Milli
Savunma eski Bakanımız ve Genelkurmay Başkanımız Mareşal Fevzi ÇAKMAK kimdir ? (1876-1950)
 

Tanınmış Türk askeri ve devlet adamı.

ÖZEL BÜRO GRUBU
ekibi olarak eski Milli Savunma Bakanımız ve GK Başkanımız
Mareşal
Fevzi Çakmak
’ı vefatının 70. Yılında özlem ile anıyoruz.




Müellif: AYFER ÖZÇELİK


KAYNAK : https://islamansiklopedisi.org.tr/cakmak-fevzi


12 Ocak 1876’da
İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mustafa olup Fevzi Paşa, Müşir Fevzi ve Mareşal
Çakmak olarak bilinir. Babası Çakmakoğulları’ndan Tophane kâtibi Miralay Ali
Sırrı Bey, annesi Varnalı Müftü Hacı Bekir Efendi’nin kızı Hasene Hanım’dır.
Rumelikavağı Mahalle Mektebi’nde öğrenime başladı, Soğukçeşme Askerî
Rüşdiyesi’nde ve Kuleli Askerî İdâdîsi’nde okuduktan sonra Harbiye Mektebi’ne
girdi (1893). Bu arada dedesi Hacı Bekir Efendi’den Arapça, Farsça ve fıkıh
öğrendi. Tasavvufla ilgilenmesini sağlayan dedesi tarafından kendisine Fevzi
mahlası verildi. Harbiye’de de üstün zekâ ve kabiliyetiyle hocalarının
dikkatini çekti. Bu şekilde erkânıharp sınıfına alındı ve 1898’de kurmay
yüzbaşı olarak orduya katıldı. Stajını merkezde tamamladıktan sonra 1899’da
merkezi Kosova vilâyetine bağlı Metroviçe’de bulunan XVIII. Nizâmiye Fırkası
erkânıharp reisliğine tayin edildi.


Balkanlar’ın en
karışık olduğu bir dönemde on dört yıl Rumeli’de kaldı, gösterdiği başarılar
dolayısıyla arkadaşlarından önce yükseldi. 1901’de kolağası, 1902’de binbaşı,
1907’de daha otuz yedi yaşındayken miralay oldu. 1909’da Osmanlı ordusunda
rütbeleri yeniden düzenleyen kanun gereğince rütbesi tekrar binbaşılığa
indirildiyse de 1910’da tekrar yarbaylığa yükseldi. 1908 inkılâbından sonra
iktidara gelen İttihatçılar tarafından Metroviçe şubesinin gizli yönetim
kuruluna seçildi. Ancak o politikadan hoşlanmadığı ve mesleğine son derece
bağlı olduğu için partiden daima uzak durdu. Balkan Savaşı çıkınca Yakova’daki
XXI. tümenin kumandan vekilliğine, daha sonra Vardar Ordusu kumandanlığı
Harekât Şubesi müdürlüğüne getirildi (29 Eylül 1912). Balkan Savaşı’nın sona
ermesinden sonra Ankara Redif Tümeni kumandanlığına (2 Ağustos 1913),
arkasından II. Tümen kumandanlığına (6 Kasım 1913) getirildi. 24 Kasım 1913’te
tekrar miralay rütbesine terfi ederek Ankara’da bulunan Beşinci Kolordu
kumandanlığına tayin edildi (22 Aralık 1913). 2 Mart 1915’te mirlivâ rütbesine
terfi etti ve kolordusu ile birlikte I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale
muharebelerine katıldı. Kerevizdere ve Kanlıdere mevzilerini başarıyla savundu.
Anafartalar grup kumandanı Mustafa Kemal’in hastalanarak çekilmesi üzerine
kolordu kumandanlığı ile birlikte Anafartalar grup kumandan vekilliğine
getirildi (Aralık 1915). Düşman bu cepheden çekilinceye kadar buradaki vazifesi
devam etti. Başarılı hizmetlerinden dolayı çeşitli liyakat, imtiyaz, harp
madalyaları ve nişanlarla ödüllendirildi.


