• BİYOGRAFİ DOSYASI : 1974 KIBRIS ÇIKARMASI KAHRAMANI E. ALB. MUZAFFER TEKİN KOMUTANIMIZI TANIYOR MUSUNUZ ???
  • Yayın Tarihi : 9 Nisan 2020 Perşembe
  • Kategori : BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?

1974 KIBRIS ÇIKARMASI KAHRAMANI E. ALB. MUZAFFER TEKİN KOMUTANIMIZI VEFATININ 5. YILINDA SAYGI, SEVGİ VE ÖZLEM İLE ANIYORUZ.

 ÖZEL BÜRO NOTU : BUGÜNE KADAR ÇOK DOSTUM, AĞABEYİM, KARDEŞİM OLDU. BAZILARI SİVİLDİ, BAZILARI SUBAY, ASTSUBAY, POLİS, ÖZEL HAREKATÇI, İSTİHBARATÇI GİBİ RESMİ ÜNVANLI KİŞİLERDİ. HEMEN HEMEN HEPSİNİ SEVGİ VE SAYGI İLE HATIRLARIM. HATIRALARIMDA HEPSİNİN DEĞERLİ BİR YERİ VE ANISI OLDU. CAN ARKADAŞLARIMDI. BELKİ ÇOK AZ SAYIDA KİŞİ BUNA DAHİL DEĞİLDİR. ONLAR DA ÇOK MÜHİM DEĞİL Kİ ÖNEMSEMİYORUM. AMA BAZILARI VAR Kİ HEM TANIŞMAKTAN HEM DE AYNI ÇORBAYA KAŞIK SALLAYACAK KADAR KADER BİRLİĞİ YAPMAMIZDAN DOLAYI BÜYÜK BİR MUTLULUK VE GURUR İÇİNDEYİM. BUNLARIN EN BAŞINDA GELİR BENİM MUZAFFER YÜZBAŞIM. YÜZBAŞIM DEYİŞİM LAFIN GELİŞİ. HÜKÜMET KOMUTANIMIN GASP EDİLEN HAKKINI GERİ VERDİ VE VEFAT ETTİĞİNDE ARTIK O BİR EMEKLİ ALBAY’DI. KOMUTANIMI BURADA KISACA ANLATMAK ONA HAKSIZLIK OLUR. KENDİ WEB SİTESİNDE http://www.muzaffertekin.com.tr  KOMUTANIMIZI KAPSAMLI ŞEKİLDE ANLATTIK. AŞAĞIDA J. Kurmay Albay Mustafa Önsel’in MUZAFFER YÜZBAŞIM İLE İLGİLİ BİR ANISINI OKUYACAKSINIZ. BELKİ DE GÖZLERİNİZ DOLACAK. BEN HAYATIM BOYUNCA ÇOK YURTSEVER TANIDIM AMA MUZAFFER YÜZBAŞIM BEYFENDİ KİŞİLİĞİ, NEZAKETİ, BİR TÜRK SUBAYINDA DOĞAL OLARAK BULUNAN VAKUR TAVRI, CESARETİ, BİLGELİĞİ İLE EN ÖNLERDE BULUNUR. HANİ DERLER YA “NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR” DİYE. O ŞEKİL. KENDİSİNİ ERGENEKON TİYATROSUNA BERABER FİGÜRAN OLDUĞUMUZDA TANIDIM. TANIR TANIMAZ DA ÇOK SEVDİM. SICAKKANLI VE SAMİMİ TAVIRLARI İLE TÜM SANIKLARIN SEVDİĞİ VE SAYGI DUYDUĞU BİR İNSANDI. TOPRAĞIN BOL, MEKANIN CENNET OLSUN KOMUTANIM. YATTIĞIN YERDE RAHAT UYU. ERKUT ERSOY & İSTİHBARAT UZMANI & ÖZEL BÜRO GRUBU

