BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?

Katip Çelebi’nin izinden giden Bursalı müellif
Mehmet Tahir Efendi




Ekrem
Hayri PEKER


Katip Çelebi, Evliya Çelebi’den sonra, Çelebi deyince akla gelen
ilk isim Katip Çelebi’dir. Kâtip Çelebi ya da Hacı Halife (İstanbul,
1609-İstanbul, 1657) tarihleri arasında yaşamıştır. Asıl adı Mustafa’dır.
Babası Enderun’da görevliydi.


Tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalar
yapmış Osmanlı bilim insanı ve aydınıdır. En ünlü ve en bilinen eseri; İslam
dünyasının en değerli eserlerini içeren 15.000 kitabı ve 10.000 müellifi
alfabetik dizin sistemine göre tanıtan ve yirmi yılda tamamladığı Keşf ez-zunûn
‘an esâmî el-kutub ve-l-fünûn ve İbrahim Müteferrika tarafından basılan meşhur
coğrafya ansiklopedisi Cihannüma adlı eseridir.


Keşf ez-zunûn,1835 ve 1858 yıllarında Arapça ve Latince olarak
yayınlanan bu eserin Türkçesi Prof. Celal Şengör’ün katkılarıyla 2008 yılında
yayınlanmıştır.

Katip Çelebi, Arapça, Farsça yanında Lâtince’yi de bilirdi. Osmanlı Devleti’nde
Batı bilimleriyle fazla ilgilenen ve Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini
yapan ilk Türk bilim adamlarından biridir. Osmanlı idaresinde gördüğü
yozlaşmayı eserlerinde dile getirmiştir.

Bu eseri yazmak için Anadolu’da bulunduğunda hangi sancak merkezi, kaza, nahiye
ve köye geldiyse hemen kütüphanelere ve camilere koşan Katip Çelebi, gördüğü
tüm kitapları kaydetmiştir. Bu sayede sayısız eserin ismi ve müellifinin adı
günümüze kadar gelmiştir. Katip Çelebi bu çalışmalarından ötürü Unesco listesine
girmiş ve Unesco tarafından doğumunun 400. yılı münasebetiyle 2009 yılı Kâtip
Çelebi yılı ilan edilmiştir.



Bursalı Mehmet Tahir Bey, (d.22 Kasım 1861, Bursa – ö. 28 Ekim 1925, İstanbul), Türk yazar,
araştırmacı, asker.


Özellikle biyografi ve bibliyografya içerikli “Osmanlı
Müellifleri” ansiklopedik kaynak kitabi ile tanınmıştır. Eser, günümüzde de
alanında temel bir referans olarak kabul edilmeyi sürdürür. Çalışmalarıyla
Katip Çelebi’nin izinden gitmiştir.

1861 yılında Bursa’da, Yerkapı mahallesinde dünyaya geldi. Babası askeriyeden
sağlık sebebiyle emekliye ayrılmış belediye kâtibi Rıfat Bey, annesi mülkiye
memurlarından Bursalı Necip Efendi’nin kızı Rahime Hanım’dır.. Dedesi, Sultan
Abdülmecid’in Hassa Alayı kumandanlarından Üsküdarlı Seyyid Mehmed Tâhir
Paşa’ya Kudüs’te bulunduğu sırada inme gelip emekliye sevk edilmesinden sonra
aile Bursa’ya yerleşmiş; Tahir Paşa’nın felç nedeniyle konuşması güçleştiğinden
aile “dilsiz-paşazadeler” olarak anılmaya başlamıştır.


İlk tahsilini Bursa’da gördükten sonra Mülkiye Rüştiyesi’ne girdi,
bir yandan da Haraççıoğlu Medresesi’nde dini, Arabî dersler aldı. Edebî ve
tarihî kültür kazanmasında şiir yazan, tarih ve tasavvufla ilgilenen babasının
etkisi oldu.] 1876’da rüştiyeden birincilikle mezun oldu ve öğrenimine Bursa
Askeri İdadisi’nde devam etti. Bu yıllarda tasavvufa merak saldı, Muhyiddin İbn
Arabî’ye gönül bağladı. 93 Harbi’ne gönüllü katılan babası Rıfat Bey, kendisi
idadinin ikinci sınıfında iken şehit oldu. Mehmet Tahir Bey, idadiyi 1880’de
birincilikle bitirdi ve Harbiye’ye girdi. Harbiye yıllarında Harîrîzâde’nin
temsil ettiği Melamiliğe girdi. Harbiye’deki öğrenimini 1883 yılında tamamladı.