Çanakkale
cephesinin kapanmasından sonra doğu cephesinde İkinci Kafkas Kolordusu
kumandanlığına (7 Eylül 1916), arkasından Diyarbekir’deki İkinci Ordu
kumandanlığına tayin edildi (5 Temmuz 1917). Bu sırada Kafkas cephesinden gelen
Rus saldırısını durdurarak Ruslar’ın İskenderun ve Basra körfezlerine inme
planlarını başarısızlığa uğrattı. Arkasından, Kanal cephesinden saldıran
İngilizler’i durdurmak üzere Mustafa Kemal’den boşalan Halep’teki Yedinci Ordu
kumandanlığına getirildi (Ekim 1917). Filistin ve Şeria’da İngilizler’e karşı
giriştiği savaşlardaki başarılarından dolayı ferik rütbesine yükseltildi
(1918). Fakat çok geçmeden hastalanarak İstanbul’a döndü ve yerine ikinci defa
Mustafa Kemal getirildi (7 Ağustos 1918).


Beykoz’daki
evinde tedavi gördüğü sırada Mondros Mütarekesi imzalandı (30 Ekim 1918).
Mütarekeyi imzalayan İzzet Paşa’nın istifa etmesi üzerine (8 Kasım 1918)
sadârete Tevfik Paşa getirildi (11 Kasım 1918). 13 Kasım 1918’de de düşman
filoları İstanbul’a geldi. Tevfik Paşa kabinesinde Harbiye nâzırı olan Cevad
(Çobanlı) Paşa’nın ısrarı üzerine Fevzi Paşa Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye
reisliğine tayin edildi (24 Aralık 1918). Bu makamda bulunduğu sırada mütareke
şartlarını yerine getirir görünerek pek çok silâh ve cephanenin düşman eline
geçmesini önledi. Çeşitli yollarla askerî malzemelerin Anadolu’da kalmasını
veya oraya götürülmesini sağladı. Bu gibi işler için bizzat kurulmasına öncülük
ettiği gizli Karakol Cemiyeti’nin (MM grubu) faaliyetlerini kolaylaştırdı.
Fevzi Paşa’dan şüphelenen İngilizler Osmanlı hükümetine baskı yaparak onu
Birinci Ordu müfettişliğine tayin ettirdilerse de bu görevi kabul etmedi. Bu
olaydan birkaç hafta sonra Mustafa Kemal, Cevad Paşa ve Fevzi Paşa vatanın
kurtarılması konusunda bir görüşme yaptılar. Fevzi Paşa, Doğu Anadolu’dan
batıya doğru yapılacak bir harekât ile düşmanın durdurulabileceğini ileri
sürdü. Bu konuda fikir birliğine varan üç kumandan bu yönde çalışmaya
başladılar. Fevzi Paşa’nın gayretleri sayesinde Mustafa Kemal’in Dokuzuncu Ordu
Müfettişliği göreviyle ve geniş yetkilerle Anadolu’ya gönderilmesine karar
verildi. Bu konudaki çalışmalar tamamlanmadan Yunanlılar’ın Averof zırhlısının
İzmir’e geldiği ve birtakım askerlerini karaya çıkardığı haberi alındı (12
Nisan 1919). Fevzi Paşa’nın karaya ayak basacak Yunan askerine ateş edilmesi
emrini vermesi işgalci devletlerin büyük tepkisine yol açtı. İngilizler hükümete
baskı yaparak Fevzi Paşa’yı azlettirdiler (14 Mayıs 1919). Fevzi Paşa yerine
tayin edilen Cevad Paşa’ya görevini teslim ederken Mustafa Kemal de hazır
bulundu. Görevde kaldığı beş ay zarfında yapılan gizli işleri ve tasarıları
anlattı. Mustafa Kemal’in tayin işiyle ilgili işlemlerin tamamlanmasını
halefine bildirdi. Üç kumandan Millî Mücadele’nin başarıya ulaşması için bir
harekât planı tesbit ettiler. Bu planın uygulanması ile vatanın kurtarılması
için beraberce çalışacaklarına ve bu uğurda hiçbir şeyden çekinmeyeceklerine
dair birbirlerine söz verdiler.


