Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Jeanne D’arc Efsanesi :
Cadılıktan Azizeliğe Uzanan Bir Hayat


KAYNAK
: http://www.serenti.org/jeanne-darc-efsanesi-cadiliktan-azizelige-uzanan-bir-hayat/
 

Serenti | 13 Mart 2017 |




Fransızlar tarafından ulusal bir kahraman
olarak kabul edilen Jeanne
d’Arc
, tarihte yaşamış bir karakter olarak kabul edilse de,
özellikle XXI.  yüzyıl tarihçileri tarafından yaptığı iddia edilen şeyler
nedeniyle gerçekliği sorgulanmış ve hayatı hakkında anlatılanlara hep kuşku ile
yaklaşılmıştır. Hiçbir askeri eğitimi ya da deneyimi olmayan genç bir köylü
kızının, İngiliz ordusu karşısında kazandığı zafer sıradışı kabul edilebilir.


Yine köylü kökenli olduğu iddia edilmesine
karşın saray Fransızcası konuşması ya da yargılanması sırasında “hiçbir zaman
koyun ya da başka bir hayvan gütmediğini” söylemesi nedeniyle Jeanne d’Arc’ın
bir köylü olmadığı, efsanenin geçmişte İngilizler karşısında zor durumda
kalan Fransız sarayı tarafından uydurulmuş bir “psikolojik silah” olduğu ileri
sürülmüştür. Fakat bu durum, tarihte Jeanne d’Arc olarak bilinen bir
kişinin yaşadığı gerçeğini değiştirmez.
Ölümünden önce ve sonra görülen tüm mahkeme kayıtlarının günümüzde Fransa
Ulusal Kütüphanesi’nde saklanması, kayıtların doğruluğu kuşkulu dahi olsa
Jeanne d’Arc’ın tarihsel gerçekliğinin kanıtıdır.


Peki gerçekte Fransa’nın Koruyucu Azizesi
Jeanne d’Arc kimdir? Kuşkusuz bazılarının iddia ettiği gibi bir feminist
kesinlikle değildi. Ama onun hayatına yönelik anlatılacaklar, gerçeklerle
efsanelerin karışımından oluşacaktır.


1412 yılının 6 Ocak günü Fransa’nın
Champagne Kontluğu’nun Domrémy köyünde, çiftçi bir ailenin kızı olarak doğan
Jeanne D’arc (Jeannette) olağan bir çocukluk ve ilk gençlik çağı geçirir.
Köyündeki diğer kızlar gibi düzenli olarak kiliseye gider, “Periler Ağacı”ndan
dilekte bulunur. Kendi ifadesiyle, 13 yaşına kadar dini görevlerini aksatmadan
yerine getiren, her kırsal kesim insanı gibi batıl inançları olan sıradan bir
köylü kızıdır.


1429 yılında Jeanne D’arc, müstakbel Fransa
Kralı VII. Charles ile tanıştığında, Fransa ve İngiltere arasında bir başlayıp
bir devam eden Yüzyıl Savaşları doksanıncı yılını doldurmuş ve neredeyse
sonuçlanmak üzeredir. Gerçi Yüzyıl Savaşları tam 116 yıl sürecektir ama Fransa
açısından savaşın gidişatı hiç de parlak görünmemektedir. İngilizler
Agincourt’ta Fransız ordusunu bozguna uğratmış, ardından Burgonya Dükü ile
yaptıkları ittifakla Fransa’nın neredeyse yarısını işgal etmiştir. Hatta
başkent Paris bile işgal altındadır. Bir sınır oluşturan Loire Irmağı’nın
kuzeyindeki Fransızların son istihkamı Orleans, İngiliz ordusu tarafından
kuşatılmış, Fransa adeta son darbeyi beklemektedir.


İşin daha da kötüsü, VII. Charles’ın kendi
iç sorunlarıdır. Annesi Kraliçe Isabeau de Bavaria yalnızca onu reddetmekle
kalmamış, üstelik İngilizlerle işbirliği yapan Burgonya Dükü’nün safına
geçmiştir. Hiçbir zaman tutarlı bir tavır göstermeyi başaramayan Charles’in
içini şimdi de kendi meşruluğu ile ilgili kuşkular kemirmektedir. Hem öz evlat
olup olmadığından kuşkulanmakta, hem de başa geçmesi durumunda Fransa’yı
yönetip yönetemeyeceğinden kaygı duymaktadır.


