanlı Sancağı onu büyülemişti. Bir gün Allah-u Tealanın ona sunduğu kapıyla kendini Osmanlı mahallesinde Türk yurdunda buldu. Dedesi vesile olmuştu, İslam ve Osmanlıyı daha yakından tanımasını istiyordu. Osmanlıca ile çözüldü dilinin gamı... Artık Allah, Peygamber, Devlet, Vatan ve Bayrak edaları yükseliyordu zenci Musa'dan.

Adamıştı kendini, var oluş gayesine adamıştı. İlk koştuğu cephe Trablusgarp olmuştu. Bundan sonra Türk'e tehdit olacak her unsura tehdit olacaktı. Elinde bir valiz, hayatı işte onda saklıydı Zenci Musa'nın...

Gayesi için yaşayan insan, bir toplumun ve milletin en güçlü dava insanıdır. Değer olmak, mücadelenin özüne özlük katmaktır. Bizler genç nesiller atalarımızın çizgisinde gençliğimizi dinamiklik, ruh ve asaletle buluşturmalıyız. Buluşturduğumuz takdir de kendinden ve canından vazgeçmiş atalarımızın davasına dava olacağız.

Zenci Musa Trablusgarp’tan Balkan Savaşına, Çanakkale’den Kudüs’e, Yemen’den İstiklal Harbine kadar yangın neredeyse oraya koşmuş bu millet için canla başla mücadele etmiş bir yiğitleşmiş gayedir.

Milli mücadele için Anadolu'ya silah kaçırırken İstanbul civarlarında veremden dolayı vefat etmiştir. Ölümü de gayeyle gerçekleşmiştir. Ruh dediğin, ecdadın ruhu gibi olacak. Gayeye ruh katanlar...

Mücadelelerde toprağa kanını dökmüş kardeşleri, Zenci Musa'nın kanıyla can bulmuştur. Ruh dedik ya düşmana bile ruh yoklaması ve darbesi vuran kişidir Zenci musa. Yolculuğumuz sona yaklaşıyor. Bakıyoruz ki gerçekler bize şunları haykırıyor:

Fedakarlık ve feragat gösterecek yeni nesil bilsin ki 2000 yıllık devlet geleneğimizin timsalidir devletçi insan profili... Biz bu kaide-i esasa sahip çıkmalıyız. Toplum ve tarih vicdanı ülkemizin gençliğinde böyle tesir edecektir. Etmediği takdirde Zenci Musa'nın hayatını sığdırdığı çanta ve içindekiler bizi en büyük vicdan sorgulamasına götürecektir. Çantadakiler şunlardır:

BÜYÜK İMPARATORLUĞUN TOPRAKLARINI GÖSTEREN HARİTA... HER DAİM SADIK KALDIĞI SANCAK KOMUTANI EŞREF BEY... YOLA ÇIKTIĞINDA YOL ARKADAŞI KEFENİ... BU ÜLKE ZENCİ MUSALARA, TEŞKİLATIN MAHSUSANIN MUSASINA VE ARKADAŞLARINA ŞAHİTTİR!..




“Eşref Bey’in emireri zenci Musa / İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir / Ve Peygamber bu sayede göğe tırmanabilir…” Mehmet Akif Ersoy

Tarih bizlere genellikle zorlu savaşları, büyük komutanları, şanlı zaferleri ve akıllıca uygulanan stratejileri anlatmaktadır. Bu sayılanlar üzerine ciltlerce kitaplar yazılmış ve uzun övgüler dizilmiştir. Ancak tarihin bazı dönemlerinde öyle insanlar vardır ki yaptıklarıyla, söyledikleriyle ve yürekleriyle insanların içlerine işlerler ve tarih sahnesinde yerlerini alıp usta şairlerin şiirlerine bile konu olabilirler. İşte Kuşçubaşı Eşref Bey’in emireri Zenci Musa da böyle biriydi. İsmail Bilgin’in kaleminden roman türünde bizlere anlatılan “Zenci Musa Kuşçubaşı Eşref’in Sağ Kolu” isimli çalışma Timaş Yayınları’nın katkılarıyla bu ay kitapseverlerin beğenisine sunuldu. Eser, meraklıları için oldukça farklı bir hikayeyi, kendine has bir biçimde aktarıyor.