Fevzi Paşa
Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye reisliğinden azledildikten sonra Trakya’ya
gönderilen bir nasihat heyetinde görev aldı. Daha sonra Birinci Ordu
müfettişliğine getirildi. Sivas’ta Mustafa Kemal’in başkanlığında kurulan
Hey’et-i Temsîliyye ile İstanbul’daki Osmanlı hükümeti arasındaki ilişkilerin
kopma noktasına geldiği bir sırada bir nasihat heyetiyle birlikte Sivas’a
gönderildi (13 Kasım 1919). Fevzi Paşa’nın bulunduğu bu heyetin görevi,
seçimlerin serbest bir ortamda yapılıp yapılmadığını ve halk ile memurların
durumlarını yerinde incelemekti. Fakat heyet Samsun’a ayak basar basmaz Sivas’a
birtakım dedikodular gelmeye başladı. Heyetin geçtiği yerlerden verilen
haberlere göre Fevzi Paşa’nın Millî Mücadele’yi bastırmak ve Mustafa Kemal’i
tutuklamak üzere geldiği ve yaverinin Mustafa Kemal aleyhinde konuştuğu ileri
sürülüyordu. Bu yüzden 24 Kasım’da Sivas’a gelmesi beklenen Fevzi Paşa aleyhine
Hey’et-i Temsîliyye’de şiddetli bir cereyan başladı. Fakat Kâzım Karabekir
ortaya atılarak Fevzi Paşa hakkındaki iddiaları kabul edemeyeceğini, kendisiyle
görüşerek asıl geliş maksadının ne olduğunu öğreneceğini ve onu ikna edeceğini
bildirdi. Fevzi Paşa’yı şehrin dışında bir çiftlik evinde karşılayan Kâzım
Karabekir, onun Mustafa Kemal’in bağımsız davranışlarından dolayı birtakım
endişeler taşımakla birlikte bir art niyeti olmadığını anladı. Kâzım Karabekir
paşanın bu konudaki endişelerinin yersiz olduğunu belirterek böyle bir durumda
hep birlikte bunu önleyebilecekleri konusunda onu ikna etti (Kâzım Karabekir,
s. 391). Fevzi Paşa da kendisine hak verdi ve 26 Kasım 1919 günü Mustafa Kemal
ve arkadaşlarıyla birlikte yapılan görüşme samimi bir hava içinde geçti.


Fevzi Paşa
Sivas’tan döndükten sonra Askerî Şûra üyeliğine tayin edildi (Aralık 1919). Ali
Rızâ Paşa kabinesinde Harbiye nâzırı olan Mersinli Cemal Paşa, Erkân-ı
Harbiyye-i Umûmiyye Reisi Cevad Paşa ile birlikte işgalcilerin isteklerine
boyun eğmedikleri için azledilerek Fevzi Paşa Harbiye nâzırlığına getirildi (3
Şubat 1920). Ali Rızâ Paşa’nın istifası (3 Mart 1920) üzerine kurulan Sâlih
Paşa kabinesinde de (8 Mart – 2 Nisan 1920) aynı görevini sürdürdü. Fevzi Paşa
da selefi Cemal Paşa gibi Paris Barış Konferansı’nın Türkiye hakkında aldığı
kararları kabul etmedi ve bunlara şiddetle karşı çıktı. Bu arada İstanbul’dan
Ankara’ya silâh, cephane ve insan kaçırma konusundaki faaliyetlere hız verdi.
Pek çok subay ve politikacının bu sayede Anadolu’ya geçerek Millî Mücadele’ye
katılmaları sağlanmış oldu. İngilizler paşanın hareketlerinden kuşkulanarak
hükümet nezdinde azledilmesi konusunda yoğun bir baskı uygulamalarına rağmen o,
Anadolu’daki harekâtın kuvvetlenmesi için bütün gücüyle çalıştı ve her
gelişmeyi Mustafa Kemal’e bildirdi. Nihayet İngilizler İstanbul’u resmen işgale
başlayınca Fevzi Paşa da makamından düşman askerleri tarafından sürüklenerek
çıkarıldı (16 Mart 1920).


Artık İstanbul’da
yapılacak bir şey olmadığını anlayan Fevzi Paşa Beykoz’daki evinden gizlice
Ankara’ya doğru yola çıktı. İngilizler evini basarak yağmaladılar ve ailesini
de sokağa attılar. Fevzi Paşa’nın geçeceği yollarda isyanlar çıkartarak onu
yakalamak istediler. Paşa bütün engellemelere rağmen on dokuz gün süren ve
büyük kısmı at sırtında geçen meşakkatli bir yolculuktan sonra Ankara’ya ulaşabildi.
Bu sırada Büyük Millet Meclisi toplantı halinde bulunuyordu. Oturum başkanı
Mustafa Kemal Paşa bir heyet seçilerek Fevzi Paşa’nın karşılanmasını teklif
etti. Meclis ise hep birlikte karşılanmasını kararlaştırdı. Oturuma ara
verilerek istasyona gidildi, coşkun tezahürat arasında paşa karşılandı ve
meclise gelindi. Fevzi Paşa üyelerin ısrarlı istekleri üzerine hemen kürsüye
çıkarak İstanbul’daki son durum hakkında bilgi verdi. Hükümetin bir şey
yapamadığını, İngilizler’in hükümeti kendi istekleri doğrultusunda
sıkıştırdıklarını, padişahın bu durumdan son derece üzüntü duyduğunu ve Büyük
Millet Meclisi’ne güven ve başarı dileklerini bildirdiğini anlattı. Fevzi
Paşa’nın Ankara’ya gelişi ve mecliste yaptığı konuşma metni bir tamim halinde
bütün memlekete ve ordu birliklerine duyuruldu.