Jeanne D’arc Efsanesi’nin Doğuşu


İşte Jeanne D’arc efsanesi, Fransa’nın
böylesine zorlu bir süreçten geçmekte olduğu yıllarda başlar. Kimsenin daha
önce tanımadığı genç bir kız, Tanrı tarafından kendisine Fransa’yı kurtarması
için bir takım sesler ve hayaller iletildiğini söyleyerek yola çıkar. Tüm
yaşamı bu mucize ile değişecektir:


Ancak bir gün yaşamımı tümden değiştirecek
mucize gerçekleşir. “Beni yönlendirecek Yüce Tanrı’nın sesini ilk duyduğumda 13
yaşındaydım, ilk seferinde büyük bir korku ve endişeye kapıldım. Sesi, bir yaz
günü babamın bahçesinde bulunduğum sırada, yaklaşık öğlen vakti duydum. Bir gün
önce oruç tutmuştum. Ses, kilisenin bulunduğu sağ taraftan geliyordu. Aynı
anda, sesin geldiği yönde, ışık içinde büyük kutsal varlık belirdi. Kuvvetli
ışık ile ses aynı yönden geliyordu. Ve üçüncü kez aynı sesi duyduktan sonra
bunun bir meleğe (Aziz Mikail) ait olduğunu anladım. İşte bu ses beni daima
yönlendirdi. Ses bana doğru yoldan ayrılmamamı ve sık sık kiliseye gitmemi
buyuruyordu.


Jeannette yol gösterici meleğinin sesini
daha sonraki günlerde de duymaya devam eder. Ses, Fransa’nın bağımsızlığı için
onu göreve çağırmaktadır. Jeanne, duyduğu bu sesleri ve gördüğü düşleri kendi
yaşamı için tanrının bir emri kabul edip, bu seslere olan inancını kiliseye ve
devlete olan inancının üzerinde tutarak, kararlı bir şekilde yola koyulur.
Duyduğu sesler kendisine köyünü terk etmesini ve İngilizlerin kuşatması alandaki
Orleans’ı kurtarmak için Vaucouterus kalesi kumandanı Robert de Baudricourt’dan
asker istemesini söylemektedir.


Sonunda sesin isteğine uyan Jeannette,
1429 yılında, henüz 17 yaşında bir genç kızken köyünü terk eder. Uzun ve
zahmetli bir yolculuğun sonunda Chinon’a ulaşan Domrémyli köylü kızı üzerinde
erkek giysileri olduğu halde, taçsız Fransa Kralı VII. Charles’ın (veliaht
prens) huzuruna çıkmayı başarır. Krala, Tanrı’nın kendisini Fransa’yı
İngilizlerin işgalinden kurtarmak ve krallık tacını geri almak için
görevlendirdiğini anlatır ve kendisine bir şans verilmesi için kralı ikna eder.


Taçsız kral VII. Charles’ın, karizmasından
etkilendiği bakire köylü kızına, İngilizlere karşı başka bir seçeneği olmadığı
için bu olanağı verdiği sanılmaktadır. Yine de Kral’ın tüm Fransa’nın
yazgısını, henüz 17 yaşında olan ve hiçbir askeri deneyimi bulunmayan bir köylü
kızının ellerine teslim etmesi gerektiğine inandıran ne olmuştu? O dönem
yaşayanlar, Jeanne D’arc’ın VII. Charles’a onun güvenini hemen kazanmasını
sağlayan bir işaret gösterdiğini söyleyen masallar anlatır. O zamandan beri de
tarihçiler, bu işaretin ne olduğunu bulmak için çaba gösteriyorlar.


Böylece işgal altındaki Fransa
topraklarını İngilizlerden kurtarmak için Fransız ordusunun başına geçen
Jeannette, İngilizleri yenilgiye uğratarak Orleans’daki kuşatmayı kaldırır. Bu
başarısının ardından krallık tacını İngilizlere kaparmış olan Charles’ı Reims’e
götürerek 17 Temmuz 1429’da Fransa Kralı olarak taç giydirir.


Hiçbir askeri deneyimi olmayan genç bir
kızın böyle bir zafer kazanmasının tarihte örneği olmasa da tarihsel arka plan
aslında bunun şaşırtıcı olamadığını gösterir.