OKUR HİKAYEYE ORTAK OLUYOR

Eser daha ilk sayfalarından itibaren okuyucuyu içine çekerken İsmail Bilgin’in akıcı üslubu ve edebi tarzı sayesinde hikâyeye ortak olmamızı sağlıyor. Aslen Sudanlı olan ve Girit’te bir Türk mahallesinde başlayan Zenci Musa’nın hayatı Trablusgarb’tan Balkanlar’a, Yemen çöllerinden Anadolu’ya ve en son İstanbul’da Kurtuluş Savaşı’na destek olurken hastalığı nedeniyle inzivaya çekildiği Özbekler tekkesine kadar uzanıyor.


İSMİ AZ BİLİNEN KAHRAMANLARDAN

Zenci Musa, Teşkilat-ı Mahsusa Reisi olan Kuşçubaşı Eşref Bey ile Libya çöllerinde İtalyanlara karşı gösterilen mücadele sırasında tanışmış, savaşta gösterdiği başarılardan sonra Eşref Bey’in sağ kolu olmuş ve o günden sonra her görevde komutanının yanında yer almıştır. Öyle ki Balkan Harbi sırasında Edirne’nin geri alındığı savaşta Zenci Musa ön saflarda savaşmış, devletin ve milletin nerede ihtiyacı varsa Musa orada olmaya gayret göstermiştir. Romanda Zenci Musa’yı bazen komutanı Kuşçubaşı Eşref ile gizli bir görev için Arap çöllerinde 300 bin altını Yemen’e ulaştırmaya çalışırken bazen Karaköy limanında hamallık yaparken bazen de İstiklal Harbi için Anadolu’ya silah kaçırılmasına yardım ederken buluyoruz.

Kut’ül Amare, Kuşçubaşı Eşref, Elveda Balkanlar ve Medine Müdafaası romanlarıyla okuyucusunun beğenisini kazanan İsmail Bilgin yine tarihimizde ismi az bilinen kahramanlardan biri olan Zenci Musa’nın öyküsünü “Zenci Musa Kuşçubaşı Eşref’in Sağ Kolu” isimli kitabıyla ve eşsiz anlatımıyla bizlere sunmaktadır.

Sudanlı bir Osmanlı kahramanı: Zenci Musa

Aslen Sudanlı. Girit’te doğmuş. Dedesi tarafından Kahire’de yetiştirilmiş. Tam bir Osmanlı terkibi. Belki de Zenci Musa’yı Zenci Musa yapan o iksir bu terkiptir. Muaz Ergü yazdı.

Tarih her zaman büyük kralları, güçlü komutanları, zeki taktikleri, usta stratejileri anlatmaz bize. Anlatılanların içinde en çok da yüreğinden, idealinden, adanmışlığından başka hiçbir şeyi olmayan kahramanların sımsıcak öyküleri sarıp sarmalar. Tek başına tarihi omuzlayan kavi omuzlar… Ömrünü inandığı değerler uğruna harcamaktan sakınmayan yiğitler… Ve ömürlerini feda ettikleri yolda hiçbir kazanç beklemeyen iman erleri… Belki de tarih, uzun yürüyüşünü bu adanmışlarla sürdürür. Ve geriye bir tek bu yiğitlerin yüreğimizde bıraktığı o namütenahi rüzgârlar kalır. İnsanlığa verdikleri o ulvi ders kalır geride. Ve sert dünyaya verdikleri ruh…

Zenci Musa da o inanmış, adanmış ruhlardan biridir. Hayatı baştan ayağa bir fedakârlık…Aslen Sudanlı. Girit’te doğmuş. Dedesi tarafından Kahire’de yetiştirilmiş. Tam bir Osmanlı terkibi. Belki de Zenci Musa’yı Zenci Musa yapan o iksir bu terkiptir. Yetiştiği dönem ne yazık ki Osmanlı’nın ölüm kalım mücadelesi verdiği zamanlardır. Koca çınar yüzlerce cephede savaşmak zorunda kalmış ve adeta kurumaya yüz tutmuştur. Musa, Libya’da Osmanlı ordusu ve Şeyh Sunusi’nin İtalyanlara karşı verdikleri mücadeleyi duyar ve Kahire’den Libya’ya gider. İşte bundan sonra vatan için, din için, haysiyet için vereceği savaş hiç bitmez; ta ki ölünceye değin. Osmanlı nerede savaşıyorsa Zenci Musa da oradadır.

