EDREMİT KAYMAKAMI KÖPRÜLÜ’LÜ
HAMDİ BEY


Hamdi Bey 1886 yılmda Makedonya’da Köprülü kasabasında
doğdu. Onun için Köprülülü Hamdi Bey olarak anılmaktadır. Babası Kolağası
İbrahim Bey’di. Küçük yaşta yetim kaldığından, dayısı Celalettin Bey tarafından
yetiştirilmiştir. İlk öğrenimini Köprülülü kasabasında, orta öğrenimini Üsküp
İdadisi’nde yaptı. Onun bu yılları Sultan Abdülhamit in İstibdat Devri diye
adlandırılan saltanat yıllarına rastlamaktadır. Devrin olayları, yetiştiği
çevre kuşkusuz onun üzerinde etki yapmıştır.


Hamdi Bey orta öğrenimini Usküp’te tamamladıktan sonra
yüksek öğrenim yapmak üzere İstanbul’a gitti ve Mülkiye Okulu’na (Bugünkü
Siyasal Bilgiler Fakültesi) girdi. Bu okuldayken önemli olaylara tanık oldu. Bu
olayların en önemlisi Meşrutiyet’in yeniden ilanıdır. Hamdi Bey bu sırada yirmi,
yirmibir yaşlarında heyecanlı, ateşli bir yüksekokul öğrencisi idi.


Hamdi Bey yirmi dört yaşlarında Mülkiye öğrenimini
bitirdi. Mezuniyetini takiben Türkiye’de ilk defa açıları İhtiyat Zabit Mektebi
(Yedek Subay Okulu) ne girdi ve 1911 yılında Ast teğmen olarak diploma aldı.


Hamdi Bey memurluk yaşamına Kosova da Maiyyet Memurluğu
görevi ile başladı. 1912 yılında patlak veren Balkan Savaşına kadar bu görevde
kaldı. Balkan Savaşı sırasında Yedek Subay olarak orduya katılıp savaş sonuna
kadar askerlik görevini yerine getirdi. Kazım Özalp kendisinden “önceleri bir
düşünce adamı olan, okumayı seven, şiir yazan yağlı boya, kara kalem resim
yapan, ud, keman, tambur çalan, şık ve temiz giyinen her gün tıraş olmayı ihmal
etmeyen titiz Maiyyet Memurundan gözünü budaktan sakınmayan çetin bir savaşçı,
yaman bir kavga adamı ortaya çıkmıştı,” şeklinde söz etmektedir.


Hamdi Bey Edirne’nin düşmanlardan geri alınmasından sonra
Edirne Polis Müdürlüğü İdari Bölüm Başkanlığına getirildi. Birkaç ay sonra da
Demirköy İlçesi Kaymakamlığı’na atandı.


1914 yılında Birinci Dünya Savaşı çıktığı sırada Hamdi Bey
Demirköy Kaymakamlığı görevinde bulunuyordu. Kaymakam olduğu için savaşa
katılmadı. 1915 yılında Malkara Kaymakamlığı. 1916 yılında da Keşan
Kaymakamlığı görevine getirildi. 1916 Martından Temmuzuna kadar burada görev
yapmış, daha sonra Balıkesir’in Sındırgı İlçesi Kaymakamlığı’na atanmış, oradan
da 13 Temmuz 1917’de Edremit Kaymakamlığı’na nakledilmiştir.


Hamdi Bey Edremit Kaymakamlığı görevinde iken kasaba ileri
gelenlerinin ve öğretmenlerinin yardımlarıyla Edremit Darül- Eytamı (Edremit
Yetimler Yurdu) nı kurdu. Kaymakamlıktan ayrıldığı zaman burada 105 şehit
çocuğu barınıyordu. Ayrıca Darül- Eytam’ın bir odasında Edremit İdman Yurdunu
kurdu. (25 Nisan 1918) İdman Yurdu daha sonra Gençlik Kulübü adıyla
çalışmalarını sürdürmüştür.


Hamdi Beyi yakından tanıyan Ruhi Naci Sağdıç’ın
anlattıklanna göre, henüz 29 yaşındaki genç kaymakam Darül- Eytam ve İdman Yurdundan
başka bir basımevi kurulmasına. bir gazete çıkarılmasına öncülük etmiş.
kasabaya elektrik getirtmek için etütler yaptırmış, kasabanın imar planını
çizdirmiş, kanalizasyon işini başlatmıştır.


Hamdi Bey iki yıl Edremit Kaymakamlığı yaptıktan sonra 9 Nisan
1919 tarihinde Damat Ferit tarafından azledilmiştir. Azlini müteakip bir süre
Ayvalık’ta Ali Çetinkaya’nın yanında, bir süre de Burhaniye’de kalmış, daha
sonra Balıkesir’de kurulmuş olan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde faaliyet
göstermiştir.


Hamdi Bey idarecilikte iyi bir isim yapmıştı. Bulunduğu
yerlerde otoritesini tanıtmakla birlikte sevilmiş, sayılmış, dürüst, cesur ve
atılgan olarak tanınmıştı. Başardığı işlere bakıldığı zaman görevine bağlı,
resmi işlerde disiplinli hareket etmeyi seven, üstün cesaret sahibi bir kişi
olduğu izlenimini vermektedir. Tehlikelerin üzerine gitmekte hiç tereddüt
etmediği cesaretinin çoğu kez onu ihtiyatsızlık olarak nitelendirilebilecek
hareketlerde bulunmaya sevk ettiği görülür. Zamansız ölümüne de böyle bir
hareketi sebep olmuştur. (34 yaşında)


HAMDİ BEY’İN BİGA’YA GELİŞİ…


Balıkesir Merkez Heyeti Biga Müftüsü Hamdi Efendi’nin
başvurusu üzerine harekete geçer. Biga’daki karışık duruma son vermek için
Köprülü’lü Hamdi Bey’in yöneticilik bilgisinden, tecrübesinden yararlanmak
istenir. Sonunda asker, silah ve cephane tedarik etmek, uygunsuz hareketlerde
bulunanlara engel olmak, yapılan yolsuzlukları önlemek, Müdafaa-i Hukuk
örgütünü güçlendirmek üzere Hamdi Bey’in Biga’ya gönderilmesine karar verilir.


Hamdi Bey’in Biga’ya gelişi ve burada karşılanması ile
ilgili olarak verilen bilgiler değişiktir. Orhan İlkkurşun’a göre, Hamdi Bey,
Biga’ya birkaç kilometre uzaklıkta bulunan İdriskoru köyüne geldiği zaman Kara
Hasan, Köprübaşı denilen yerde de Biga’lılar tarafından karşılanmıştır. Zeynel
Kozanoğlu’na göre; Hamdi Bey 17 Ocak gecesi Biga yakınlarında, Arnavut Rahman
Ağa Müfrezesine haber göndererek Milis kuvvetlere katılmasını istemiştir.
Rahman Ağa bunu kabul etmiş hatta birkaç adamını da kılavuz olarak Hamdi Bey’e
göndermiştir. Hamdi Bey ertesi gün yanındakilerle Biga’ya girmiş, kasabanın
dışında Kara Hasan, Kani Bey ve Dramah Ali Rıza Bey tarafından karşılanmıştır.