Her şeyden önce Orleans’ı kuşatan
İngilizler kenti almak için yeterli güce sahip değildi. Daha önce Fransız
kentlerinin kolayca teslim olması nedeniyle Orleans’ı da kolaylıkla
alabileceklerini düşünen İngilizler yalnızca 4.000 askerden oluşan küçük bir
birlikle kenti kuşatmıştı. Orleans halkı çok iyi direniyordu ama onlar da
İngilizleri geri püskürtecek yeterli kuvvete sahip değildi. Kısacası savaş
Orleans’ta sıkışıp kalmıştı.


Jeanne d’Arc’ın taze güçlerle kente
gelmesi işte tüm bu dengeleri değiştirmişti. Daha önce yalnızca savunmayı
düşünen Fransızlar artık İngilizlere saldırıyor, onları bozguna uğratıyorlardı.
Fransızların karşı saldırıya geçebileceğini akıllarının ucundan dahi geçirmeyen
İngilizlerin Jeanne d’Arc karşısında yenilmesi hiç de şaşırtıcı değildi.


VII. Charles’ın taç giymesinin ardından
evine dönmek yerine, Jeanne, Paris’e yapılacak cesur bir saldırıyı da içeren
yeni bir askeri harekatı üstlendi. Ne var ki Orleans’ı kurtarmada gösterdiği
başarıyı Compiegne seferinde tekrarlayamayacak ve 24 Mayıs 1430’da Paris’in 80
km. kadar kuzeyinde Burgonya Dükü’ne esir düşecektir.


Jeanne d’Arc dük tarafından on bin frank
karşılığında İngilizlere teslim edilir ve engizisyon mahkemesinde Beauves
piskoposu Pierre Cauchon ve engizitör Jean Lemaitre başkanlığında yargılanmaya
başlar.


Engizisyon Mahkemesi ve Jeanne D’arc’ın
Ölümü


Geç Ortaçağ Avrupası’nda yaşanan cadı avı
çılgınlığının hemen öncesinde engizisyon mahkemesi tarafından görülen bu dava
içerdiği politik unsurlar nedeniyle klasik büyücü/cadı davalarından ayrılmakla
birlikte, suç istinadı (kilisenin kutsal varlığına ve Katolik inancına karşı
suç işlemek), sorgulama (fiziki işkence dışında, kanıtlanamayan suçlamalar,
yalancı tanıklıklar, sorularla tehdit ve psikolojik işkence), yargılama ve
infaz sürecinin bütünlüğü davanın tipik bir engizisyon davası olduğunu
göstermektedir.


Engizisyon mahkemesi, sorgulanması
sonrasında Jeanne d’Arc’ı on iki maddede sıralanan eylemlerden ötürü dolayı
suçlu bulur. İlk dört maddede duyduğu seslere ilişkin suçlamalar yer alır:
Katolik kilisesinin kutsal varlığını hiçe sayarak Aziz Mikail, Azize Katharina
ve Azize Margareta’nın sözde buyruklarıyla kralın ve ülkenin geleceğine ilişkin
kehanette bulunmak (falcılık/medyumluk). Kendisine yöneltilen diğer suçlamalar
şunlardır:


  • Erkek giysileriyle dolaşarak Tanrı’nın yarattığı
    bedende başka bir cinsiyeti aramak,
  • Ailesinin itirazına karşın evini terk ederek
    ailesinin onurunu zedelemek,
  • Burgonya Dükü’ne esir düştüğünde tutulduğu
    kuleden kaçma, yani intihar girişiminde bulunarak, Tanrı’nın verdiği ve
    zamanı gelince yine sadece Tanrı’nın alabileceği yaşama bilerek ve
    isteyerek son verme girişiminde bulunmak,
  • Azize Katharina ve Azize Margareta’mn
    Burgonyalıları artık sevmedikleri, İngilizlerin tarafını tutmadıkları için
    İngilizce değil, Fransızca konuştukları iddiasında bulunmak,
  • Tanrının varlığını yadsıyan bir tavır içinde
    nereden ve kimden geldiği belli olmayan seslere ibadet etmek,
  • Azize Katharina ve Azize Margareta’nın,
    bakireliğini korursa kendisini cennete göndereceklerine dair söz
    verdikleri iddiasında bulunmak,
  • Putperestlik,
  • Düştüğü kötülüklerde inatla ısrar ederek kâfirlik
    yapmak.