O, sonuna kadar hak ettiği bir şeyi bile elinin tersiyle itebiliyor

Zenci Musa Libya’da Kuşçubaşı Eşref’le tanışır ve birbirlerinden neredeyse hiç ayrılmazlar. Kuşçubaşı’nın emir eridir. Kuşçubaşı’yı adeta baba beller. Libya’daki mücadeleden sonra Batı Trakya Cumhuriyeti’nin kurulduğu ve Edirne’nin tekrar alındığı savaşın en öndeki kahramanlarındandır. Baş döndürücü bir hızla her yerde görünen, savaşan bir akıncı gibidir. Mehmed Akif,  “Eşref Bey'in emir eri Zenci Musa / İsa Peygambere omuzlarını ödünç verir / Ve Peygamber bu sayede göğe tırmanabilir” diyerek anlatmaktadır Sudanlı Musa’yı.

Musa, Kuşçubaşı’yla birlikte gizli bir görev için Arabistan’a gider. Üçyüzbin Osmanlı altınının Yemen’de Tevfik Paşa’ya teslim edilmesi gereklidir. Kuşçubaşı ve askerleri Hayber’de İngiliz/Bedevi askerleri tarafından kıstırılır. Eşref Bey İngilizlere esir düşer. O karmaşada Zenci Musa altınları kaçırarak yerine ulaştırır. Ulaştırır ama aynı zamanda Eşref’in esir edilmesi nedeniyle birbirlerinden ayrı düşerler. Yıllar boyu süren cephe arkadaşlığı, kardeşliği sona erer. Bir daha da görüşemezler.

Musa, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle İstanbul’a gelir. Anadolu’daki istiklal mücadelesine destek için buradadır. Parası pulu, kalacak yeri yoktur. Devlet erkânından paşalar O’na emeklilik teklif ederler. O, “ben bu yoksul, garip milletten emekli maaşı alamam” diyerek reddeder. O kalacak yeri olmayan Sudanlı Musa’nın bu cevabı aslında çok manidardır. Bu ruha ne de çok muhtacız. Şimdi herkesin gözü makamda mevkide. Acaba bir koltuk kapabilir miyim hesabında insanlar. O, sonuna kadar hak ettiği bir şeyi bile elinin tersiyle itebiliyor. Daha sonra Karaköy Gümrüğünde kahyalık teklif edilir. “Ben kâhyalık yapmam. Onu yaşlı bir Müslüman yapsın. Ben hamallık yapsam da olur.” Karaköy Gümrüğünde hem hamallık yapar, hem de geceleri Anadolu’ya silah kaçırılmasını sağlar.

İngiliz küstahlığına bir Müslüman şamarı

İngiliz komutan General Harrington bir gün gümrükte gezerken Zenci Musa’yı gösterirler. Hani İngilizlerden üçyüzbin altın kaçırmıştı ya. Komutan, “bizimle çalışırsan seni altına boğarım” diyerek Musa’ya bir teklif yapar. Musa ise şu cevabı verir: “Her teklif herkese yapılmaz. Bu teklif beni rencide eder. Benim devletim Osmanlıdır. Bayrağım ay yıldızlı bayraktır. Komutanım Eşref Bey’dir. Bu iş bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek.” Evet, tarihî bir cevap, hiç akıldan çıkarılmayacak… Bir iman eri ancak böyle bir şey söyleyebilir. İngiliz küstahlığına bir Müslüman şamarı.

Bunca mücadele, bunca koşuşturmacada Musa’nın güçlü bünyesi zayıf düşer. Verem olur. Bir sanatoryuma yatırılma teklifini dahi kabul etmez. “Benim yerime orada daha muhtaç Müslümanlara bakılsın” der. Bavulunu alıp Özbekler Tekkesi’ne yerleşir. Bir süre sonra burada vefat eder. Bavulundan bir Mushaf’ı Şerif, Osmanlı haritası, Eşref Bey’in fotoğrafı ve kefen bezi çıkar.

Sudanlı Zenci Musa Trablusgarp’ta, Balkan Cephesinde, Çanakkale’de, Kudüs’te, Yemen’de ve Anadolu’da İstiklal Harbinde canhıraş bir gayret ve emekle mücadele etmiştir. Kuşçubaşı Eşref O’nun ölümünü duyduğunda şunu söylemiştir: “Ben Malta’dan kurtulup, Milli Mücadele’nin bayrağını açanlardan biri olmak şerefine mazhar olduğum günlerde, Musa o benim Arabım, veremden ölmüş.”

Selam olsun Zenci Musa’ya!...

Muaz Ergü yazdı

Not : BU YAZININ BİR BÖLÜMÜ EKİP ÜYEMİZ MUHİTTİN TAHA ÇALIK’IN DERLEDİĞİ KAYNAKTAN EDİNİLMİŞTİR.