Fevzi Paşa Kozan
milletvekili olarak katıldığı Büyük Millet Meclisi tarafından kurulan İcra
Vekilleri Heyeti’ne Müdâfaa-i Milliyye vekili seçildi. İcra Vekilleri Heyeti de
onu başkan seçti. Böylece Ankara’da kurulan meclis hükümetinin ilk başkanı
sıfatını kazanmış oldu. Bu görevde bulunduğu sırada bilhassa düzenli ordu
kurulması konusunda büyük hizmetleri oldu. II. İnönü Savaşı’nın kazanılmasından
sonra birinci ferikliğe terfi eden (3 Nisan 1921) Fevzi Paşa, İsmet Bey’in (İnönü)
yerine önce vekâleten, sonra asaleten Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye reisliğine
getirilince vekillikten ayrıldı (5 Ağustos 1921). Sakarya Savaşı’nın
kazanılmasında büyük rol oynadı. Cephenin en ön saflarında bizzat çarpışmalara
katılan paşa, zaman zaman Ankara’ya gelerek savaşın gidişi yüzünden heyecana
kapılan meclisi yatıştırıcı konuşmalar yaptı. Mecliste başkumandanlık kanununun
süresinin uzatılması lehinde kesin tavır koyarak kanunun uzatılmasını sağladı.
Yunan ordusunu kesin yenilgiye uğratan Başkumandanlık Meydan Muharebesi’nin
savaş planları da Fevzi Paşa tarafından hazırlandı. 30 Ağustos Zaferi’nin
kazanılmasında büyük rolü olan Fevzi Paşa’ya Mustafa Kemal’in teklifiyle Büyük
Millet Meclisi tarafından mareşallik rütbesi verildi (31 Ağustos 1922).


Kozan ve İstanbul
olmak üzere iki defa Millet Meclisi üyeliği yapan Fevzi Paşa, 30 Ekim 1924’te
kumanda mevkiinde bulunmuş milletvekillerinin politika veya askerlikten birini
seçmeleri istenince çok sevdiği askerlik mesleğini tercih etti. İstanbul
milletvekilliğinden ayrılarak Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye reisliği görevini
1944’te emekliye sevkedilinceye kadar sürdürdü. Atatürk’ün ölümünden sonra
İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı seçilmesinde büyük rol oynadı. II. Dünya
Savaşı’na girilmesine şiddetle karşı çıkan Fevzi Çakmak orduyu savaşa
hazırlamaktan da geri kalmadı. 12 Ocak 1944’te yaş haddinden emekliye
ayrılmasını bir türlü hazmedemeyen Fevzi Çakmak kırgın olarak bir süre köşesine
çekildi ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne girmesi ve milletvekili olması hususunda
bizzat Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından yapılan teklifleri kabul etmedi.
Cumhuriyet Halk Partisi’ne duyduğu kırgınlık dolayısıyla bu partiye karşı
kurulan Demokrat Parti’yi destekledi. Bu partinin listesinden bağımsız aday
olarak İstanbul milletvekili seçildi (21 Temmuz 1946). Bir süre sonra parti
yöneticileriyle anlaşmazlığa düşerek Demokrat Parti’den ayrıldı (12 Temmuz
1947). Millet Partisi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı (20 Temmuz 1948) ve
bu partinin şeref başkanı seçildi. Teşvikiye Sağlık Yurdu’nda vefat ettiği
zaman (10 Nisan 1950) hükümet millî yas ilân etmediği için halk Cumhuriyet Halk
Partisi aleyhine büyük tepki gösterdi. Beyazıt Camii’nde kılınan namazdan sonra
çoğunluğu üniversite gençliği olmak üzere kalabalık bir cemaat, naaşını tekbir
getirerek toprağa verildiği Eyüp Sultan’a kadar eller üzerinde taşıdı. Halkın
Fevzi Çakmak’ın cenazesine duyduğu bu büyük ilgi, Cumhuriyet Halk Partisi’ne
karşı gösterilen ilk açık direniş hareketi ve İsmet İnönü’nün önemli bir siyasî
yenilgisi olarak yorumlandı.