Jeanne d’Arc 1431 yılının 24 Mayıs günü
cellatları tarafından Rouen mezarlığına getirilir. Uzun ve yorucu sorgulama
günlerinin sonunda bitkin düşmüş durumdadır. Uğruna savaştığı ve hayatını
ortaya koyduğu kralı VII. Charles’ın onu kâfir olarak tanımladığı kendisine
söylenince, Jeanne d’Arc, “Kralım aleyhinde değil, benim hakkımda konuşun; o
iyi bir Hıristiyan” diye yanıt verir.


Hakkında hazırlanan iddianame okunarak,
Tanrı’nın bağışlayıcı gücüne sığınarak işlediği günahlardan pişmanlık duyduğunu
itiraf edip etmeyeceği sorulur. O güne değin işlediği günahlardan pişmanlık
duyduğunu ve bir daha erkek kıyafeti giymeyeceğini kabul ettiği yazılı olan
metni (itiraf belgesi) imzalaması durumunda affedilecek, yakılma cezası, yaşam
boyu hücre cezasına çevrilecektir.


Yorgun ve güçsüz Jeanne d’Arc bu itiraf
metnine zorlukla bir haç işareti çizerek imzasını atar. O artık yaşam boyu
hücresinde işlediği suçların kefaretini ödeyecek bir mahkumdur. Suçunu çekmek
üzere tekrar hücresine kapatılır. Ancak kısa bir süre sonra itiraflarından
pişmanlık duyan Jeanne d’Arc, itirafnamesine koyduğu imzadan vazgeçtiğini
bildirerek erkek giysilerinin kendisine geri verilmesini talep eder. Bu
talebinin ve tövbekar olmaktan vazgeçtiğinin mahkemece kabulü mümkün değildir.


1431 yılının 30 Mayıs günü Rouen kenti
Saint-Sauveur Kilisesi’nin yakınlarındaki eski pazar meydanında (Vieux Marche)
gerçekleştirilecek infaz için üç platform kurulmuştur. Bunlardan birinde
İngiltere kardinali, kraliyet ve başpiskoposluk üyeleri, diğerinde bu korkunç
dramın mimarları olan, davanın hâkimi, rahipler ve askerler yerlerini
almışlardır. Son platformda sanık Jeanne d’Arc bulunmaktadır. Platformdan
alınarak, meydanın ortasında kendisi için hazırlanmış odun yığınının üzerine
dikilmiş direğe bağlanan Jeanne d’Arc’a, engizisyon mahkemesinin kararı okunur:
bir kâfir olması nedeniyle yakılarak öldürülecektir. Cellatları ayakları
altındaki odunları tutuşturmaya başladığında henüz 19 yaşındadır. Alevler
yükselirken Jeanne d’Arc’ın ağzından defalarca aynı sözcük yükselir: İsa…
Elinde ise yakılmadan önce bir askerden istediği iki tahta parçasından yaptığı
haç bulunmaktadır.


Yüzyıllar Sonra Gelen İade-i İtibar ve
Azizelik


Domrémyli köylü kızı Jeannette’in infazı,
Kutsal Engizisyon Mahkemesi’nin on binlerce masum insanı yakılmaya gönderen
kararlarından yalnızca biri olmakla birlikte, umulmadık ölçüde ilgi uyandırmış
ve Avrupa tarihinin üzerinde en çok tartışılan kimliklerinden birini
yaratmıştır. Jeanne d’Arc’ın suçsuzluğu, Katolik Kilisesi tarafından biraz
gecikerek de (!) olsa anlaşılmış, 1909 yılında itibarı iade edilmiş,
 yakıldıktan tam 490 yıl sonra 1920’de azize ilan edilmiştir.


Kısacık yaşam süresi göz önünde
bulundurulduğunda, tarihte Jeanne d’Arc kadar yaşamı, tiyatrodan operaya,
sinemadan şiire, romandan baladlara konu olmuş bir kişilik daha yoktur.