Hasan İzzettin Dinamo ise Kutsal İsyan adlı eserinde Hamdi
Bey’in Biga’ya gelişini şöyle anlatmaktadır. “Bir gün başlarında
Köprülü’lü Hamdi Bey, Dramalı Rıza ve Bandırma’lı Kani Beyler üçlüsünün
bulunduğu kırk Kuva- yı Milliye atlısı ansızın Biga sokaklarında göründü.
Sokaklarda dağınık halde bulunan Kara Hasan çetesi bunlara yadırgayarak büyümüş
gözlerle bakıyordu. Bunların geleceğini pek az kişi biliyordu. Bu kişilerin
başında Müdafaa- i Hukuk Cemiyeti’nin Başkanı Müftü Hamdi Efendi ile üyeleri
vardı.”


Hamdi Bey Biga’ya gelince Belediye binasına yerleşti ve
hemen çalışmalarına başladı.


HAMDİ BEY’İN BİGA’DAKİ ÇALIŞMALARI


Hamdi Bey ilk iş olarak kasabanın Kaymakamı ile görüştü.
Ondan gerekli bilgileri aldı ve düşüncelerini öğrendi. Hamdi Bey özet olarak:
Yapılacak ilk ve önemli işin Yunanlıları topraklarımızdan çıkarmak olduğunu,
Mustafa Kemal Paşa’nın bu amaçla ordunun başına geçmiş olduğunu, onu elden
geldiğince desteklemek gerektiğini, Biga’ya bu amaçla ve düşmana karşı koyacak
teşkilatı kurmak üzere geldiğini söyleyerek konuşmasını “Sizlerin değerli
yardımlarınızı bekliyorum” şeklinde bitirdi.


Hamdi Bey ve arkadaşları kasabaya yerleştikten sonra bütün
güçlerini Biga ve yöresinde güvenliği sağlama, bölge ileri gelenlerini milli
davaya kazanma, Yunan cephesinde çarpışan asker ve Kuvayı Milliye’cilere silah
ve cephane tedarik etme ve cepheye silah gönderme işine verdiler.


Hamdi Bey bir yandan Biga’da kurulan Müdafaa- i Hukuk
Cemiyeti’nin çalışmalarını genişletmeye çalışırken, diğer yandan da herkesin
elinde bulunan silah ve cephaneyi hükümet dairelerine, askerlik şubelerine
teslim etmesi için emir çıkarttı. Bu emir çok şiddetli ve kesindi. Ellerinde
bulunan silahları teslim etmeyenler hem para hem de hapis cezasına
çarptırılacaktı.


Halkın elinde silah vardı ve hemen hepsi bunları hükümete
teslim etmek isterdi. Ama o zamana kadar hükümet can ve mal güvenliğini sağlayamamıştı.
Ayrıca Kara Hasan çetesinin de silahların teslim edilmemesi yolunda, halk
üzerinde büyük bir baskısı vardı. Hamdi Bey durumu öğrenince bundan böyle halka
hiçbir fenalık gelmeyeceğine dair söz verdi ve halkı devlete güvenmeye çağırdı.
Bir yandan da bölgede huzuru bozacak hareketlere meydan verilmemesi, emirlerin
eksiksiz yerine getirilmesi için önlemler alındı.


İlandan kısa bir süre sonra Biga ve dolaylarından bir
hayli silah ve cephane toplandı. Kasabada ve yörede kanunsuz hareketler azaldı.
Fakat Kara Hasan ve çetesi silahlarını teslim etmedikleri gibi kır bekçiliği
adı altında halkı soymaya devam ediyorlardı. Hamdi Bey Kara Hasan ile
anlaşmanın mümkün olmayacağını kısa zamanda anlamıştı. Ama ona karşı herhangi
bir harekete geçmeden önce anlaşmak işbirliği yapmak yolunu denemek istedi. Bu
amaçla ona birlikte çalışmayı önerdi. Kara Hasan bu öneriye: “Benim
hükümete güvenim yok. Size ne silahımı veririm, ne de sizi işlerime
karıştırırım.” şeklinde cevap verdi. Buna karşılık Kara Hasan ve çetesinin
sonunu tayin etmiştir.


Hamdi Bey durumunu daha da sağlamlaştırmak için o günlerde
Karabiga’da bulunan iki onbuçukluk topu Biga’ya getirtti. Aynı gün Teğmen Ali
Rıza efendi komutasında bir piyade bölüğü ile Üsteğmen Besim Bey yönetiminde
bir makinalı tüfek bölüğü de Biga’ya geldi.


Artık Kara Hasan çetesi meselesini kökünden halletmenin
zamanı gelmişti. Hamdi Bey bir gece belediye binasında toplantı yaparak planını
anlattı. O gece Kara Hasan çetesinin bir baskınla yakalanıp hapsedilmesi
kararlaştırıldı. Hamdi Bey bu karan Kaymakam ile Jandarma komutanına da
bildirdi.


Kararlaştırıldığı üzere, Kara Hasan önemli bir sorunu
görüşmek üzere Hamdi Bey tarafından Belediyeye davet edildi. Kara Hasan yanında
en yakın arkadaşlarından Suphi Bey ve Halil Çavuş olduğu halde Belediye’ye
geldi. Bu sırada Jandarmalar ve Milli Kuvvetler çetenin karargahı olan han ile
belediye binasını sardılar. Ayrıca Hamdi Bey’in adamları da Belediyede gerekli
tedbirleri aldılar.


Hamdi Bey önceden planladığı gibi Kara Hasan ve
arkadaşlarına Çan’a bir baskın yapmayı teklif etti. Kara Hasan: “Siz bize
emredemezsiniz.” şeklinde karşılık verince de kapıyı gösterdi. Kapıdan
çıkar çıkmaz Dramalı Rıza Bey ve arkadaşlarının tabanca namlularıyla
karşılaştılar. Tutuklanarak elleri kelepçelendi yalnız Kara Hasan’ın isteği üzerine
ona kelepçe vurulmadı. Kara Hasan’ın üzeri arandığında üzerinden Anzavur
tarafından kendisine yazılmış iki mektup bulundu. Daha sonra tutuklular
cezaevine sevk edildiler.


Kara Hasan ve arkadaşları Belediyede iken Kani Bey’de
çetenin karargah olarak kullandığı hanı basmıştı. İçeride çok az kişi vardı,
bunları da tutukladılar. Daha sonra çarşıyı ve kahveleri tarayıp, rastladıkları
çeteleri cezaevine gönderdiler. Bu arada kaçanlar olmuştu. Bunların peşine
düşüldüyse de hiç biri yakalanamadı. Baskından sonra bir gece çeteden Suphi Bey
ve Dimetokalı Mustafa cezaevinden alınıp çay kenarına götürülerek öldürüldüler.


Kara Hasan ve arkadaşlarından pek çoğunun tutuklanması,
çetenin dağılması Biga’da ve yörede ferahlık yarattığı gibi Hamdi Bey’in
itibarını, milli teşkilata karşı duyulan güveni arttırdı. Ayrıca bu olay Akbaş
cephaneliğine karşı düzenlenecek baskın hareketini maskelemek için de Hamdi Bey
ve arkadaşlarının işine yaradı.


