BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?


ÖZEL BÜRO NOTU : BU ÜLKEDE NE KAHRAMAN
BİTER NE DE ŞEREFSİZ. HER İKİSİ DE BU COĞRAFYANIN BİTMEYEN KARAKTERLERİ. AMA
ALLAHTAN KAHRAMANLAR DAHA ÇOK YETİŞİYOR Kİ 7 DÜVEL ÜSTÜMÜZE GELDİĞİ HALDE BAŞ
EDEMİYOR. MUSTAFA MUĞLALI PAŞA GİBİ BÜYÜK KOMUTANLARIMIZ BU ÜLKENİN BU BAYRAK
DALGALANDIKÇA EBEDİ KAHRAMANIDIR VE ŞÜKRAN İLE HATIRLANACAKTIR. AZİZ HATIRASINA
SAYGISIZLIK EDENLER DE GÜN GELECEK EŞSİZ DEĞERİNİ İDRAK EDECEK. ETMEZLERSE BİZ
ETTİRMESİNİ BİLİRİZ EVELALLAH.


BİR KAHRAMANIN HİKAYESİ
: ORG. MUSTAFA MUĞLALI VE 33 KAÇAKÇI OLAYI


Genel Kurmayın Bahçesindeki Heykelin hikayesini
bilmeyenlere….


Orgeneral Mustafa Muğlalı Olayı


Kıymeti bilinmeyen, sırf görevini yaptığı için
cezalandırılan insanların başında Mustafa Muğlalı Paşa gelir. O’na millet
olarak özür borçluyuz.


Vefatının üzerinden 58 yıl geçmesine rağmen Mustafa
Muğlalı Paşa Türk Milleti ile sorunu olan malum çevrelerin hala bir numaralı
boy hedeflerinden birisidir.


Mustafa Muğlalı ne yapmıştır da, yarım asırdır Türkiye’nin
ve Türklüğün düşmanlarının hedefi olmaya devam etmektedir.?


1882 yılında Muğla’da dünyaya gelen Mustafa Muğlalı, 1901
yılında Harp Okulunu, 1904 yılında Harp Akademisini bitirdi. Balkan savaşına
katıldı.. 1. dünya savaşı sırasında Adana Bölge Komutanlığı Kurmay Başkanlığı
yaptı. Bugünkü Milli İstihbarat Teşkilatı’nın nüvesi olan Teşkilatı Mahsusa’da
çalıştı, Onun devamı niteliğindeki Zabitan Grubu’nun kurucuları arasında
yeraldı. Zabitin Grubu’nun bir müddet sonra adını değiştirdiği ve yine Muğlalı
Mustafa Bey başkanlığında Yavuz Grubu olarak faaliyetini devam ettirdiği
anlaşılmaktadır.


Kurtuluş savaşına Tümen komutanı olarak katılan Muğlalı
Mustafa, 1922’de Albay 1927’de Tümgeneral oldu Soyadı Kanunu çıkınca, Muğlalı
soyadını aldı.


23 Aralık 1930’da Menemen’de devlete karşı ayaklanıp genç
Asteğmen Kubilay’ı şehit eden yobazları yargılayan Harp Divanının Başkanlığını
yaptı. Bir kısım Medyanın Mustafa Muğlalı düşmanlığının temelinde, bu
mahkemenin reisliğini yapması yatmaktadır.


1931-1939 yıllarında 1. ordu komutanlığı, iki kez yüksek
askeri Şura üyeliği ve 1943-1945 yılları arasında da 3. Ordu Komutanlığı yaptı.
Mustafa Muğlalı’nın haksızlığa uğramasına, 20 yıl hapse mahkum edilmesine yol
açan olaylar bu görevi sırasında cereyan etmişti.


1940’lı yıllar… İkinci Dünya Savaşı yılları, ülkede
yokluk yaşanıyor. İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve İran casusları ülkede cirit
atıyor. Doğu Anadolu ülkenin diğer kesimlerine nazaran daha karışıktır. Yabancı
ülkeler lehine casusluk iddiaları hergün ilgili makamlara ulaşı yor. Devlet
bölgede sıkıyönetim uyguladığı halde hırsızlık, kaçakçılık, eşkıyalık,
soygunculuk, ırza tecavüz eylemleri engellenemiyor.


Casus mu, hain mi, eşkiya mı olduğu belli olmayan bazı
gruplar, bölgede güvenlik sağlamak için canla başla çalışan askerleri de pusuya
düşürerek şehit ediyorlar ve kendilerine kucakaçan Irak ile İran’a kaçıp bir
süre saklandıktan sonra tekrar bölgeye dönüp eylemlerine devam ediyorlardı.