E. ALB. MUZAFFER TEKİN KİMDİR ??

Muzaffer Tekin, 28 Ekim 1950 tarihinde  babasının subay olarak görev yaptığı Çankırı ilinde  dünyaya gelmiştir. Annesi rahmetli Handan Tekin hanımefendi, Rumeli’ den 1924 yılında Akşehir’e yerleşmiş olan köklü bir evlad-ı fatihan aileye mensuptur. Baba tarafı ise yedi göbek asker  bir aileden müteşekkildir. Merhum babası, Salih Raci Tekin Kocamustafapaşalı olup P.Kd. Alb. rütbesiyle ordudan emekli olmuştur. Baba Salih Raci Tekin üstün karakter ve mesleki başarılarından ötürü çevresinde derin izler bırakmış, yıllar geçmesine rağmen halen saygı ile yâd edilen bir isimdir. Dede, Kaymakam (Yarbay) Ahmet Rıza Bey, Atatürk’ ün sınıf ve silah arkadaşıdır. Anılarında, 57 muharebe ve müsademeye girdiği yer almaktadır. I.Dünya savaşında ordumuz, Kanal Harekâtında İngilizlere esir düşünce Hindiçin’e esarete gönderilmiş ve altı yıllık esaretin ardından İstanbul’a dönmüştür. Ahmet Rıza Bey’in babası da tarihe adını altın harflerle yazdırmış Çanakkale boğaz komutanı Cevat Paşadır. Cevat Paşanın babası Gelibolu Sancak Bey’i Ali Naşit Beydir. Onunda babası Yeniçeri Ağası, Örneksiz Mustafa Ağadır.

İlköğrenimini Bahariye İlkokulunda, orta öğrenimini Kadıköy Ortaokulunda tamamlayan Muzaffer Tekin, 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesinden ve 1972 yılında da Kara Harp Okulundan P.Tğm. rütbesiyle mezun olarak çocukluğundan beri hayalini kurduğu askerlik mesleğine adımını atmıştır.

İlk görev yeri olan Bolu Komando Tugayında bir yıl süren kıta hayatının ardından Kıbrıs Barış Harekâtına katılmıştır. Harekâtta en çok muharebeye giren takımın komutanı olan Muzaffer Tekin, Üstün cesaret ve feragat altın madalyası ile taltif edilmiştir. Başta, Bolu Komando Tugayının efsane komutanı Sabri Demirbağ olmak üzere, harekâtın kurmayları tarafından; Teğmen rütbesiyle Kıbrıs Barış Harekâtının seyrini değiştiren subay olarak nitelendirilmiştir. Yavru vatanda, bir kadirşinaslık örneği olarak muharebelerin geçtiği bir tepeye onun ismini vermiştir.

Kıbrıs ta bir yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra  Türkiye’ ye dönen Muzaffer Tekin 1975-1978 yılları arasında Bolu Komando Tugayında görev yapmıştır. Bu görevi esnasında 1975 yılında Müge hanımefendiyle evlenmiş ve bu birliktelikten kızları Özge dünyaya gelmiştir.

1978 yılında mecburi şark hizmeti için atanmış olduğu Ağrının Patnos ilçesinde göreve başlayan Muzaffer Tekin 1982 yılına kadar bölük komutanlığı ve merkez komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. Görev süresi içerisinde bağlı bulunduğu taburu ile 1980 yılında iç güvenlik harekâtında görev yapmak üzere Tunceli’ ye intikal etmiş ve burada da Merkez Bölük Komutanlığı göreviyle son derece çetin şartlarda üstün hizmetlerde bulunmuştur.

1982 yılında tayin olduğu Tuzla Piyade Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı emrinde Sb. Astsb. Kurs Bl. K.lığı, Özel Çavuş Kurs Bl. K.lığı ve Yd. Sb. Bl. K.lığı görevlerinde bulunmuştur. Özellikle son görev yaptığı 8.Yd. Sb. Bl. K.lığı görevinde yetiştirdiği öğrenciler kılık, kıyafet ve yürüyüşlerinden ayırt edilmişler, aldıkları sıkı eğitim sayesinde, kıtalarında muvazzaf subaylar kadar başarılı olmuşlardır.