Akbaş cephaneliğine yapılan baskın hareketine geçmeden
önce cephanelik hakkında bilgi vermek yerinde olur.


AKBAŞ CEPHANELİĞİ


Akbaş Gelibolu Yarımadası’nın doğusunda, Büyük Anafarta ve
Suyla Körfezi’ne giden yolun geçtiği Yalova Deresi ağzında, küçük gemilerin
demirlemesine elverişli bir koydur. Burası Birinci Dünya Savaşında Çanakkale
Boğazını savunan Türk kuvvetlerinin ikmal işlerinde kullanılmıştır.


1917 yılında Rusya’da Bolşevik İhtilali olunca, Rus savaş
cepheleri çökmüş, Rusya savaştan çekilmişti. Türk kuvvetleri bu arada
Ruslar’dan pek çok silah ve cephane ele geçirmişlerdi. Bu silah ve cephanenin
önemli bir bölümü Osmanlı hükümeti tarafından Akbaş’taki cephaneliğe taşınarak
muhafaza altına alınmıştı.


Birinci Dünya Savaşının sonunda imzalanan Mondros
Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri ordumuzun bütün silah, cephane ve diğer
harp malzemesine el koyarak bunları depolarda kendi askerlerinin muhafazasına
almışlardı. Anadolu içerisinde bulunan tüfeklerin sürgü kollarını, topların
kamalarını da sahillerdeki cephaneliklere taşıttırmışlardı.Bu arada Akbaş
mevkiindeki önemli cephanelikte müttefikler adına Fransızların kontrolüne
bırakılmıştı.


Atatürk’ün Nutuk’ta bildirdiğine göre Akbaş cephaneliğinde
yirmi bin sandık cephane, sekiz bin mavzer, kırk makineli tüfek, ayrıca
haberleşme ve istihkam araçları bulunuyordu.


Zeynel Kozanoğlu Kurmay Binbaşı İsmail Hakkı Bey’e
dayanarak; Akbaş’ta sekiz bin tüfek, 137711 Alman Piyade fişeği, 5, 5 milyon
mevzer cephanesi, 7331 sahra topu mermisi, 104 onbeşlik skoda mermisi, 398
onbuçukluk obüs mermisi bulunduğunu kaydeder.


1919 yılı sonlarına doğru İtilaf Devletleri sorumluları
Rusya’da Bolşevikliğin ortadan kaldırılabileceği ümidini yitirmemişlerdi. Bu
sebeple Akbaş Cephaneliği’nde bulunan silah ve cephaneyi Bolşeviklere karşı
çarpışan Vrangel ordusu askerlerine vermeyi düşünüyorlardı. Bu amaçla 1920 yılı
Ocak ayı başlarında Gelibolu limanına bir Rus gemisi gelmişti.


Silah ve cephaneye büyük bir ihtiyaç varken buradaki
cephanelik Ruslar’a verilemezdi. bunun için buraya baskın yapmaya karar verildi
ve hemen hazırlıklara başlandı.


AKBAŞ BASKINI HAZIRLIKLARI


Zeynel Kozanoğlu’na göre. Hamdi Bey Akbaş’taki silah ve
cephanenin İtilaf Devletlerince Bolşeviklerle savaşmakta olan Denikin ordusuna
verileceği haberini Biga’daki karargahında İstanbul gazetelerinden öğrenmiş,
bunun üzerine cephaneliği basmaya karar vermiştir. Oysa Hamdi Bey Biga’ya
gelmeden önce 61. Tümen Komutanı Kazım Bey ile bu işi görüşmüştü. Kazım Bey
eserinde “Akbaş’taki silah ve cephanenin itilaf kuvvetlerinden kaçırılması
fikrini o zaman Balıkesir’de bulunan Köprülülü Haındi Bey’e açtım. Pek ateşli
ve cesur bir vatansever olan Hamdi Bey’in bu iş aklına yattı ve hemen faaliyete
girişti.” şeklinde bu konuyu açıklığa kavuşturmaktadır.


Hamdi Bey, cephanelik çevresinde gerekli incelemelerde
bulunmak, telefon hatları ile cephaneliğe gelen yolları kıyıda kayıkların
yanaşabileceği yerleri, nöbetçilerin bulunduğu mevkileri tayin ve tespit etmek
amacıyla baskından bir hafta kadar önce Dramalı Rıza Bey ve iki arkadaşını
karşı kıyıya gönderdi.


Dramah Rıza Bey ve arkadaşları köylü kılığına girerek
Fransız askerlerine tavuk, yumurta ve meyve satmak için cephaneliğe giderek
gerekli bilgileri topladılar. Daha sonra Biga’ya dönerek Hamdi Bey ile birlikte
baskının nasıl yapılacağını kararlaştırdılar. Hamdi Bey durumu şifre ile 61.
Tümen Komutanı Kazım Bey’e bildirdi.


Hamdi Bey vakit kaybetmeden baskında görev alacak
arkadaşlarını seçerek Lapseki’ye hareket etti. Her tarafa Kara Hasan çetesinden
kaçanları yakalamaya gittikleri haberi yayıldı. Dramalı Rıza Bey Lapseki’de
Hamdi Bey’den ayrılarak otuz kişilik kuvvetle Bergos (Umurbey) bucağına gitti.
Hamdi Bey Lapseki’de Kaymakam Hasan Basri Bey’i ziyaret ederek planını anlattı
ve gemi tedarik etmede yardımcı olmasını istedi. Kendisine istediği yardımın
yapılacağına dair söz verildi.


Diğer yandan da Dramalı Rıza Bey Bergos’ta Bucak Müdürü
ile görüşmüş, o gece Hamdi Bey’de Bergos’a giderek bazı kararlar almışlardır.
Hamdi Bey’in kuvvetlerinin bir bölümü Lapseki dolaylarında eşkiya kovalarken,
Dramalı Rıza Bey ve arkadaşları baskınla ilgili son hazırlıkları yapmak için,
Lapseki Jandarma Komutanı ve Şube başkanının yardımıyla asker kaçağıymış gibi
yakalanarak, Akbaş cephaneliğine sevk edilir. Bu arada Gelibolu yöresindeki
Tahir çetesinin de yardımı sağlanır.


Hamdi Bey işleri düzene koyduktan sonra arkadaşlarıyla
Lapseki’den ayrılarak yeniden Bergos’a geldi ve baskın gününe kadar burada
kaldı. Bu süre içinde Bergos’ta sıkı tedbirler alındı. 61. Tümen Komutanı Kazım
Bey, 14. Kolordu Komutan vekili sıfatıyla Boğaz Komutanı Şevket Bey’e telgraf
göndererek, ondan Lapseki ve Karabiga dolaylarında kalan, Kolorduya ait eşyanın
Bandırma iskelesine taşınması için acele bir motor gönderilmesini ve motorun
kaptanına, Lapseki’ye Kolordu tarafından gönderilecek bir memurun kendisine
vereceği emre göre hareket etmesi gerektiğinin bildirilmesini rica etti.
Bahsedilen bu memur Hamdi Bey’den başkası değildi.