Bu çeteler, Türkiye’den büyük ve küçükbaş hayvanları
çalıyor, o sıralarda fiilen Rusların kontrolunda olan İran’a götürüp
satıyorlardı. Bu eşkıyalar Rus ve İran makamlarınca da korunuyordu.


Bu eşkıya genelde iki nüfus kağıdı taşıyordu. İran’da
İran, Türkiye’de Türk vatandaşı gözüküyorlardı. Bölge halkı bu eylemlerden
dolayı canlarından bezmişlerdi. İnsanlar kendilerini nasıl koruyacakları nı
bilemedikleri için orduya ve askere sığınıyorlardı…


Bölgedeki karışıklıklar artınca Orgeneral Mustafa Muğlalı,
çok deneyimli ve disiplinli bir asker olduğu için Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim
Komutanlığı’na getirilir. Hayatı savaşlarda geçmiş olan Muğlalı Paşa işi çok
sıkı tutar, canilere karşı amansız bir mücadele başlatır ve birtakım tedbirler
alır. Bu tedirlerler arasında; Siirt’teki gezici Jandarma Taburu’nun bu bölgeye
kaydırılması, çobanlar silahlandırılması , gezici ekipler kurulması da vardı.
Ayrıca, Paşa, eşkıyanın sınır ötesine kaçmasını önlemek için de emrindeki
birliklere Irak ve İran’a kaçan eşkiyayı takip ve “gerekirse vur”
emri verir.


1943 yılında Van’ın Özalp İlçesi’nin sınır bölgesinde
İran’a kaçmaya çalışan bir grup, güvenlik güçleri tarafından sıkıştırılır.
Çatışma çıkar ve dur emrine uymayan kürt eşkıyalardan 33 tanesi öldürülür..


Bu olaydan sonra bölgede az da olsa sükun sağlanır. Bölge
halkı Paşa’ya minnettar. Bölge huzur ve sükun içinde… İçişleri Bakanlığınca,
bölgede sükun sağlandığı için, Valiliğe, Jandarma komutanlığına teşekkür yazıları
yazılır.


20.Aralık.1943 tarihinde Van Cezaevinde yatan İsmail Özay
isimli bir mahkum, TBMM’ne yazdığı 
dilekçesinde; bu 33 kişinin kaçmalarının sözkonusu olmadığını, bilerek
katledildiklerini iddia eder, olaydan yaralı olarak kurtulup İran’da yaşayan
kardeşinin affedilmesini ve olayın tahkikini talep eder.


Adalet Bakanlığının Genelkurmay Başkanlığından kanunun
adli takibinin yapılmasını ilişkin talebine karşı, Mareşal Fevzi Çakmak’ın
verdiği yanıt yiğitçedir, Türk’çedir: “Ordu komutanı o günkü şartların
gereğini yapmıştır. Memleketin yüksek menfaati için gerekli tedbirleri
almıştır. Görevini yerine getiren bir komutanı mahkemeye veremem. Böyle Şey
olamaz.”


Fevzi Çakmak’tan sonra Genel Kurmay Başkanı olan Kazım
Orbay’da aynı tavrı sürdürür.


1945 yılında 2. dünya savaşı sona erer. Her şey normale
dönüşür.


1946 seçimleri sırasında bu olayı kendi lehlerine oya
tahvil etmek isteyen siyasetçiler bu olayı saptırırlar. Bir taşla birkaç kuş
vurulacaktır. İkinci dünya savaşı sırasında yabancı ajanların kaşıdıkları
Kürtçülük çıbanı yeniden kaşınarak olay oya tahvil  edilecek, Atatürk’ün yakın bir silah arkadaşı
zor durumda bırakılarak, şuur altlarındaki Atatürk düşmanlığına dayanan
aşağılık duygusu  tatmin edilecek,
Menemen olaylarında yargılamayı yapan kahraman bir asker yargılanarak gerici
çevrelere menemenin rövanşının alındığının mesajı verilecektir.


1946 seçimlerinden sonra Meclis’e giren Demokrat Parti
milletvekilleri bu olayı yeniden Meclis gündemine getirirler. Öne sürülen iddia
şudur: “Çatışma sırasında öldüğü iddia edilen 33 insan masumdu ve kurşuna dizildiler..”


Kıyamet kopar…


Muhalefet milletvekilleri bu olaydan Cumhurbaşkanı İnönü
ile Milli Savunma Bakanı Ali Rıza Artunkal, İçişleri Bakanı Hilmi Uran’ı
sorumlu tutarlar. İktidar ise Demokrat Parti’nin derdinin 33 masum vatandaşın
öldürülmesi değil, İnönü iktidarını yıpratmak ve oy toplamak olduğunu söyler.


Aylarca süren tartışmalardan sonra bu olay hakkında
Mecliste araştırma komisyonu kurulur. Araştırma komisyonu o yılların olağanüstü
şartlarını, o olay sayesinde sağlanan huzur ortamını, 33 eşkiyanın ülkeye
zararlarını, Mustafa Muğlalı’nın ülke sevgisini, hiç dikkate almaz.


Kin ve intikam duyguları içerisinde hareket eder.
Araştırma komisyonu hiçbir siyasiye, hiçbir bürokrata suç yüklemez. Tek suçlu
Orgeneral Mustafa Muğlalı ile Necdet Bilgez ve Bilal Bali isimli yedek
subaylardır.


Meclis Araştırma komisyonu kararından sonra dava açılır ve
1947 yılında emekli olan kahraman Mustafa Muğlalı Paşa yargı önüne çıkarılır.


Mahkeme, 1943 yılının şartlarına, o tarihte bölgede
cereyan eden olayların vahametine, o ortamın düşünce ve gereklerine göre değil
1948 yılının normal şartlarının havasına göre yürür. Muğlalı Paşa,yargılama
boyunca bir Türk komutanına yaraşır şekilde bütün sorumluluğ u üzerine alır ve
zamanın hükümetini hiçbir şekilde suçlamaz.


“Bu subaylara emri
ben verdim, onların suçu yoktur. Yaptıklarım suç ise tek suçlu benim” der.
Hakimin “Ya emrinizi yerine getirmeseydiler” sorusuna “O zaman
şakileri kendim vururdum.”
Yanıtını verir.


33 şakinin yok edilmesi sırasında oh diyenler, Muğlalı
Paşa’yı takdir edenler, alkışlayanlar, başka bir havanın, başka hesapların
insanı olmuşlardır. Oy kaygısı her şeyin önüne geçmiştir. Mustafa Muğlalı Paşa
Atatürk’ün silah arkadaşı olmasına rağmen, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu olay
karşısında parmağını bile kıpırdatmaz. Ve mahkeme sonucu gerçekten çok
hazindir:


Hayatını Türk Ordusuna ve Türkiye Cumhuriyetine adamış
olan Mustafa Muğlalı Paşa “33 masum(!) insanı öldürmek suçundan”  idam cezasına çarptırılır….


İŞTE REZALETİN PERDESİ..


Daha sonra cezası 20 yıl hapse çevrilir. 33 tane eşkıyaya
hak ettiği cezayı verdiği için ödüllendirmesi gereken Mustafa Muğlalı Paşa,
politik yalakalığın, siyaset oyunlarının kurbanı olur. Türk yargısının siyasi
kararlarından birisi olan bu yargılama sonucunda, tek mahkumiyet Mustafa
Muğlalı içindir.


Başka hiçbir kimse ceza almaz… Mahkeme, eşkıya
artıklarının ifadelerini Türk Askerinin ifadesine tercih etmiştir.


Mahkeme sonrası Askeri Yargıtay bu kararı bozar. İkinci
bir mahkeme dönemi başlar ama bu sırada kahraman Türk Ordusu’nun bir neferi
olan, bütün ömrünü Türk Yurdu’nun bağımsızlığına adayan Mustafa Muğlalı Paşa bu
durumu hazmedemez; bulunduğu cezaevinde kahrından 11 Aralık 1951 tarihinde, 70
yaşında vefat eder.


Türk gibi düşünen tek kurum olan Türk Silahlı Kuvvetleri,
Mustafa Muğlalı Paşa’nın naaşını Devlet Mezarlığına naklettirdi ve kahraman
Türk komutanlarının heykellerinin yer aldığı Genelkurmay bahçesindeki Ölmezler
Yolu’na O’nun heykelini diktirdi.


Bir dönem AÇILIM adı
altında “PKK artıkları”nın, “çakma haham”ların iftiraları ile
şerefli komutanlarımız içeri atıldı. Hatırlayalım. O günleri unutmadık. BALYOZ,
ERGENEKON, POYRAZKÖY, ZİR VADİSİ, ASKERİ CASUSLUK davaları adı altında nice
subayımıza zulüm çektirdiler, yıllarca hapis yatırdılar. ATATÜRKÇÜLER bunu hiçbir
zaman unutmayacaktır !!!! Böyle biline.