Askerlik mesleğine tutkuyla bağlı olan Muzaffer Tekin için Alay Nöbetçi Amiri olduğu 18 Mart 1985 tarihi hayatının seyrini bütünüyle değiştirmiştir. Bu tarihten üç ya da dört gün önce Tuzlada bulunan bir gazinoda dört teğmen, teğmen oldukları bilinerek gazino sahipleri tarafından darp edilmiştir. Tekin’ in nöbetçi olduğu gece ise söz konusu gazinoda gerçekleşmiş olan baskın neticesinde hasar ve darp olayı meydana gelmiştir. Bilahare bu olayla ilişkilendirilen Muzaffer Tekin toplu ızrar ve azmettirmek iddiasıyla askeri mahkemeye sevk edilmiş, fakat olayı yapan tek bir teğmen tespit edilememiştir ve buna müteakip mahkeme süreci devam ettiği halde görevine iade edilmiştir. Akabinde ise Askeri Şura kararı ile mahkemenin neticesi beklenilmeden, tamamıyla sicil yönetmeliğine aykırı uygulamalar ile mümtazen terfi durumunda olmasına karşın, mesleğinin zirvesinde re’sen emekliye sevk edilmiştir. Sivil mahkemeye intikal etmiş hukuki sürecin sonunda ise Yzb. Muzaffer TEKİN kendisinin Yüksek Askeri Şura kararları sonucu Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesine neden olan bu olaydan beraat etmiştir.

Silahlı kuvvetlerden bu şekilde koparılması o dönem kendisini tanıyan, tanımayan büyük bir kitleyi teessüre itmiştir. Görev yaptığı süre boyunca kurum içerisinde öyle derin izler bırakmıştır ki, sonraki yıllarda makam ve memuriyeti olmamasına rağmen görevdeki bir insanın bile nadir görebileceği saygı, sevgi ve ilgiye mazhar olmuştur. En az görevdeki bir insan kadar, ayrıldığı kuruma vefa, sadakat ve muhabbet duyguları her daim devam etmiştir.

1985 yılında ordudan ayrılmasıyla başlayan süreçte 21 yıl mütevazı bir hayat süren Muzaffer Tekin 2006 yılında gerçekleştirilen ve 2. Daire Üyesi Yücel Özbilgin’ in şehit edildiği menfur Danıştay suikastıyla ilintilendirilerek gözaltına alınmıştır.

Bu gözaltı süreci ülkemizde sonraki yıllarda örneğini sıkça yaşayacağımız tertiplerin işaret fişeği olma niteliği taşımaktadır. Muzaffer Tekin, ortada en ufak delil, bulgu, kesinleşmiş yargı kararı yokken görsel ve yazılı basında menfur Danıştay suikastının kilit ismi, azmettiricisi olarak Türkiye’nin gündemine oturtulmuştur. Yıllar önce emekli olmasına rağmen medyada asker kimliğinin sürekli gündeme getirilmesi üzerine ayrıldığı kuruma zarar vermemek amacıyla intihar girişiminde bulunmuştur.

Muzaffer Tekin, dört gün süren gözaltı sorgu süresinin ardından savcılıkça serbest bırakılmış, hazırlanan iddianamede, adının dahi geçmesine lüzum görülmeyerek aklanmıştır. Bu olayda bağımsız yüce yargı, medya destekli yoğun siyasal baskı altında olmasına rağmen adaletten ödün vermemiştir.

Menfur saldırıdan yaklaşık bir yıl sonra Haziran 2007 tarihinde Ümraniye?de bir gecekonduda ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturma çerçevesinde başlayan gözaltılar da tıpkı bir yıl önce olduğu gibi yine hedefte o vardır. Bombanın sahibi olduğu iddia edilen kişi unutulup kilit isim yine Muzaffer Tekin olacaktır. Yayın yasağı olmasına rağmen, hukuk yok sayılarak, basın Danıştay olayının kilit ismi, azmettiricisi olarak onu takdim etmiştir.Malum medya provokatif yayınlarında başarılı olmuş, neden ve nasıl olduğunu anlamadan tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Tutuklandıktan sonra da, Danıştay saldırısında olduğu gibi, çirkin, yanlı ve amaca hizmet eden haber kirliliği maalesef devam etmiştir.

Muzaffer Tekin neden ve nasıllarına cevap ararken, tutukluluğunun yedinci ayında 22 Ocak 2008 de ülke yeni bir operasyon haberiyle çalkalanmıştır. Gece sabaha karşı gözaltılar başlamış, resmi ağızlardan yapılan açıklamalarda 12 Haziran 2007 de Ümraniye de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturmanın devamı niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Şok gözaltılar la soruşturma yeni bir boyut kazanarak devletin içinde “Ergenekon” isimli bir örgüt bulunduğu, bunun da “derin devlet”in temelini oluşturduğu iddiaları ülke gündemine damgasını vurmuştur.

Ülkede yaşanan ideolojik değişimin ilk kurbanı olan Muzaffer Tekin yöneticisi olmakla suçlandığı örgütün adından ilk kez bu dönemde haberdar olmuştur.

Müteakip aylarda da dalga dalga gözaltılar ve tutuklamalar devam etmiş, hedefte hep, ulusal devlete sahip çıkan TSK, yargı, üniversiteler ve vatanseverler olmuştur.

İddianamede, sözde örgüt Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olayı ve Danıştay suikastıyla suçlanmaktadır. 20 Ekim 2008 de Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki mahkeme salonunda görülmeye başlayan yargılamalar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yürütülmektedir.

—————————ºº°ºº—————————-

Ergenekon davası sanıklarından olan, sınıf arkadaşı Rafet Arslan’ın savunmasında Muzaffer Tekin:

“…evet ben Muzaffer Tekin?in dostuyum, kardeşiyim. Bundan da büyük bir onur duyuyorum. Muzaffer benim mahallemde çelik çomak oynarken tanıştığım biri değildir. 40 küsur yıl evvel bu ülkeyi cumhuriyeti can bedel korumaya omuz omuza yemin ettiğim devre arkadaşımdır. Silah arkadaşımdır, kardeşimdir. Bulunduğumuz ortamlarda, bizim için hayat denen askerlik mesleğinde temayüz etmiş bir insandır. Her meslekte saygınlığı hak etmiş insanlar vardır. Bir icadı gerçekleştiren fizikçi kimyacı mucit, içti hat oluşturacak bir kararı gerçekleştirmiş hukukçu, yeni bir ameliyat ve tedavi yöntemi gerçekleştirmiş hekim nasıl meslektaşları arasında saygın, üstün ve ayrıcalıklı bir yer ediniyorsa, askerlik mesleğinde de savaş kahramanları gaziler, yiğitler, alperen ruhlu savaşçılar ayrı özel müstesna bir yere sahiptirler. Muzaffer Tekin de bir savaş kahramanıdır. Makam ve mansıp mücadelesinde kelepir sevdasından uzak, kendisini çevresine göre, sevgiye göre ayarlamış bir muhabbet fedaisidir. Sırf bu düşüncelerle 375 teğmenin istikbali için canından çok sevdiği mesleğini bir günde feda edebilmiştir. Bu nedenle sadece benim değil bütün arkadaşlarının ast üst bütün görev yaptığı kişilerin sevgi saygı ve muhabbetini hak eden biridir. Fazilet ve haysiyet kavramlarına dost, gönlünü hep iyilik yapma düşüncesine göre akort etmiş birisidir. Başına gelen musibetlerin sebebi de budur. Bu nedenle sevilir sayılır. Çünkü yiğittir mukaddes bildiği şeylerin ufkunda Şehbal açmanın delisidir e elbette ki böyle bir dostun hastanede, hapishanede, kara gününde, dar gününde yanında olacağım bunu da büyük bir zevkle ve gururla yapmaya devam edeceğim. İlişkilerinde aldatma, ibadetinde gösteriş gönlünde garez ve kin olmayan bir dostu elbette ki hak ölçüleri içerisinde sevmek ve ona karşı bu mürüvvetten ayrılmamak her onurlu insanın şiarı olmalıdır. Böyle olduğum ve böyle bir dosta sahip olduğum için kendimi bahtiyar addediyorum.   Muzaffer Tekin bu özelliklerinden dolayı izzet ve itibar gördüğü kurumun yıpratılması projesinde ilk hedef seçilmiş medya destekli siyasi bir komplonun odağına konulmuştur. Sadece hayal ve kanaat planında tahakkuk ettirilen bu iftira ve itibar linçi seyrü seyahati ilhat ve inkar hesabına kapkara bir şartlanmışlık içerisinde yapılmıştır. Böylesi bir zulme muhatap olmuş dostumun yanında olmam yardımına koşmam onu savunmam ise bugün buralarda olmamla noktalanmıştır.”   (80.celse, 05.04.2009)