Zühtü Güven ve Hasan İzzettin Dinamo Bolayır motorunun
Bergos iskelesinde bulunan Kuvayı Milliye’ye ait erzakı Karabiga’ya götürmek
üzere Köprülü’lü Hamdi Bey tarafından Çanakkale’deki Mütareke Komisyonundan
istendiğini ve baskın günü motorun Umurbey iskelesine bu komisyon tarafından
gönderildiğini kaydetmektedirler.


Baskın yapılacağı gece Çan nahiyesinden başlayarak
Lapseki’ye doğru ne kadar at, eşek, deve araba, kağnı varsa hepsi geceleyin
Umurbey’e yığıldı. O gece Bolayır motoru da Kuvayı Milliyecilerin elinde idi.
Ayrıca Lapseki, Çardak, Gelibolu ve Umurbey iskelelerinde ne kadar kayık,
mavra. motor varsa Umurbey iskelesine sevk edildi.


AKBAŞ BASKINI


Akbaş baskınını anlatan eserlerden İsmail Aydın Hoşgör’ün
dışındakiler, baskın için Akbaş’a Umurbey iskelesinden geçildiği, ele geçirilen
silah ve cephanenin Umurbey iskelesine getirildiği konusunda birleşmektedirler.
İsmail Aydın Hoşgör ise Gelibolu yakasına Lapseki’den geçildiğinden, ele
geçirilen silah ve cephanenin Lapseki iskelesine taşındığından söz etmektedir.
Ayrıca, baskın hareketi bu konuda yazılan eserlerde başka başka anlatıldığı
gibi, baskının yapıldığı tarihte bu eserlerin çoğunda yanlış tespit edilmiştir.
Atatürk’ün Nutuk’unda bir tertip hatası olarak Akbaş baskınının 1920 yılı Şubat
ayı sonunda yapıldığı gösterilmiştir. Nutuk’tan kaynaklanan bu yanlış bütün
eserlerde tekrarlanmıştır. Oysa baskının 26 Ocak’ı 27’ye bağlayan Pazartesi
gecesi yapıldığı belgelerle ispatlanmıştır.


Baskın akşamı Hamdi Bey Umurbey iskelesinde kaldı. Otuz
kadar Kuvayı Milliyeciyi baskın işinde, baskından sonra silah ve cephanenin
kayık ve motorlara yüklenmesinde Dramalı Rıza Bey’e yardım etmek için
motorlarla karşıya geçtiler.


Dramalı Rıza Bey arkadaşlarından bir kısmını yolları
tutmak, telefon hatlarını kesmek üzere Gelibolu ve Eceabat yönlerine gönderdi.
Osmanlı Devleti tarafından Akbaş Cephaneliği’ne binbaşı olarak atanan Bahri Bey
o gün bir iş için Gelibolu’ya gitmişti, akşama dönecekti. Kuvayi Milliyeciler
Gelibolu’dan gelen yol kenarına pusu kurarak, herhangi bir olaya meydan
vermeden Binbaşı Bahri Bey’i tutuklayacaklardı. Dramalı Rıza Bey yanındaki
arkadaşlarıyla cephaneliğe giderek koğuşlardaki askerleri tutukladı. Hemen
depoların kapıları açılarak cephane ve silahlar köylülerin de yardımıyla
taşınmaya başladı. Bu sırada Bergos iskelesinde bulunanlar sabırsızlık ve
heyecan içinde verilecek işareti bekliyorlardı. Sonunda Dramalı Rıza Bey ışıkla
işareti verdi. Bu aynı zamanda zafer işaretiydi. Bunun üzerine Bergos (Umurbey)
iskelesindeki bütün deniz araçları Bolayır vapuru önderliğinde karşı kıyıya
doğru harekete geçti. Bu arada bucakta çok sıkı tedbirler alınmış, telefon ve
telgraf merkezi tutulmuş yollar kesilmiş, Lapseki ve Çanakkale ile bağlantı
tamamıyla önlenmişti. Karşı kıyıya giden deniz taşıtları, hemen yükünü alarak
geri dönüyordu. Sonunda kıyıya taşınabilen bütün silah ve cephane taşıtlara
yüklenmiş, her şey tamamlanmıştı. Akbaş’tan hareket etmeden önce yardıma gelen
köylüler yerlerine döndüler. Binbaşı Bahri Bey Fransız subay ve erleri Bolayır
motoruna alınarak karşı kıyıya götürüldü. Boşaltma işi kısa sürede tamamlandı.
Aynı gece silah ve cephanenin sahilden içeriye nakline başlandı. Kaçırılan bu
silah ve cephaneler Çan üzerinden Yenice Bucağına sevk edildi. Boşaltma işlemi
tamamlandıktan sonra binbaşı Bahri Bey ve Fransız askerleri, bir kayıkla
Akbaş’a gönderildi. Zeynel Kozanoğlu’na göre Hamdi Bey Binbaşı Fahri Bey’e
Fransız Askeri Komutanlarına verilmek üzere bir mektup vermiştir. Hamdi Bey
baskın olayı ve elde edilen başarıyı hemen o gün bir telgraf ile Kazım Bey’e
bildirdi. Kazım Bey de olayı Ankara’da bulunan M. Kemal’e telgrafla bildirdi.


Türk milletinin sayıları bilinmeyecek kadar çok olan
kahramanlık destanlarına, bir yenisinin eklenmesi Mustafa Kemal Paşa’yı çok
duygulandırmış, olayın kahramanı Hamdi Bey’e teşekkürlerini bildirirken, 61.
Tümen Komutanı Kazım Bey’i de aynı başarıdan dolayı tebrik etmişti.


BASKINDAN SONRA HAMDİ BEY’İN BİGA’DAKİ ÇALIŞMALARI


Akbaş baskınından sonra Biga’ya dönen Hamdi bey kendini
tamamıyla kuzeybatı cephesine asker hazırlama işine verdi. Ele geçirilen silah
ve cephane ile Balıkesir Müdafaa- i Hukuk Cemiyeti’ne bağlı büyük bir kuvvet
getirmek istiyordu. Uluğ İğdemir’e göre Hamdi Bey Akbaş baskınından sonra
Akhisar cephesine gönderilmek üzere Milli bir alay kurmayı düşünmüştür.


Zeynel Kozaoğlu’da Hamdi Bey’in Akbaş’tan kaçırılan
silahlarla Balıkesir Merkez Heyeti adına beşbin kişilik bir kuvvet hazırlamak
istediğini, kısa zamanda beşyüz kadar genç topladığını, bunların Biga’daki 190.
alayın ikinci taburu emrine verildiğini, Kolordu tarafından bu tabura bazı
subaylar atandığını yazmaktadır.


