BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?

Çerkes Ethem’in bilinmeyen hikayesi


Güner Kuban, amcası Çerkes Ethem’i ve ailesinin
hikayesini anlattığı Bir Vatan Aşkına adlı kitabında bir döneme ışık tutmayı
amaçlıyor. Kuban “Çerkes Ethem bir hain değil, halk kahramanıdır” diyor




“Çerkes
Ethem kimdir?” dendiğinde neler geliyor aklınıza? “Türk Kurtuluş
Savaşı sırasında Kuvay-i Milliye birliklerinde komutandı”, “Çerkes
asıllı bir askerdi”, “Komuta kademelerinde anlaşmazlıklar yaşadı ve
düzenli ordu birliklerine katılmak istemediği için isyan etti”,
“1921’de birliklerine harekat düzenlendi, çatışma sonrası birlikleri
teslim oldu, kardeşleri ve küçük bir grupla Yunanistan’a sığındı”…
“Kurtuluş Savaşı sonunda yardımcıları ve yakınlarıyla birlikte vatan haini
ilan edildi”…. Sanırım Çerkes Ethem’in ismi geçtiğinde her birimizin
aklına, yıllar boyunca okuduğumuz tarih kitaplarından arta kalan bu cümleler
geliyor… Ama tarih yolculuğu içinde her karakterin hikayesi özeldir. Zaman
onları haklı ya da haksız çıkartsa da yaşadıklarını ve hayatlarını merak etmeyi
sürdürürüz. Çerkes Ethem’in ve ailesinin hikayesi de o hikayelerden… Ürdün’ün
başkenti Amman’da 1948 yılında ölen Çerkes Ethem’in yeğeni Güner Kuban,
hayatını amcasının ve en yakınlarının vatan haini olmadığını ispatlamaya adadı.
Kuban’ın kaleme aldığı Bir Vatan Aşkına isimli kitap da Kuban’ın bu çabasının
bir ürünü… Kitabın başında yer alan “Resmi tarih ne derse desin Ethem
Bey, Anadolu’nun bir halk kahramanıdır” ifadesi de meraklı bir tarih
okuyucuysanız sizi bildiklerinizi bir başka açıdan okumaya heveslendiriyor.
Kitabı kaleme alan Kuban, hikayeyi annesi Seher Hanım ve babası Manisa
milletvekili Reşit Bey’in büyük aşkı ve ailelerinin başlarına gelenler
üzerinden anlatıyor. İstanbul cemiyet hayatının en güzel kadınlarından biri
olan Seher Hanım’ın tüm hayatı talihsiz aşk hikayeleriyle dolu. Yıldız
bahçelerinde gezerken birbirlerine ilk görüşte âşık olan Seher ve Reşit’in bir
araya gelmesi için yıllar geçmesi gerekiyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde
çok güçlü ve zengin olan Pshisov ailesine mensup olan Reşit Yıldız bahçelerinde
görüp âşık olduğu Seher Hanım ile evlenebilmek için uzun süre beklemek zorunda
kalıyor. Seher arka arkaya iki talihsiz evlilik yapıyor ve iki çocuğuyla
birlikte yaşadığı mutsuz günler Reşit Bey ile evlenmesiyle bir süreliğine son
buluyor. Siyaset alanında etkili bir isim olan Çerkes kökenli Reşit Bey, Seher
Hanım’ın aşkı uğruna ilk eşini boşuyor. Mustafa Kemal Atatürk ile sınıf
arkadaşı olan Reşit Bey, siyasi arenada etkinliğini uzun süre koruyamıyor.
Özellikle İsmet İnönü ile siyasi arenada ters düşmeleri ve Çerkeslerin
ayaklanmasının ardından tüm aile hain ilan ediliyor. Kurucu mecliste yer alan
Reşit Bey, Cumhuriyet ilan edildikten sonra gözden düşüyor ve Ethem’in de
aralarında bulunduğu iki kardeşiyle Ürdün’e kaçıyor… Ailesiyse Yunanistan’a
sığınmak zorunda kalıyor. Büyük bir zenginliğin ardından sefaletle karşılaşan
aile bireyleri zor günleri birbirlerine sığınarak geçirmeye çalışıyor…



EVE GİREN İSTİHBARAT SERVİSİ

Kitapta bir dönemi, bir aileyi, İstiklal Savaşı’nın bir dönemini, bir aşk
hikayesini bir arada buluyorsunuz. Özellikle tarihi hikayelerden
hoşlanıyorsanız, tarihi birkaç farklı kaynaktan okumaktan ve özellikle o dönemi
yaşamış olanların gözünden okumaktan hoşlananlardansanız bu kitap tam size göre
diyebilirim. Yaklaşık 110 yıl öncesinden başlayan hikayede Seher Hanım’ın
ailesinin zenginliği gözlerinizi kamaştıracak türden. O yıllarda bile
birbirlerine Hermes’in son koleksiyonundan parçalar hediye alan aile fertleri,
Cartier’den mücevherler seçiyor. Kafkaslar’dan göç edip anavatanını terk etmek
zorunda kalan Seher Hanım’ın prenses olan büyükannesinin mücevherleri, ailenin
yaşadığı Pembe Köşk hafızalarınıza kazınacak türden. Eğitimlerini Saint Joseph
ve Alman Lisesi gibi köklü kurumlarda sürdüren aile fertleri, yurtdışında zaman
geçirirken, Seher Hanım’a Osmanlı şehzadeleri bile talipken neredeyse tüm
yaşantısını evinden uzakta ve evleninceye kadar yaşadığı varlıklı günlerden çok
farklı bir şekilde yaşamasıysa içinize işleyecek. Güner Kuban ise vatan haini
sözünü henüz ilkokula giderken duymasının acısını, çevresindeki güvenilmez
insanları, evlerine kadar giren istihbarat servisi üyelerini, güzelliği
nedeniyle henüz çocuk yaşta yaşadıklarını anlatıyor… Elinize alıp bir solukta
okuyacağınız bir kitap istiyorsanız bu kitap sizi kesinlikle tatmin edecek.


Çerkez Ethem Hain Miydi? – Mert
Soysal

Tarih, çıktığımız bilgi yolunda bizim önümüzü
aydınlatan bir fener görevindedir. İşte o fener, uzun zaman sonra bizi, Milli
Mücadele yılları, iç isyanlar vb. durumlar için de aydınlatmıştır. Balkan
Savaşları ve 1. Dünya Savaşı’ndaki kötü sonuçlar, zaten iflasın eşiğindeki
Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşamını, pamuk ipliğine bağlı hâle getirmiştir.
Halkı sefil, ordusu perişan, şehirleri düşman elinde olan bu imparatorluk artık
son nefesini vermekteydi. Birinci Meclis ve bir nebze olsun düşman eli değmeyen
Anadolu şehirlerinden bu gelişmeleri izleyen halk, kahrolmaktaydı. Gazi Paşa ve
yakın dostları, günden güne eriyen bu imparatorluğu kurtarmayı planlıyorlardı.


Birinci  Meclis
ve Reis Mustafa Kemal, düşmanı alt etmek için çözüm yolları aramaktaydı.
Birinci Dünya Savaşı sonrası ordu silah bırakmak zorunda kaldığı için
Ankara’nın işi çok zorlaşmıştı. İzmir’in işgali üzerine halk, ordunun yerini
direniş örgütleri eliyle milli kuvvetlerle doldurmayı amaçlamıştır. Mustafa Kemal, meclisteki konuşmasında halkın elindeki silahların
varlığından söz etmiş ancak bu silahları halkın elinden almanın zor olacağını,
onları küçük birlikler halinde düşmana karşı kullanmayı planlamıştı. Harb-i
Sagir (Küçük Savaş) dediği bu sistemi meclise anlattı.
 İzmir’in
işgalinden önce, kaçak olan efelerin de bu kuvvetlere katılması konuşulmuştu,
Rauf (Orbay) Bey, bu harekete, Teşkilat-ı Mahsusa’dan tanışık olduğu Çerkez
Ethem’i de çağırmıştır.


Çerkez Ethem,
1886’da Bandırma’da dünyaya gelmiştir. Kökeni Çerkezlerin ‘Şapşığ’ koluna
dayanır. İri cüssesi ve gerilla savaşındaki becerileriyle nam salmış, ‘efe’
olarak anılır. Bulgar Cephesi ve Irak Cephesi’nde savaşmış, her iki savaşta da
yaralanmıştır. İzmir Valisi Rahmi Bey’in oğlunu kaçırarak fidye istemiş ve
böylece ilk eylemini gerçekleştirmiştir.


Çerkez Ethem ve
kuvvetleri ülkenin kurtuluşu için savaşmaya başlamıştı. Başarılarıyla Mustafa
Kemal’i ve Ankara’yı kendisine hayran bırakmıştı. Ankara kendisi için ”kurtuluş umudu, millet kahramanı” gibi övgülerde
bulundu. Kuvvetlerini Kuva-yi Seyyare adıyla  isimlendirmişti. Gazi
Paşa, Ethem’i Ankara’ya çağırmış ve burada kendisinden Yozgat Ayaklanmasını da
bastırmasını rica etmiştir. Yozgat Ayaklanması ve devamındaki gelişmeler Çerkez
Ethem İsyanı’nın ayak sesleridir. Yozgat, isyancılardan temizlenmiş ve
liderleri de kaçmıştır. Ayaklanma bastırılınca Harp Divanı kurulmuş ve Ethem’in
kardeşi Tevfik Bey, divan başkanlığına geçmiştir. Bu ayaklanmadan sorumlu
tutulan  Ankara Vali Vekili Yahya Galip asılmak istenmiştir ancak Mustafa
Kemal buna müsaade etmemiştir. Bu haberi alan Çerkez Ethem, ”Ankara’ya
dönüşümde BMM Reisi’ni meclis kapısında asacağım!” demiş ve çok büyük bir hata
yapmıştır. Mustafa Kemal, bu gelişmeleri sakinlikle karşılamayı tercih etmiş ve
Ethem’i bir kalemde silmek istememiştir.


Düzenli ordu fikrinin
yayılmasıyla Çerkez Ethem ve arkadaşlarında hoşnutsuzluk belirmişti. Mustafa
Kemal Paşa, düzenli orduyla Ethem’i ve diğer çetecileri orduya sokmayı
planlıyordu. ”Edhem Bey ilk görüştükleri yani İsmet
Bey ilk komutayı aldığı zaman demiş ki, amaçta başarılı olmak için tek çarenin
düzenli bir ordu kurmak olduğu kanısında mısın? Evet demiş, o hâlde el ele vererek
hep birlikte bu amaçla çalışalım ve siz bundan kuruntuya düşmemelisiniz. Hatta
isterseniz hizmetleriniz vardır, millet size bir pozisyon da verir. Mesela size
mirmiran (tuğgeneral) diye bir şey verir. Böyle bir şeyden hatta İsmet Bey’in
anlattığına göre memnun olmadı değil. Sonra başka türlü yorumlamışlar.”
 Gazi
Paşa, Ethem’in tüm bu tersliklerine ses etmiyordu çünkü şimdiye kadar
yaptıklarına minnettardı ve yaptıklarıyla belki de Ankara’yı ve Meclis’i büyük
tehlikelerden korumuştu. Ethem ise buna sinirlenmiş ve Batı Cephesi’nde
huzursuzluğa sebep olmuştu. İsmet Paşa ve Refet Bele ile sürtüşmeye başlamıştı.
Çerkez Ethem tüm bunları kazandığı başarılar ve oluşan itibarı yüzünden yapıyor
ve itaatsizliğe devam ediyordu.


Çerkez Ethem ve
kardeşleri, işleri iyice çığırından çıkarmaya başlamıştı. ‘‘Türk ordusunda değerli hiçbir zabit ve kumandan bulunmadığına ve
kendileri herkesin üstünde birer kahraman bulunduklarına inanmaya
başlamışlardır.”
 Ethem’e bağlı güçler, köylerde hanelere
tecavüz etmeye, yargısız infaz yapmaya ve evleri yakmaya başlamışlardı. Bu
durum, Ethem’e karşı olan olumsuz bakışları keskinleştirmişti. Batı
Cephesi’ndeki anlaşmazlıklar da artmaktaydı. Çerkez Ethem ve İsmet Paşa
arasındaki sürtüşmeler Mustafa Kemal’in canını sıkmaya başlamıştı ve Ethem’i
yanına alarak trene atladılar. Eskişehir’de buluşma amaçlanıyordu ancak İsmet
Paşa’nın Bilecik’te olmasından dolayı Bilecik’e hareket edilecekti. Fakat
Çerkez Ethem, Eskişehir civarlarında trenden kaçmıştır. Çerkez Ethem, Ankara’yı
tehdit eden telgraf dahi göndermiş, taarruz edecek kadar gücünün olduğunu
söylemiştir.


Çerkez Ethem ve
kardeşleri hükümet kurma fikrine kapılmıştı.  Artık geri dönülmez bir yola
girilmiş, Çerkez Ethem ve kardeşleri cepheyi bırakıp kuvvetlerini Gediz
civarında toplamaya karar vermişti. Ethem’e fazlasıyla tolerans tanıyan Mustafa
Kemal’in artık başka çaresi kalmamıştı ve Ethem ile çetesini yok ederek bu
ayaklanmayı bastırmak durumundaydı. Gediz civarına hareket eden Kuva-yı Milliye
güçleri Çerkez Ethem’i ve güçlerini alt etmiş ve Gediz’i geri almıştır. Çerkez
Ethem ve kardeşleri de Yunan Ordusuna sığınmıştır. ”Çerkez Ethem,
anılarında, 2 Şubat 1921 tarihindeki derin hüznünü, kısa bir süre önce Elen
kuvvetlerinden aldığı Susurluk’ta Elen kuvvetlerine teslim olmak olarak özetliyordu.”
 Yunanlara
sığınan Ethem, Yunan General Papulas’a teşekkürünü şu şekilde ifade etmiştir; “General Papulas cenaplarının cidden iftihar edilecek kahraman ordusuna
arzı hürmet ve teşekkür ederiz. Bu arada hürmetler ile yâd etmek istediğim
İzmir Olağanüstü Komiseri Steryadis cenaplarının dünya çapındaki adil
siyasetine karşı gerek kendim ve gerek saygıdeğer arkadaşlarım adına
minnettarlık hislerimin basın yoluyla ilanına aracılık edilmesi istirham edilir
efendim… Sabık Kuvayı Seyyare ve Kütahya Havalisi Kumandanı Çerkez Ethem”
 Yunan
Ordusuna sığınan Çerkez Ethem Ayaklanması bu şekilde sonlanmıştır. Gazi Paşa bu
konuyla ilgili düşüncelerini ve pişmanlığını şu şekilde belirtmiştir; ”Gerçekten, bu şekilde hayatımıza ve bağımsızlığımıza ve bütünlüğümüze
darbe vurmak isteyenlere karşı bu kadar içten, bu kadar cömertçe davranmak bir
hatadır ve ben esefle bu hatayı yaptım.”
 Çerkez Ethem’e isyan
sonrası öfkesini ise şu sözlerle belirtmiştir; ”Edhem Bey
eşkıyadır. Yönetilerek kullanılıyordu. Eşkıya, daima eşkıyadır. Bunun
güvenilecek bir yanı yoktur.”