Piyade teğmeni olarak Üçüncü Ordu emrine verilen Mehmet Tahir Bey,
Manastır Askeri İdadisi’nde coğrafya öğretmeni olarak atandı ve burada on dört
yıl görev yaptı. Mülkiye Rüşdiyesi ile Mülkiye İdâdîsi’nde de tarih ve hitabet
dersleri verdi. Manastır yıllarına tasavvufa ilgisi de devam etti ve
Melamiliğin önde gelen simaları arasına girdi.

Geçmiş mutasavvıfları araştırmaya yönelen Mehmet Tahir Bey, mutasavvıflardan
başlayıp şair ve âlimlere de yönelen biyografi ve bibliyografya çalışmaları
içine girdi. Manastır ve çevresinde yetişmiş şahsiyetler hakkında bilgi
toplayıp mezar taşlarını araştırmaya, bazı gazete ve dergilerde yazılarını
yayımlatmaya başladı.


Mehmet Tahir Bey, o yıllarda yeni uyanan Türkçü düşünceyi
benimsedi. 1897’de ilk eseri olan “Türklerin Ulûm ve Fünûna Hizmetleri” adlı
çalışmasını yayımladı. Önce gazetede tefrika edilen, büyük ilgi gördüğü için
sonra kitap olarak basılan eserde, en ünlü İslam âlim ve düşünürlerinin büyük
kısmının Türk olduğunu öne sürdü. Arapça ve Farsça yazdıkları için Arap ve Acem
kabul edilen Farabi, Zemahşerî, İbn-i Sina, Buharii gibi İslam ünlülerinin Türk
olduklarını öne süren eser hayretle karşılandı.


Bir süre Üsküp Askeri Rüştiyesi’nde görev yaptıktan sonra 1898’de
Manastır Askeri Rüşdiyesi’ne müdür tayin edilerek yeniden Manastır’a döndü.
Aynı yıl ikinci eseri Terceme-i Hâl ve Fezâil-i Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî
adlı risaleyi yazdı Manastır’da altı yıl müdür olarak görev yaptı. Manastır
valisi ve kumandanı Salih Paşa’nın kızı Şehnaz Hanım’la bu dönemde evlendi.


Eylül 1904’te Selanik Askeri Rüştiyesi müdürlüğüne getirildi.
1906’da Osmanlı Hürriyet Cemiyeti adlı gizli muhalif kuruluşa kurucu üye olarak
katıldı. Düzenlenen iki jurnal sonucu rüştiye müdürlüğü görevine son verilen
Mehmet Tahir Bey, Manisa’da Alaşehir redif alayı tabur kumandanlığına tayin
edilmiştir. Birkaç ay sonra İzmir’de Divan-ı Harp üyesi ve tahkik memuriyeti
ile görevlendirildi. Bu görev sayesinde bölgede gezip çeşitli kütüphaneleri
görme imkânını buldu.


Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’nin Avrupa’daki Jön Türkler ile birleşip
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne dönüşmesinden sonra bu cemiyet için çalıştı.
Türkiye’nin üçüncü cumhurbaşkanı olacak olan Celal Bayar, onun bu teşkilata
kazandırdığı üyelerdendi. Mehmet Tahir Bey, bu faaliyetlerinin yanı sıra İzmir
yöresinde yetişmiş müellifler üzerinde araştırmalar yapmıştır.


1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nda 1908-1911 yılları arasında
Bursa mebusu sıfatıyla yer aldı. İstanbul’a gelmesi ile araştırmaları için
uygun çalışma şartlarına ve kütüphane olanaklarına kavuştu. 25 Aralık 1908’de
Türk Derneği’nin bir kurucu üyesi oldu, 1910’da kurulan Târîh-i Osmânî
Encümeni’nin “muavin âzâ” heyetine katıldı. 1911 yılı sonunda fesih kararı ile
kapanan birinci faaliyet devresinden sonra milletvekilliğinden ayrıldı; miralay
rütbesi ile orduya döndü. 1914’te bu rütbe ile askerlikten emekli oldu.

1913 yılında henüz Divan-ı Harp üyesi olarak askerlik görevi devam etmekte iken
Evkaf Nezâreti’nce İstanbul’daki vakıf kütüphanelerini teftiş etmekle görevli
bir heyetin başkanlığına getirilen Bursalı Tahir; bu görev sayesinde on
binlerce yazma eseri elden geçirme imkânını buldu. Bu hizmete bir buçuk yıl
kadar devam ettikten Topkapı Sarayı Kütüphanesi müdürlüğüne getirildi.