Hamdi Bey ve arkadaşları asker hazırlama işine Biga ve
yöresinde üç sınıfın silah altına çağırılmasına karar vermekle başladılar.
Toplanacak askerler Biga dışında askerlik şubesi emrinde bulunan depoda
barındırılacak, burada kısa bir eğitim gördükten sonra silah ve cephaneleri
verilerek cepheye gönderileceklerdi. İş asker toplamakla da bitmiyordu. Silah
altına alınanların giydirilmesi, beslenmesi gibi sorunlar da vardı. Bu
sorunların çözümlenmesi ise paraya bağlı idi. Bu nedenle halktan ve köylülerden
para toplanmasına karar verildi. Para köylerin nüfusuna ve zenginliğine göre,
yardım adı altında toplanacaktı. Aslında bir çeşit vergi olacaktı.


Para toplama işine ve bunun biçimine çok çabuk karar
verilmesi gerekmiş, bu sebeple her köyden istenecek miktar bir inceleme ve
araştırma yapılmadan belirlenmişti. Birçok köyden istenen yardım miktarı
köylülerin ödeme gücünü aşacak derecede idi. Üstelik bir hafta gibi kısa bir
süre içinde toplanıp gönderilmesi isteniyordu.


Hamdi Bey’in yaptığı işler onu sevmeyenler, Kara Hasan’ın
tutuklanması sırasında ele geçmeyipte köylerde gizlenen çeteler, Padişah ve
Hükümet yanlısı olanlar tarafından sömürü konusu yapıldı. Susurluk harekatından
sonra bir köşeye sinmiş olan Anzavur Hamdi Bey’in aleyhine gelişen bu durumdan
yararlanmayı çok iyi bildi. Köyleri dolaşarak Hamdi Bey aleyhinde propaganda
faaliyetlerinde bulundu. Hamdi Bey’de aleyhinde yapılan propoganda
faaliyetlerinin etkisini azaltmak Anzavur hakkında karşı propagandalarda
bulunmak üzere Dimetoka’lı İsmail Hakkı, Haciköy’lü Kaymakam Tahir, Biga’lı
Sefer Beyleri Gönen’e gönderdi. Bunlar bazı faaliyetlerde bulunmuşlarsa da
başarılı olamadılar. Daha sonra üçü de Anzavur tarafından öldürülmüştür.


Bu arada yardım olarak istenen paraların verilmesi için
konulan süre doluyordu. Bu parayı tedarik edemeyen veya istenen miktarı fazla
bulan ya da bu parayı vermek istemeyen köylüler Anzavur etrafında
toplanıyorlardı. Anzavur ayaklanmasına geçmeden önce şunu belirtmek gerekir ki,
bu hareket tertibinde İngilizlerin de büyük payı olan bir iç ayaklanma idi. Dış
basında çıkan haberlere göre, bu ayaklanmayı İngilizler Osmanlı hükümeti ile
birlikte düzenlemişler ve sonuna kadar da desteklemişlerdir. Yahya Akyüz’ün
“Türk Kurtuluş Savaşı ve Fransız Kamuoyu” adlı eserinde belirttiğine
göre: Fransızca “Le Temps” ğazetesi İngiltere’nin Anzavur’a dört bin
tüfek, otuz mitralyöz, çok sayıda cephane ve dört top gönderdiğini, Çanakkale
dolaylarında Milliyetçilerin başarılarından kuşku duyduğu için bir yandan
Bandırma’ya asker çıkartırken, öte yandan ikinci Anzavur ayaklanmasını ateşlediğini
yazmaktadır.


ANZAVUR AYAKLANMASI VE BİRİNCİ BİGA BASKINI


Anzavur ayaklanmasına değinen eserlerde Biga baskını
hakkında verilen bilgiler genel hatları ile birbirine uymakta ise de ayrıntılar
yönünden değişiklik göstermektedir. Olay kelimenin tam anlamıyla bir baskın
şeklinde geçmiş Hamdi Bey ve arkadaşları gafil avlanmışlardır. Bazı eserlerde
baskının 1920 yılı Mart ayında yapıldığı bildirilmekle birlikte olaya tanık
olan Uluğu İğdemir’e göre baskın 16 Şubat 1920 Pazartesi günü olmuştur.


Baskının meydana geldiği gün Hamdi Bey ve arkadaşları,
yaklaşmakta olan büyük tehlikeden tamamen habersiz Belediye dairesinde
çalışıyorlardı. Her ne kadar Anzavur ile işbirliği ettiği bilinen Gavur İmam’ın
Kuvayı Milliye aleyhinde bir takım hazırlıklarda bulunduğu haber alınmış ise de
haber önemsenmemişti. Çünkü Hamdi Bey ve arkadaşları bu sırada kasabaya bir
kilometre uzaklıkta Askerlik şubesi idaresinde olan depolarda silah altına
çağırılmış, cepheye gönderilmek üzere eğitim görmekte bulunan askerlere
güvenerek, kendilerini emniyette hissediyorlardı.


Baskın 16 şubat 1920 Pazartesi günü başladı. Anzavur’un
adamlarından Gavur İmam ve Şah İsmail’in idaresinde 200 kişilik silahlı ve
binden fazla bıçaklı, baltalı, sopalı köylülerin kasabaya doğru yürümeleri
üzerine depoda bulunan askerler havaya ateş ettiler. Gelenlerde ateşe ateşle
karşılık verdiler. Hamdi Bey silah seslerini duyunca yanına Kani Bey’i ve
birkaç arkadaşını alarak depoya koştu. Askerlere mevzi alıp karşıdan gelenleri
durdurmalarını emretti. Ama askerlerin çoğu Biga köylerinden idi. Karşıdan ateş
ederek gelenler ise kendi köylüleri, babalan, kardeşleri, akrabaları idi. Bu
yüzden iki tarafta birbirlerini öldürmek için ateş etmiyorlardı.


Hamdi Bey mücadeleyi kaybettiğini anladı ve Kani Bey’e
hemen hapishaneye koşmasını, Jandarma Komutanı’nın yardımıyla Kara hasan ve
arkadaşlarını yok etmesini söyleyerek kendisi de yanındakilerle Biga’dan
uzaklaşmak üzere bulunduğu yerden ayrıldı.


Kani Bey, Jandarma Komutanlığı’na gelerek Jandarma
Komutanı İsmail Hakkı Beye emri bildirdi. Jandarma Komutanı İsmail Hakkı Bey üç
ay önce buraya atanmış genç bir subaydı. Çevreyi pek iyi tanımadığından bu emri
uygun bulmayarak reddetti. Bunun üzerine Kani Bey yanına bir polis ve bir
Jandarma çavuşu alıp hapishaneye gitti. Kara Hasan ve arkadaşlarını bir odaya
doldurduktan sonra alt kata inip makineli tüfekle odayı taradı. Kara Hasan ve
arkadaşları feci şekilde can verdiler. İçlerinden yalnız biri yaralı olarak
kurtulabildi. Tam bu sırada nal sesleri duyulmuş, Anzavur kuvvetleri şehre girmişti.
Bu kuvvetlerin içinde Kara hasan çetesinden olanlar, arkadaşlarını kurtarmak
için hapishaneye koştular. Karşılaştıkları sahne onları çılgına çevirdi.
İntikam almak için dışarı fırlayarak, Hükümetin alt katındaki Jandarma koğuşuna
girdiler. Burada sıtmadan yatan üç Jandarma erini şehit ettiler. O sırada
Jandarma Komutanı İsmail Hakkı Bey hükümet konağından ayrılmak üzere idi.
Merdivenleri inerken onu da kurşunlayıp şehit ettiler.