Fevzi Çakmak
başarılı askerlik hayatı boyunca çalışkan, alçak gönüllü, sağlam iradeli ve
karakterli, dinine bağlı bir kumandan olarak sevildi ve sayıldı. En büyük zevki
kitap okumak olan paşa geniş bir kültüre sahipti. Özellikle tarih, edebiyat ve
sosyolojiye çok önem verirdi. Fransızca, İngilizce, Arapça ve Farsça yanında
bazı Balkan dillerini de bilir, günlük politikadan hoşlanmazdı. Askerin de
politik çekişmelerin dışında ve politikadan uzak tutulmasını savunurdu. Balkan
Savaşı’nın kaybedilmesinin en büyük sebebini ordunun siyasete bulaşmış
olmasında gören Fevzi Paşa orduyu daima politikadan uzak tutmuştur. Nitekim
Millî Mücadele’nin kazanılmasından sonra ordunun kışlasına dönmesinde Fevzi
Paşa’nın rolü büyük olmuş, 1924’te askerlik mesleğini politikaya tercih
etmesiyle bunu bizzat kendi nefsinde uygulamıştır. Emekliye ayrıldıktan sonra
çeşitli baskılarla politikaya atılmış ise de o hep asker kalmıştır.


Fevzi Paşa Harp
Akademisi’nde verdiği konferanslarını Garbî Rumeli’nin Sûret-i Ziyâı ve Balkan
Harbinde Garb Cephesi Harekâtı
 (İstanbul 1927) adıyla
bir kitap halinde de yayımlamıştır. Tamamen kendi inceleme ve tesbitleriyle
belgelere dayanan bu eserde Fevzi Paşa Balkan felâketlerinin siyasî, sosyal ve
askerî bakımlardan tahlilini yapmaktadır. Ayrıca doğu cephesinde bulunduğu
yıllardaki tesbit ve incelemelerini de Büyük Harb’de Şark Cephesi Harekâtı (Ankara
1936) adıyla kitap halinde yayımlamıştır. Sade bir üslûpla, askerî başarılarını
övünme vesilesi yapmadan anlattığı bu eseri harp edebiyatımızın başarılı
örneklerinden biri sayılır. Fevzi Paşa’nın bir hayli hacimli hâtıratı ise
ailesinde olup tamamı henüz yayımlanmamıştır.


BİBLİYOGRAFYA


Askerî Tarih ve Stratejik Etüt
Başkanlığı Arşivi
, nr. 9/701, Klasör 2437, Dosya 37 (106),
Fihrist 19-19, 19-17.


Harb Tarihi Vesikaları Dergisi, XXV/75 (Eylül
1976), vesika nr. 1616-1618.


TBMM Zabıt Ceridesi (I. Devre),
I, Ankara 1940, s. 90-95; IX (1942), s. 230, 325; XXIII (1960), s. 266.


TBMM Gizli Celse Zabıtları, I. Devre, II
(1985), s. 425; III (1985), s. 341-342.


Falih Rıfkı Atay, Ondokuz Mayıs,
Ankara 1944, s. 17-19, 26.


Süleyman Külçe, Mareşal Fevzi Çakmak,
İstanbul 1953.


Ali Fuat Cebesoy, Millî Mücadele Hatıraları,
İstanbul 1953, s. 250, 370-371.


Cemal Kutay, Fevzi Çakmak Atatürk’ü
Tevkif Edecekti
, İstanbul 1956.


Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz,
İstanbul 1960, s. 389-396, 650-654.


Sinan Omur, Büyük Mareşal: Fevzi Çakmak,
İstanbul 1962.


Peyami Safa, Mübeccel Serdarımız Fevzi
Paşa
, İstanbul, ts. (Orhâniye Matbaası), s. 1-22.


Ayfer Özçelik,
“Fevzi (Çakmak) Paşa’nın Anadolu’ya Geçişi”, TK, sy. 326 (1990), s. 364-370.


Adnan Çakmak,
“Mareşal Fevzi Çakmak’ın Hatıraları”, Hürriyet Gazetesi, 10 Nisan -
19 Mayıs İstanbul 1975.


“Çakmak”, EI2 (İng.),
II, 6.