1914’te Türk Bilgi Derneği’nin Türkiyat koluna üye seçilen;
1915’te de Tetebbuât-ı İslâmiyye ve Milliyye Encümeni’nin on dört fahri üyesi
arasında giren Mehmet Tahir, bir yandan daha önce olduğu gibi risale çapında
kitapçıklar çıkarmaya devam etmekte ve bir yandan da araştırmalarını çeşitli
dergilerde art arda yayımlamaktaydı. Yirmi yıllık çalışmalarının sonunda I.
Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Müellifleri adlı eserinin ilk cildini yayımladı
(1915). Sağlığı bozulduğu için dergilerde yazılar yayımlayamayan Bursalı Tahir,
Osmanlı Müellifleri’nin ikinci cildinin ikinci kısmının 1922’de yayımladı. III.
cildin baskısı sırasında geçim sıkıntısına düştüğünden baskı masraflarını
karşılamakta zorlanmış; Türk ordusunun Büyük Zafer’i kazandığı günlerde Mustafa
Kemal Paşa ikinci cildin ikinci kısmında 500 nüsha alarak destek vermiştir.


28 Ekim 1925’te Zeynep Kamil Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Üsküdar’da
Aziz Mahmut Hüdai Dergahi haziresinde toprağa verildi. Mezartaşı 1935 yılında
Mustafa Kemal tarafından yaptırılmıştır.] Adı Bursa’da Altıparmak semtinde bir
caddede yaşatılmaktadır.

Milliyetçi yönü 1897’de yayınladığı ilk eseri olan “Türklerin Ulum ve Fünuna
Hizmetleri” adlı kitabından, tasavvufa olan ilgisi 1899’da Muhyiddin İbn
Arabi’nin biyografisini yazmasından anlaşılabilir. Sonraki yıllarda da
özellikle Anadolu kökenli İslam âlimleri ile ilgili eserler vermiştir.


En önemli eseri 1915-1924 yılları arasında 3 ciltte tamamladığı
Osmanlı Müellifleri’dir. 30 yıllık bir araştırmanın ürünü olan eser 1691 önemli
Osmanlı şeyh, fakih, şair, tarihçi, hekim, matematikçi ve coğrafyacısının
biyografilerini faaliyet alanlarına göre düzenlenmiş şekilde içermektedir. Bu
yazarların 9000’i aşkın eserinden bahsini vermiş, belirli konularda liste ve
tabloları da eserine eklemiştir. Günümüz Osmanlı araştırmacıları açısından,
döneminin şartlarından kaynaklanan eksiklerine ve özellikle son cildinin büyük
maddi sıkıntılar içinde tamamlanabilmiş olmasına rağmen, temel bir kaynak kitap
niteliği sürmektedir.


BASILMIŞ ESERLERİ

1-Türklerin ulum ve fünuna hizmetleri.

2-Terceme-i Hal ve Fezail-i Şeyh-i Ekber.

3-Kibar ve Meşayih-i ulemadan Oniki zatın Teracüm-i Ahvali

4-Meşayih-i Osmanîyeden Sekiz Zatın Teracüm-i Ahvali

5-Ulema-i Osmaniye’den Altı Zatın Teracüm-i Ahvali

6-Âlî ve Kâtip Çelebi’nin Terceme-i Halleri

7-Aydın Vilâyetine Mensup Meşayih, Ulema, Şuarâ ve Müverrihinin Teracüm-i
Ahvali

8-Delilût’tefâsîr

9-Müntehabat-i Masarî’ ve Ebyat-ı Osmaniye

10-Hacı Bayram Veli

11-Ahlâk Kitablarımız

12-Nazar-ı İslâm’da Fakr

13-Kâtip Çelebi

14-Siyasete Müteallik Asar-ı İslâmiye

15-Menakıb-ı Harbiyesinden Bir Nebze

16-Osmanlı Müellifleri


BASILMAMIŞ ESERLERİ

1-Menakıb-ı Seyyid Hoca Muhammed Nûrü’l-Arabî ve Beyan-ı Melâmet ve Ahval-i
Melâmiyye

2-Mecmua-i Tahir

3 – Fezail-i İmam-ı Ali «R.A. » Hakkında Şerefvarid Ehadîs-i Şerife ve
Tercemeleri

4-Haseneyn «Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin» (R.A.) Haklarında Şerefvarid Ehadîs-i
Şerife ve Tercemeleri

5-İmam Suyûtî’nin «El-Ehadîsi-ş-Şerife Fi’s-Saltanatil-Münife Risalesinin
Tercemesi

6-Manastıra Mensup Meşayih, Ulema ve Şuaranm Teracüm-i Ahvali

7 -Müntehabat-ı Durûb-i Emsâl-i Arabiyj’e ve Farisiyye