Kani Bey ve arkadaşları isyancıların yaklaştığını görünce
hapishaneden ayrılıp hükümet konağına gitmişler, orada kalamayacaklarını
anlayınca, isyancıların hükümeti bastıkları sırada arka kapıdan kaçarak
kasabadan uzaklaşmak üzere birbirlerinden ayrılmışlardır.


Kani Bey kasabadan uzaklaşma imkanı bulamayarak bir Rum
evine sığındı. İsyancılar bunu haber alınca evi sardılar. Kani Bey kurtuluş
umudu kalmadığını anlayınca yanındaki paraları evin Rum kızına verdi. Yanında
bulunan gizli evrakı yaktı. Sonra tavan arasına çıkarak, mermisi bitinceye
kadar ateş ettikten ve tek bombasını da savurduktan sonra, silahında kalan son
kurşunu beynine sıkarak canına kıydı. İsyancılar tavan arasına çıkarak cesedi
aşağı attılar ve sonra da sokaklarda sürükleyerek teşhir ettiler.


Bu baskın sırasında pek çok Kuvayı Milliyeci
öldürülmüştür. Baskının ertesi günü 17 Şubat 1920’de, Ahmet Anzavur onbeş kadar
adamıyla Biga’ya gelerek, Hükümet konağına yerleşmiştir.


HAMDİ BEY’İN ŞEHİT EDİLMESİ


Hamdi Bey isyancılarla başa çıkamayacağını arılayınca
atına atlayıp Yenice nahiyesine gitmek için yola çıktı. Onun asıl amacı
Yenice’de depo edilmiş silah ve cephaneyi kurtarmaktı. Yanındaki arkadaşıyla
ayrıldığında kasabadan silah sesleri gelmekteydi. Hamdi Bey’in Biga’dan
ayrılışı, yolculuğu ve İnova köyünde tutuklanıp Biga’ya geri getirilişi farklı
eserlerde değişik anlatılmaktadır.


Kazım Özalp, Hamdi Bey’in Biga’dan ayrıldıktan sonra
Kuvayı Milliyeci birkaç arkadaşı ile Yenice’ye giderken Anzavur Ahmet ve Gavur
İmam’ın adamları tarafından tutulup yolda şehit edildiğini bildirmekte ise de
ne tutuklandığı yeri söylemekte ne de yolculuğu ve şehit edilmesi ile ilgili
ayrıntılı bilgi vermektedir.


Bu konudaki eserlerde Hamdi Bey’in tutuklandığı sırada
içinde bulunduğu binada başka başka tanıtılmıştır. İsmail Aydın Hoşgör’e göre
tutuklanma köy odasında, Orhan İlkkurşun’a göre camide, Genel Kurmay Bakanlığı
Harp Tarihi dairesinin yayınladığı Türk İstiklal Harbi’ne göre okul binasında
yapılmıştır.


Fakat bütün eserler Hamdi Bey’in İnova köyünde
yakalandığı, konusunda birleşmektedirler. Biga ile Yenice arasında Aşağı İnova
ve Yukarı İnova olmak üzere iki İnova köyü vardır. Hamdi Bey Yukarı İnova
köyünde yakalanmıştır.


Hamdi Bey İnova köyünde Gavur İmam’ın çete reislerinden
Hacıoğlu tarafından yakalanır. Binbir işkence ile Biga’ya getirilirken
Kırkgeçit denilen yerde Hacıoğlu tarafından öldürülmüştür. Hamdi Bey’in önce
söylediği şu sözler çok dikkat çekicidir. “Kuvayı Milliye yalnız ben
değilim. Kuvayı Milliye bütün milletindir. O ölmeyecektir.” Hamdi Bey’in
cesedi bir araba ile ilçeye getirilerek çarşı ve sokak aralarında ayaklarından
ipler takılarak sürüklenir ve teşhir edilir. ( 17 Şubat 1920)


Hamdi Bey’in cesedi beş gün sokak ortasında kalmıştır.
Korkudan kimse sahip çıkamamıştır. Ancak Bandırma’ya giden bazı kişilerin
şikayeti üzerine 14. Kolordu Komutanı Yusuf İzzettin Paşa Biga’ya gelerek
şehitleri eski mezarlığa gömdürmüştür.


YENİCE SİLAH DEPOSUNA BASKIN


Hamdi Bey’i yakalayıp şehit eden isyancılar aynı gece
Gavur İmam idaresinde Yenice’deki cephaneliği de sardılar. Biga ve Gönen kasaba
ve köylerinden bazı kimselerle Anzavur’da bu kuvvetlere katılınca Dramalı Rıza
Bey güç duruma düştü. Yenice’deki silah ve cephaneyi korumakla görevli olan
Dramalı Rıza Bey yanındaki arkadaşlarıyla savunmaya geçti. Bu arada
Balıkesir’le bağlantı kurulmaya çalışılmış fakat kurulamamıştı. Kendilerine
yardımda bulunulacağına dair bir haber alamayınca umutsuzluğa düşen Dramalı
Rıza Bey, silah ve cephanenin Anzavur’un eline geçmesini önlemek için silah
dolu Yenice camisine Nevruz köyü önünden Anzavur’un adamı eski topçu Gavur
İmam’ın (İmam Fevzi) iki top atışı yapması üzerine kendisi ateşe verdi. (21
Şubat 1920) Oysa, Hamdi Bey’in Biga’dan durumu bildirdiğinin ertesi günü
Balıkesir ve Edremit’ten gönderilen yardım kuvvetleri Yenice’ye hareket
etmişlerdi.


Büyük ümitler bağlanan ve batı cephesi için paha biçilmez
değer taşıyan silah ve cephane bir anda yok olmuştu. Cephane ve silah darlığı
çekildiği bir anda meydana gelen bu acıklı olay Yunan cephesinde çarpışanlar ve
Balıkesir Kuvayı Milliye teşkilatı için bir yıkım oldu.


Balıkesir’de bulunan 61. Tümen Komutanı Kazım Bey durumu
öğrenince küplere bindi ve Dramalı Rıza Beyi idam ettirmeyi bile düşündü. Fakat
Dramalı Rıza Bey’in İstanbul’a gidip Damat Ferit Paşa’yı öldürmek istediğini
söylemesi üzerine onu serbest bıraktı. İstanbul’a giden Rıza Bey. Yenice köylü
Muhtar Ali Bey tarafından tanınarak ihbar edilmiş ve İdam ile
cezalandırılmıştır. ( 13 Haziran 1920)


BİGA OLAYLARININ SORUŞTURMASI


Baskından sonra Biga Müftüsünün İstanbul’dan soruşturma
yapmak üzere bir heyet gönderilmesini istemesi üzerine Biga’ya bir soruşturma
heyeti gönderildi. (21 Şubat 1920) Konya eski valilerinden Samih Rifat Bey’in
başkanlık ettiği bu heyette general rütbesinde bir asker, Meşihat’tan bir din
adamı ile bir Mülkiye Müfettişi bulunuyordu. Heyet soruşturmasını bitirip
İstanbul’a döndükten sonra İçişleri Bakanlığı’na bir rapor vermiştir.


Bu raporda neler olduğu bilinmemekle birlikte Zeynel
Kozanoğlu, soruşturma heyetinden birinin gazetelere şu bilgiyi verdiğini
yazmaktadır: “Anzavur zavallı halkı Cemiyet-i Muhammediye adı altında
hareket ederek aldatıyor. Kuvayı Milliye namına 120 bin lira toplandığı
kesinlikle yalandır. İşittiğimize göre 112 bin lira istenilmesi düşünülmüştür,
yalnız bu bir tasarı olarak kalmıştır.”


Biga’ya bir soruşturma Heyeti’nin gelmesi hiçbir şeyi
değiştirmedi. Anzavur ve çevresindekiler faaliyetlerini daha da arttırdılar ve
faaliyet bölgelerini genişlettiler. Bu arada Ahmet Anzavur bir beyanname
yayınlayarak, Köprülülü Hamdi Bey’in ve arkadaşlarının cezalarını verdiğini
bundan sonra herkesin hukukunun korunacağını, öteki şehir ve kasabaları da Biga
gibi Kuvayı Milliyecilerden kurtaracağını açıklamıştı.


BİGA’NIN KUVAYI MİLLİYELİLERCE GERİ ALINMASI


Biga’daki bu kargaşayı gidermek için Çanakkale Jandarma
tabur komutanı Binbaşı Ali Rıza Bey Çan üzerinden Biga’ya geldi. Bunu haber
alan Anzavur Ali Rıza Bey’e bir ültimatom vererek kasabayı terk etmesini
istedi. Bunun üzerine Anzavur’un karşısında duramayacağını bilen Ali Rıza Bey
Karabiga’ya çekildi. Ali Rıza Bey’in Biga’yı işgal ettiği bildiriliyor ve
kendisinin bu kuvvetlere katılması emrediliyordu. Hafız Hüseyin Bey emrindeki
kuvvetlerle Biga’ya girdiğinde Anzavur taraftarları çarpışmaya girmeyerek
dağlara çekilmiştir. O gece Binbaşı Ali Rıza Bey kuvvetleri de Biga’ya gelerek
Hafız Hüseyin Bey kuvvetlerine katılır.


12- 13 Mart 1920 gecesi Binbaşı Ali Rıza Bey ve Askerlik
Şubesi Başkanı 14. Kolordu Komutanı’na telgraf çekerek Anzavur’un Biga’ya
tekrar saldırmak için hazırlandığını bildirir. Bunun üzerine Kolordu Komutanı
13 Mart’ta Biga üzerine yürüyüşe geçer. Aynı günün sabahı Anzavur kuvvetleri de
Biga üzerine taarruza geçmiştir.


ANZAVUR’UN İKİNCİ BİGA BASKINI


13 Mart sabahı Anzavur kuvvetlerinin Biga’ya saldırması
üzerine Binbaşı Ali Rıza Bey ve Hafız Hüseyin Bey, kuvvetleriyle Balıkkaya’ya
çıkarak Anzavur kuvvetlerine karşı savunmaya geçmişlerdir. Bunların yaptıkları
savunma karşısında Anzavur kuvvetleri de öğleye kadar taarruza geçememişlerdi.
Öğleden sonra müthiş bir çarpışma başladı. Bu arada 14. Kolordu emrindeki takip
müfrezesi de Biga yakınlarında İdriskoru’ya kadar gelmişti. Biga’ya yaklaşınca
hücum emri verildi. Önce Yenice Köyü sırtları tutuldu. Bu arada müfrezenin
büyük kısmı Biga’ya yanaştı. Bir kısım kuvvetler Biga’ya girmişse de Balıkkaya
da daha önce mevzilenmiş olan Ali Rıza Bey ve Hafız Bey kuvvetinin cephanesi
bitmiş olduğundan geri çekilmişler, bunun üzerine Anzavur kuvvetleri ilçeye
girmeye başlayan askerler üzerine ateş açarak geri çekilmek zorunda
bırakmışlardı. Böylece Biga akşama doğru Arızavur kuvvetlerinin eline geçer.


Takip Müfrezesi İdriskoru’ya çekilerek 15, 16, 17 Mart’ta
üç gün süren Biga’ya girme çabasından bir sonuç alamayınca ve yiyecek tedarik
etmede güçlükler baş gösterince 18 Mart 1920 sabahı Gönen’e çekilmeye
başlamıştır.


Anzavur Biga’ya girdikten bir hafta sonra halka hitaben
tarihi bir konuşma yapmış, halkı Kuvayı Milliye’ye karşı kışkırtırken, kendi
tarafına çekmeye çalışmıştır.


Anzavur 4 Nisan 1920’de Gönen üzerine yürüyerek burayı
fazla zorlanmadan ele geçirmiş. daha sonra Bandırma ve çevresini de elde ederek
Bandırma’yı kendine karargah yapmıştır. Anzavur’un bir süre sonra Bursa ve
Balıkesir üzerine yürüyüşe geçmesiyle Kazım Bey. Ethem Bey’e bir telgraf
çekerek yardıma gelmesini istemiştir.


ETHEM BEY’İN BİGA’YA GELİŞİ


Ethem Bey telgrafı aldıktan iki gün sonra 2000 kişilik
kuvvetle Balıkesir’e hareket etti. Burada Kazım Bey’in emrine girerek Anzavur
üzerine yürüdü. 15 Nisan 1920’de Susurluk ile Kirmasti arasında Yayaköy’de
Anzavur kuvvetleri bozguna uğratıldı. Fakat Anzavur yaralanmasına rağmen
yakalanamamış İngilizler’in Karabiga’ya yolladığı gemiye binerek kaçmıştır. (19
Nisan 1920) Ethem Bey kuvvetleri 24 Nisan 1920’de Biga’ya girerek, hiç bir
engelle karşılaşmadan işgal ettiler.


Ethem Bey’in bu olayla ilgili olarak, “Ben Osmanlı
padişahlarının hışmından tir tir titredikleri Anzavvr’un başına cellat kesildim
ve O’nu ordusuyla kovalayıp Biga’da denize döktüm” demektedir. Ethem Bey
kuvvetleri Biga’da iki ay kaldıktan sonra Yozgat isyanını bastırmak üzere
gittiler. Ethem Bey kuvvetlerinin Biga’dan gidişinden kısa süre sonra
Yunanlılar toplu bir saldırıya geçtiler.


YUNAN KUVVETLERİNİN BİGA’YI İŞGALİ


29 Haziran 1920 gecesi. Biga’da bulunan Milli Hükümet’e
Balıkesir’den gelen telgrafla, Yunanlıların Lapseki’ye asker çıkartmakta
oldukları Akhisar Cephesi bozulduğundan Balıkesir’deki bütün kıtaların Bursa’ya
çekilmekte olduğu bildiriliyor. Yunanlılar Bursa yolunu kesmeden geri
çekilmeleri isteniyor. Bunun üzerine Biga’daki Milli Hükümet 30 haziran 1920’de
Biga’yı terk etti.


1 Temmuz 1920 günü Yunan kuvvetleri Gönen’den Biga’ya
doğru yola çıktı. Biga’ya doğru ilerlemekte olan Yunan kuvvetlerine ilk kurşunu
Biga’ya 3 saat uzaklıktaki Tahirova’da Dimetoka’lı Tahsin Efe çetesi ile Gürlü
Ali efe çetesi atmıştır. Bu çete, Rahman çetesiyle birlikte Yunan kuvvetlerine
çekilene kadar çok zarar vermiş ve epey uğraştırmıştır. 2 Temmuz 1920’de
Yunanlılar Karabiga’yı işgal ediyorlardı.


Yunanlıların Biga’yı işgal etmeleri üzerine, İzmit
Adapazarı civarında Kuvayı Muhammediye Ordusu Kumandanı olarak Kuvayı
Milliyecilere karşı ayaklanan Anzavur tekrar memleketi olan Biga’ya geliyor.


Bu arada Tahsin efe Dimetoka’da Yunanlılarla çete arasında
geçen çatışmada dizinden yaralanır, birkaç gün sonra kangren olarak can verir.
Tahsin Efe’nin ölümü üzerine çetenin başına çetenin ikinci adamı olan Ali
geçer. Bunlar Yunanlılara karşı durmadan baskın yapıyor, onlara rahat
vermiyorlardı. Bu çetenin baskınlarından göz açamayan Yunanlılar, Karabiga’daki
İngilizler’e başvurarak Ali çetesinin yok edilmesini istediler. Anzavur çeteyi
yok etmek için epey uğraşmış, hatta Ali’nin kellesini getirene 500 lira
verileceğini ilan etmişse de başarılı olamamış, aksine onun bu ilanı kendisine
karşı duyulan kini arttırmıştır.


ANZAVUR’UN ÖLDÜRÜLMESİ


Anzavur, İtilaf Devletlerinden İngilizler tarafından
Karabiga’da limana demirlemiş olan İngilizlerin gemisinde yapılacak toplantıya
çağırılmıştı. Karabigalı Halit bey bunu gemide tercümanlık yapan Türk Tercüman
Sadık Beyden öğrenmiş ve, çeteleri haberdar etmişti. Bunun üzerine çeteler
Karabiga yolu üzerindeki Adliye köyü yakınında Anzavur’a bir pusu kurdular.
Gürlü Ali Efe ve Yeniçiftlik köyünden Mehmet Efe çeteleri tarafından pusuya
düşürülen Anzavur son ana kadar mücadele etmişse de Mehmet Efe’nin attığı
kurşun ile yaralanmış ve çetelerce başı kesilmiştir. (15 Nisan 1921) ANZAVUR’un
kesilen başı Ankara’ya yollanmak istenmişse de imkan bulunamadı ve Gümüşçay’da
çay boyunca bir gübreliğe gömüldü.


Anzavur’un öldürülmesinden sonra Biga’daki Anzavur
taraftarlarının elebaşılarının çoğu İngiliz işgalindeki İstanbul’a kaçtılar.
Daha sonra da 30 Ağustos Zaferi neticesi soygun ve çeteciliklerine devam
ettiklerinden “Sizin kendi memleketinize hayrınız olmadı ki bize niye
olsun” denilerek tekrar Biga’ya nifaklarına devam etmeleri için Ayvalık
üzerinden gönderildiler. Dönenlerden bir kişi hariç hepsi idam edildi. Sadece
orada kalanlardan FARİS isimli eski bir çete turist olarak 8- 10 yıl evvel
buralara sessizce gelerek tekrar Yunanistan’a dönmüştür.


YUNANLILAR’IN ÇEKİLİŞİ VE TÜRK ORDUSUNUN BİGA’YA GELİŞİ


Sakarya Zaferi, sonra 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da yenilen
düşman, Yunan askerleri bozguna uğrayıp kaçarlarken Biga’daki Yunan askeri
sessizce ve gizlice 12 Eylül 1922’de Karabiga’daki İngiliz kumandanına Biga’yı
teslim ederek Bandırma limanına doğru gizlice kaçmaya başladılar. Yunanlılara
son kurşunu atacaklarına dair yemin eden GÜRLÜ ALİ ve adamları Ulukır
yakınlarında Gönen Kuvayı Milliyeci çeteleriyle beraber kaçan Yunan askerlerini
bozguna uğrattılar.


18 Eylül 1922 tarihinde 16. Tümene bağlı askeri birlik ve
kumandan AŞİR PAŞA Biga’ya girerek hükümet binasından Yunan bayrağını indirerek
şanlı Türk bayrağını kır beygirinin üzerinde kılıcıyla selam durarak göndere
çekmiştir.


Ardından Çanakkale Savaşlarından kaçan, eşkıyalık,
kanunsuz çetelik yapan, Anzavur Ayaklandırması’nda elebaşılık eden başıbozuk,
cahil ve fırsatçı eşkıya elebaşılarından her gün 5-10 kişiyi asarak Birinci
Dünya Savaşı’ndan beri sahipsiz kalan yetim çocukları, anaları ve yaşlı
büyükleri uzun süren bu korkulu kabuslardan kurtardı.


Aşir Paşa yine Biga’da son kalan 300 kişilik yerli Rum
ahalisini Çavuşköy askeri deposunda toplayarak Karabiga’dan İngiliz gemisiyle
Yunanistan’a göndermiştir.


30 Ağustos Zaferiyle Yunan işgalinden Anadolu’muzu
kurtaran gazilerimiz kutsal şehitlerimiz ve Kurtuluş Savaşı önderimiz Gazi
Mustafa Kemal ATATÜRK’ü ne kadar anarsak analım GÖSTERDİKLERİ YOLDA gitmezsek
hiçbir şekilde haklarını ödemiş olmayız.


SONUÇ:


Biga, insanoğlunun üzerinde medeniyetler kurduğu yerleşim
yeri olarak günümüze kadar gelmiştir. Ne yazık ki bugün eski önemini kaybetmiş,
her köşesi bir uygarlığa hizmet etmiş Anadolu’nun içinde tarihçilerin gözünden
kaçmıştır. Bu sebeple Biga’nın tarihi hakkındaki gereken araştırnıalar
yapılmamıştır.


Biga özellikle milli mücadele döneminde hareketli günler
yaşamış, bu mücadeleye tesir eden olaylara ve kişilere tanıklık etmiştir. Milli
mücadele tüm Türkiye’yi kapsadığı için Biga’da cereyan eden olaylar ve kişiler
gereken titizlikle incelemeye tabi tutulmamışlardır. Bu sebeple bu konu
üzerinde yoğun bir çalışmaya girişildi. Fakat bu Biga tarihinin bir kısmını
oluşturmaktadır. Bu sebeple bu araştırma bir başlangıç olup özellikle Biga’nın
tarih sahnesine çıkışından bugüne kadar ki geçirdiği safhalar özellikle milli
mücadele tarihi kadar Osmanlı Devletinin kuruluş döneminde Biga yarımadası ve
Boğazların tarihçesi de başlı başına bir araştırma konusudur.