MUZAFFER TEKİN İÇİN

Ey Asakir-i berriye-i Şah-ı merdan.
Ey bu vatan için feda-i can.
Fitne fesat kumpasların kurbanı.
Savaşın kartalı,eşsiz kumandan.

Miralay Salihten gelmekte huyun.
Ahmet Rıza, Örneksiz Mustafa’dandır soyun.
Secereni tarih yazmış hakkıyla.
Secaat timsali ashabın,boyun

Adaya ilk inen bayraktar o dur.
Şahadet murad eden dualı şuur.
Ey güneşten kıvılcımlar çakan namlular.
Ey meydan-ı gaza, tarihe yepyeni bir Zafer duyur.

Yer, gök toz duman,düşman amansız.
Tepede mitralyoz,ölüm kusar insafsız.
Tam siper her taraf, ölüm mukadder.
Şimşekler çaktı gözleri, hücum dedi, apansız.

Allah, Allah nidalarıyla inledi asuman.
Sanki bir taburdu hücuma kalkan.
Urum şaştı, bu imkansız taarruza.
Zafer istedi asker, Zafer verdi yaradan.

Eğildi beş parmaklar,ihtiramda dağlar.
Selam durdu karşıdan Aladağlar, Toroslar.
Hala o tepededir zafer bayrağın.
Hep seni arar, hep seni sorar,sesini duymaz zindanlar.

Savaşın kartalını zindanlara koydular.
Yalan yanlış iftirayla; Osmanları buldular.
Hak bilir, birgün gerçek elbet çıkar ortaya.
Yıkılır zindanlar gümbürtüsü arştan duyulur.

Yok ötesi tarumar oldu vatan.
Şüheda ağlıyor, yok kabrinde rahat yatan.
Lalezar bozuldu, güller döküldü.
Güya itibar yüklüdür o hain-i vatan.

Ahde vefa kalmamış, anlarım.
İhanet mültezem, hakkı ararım.
Kara bir kinle husumet niye?
Ben vicdan ile hükmü; adalet sayarım.

Şimdi ol kubbede hazan mevsimi.
Tadı yok,yerin göğün; böyle bilsin Nesimi.
Aslanları çakal boğsa ne ola?
Bir ölür, bin doğarız. Kısamazlar sesimi.

Saltukoğlu Rafet bunu böyle eyledi.
Ne bir fazla,pek çoğunu eksik bile söyledi.
İftiranın günahından korksunlar.
Öte yandan hesap ağır olsada,bu dünyada hesap bitsin istedi.

El Safiu’dan niyaz edip diledim.
Kardaşıma, sağlık, sıhhat istedim.
Pek yakındır, bahar açar burada.
Korkan korktu; ben hep bildiğimi söyledim.

Mustafa Rafet Saltukoğlu

—————————ºº°ºº—————————-

Balyoz davası sanıklarından, J. Kurmay Albay Mustafa Önsel’in “Beşiktaş’ta Sırtlan Pusu’su” adlı kitabında  Muzaffer Tekin:

“Zafer tepe” ismi nereden gelir bilir misiniz?

Söz konusu olayda bir isim daha öne çıkıyordu; Muzaffer Tekin. Piyade okulunda bir asteğmen bölüğünün Bölük Komutanı olarak görev yapıyordu o zamanlar. Rütbesi yüzbaşıydı.

Astı, üstü herkes ondan kahraman diye bahsediyordu. Sadece astları değil, üstleri de kendisine saygı duyuyordu. Kıbrıs savaşında yaptıklarını kendisinden değil, arkadaşlarından, ders hocalarımızdan dinliyor, kendisine içten içe hayranlık duyuyorduk.

Yürüyüşüyle, duruşuyla emsallerinden farklı bir subaydı Yüzbaşı Tekin. Kışlada pek çok bölük vardı ama en olumsuz hava şartlarında bile eğitim yapan bir tek bölük olurdu. O da Muzaffer Tekin’in bölüğü.

Kıbrıs savaşına teğmen olarak katılmış, gösterdiği üstün cesaret ve feragat nedeniyle bu rütbede altın madalyalı tek subay olarak tarihe geçmişti.

Kıbrıs ta cephe taarruzu ile ele geçirdiği tepeye ismini vermişlerdi: “Zafer tepe” Asker olsun diye yaratılmış birisiydi gözümüzde o zamanlar Muzaffer Tekin.

Lokantada kavga olduğu gün, Piyade Okulunun Nöbetçi Amiri Muzaffer Tekin idi. Olay ile ilgili sorgular sonucu Selimiye?de lokanta sahibi ve çalışanlarının karşısında çıkartılarak yüzleştirildik. Yüzleşmede kimse teşhis edilmedi. Ama mutlaka bir suçlu bulunmalıydı.

Bu olay iç kamuoyunda fazla yankı bulmamıştı ama dış basın olayı çarpıtarak vermiş ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı.

Söylenenlere göre; yabancı basın, örgütlerin terörünün askerlerce engellediğini, şimdi ise askerlerin mafya usulü saldırılar yaparak haraç vermeyenlere karşı terör estirdiklerini belirterek, “bu teröre kim dur diyecek” şeklinde yayın yapıyorlarmış. Hâlbuki ortada münferit bir olay vardı ve başka bir olay da vuku bulmamıştı. Ama kime anlatacaksın?

Bundan o zamanki yetkililer çok etkilenmişti haliyle. Buna sebep olanları mutlaka cezalandırmak niyetinde oldukları anlaşılıyordu. Çünkü sansürleme imkânı bulamadıkları Avrupa basını kendi halkından, kendi basınından kendi Ordu mensuplarından ve gerçeklerden çok daha önemliydi onlar için. Olay sonrası okula peş peşe komutanlar geldi.

En son dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının geldiğini hatırlıyorum. Her gelen gerginlik yaratıyor, bağırıp çağırıp gidiyordu. Amacın “bağcıyı dövmek” olduğunu anlayacak yaştaydık.

Sonuçta dayak yiyen dört arkadaşımız (dayak yedikleri için olsa gerek) ile Muzaffer Tekin’ in, bana göre haksız ve hukuksuz bir şekilde TSK ile ilişiğini kestiler.

Muzaffer Tekin, Nöbetçi Amiri olarak bütün sorumluluğu üzerine almış, herhangi bir arkadaşımıza zarar gelmemesi için kendi geleceğini hiçe sayan bir asil duruş sergilemişti. Bu asil durumun karşılığı, TSK’ dan atılmak oldu.

Ama o bu davranışını ile orada bulunan yaklaşık 350 teğmenin gönlündeki edebi yerini aldı…

Yirmi altı yıl sonra Muzaffer Tekin, “Ergenekon” isimli davadan, iftiralarla, yine haksız hukuksuz biçimde bu sefer cezaevine tıkılacaktı. Ben de benzer şekilde haksız hukuksuz bir şekilde “Balyoz” davasından tutuklanacaktım. O zamanlar nereden bilebilirdim yolumun, 26 yıl sonra Muzaffer Tekin ile bu sefer cezaevinde kesişeceğini?

Muzaffer Tekin cezaevindeyken, düzenlenen bir kanunla beraber hakları iade edilecek, kendisine emekli aylığı bağlanacak ve emekli Albay kimliği verilecekti. O da bana bu kimliğin renkli fotokopisini göndererek, sevincini paylaşmamı sağlayacaktı.

Daha nelerle, kimlerle kesişecekti kaderimiz? Onu da ilerleyen satırlarda anlatacağım.

“Ergenekon” davası denince aklıma bir kişi daha geldi. Söz konusu kişi, bu dava kapsamında ilk tutuklanan emekli General Veli Küçük’ tür…?

(Beşiktaş’ta Sırtlan Pusu’su, Mustafa Önsel, sayfa:87-88)