İlk kez 1470 yılında yazıya dökülmüş
olmakla birlikte, 1435 yılından itibaren sahnelenen, Jeanne’ın idamının
anlatıldığı 20.529 mısralık anonim dramatik şiir “Mystere du siege d’Orleans”,
Jeanne d’Arc efsanesinin ilk edebi metni olarak kabul edilir. Shakespeare’in
“VI. Henry” adlı oyununda Orleanslı Bakire, babasından kaçan, hamileliğiyle
herkesi şaşkına çeviren ve İngilizler tarafından yakılarak ölüme mahkûm edilen
büyücü kız olarak karşımıza çıkar.


16. yüzyılda Jeanne d’Arc üzerine yalnızca
iki eser yazılmıştır. 17. yüzyılda bu sayı üçe çıkmakla birlikte, eserlerin çok
sayıda tiyatro grubu tarafından aynı anda sergilendiği ve uzun süreler
oynandığı görülmektedir. Yüzyıl dönümünde, 1801’de Schiller ünlü romantik
trajedisi “]ungfrau von Orleans”ı tamamlar.


Yine G. Bernard Shaw’ın dramatik kroniği
Saintjûan bu yüzyılda anılması gereken eserlerin başında gelir. 1800-1874
yıllan arasında en az 34, 1875-1900 arasında 48 oyun yazılır Jeanne d’Arc
efsanesi üzerine. Katolik kilisesi tarafından cadılıkla suçlanarak 1431 yılında
yakılan Jeannette’in yaklaşık 480 yıl sonra, itibarının iade edilerek azize
ilan edilmesinden sonra, yaşamı üzerine yapılan akademik çatışmalarda ve sanat
eserlerinde patlama yaşanın Jeanne d’Arc üzerine 1909 yılında 17,Birinci ve
İkinci Dünya Savaşları arasında 29, 1945’den bugüne kadar 19 yeni tiyatro eseri
yazılmıştır. Son dönemdeki tiyatro eserlerinin bir kısmı kilise çevrelerince
genç kuşakların eğitimi için kaleme alınmış, bir kısım eserlerde de Jeanne
d’Arc, iki büyük savaş esnasında esen aşın milliyetçilik rüzgârlarına uygun bir
biçimde, tarihten alınmış bir yurtsever örneği olarak, 20. yüzyılın insanı için
yeniden yaratılmıştır.


Sanatın diğer dallarında olduğu gibi, ücretsiz
mp3 indirme sitesi
alanında da Jeanne d’Arc üzerine yüzlerce eser
verilmiştir. E. Huet’nin 1894 yılında yaptığı araştırmalar Jeanne d’Arc’ı konu
alan 400’den fazla kantat, senfoni, opera, kısa parçanın bestelendiğini ortaya
koymaktadır.


Sıradan bir köylü kızı olarak başlayan
yaşamı, 19 yaşında şeytanın işbirlikçisi olarak odunların üzerinde
yakılarak son bulan Jeanne d’Arc’ın yaşamı ve gerçekleştirdiği mucizeler
üzerine yüzlerce yıldır süregelen, akademik çevrelerde büyük yankı bulan tartışmalar
hâlâ dinmemiştir. Efsaneye saldıranların çokluğu, bu iddiaların bütünüyle göz
ardı edilmesine olanak vermemektedir. İşte bunlardan bazıları: Jeanne aslında
bir prensestir ve şeytanla işbirliğine girerek cadılık yapmış ve bu nedenle
engizisyon mahkemesi tarafından yargılanıp yakılmaya mahkum edilmişse de, son
anda cadılıktan hüküm giymiş yeni çıkan albümleri dinle başka bir
kadın Jeanne yerine yakılmıştır. Jeanne d’Arc, babası bilinmeyen bir prenses
olarak yaşamını sürdürmüştür. Jeanne’ın duyduğu sesler, Aziz Mikail’le
buluşması, gördüğü halüsinasyonların bir sonucudur; kayıtlar gerçekleri
yansıtmamaktadır; Orleans’ın kurtarılışında ve VII. Charles’ın taç giyme
töreninde yer alan kişi gerçekte bir figürandır. Buna da en iyi örnek Jeanne’ın
sürekli erkek giysileriyle dolaşması ve bunları çıkarmaya yanaşmamasıdır.


Jeanne D’arc efsanesi, ister gerçek olsun
ister olmasın, Fransızlar için hep bir sembol, olarak kalmaya devam edecek, bir
Fransız’a soracağınız Jeanne D’arc kimdir sorusunun yanıtı hep aynı olacaktır:
Fransa’nın Koruyucu Azizesi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış