BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?


Tuncer BAYKARA :  ZEKİ VELİDİ
TOGAN HAYATI VE ESERLERİ (10.12.1890-26.07.1970)


26
Temmuz 2020


10 Aralık 1890’da
şimdiki Rusya Federasyonu’nun Başkırt Özerk Cumhuriyeti topraklarında
İsterlitamak (İşimbay) kazasının Küzen köyünde doğdu. Babası Ahmedşah, annesi
Ümmülhayat Hanım’dır. Hem baba hem anne tarafı eğitimli ve kültürlü bir aileden
gelmekte olup kendi ifadesine göre Arapça’yı babasından, Farsça’yı annesinden
öğrenmiştir. Daha sonra dayısı Habib Neccar’ın komşu köydeki medresesine
giderek Arap edebiyatı dersleri aldı; bu arada Rusça’ya başladı. Babasının
kendisini evlendirip köyünde imam (molla) yapma arzusunu öğrenince Kazan’a
kaçtı ve Kāsımiye Medresesi’nde eğitimini tamamladı.


Kazan’daki Rus
şarkiyatçıları ile tanıştı. Ardından Kāsımiye ve Ufa’daki Osmâniye
medreselerinde öğretici olarak çalıştı. Zeki Velidi, bir yandan mensubu
bulunduğu Başkırt toplumunun meselelerine eğilirken diğer yandan Türk tarihine
merak sardı. Bu konuda sürmekte olan dar çerçeveyi (Tatarlık veya Müslümanlık)
aşarak daha geniş bir Türklük anlayışını benimsedi. Kazan’daki Rus
şarkiyatçılarının desteğiyle iki defa Türkistan’a araştırma gezileri yaptı.
Rusya Meclisi’ndeki (Duma) mebuslara müslüman halk topluluklarının
meselelerinde yardımcı olacak heyete Başkırt temsilcisi seçildi ve 1915’te
Petersburg’a gitti. Orada siyasî işlerle uğraşırken bir taraftan da Rus
şarkiyatçılarıyla yakın ilişki kurdu. V. V. Barthold’un yardımıyla askere
gitmekten kurtuldu.


1917 Ekim
İhtilâli’nden sonra Başkırt halkının uyanan ümitlerini karşılamak amacıyla
siyasî hayata girdi. Başkırtlar’ın geleceğini, batısındaki Kazan Tatarları’yla
değil doğusundaki Türkistan Kazak-Kırgız, Türkmen ve Özbek Türkleri’yle
birlikte ele almayı düşünüyordu. Bundan dolayı Kazanlı siyasetçilerle görüş
ayrılığına düştü. Başkırt Özerk hükümetinin (Otonom Cumhuriyeti) kurulmasına
öncülük etti; savaş bakanı ve ardından hükümet başkanı oldu.


Rusya’daki iç
savaş yıllarında çarlık generallerinin baskısına karşı Sovyetler’le iş birliği
yaptı; bu yıllarda birkaç defa Lenin, Troçki ve Stalin gibi önderlerle görüştü.
Fakat Başkırt hareketi burada umulan sonuca ulaşmayınca Türkistan’a çekilerek
mücadelesini orada sürdürmeye karar verdi (1920). 1921’de kurulan Türkistan
Millî Birliği’nin başına getirildi. Türkistan’da bulunduğu otuz aylık dönemde
Basmacılar’la birlikte Bolşevik Ruslar’la mücadele etti. Öte yandan Enver Paşa
gibi dışarıdan gelen Türkler’le temas kurdu. Bu arada ilmî araştırmalara ve
kitâbeleri istinsah etmeye devam ediyordu.


Türkistan’daki
hareket Ruslar’ın büyük kuvvetler sevketmesiyle sona yaklaşırken 21 Şubat
1923’te İran’a geçti. Meşhed’deki kitaplıkta o zamana kadar metni bilinmeyen
İbn Fadlân’ın eserini buldu. Aynı yıl İran’dan Afganistan’a gitti; bir süre
Herat ve Kâbil’de incelemeler yaptıktan sonra Hindistan yoluyla Türkiye’ye
ulaştı. Ancak vizesi olmadığından Avrupa’ya gitmek zorunda kaldı. Bütün bu
yolculuklarında yanında Fethulkadîr Süleyman da (Abdülkadir İnan) bulunuyordu.
On sekiz ay süren Avrupa’daki hayatında İngiliz, Alman ve Fransız ilim
çevreleriyle temas kurdu.


Türkiye Maarif
Vekili Hamdullah Suphi’nin (Tanrıöver) daveti üzerine 20 Mayıs 1925’te
İstanbul’a geldi, ardından Ankara’ya geçti. 3 Haziran 1925’te Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı oldu. Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti üyeliğine
tayin edildi. Ankara’daki hayatı kendisini tatmin etmeyince İstanbul
Dârülfünunu Edebiyat Fakültesi’nde Türk tarihi muallimliğine getirildi (26 Ocak
1927). Köprülüzâde Mehmed Fuad Bey’in başında bulunduğu Türkiyat Enstitüsü
vasıtasıyla V. V. Barthold’u Türkiye’ye davet ettirdi. Barthold’un İstanbul’daki
konferanslarında onun tercümanlığını yaptı.


1930’da Ankara’da
kurulan Türk Tarihi Tetkik Heyeti’ne ve sonrasındaki cemiyetin hazırladığı
tarih kitabına eleştirilerde bulundu; halbuki buradaki bilgiler Atatürk’ün de
onayını almıştı. Tenkitlerini 1932 Temmuzunda Türk Tarih Kongresi’nde
tekrarlayınca Reşid Galib, M. Şemsettin (Günaltay) ve Sadri Maksudi (Arsal)
beylerin sert tepkileriyle karşılaştı. Bunun üzerine üniversitedeki görevinden
istifa ederek Viyana’ya gitti. 6 Haziran 1935’te İbn Fadlân üzerindeki
doktorasını tamamladı ve Almanya’da Bonn Üniversitesi’nde çalıştı.


1938’de Göttingen
Üniversitesi’ne geçti; ertesi yıl yaklaşan dünya savaşı sebebiyle Türkiye’ye
dönüp 1 Eylül 1939’da yeniden İstanbul Üniversitesi’nde göreve başladı. 1944
Mayısında Turancılık hareketi içinde bulunmasından dolayı tutuklandı ve on beş
ay kadar hapiste kaldı. Sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı; önce mahkûm
olduysa da Askerî Yargıtay’ın bozma kararı üzerine 1945 Ekiminde tahliye edildi
ve 31 Mart 1947’de beraat etti. Üniversitedeki görevine 1948’de dönebildi.
1951’de İstanbul’da toplanan XXII. Müsteşrikler Kongresi başkanlığını yaptı.
Daha önce kapanan İslâm Tetkikleri Enstitüsü’nün 1953 yılında yeniden
kurulmasını sağladı ve ilk müdürü oldu. 1970 yılına kadar İstanbul Üniversitesi’ndeki
görevine devam eden Togan nisan ayında geçirdiği bir ameliyattan sonra 26
Temmuz 1970’te vefat etti ve Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verildi.


Aslında bir ilim
adamı olan Togan’ın siyasî yönü şartların zorlaması sonucu ortaya çıkmıştır. 1917
Ekim İhtilâli’nin ardından Başkırt halkına yararlı olmak amacıyla siyasete
girmiş ve Harbiye nâzırı olarak etkili olmuştur. Türkistan bağımsızlık
hareketinin temsilcisi sayılan Togan, Türkiye’ye gelip ilimle uğraşmaya
başladıktan sonra siyasî faaliyetlerini geri planda tutmuş, fakat büsbütün
terketmemiştir. II. Dünya Savaşı’nda Almanlar’ın doğu cephesindeki ilk
başarılarının Başkırtlar için bir kurtuluş sağlayacağına inanmış, bu maksatla
bazı hareketlere girişmiş, ancak Turancılık adına Türkiye’de Sovyetler
aleyhinde çalışmakla suçlanmıştır. 1946 sonrasında değişen şartlarda Başkırt
halkı ile az da olsa ilgilenmeye devam etmişse de oradakilerin zarar
görmemesine özen göstermiş, kaleme aldığı hâtıralarında bazı isimleri bile
kaydetmemiştir.


Zeki Velidi Togan,
bilginin kaynaklarına vasıtasız inme ve kaynaklara dayanarak sentez yapabilme
kabiliyetine erken yaşlarda sahip olmuştur. 1914’teki Türkistan seyahatinde
Kutadgu Bilig’in yeni bir nüshasını bulmuş, 1923’te İbnü’l-Fakīh’i, 1930
sonrasında Hârizm dili kalıntılarını keşfetmiştir. 1925’lerden itibaren
İstanbul kütüphanelerinde mevcut yazma eserlerdeki önemli bilgileri
toplamıştır. Aynı zamanda Türkistan ilim geleneğinin Batı bilimiyle sentezini
temsil ediyordu. Dayısı Habib Neccar ve babası yoluyla Kuzey Türklüğü’nün, bu
yolla da Türkistan ilim geleneğinin mirasçısı idi. Ayrıca Barthold ve
Dopsch’tan çok etkilenmişti. İlmî kanaatlerini kimseden çekinmeden söylerdi.
Yeni bilgiler öğrenmeyi ve araştırmacı özelliğini hayatının sonuna kadar devam
ettirmiş, hasta yatağında Oğuz destanı üzerinde yeni yorumlar yapmıştır.


Üniversalizme
kaçan bir tarih anlayışına sahip bulunan Zeki Velidi Togan bir Türk ve Müslüman
kimliğiyle tarih dünyasında etkili olmuştur. Türk tarihinin özelliklerinin
bilincinde olup bu konularda ödün vermemiş, mücadeleci yönünü milletlerarası
kongrelerde yansıtmıştır. Türk tarihçiliğinin XX. yüzyıldaki en etkili
şahsiyetlerinden olan Togan, Fuad Köprülü ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nde
Türk kavramının aslî özelliklerinin belirlenmesinde ve Hollandalı Türkolog Karl
John’ın Orta Asya tarihiyle ilgilenmesinde katkıda bulunmuştur. Onun siyasî ve
ilmî faaliyetlerine dair 1990 sonrasında birçok yayın çıkmış, Özbekistan’dan
Muhammadcan Abdurahmanov, Togan’la ilgili bir doktora çalışması yapmıştır (2005).


Eserleri.


Togan ilk
araştırmalarına 1908’lerde başlamış ve çalışmalarını hayatı boyunca
sürdürmüştür. Başlıca eserleri şunlardır: Türk ve Tatar Tarihi (Kazan 1912);
el-Bîrûnî ve Âsârı (1928’de basılmaya başlanmış, üç forması basılmış, harf
inkılâbı sebebiyle yarım kalmıştır); Onyedi Kumaltı Şehri ve Sadri Maksudi Bey
(İstanbul 1934); İbn Fadlān’s Reisebericht (Leipzig 1939); Bīrūnī’s Picture of
the World (Delhi 1940; Bîrûnî’nin Taḥdîdü nihâyâti’l-emâkin’inin bazı
bölümlerinin ve el-Ḳānûnü’l-Mesʿûdî’nin dünya coğrafyasına ait kısmının yayımı
olup yarım kalmış bir çalışmadır); Bugünkü Türkistan ve Yakın Mazisi (Kahire
1928-1940; baskısı Fevzi Çakmak’ın yardımıyla tamamlanmıştır); 1929-1940
Seneleri Arasında Türkistan’ın Vaziyeti (İstanbul 1940); Moğollar, Çingiz ve
Türkler (İstanbul 1941); Umumi Türk Tarihine Giriş, En Eski Devirlerden 16.
Asra Kadar (İstanbul 1946, 1970; Togan’ın en önemli eserlerinden biridir);
Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi I (İstanbul 1981; Kahire’de Arap
harfleriyle basılan metnin kısmen yenilenen şeklidir); Tarihte Usûl (İstanbul
1950, 1969); Horezmce Tercümeli Muqaddimat al-Adab = Khorezmian Glossary of the
Muqaddimat al-Adab (İstanbul 1951); 1951’de İstanbul’da Toplanan XXII.
Müsteşrikler Kongresi Mesaisi ve Akisleri (İstanbul 1953); Türk-Türkistan
(İstanbul 1960; Yeni Türkistan dergisinin 1927’de çıkan 40. sayısında
neşredilen bir yazısıdır); On the Miniatures in Istanbul Libraries (İstanbul
1963); Türk Kültürü El-Kitabı’nın Program ve Çalışma Planı (İstanbul 1967);
Hatıralar, Türkistan ve Diğer Müslüman Doğu Türklerinin Milli Varlık ve Kültür
Mücadelesi (İstanbul 1969; Ankara 1999, birçok dile [kısmen Japonca’ya] ve
diğer Türk lehçelerine çevrilmiştir).


Abdülkadir İnan
ile birlikte 1927’de Yeni Türkistan dergisini çıkaran ve çeşitli dergilerde çok
sayıda makalesi yayımlanan Togan’ın bir kısım yazıları ölümünden sonra bir
araya getirilerek neşredilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır: Türklüğün
Mukadderatı Üzerine (İstanbul 1970, 1977); Kur’an ve Türkler (İstanbul 1971); Oğuz
Destanı: Reşideddin Oğuznamesi, Tercüme ve Tahlil (İstanbul 1972; bu üç eser
Tuncer Baykara tarafından derlenip yayımlanmıştır); Başkurtların Tarihi (E.
Yoldaşbayev’in Başkırtça’ya aktarmasıyla, Ufa 1994; Türkçe’ye trc. İsenbike
Togan, Ankara 2003). Togan’ın “Moğollar Devrindeki Anadolu’nun İktisadî
Vaziyeti” adlı çalışması (1930) W. Hinz tarafından işlenip kitap halinde
yayımlanmıştır. Togan’ın Kur’an’ın en eski Türkçe çevirileriyle ilgili
çalışması İç Asya Türklüğü’ne ışık tutmuştur. Cengiz ve Timur’a ait
araştırmaları ise henüz neşredilmemiştir.


Kaynakça: TDV İslam Ansiklopedisi