Ayaklanmadan sonraki
süreç, ayaklanma kadar zor olabilir. Mustafa Kemal’le akıl oyunlarına tutuşup,
ona itaat etmeyen Ethem’e hain mi demeliyiz? ”Yoksa
ağabeylerinin siyasi hırslarından etkilenen bir cahil mi?”
 Bu
herkes tarafından farklı cümlelerle tespit edilen bir konudur. Dr. Şefik
Hüsnü’nün bu konudaki düşünceleri şöyledir: ”Olaylar kısa
zamanda onun gerçekte alalade bir maceracı ve üstelik bir hain olduğunu
kanıtladı.”
 Belki de yakalanırsam başıma kötü şeyler gelir
hissiyle Yunanlara sığınmıştır, bilemeyiz. Tabii ki itaatsizliği ve Yunan
ordusuna sığınması affedilir bir mesele değildir ancak Türk güçlerine de asla
saldırmamıştır. Mecliste yapılan bir açık oturumda Gazi Paşa, Ethem’e karşı
değişen bakış açısı hakkında şunları söylemiştir;”Edhem ve
kardeşleri lehinde mülayim hareket görüşünde bulunanlar, bu defa aleyhlerinde
pek coşkun idileri. Ben beyanatta bulunurken Edhem, Tevfik ve Reşid Beylerin
diyerek konuştuğuma itiraz olundu. Yükselen bir sada ”Paşa Hazretleri, artık
Bey demeyiniz, hain deyiniz!” ihtarında bulundu. ”Edhem ve Tevfik hainleri
diyeceğim, fakat henüz BMM âzası sıfatı taşıyan Reşid Bey hakkında da aynı şeyi
kullanmak mecburiyetindeyim. Heyet-i âliyenize hürmeten bunu telâffuz edemem.”


Çerkez Ethem kendi
hatıratında ihanet edip etmediğinden veya suçlu olup olmadığından şöyle
bahseder;
“Suçlular affedilmeyi kabul eder, ben suçlu değilim. Aziz
vatan için herkesten önce yola çıktım, mevki ve şeref düşünmedim. Bu durumda
dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim. Bugün dahi
sebeplerini bilmediğim için izahtan mahrum olduğum sebeplerle memleketim,
vatandaşlarım ve tarih huzurunda ihanetle tescil edilmiş durumdayım. Kesinlikle
ithamların ağır mesuliyetine layık bir günahkar değilim; fakat gerçekleri
tarafsız bir mahkeme huzurunda izah edebilecek miyim? Hayır. O halde gurbette
devam edecek ve gurbette öleceğim. Ta ki akıbetim günün birinde o ilk günlerin
tarihini yazmak isteyen kimselerin dikkatini çeksin ve meseleyi baştan sona ele
alsınlar. Belki çok hatalarım olduğunu, fakat asla vatan haini olmadığımı
tespit etsinler.” 


Son olarak Nâzım
Hikmet’in Kuvayı Milliye Destanı’ndaki şu sözlerine bakalım:


“ve 29 Aralık Kütahya 


4 top


ve 1800 atlı bir ihanet 


yani Çerkez Ethem 


bir gece vakti 


kilim ve halı yüklü katırları


koyun ve sığır sürülerini önlerine katıp 


düşmana geçti 


yürekleri karanlık 


kemerleri ve kamçıları gümüşlüydü 


atları ve kendileri semizdiler… 


Ateşi ve ihaneti gördük”




Mert Soysal


KAYNAKÇA 


Ethem Ç. (2000). Anılarım. İstanbul: Berfin Yayınları


Küçük, Y. (2004). Sırlar. İstanbul: İthaki Yayınları


Töreli, T. (2012). İstiklal Harbinde İç İsyanlar. Ankara: Kripto
Kitaplar



LİNK :
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/144847/Cerkez_Ethem_ihanet_Etmedi_mi_.html