Prof. Dr. Mevlüt Uyanık : İSLAM FELSEFESİNİN KURUCU FİLOZOFU VE
FELSEFE TARİHİNİN “İKİNCİ ÜSTADI” : FÂRÂBÎ


9
Haziran 2020


Giriş:

Dünya koronavirus (covid-19) salgını ile mücadele etmekte, insanlar bir nevi
inziva hayatı yaşamaktadır. Dış şartların olumsuzluklarını gidermek için
sorunun bir parçası olmaktansa çözüme katkıda bulunmak için yapılan bilinçli
inziva, İslam filozoflarının “Tedbirü’l-Mütevahhid” kavramını hatırlatmaktadır.

Felsefenin amacı Sokrates ve Platon’dan itibaren insanların mutluluğunu temin
etmesi ve erdemli bir hayat sağlanmasıdır. Bunun için özgür ve özgüvenli
bireyin öncelikle kendi ruh ve beden sağlığını koruması, yani ruh sağaltımını
(tıbbu’r-ruhani) sağlaması gerekir. Bireysel tedbirlerin aileye ve topluma yani
siyasal yönetime (tedbirü’l-menzil ve müdün) aktarılması zaruridir. Çünkü
adaletin temin edildiği erdemli bir toplumda (medinetü’l-fazıla) yaşayan kişi bu
dünyada mutlu olur. Dünya, görünüşler âlemi olup geçicidir; buradaki huzurlu,
dingin ve mutlu yaşam (tahsilu’s-saade) da geçicidir; insan bedenen ölür; ama
ruhen ölümsüzdür, bu açıdan ahiretteki insanın ebedi ve nihai mutluluğa
(saadetü’l-kusva) ulaşması önemlidir. İslam felsefesinde bu sistemi kuran
filozof Ebû Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ el-Fârâbî
et-Türkî’dir.

İnsanlık düşünce tarihinde “Muallim-i Sanî” yani “İkinci Öğretmen” veya “İkinci
Üstat” diye bilinir, malum olduğu üzere ilki Sokrates ve Platon’un öğretilerini
sistematize eden Aristoteles’tir. Bu yazı Fârâbî’ye felsefe tarihinde niçin
“İkinci Öğretmen” denildiğine ve Fârâbî’yi İslam felsefesinin kurucu filozofu
olarak görme gerekçemize dairdir.

• Fârâbî’ye Niçin “İkinci Muallim” denilmektedir?

“Batı felsefesi, Platon’a düşülen dipnotlardır.” denilmesi gibi bize göre de
İslam felsefesi, Fârâbî’nin öncülüğünde gelişmiştir. O, Türk-İslam düşüncesinin
en önde gelen âlimi olup, Samaniler, Selçuklular, Osmanlılar kanalıyla
öğretilerinin etkisi devam etmektedir. Kurucusu olduğu Meşşâî öğreti, İbn Sînâ
tarafından mükemmel hale getirilmiş, Batı’da yani Endülüs’te İbn Bâcce, İbn
Tufeyl ve İbn Rüşd ile bir dünya felsefesi haline gelmiştir.

Bu hususu biraz açacak olursak, Büyük İskender, hocası ve danışmanı olan
Aristoteles’in katkısıyla Doğu ve Batı’nın felsefi birikimini “Helenistik
Felsefe” adıyla evrenselleştirmişti. Fârâbî Batı′da bilinen adıyla Alpharabius,
Grek Peripatetik felsefe birikimi, Helenistik kültürü Meşşaî öğreti adı altında
“Hakikatin Birliği” ilkesi bağlamında İslamiyet’in verileriyle yeniden
üretmiştir. Fârâbî aslında felsefeyi eski/asli yurduna geri getirdiğini söyler.

Bu hususu biraz açacak olursak, dünya üç büyük kültürel aktarım ve etkileşim
yaşamıştır. Milâttan önce 600’lerde başlayan kültürel aktarım yaklaşık iki yüz
yıl sürmüş, Kaldelilerin, Sümerlerin ve Fenikelilerin kültürel birikimleri
önemli oranda Grekçeye çevrilmişti. Tabii doğal olarak Yunanca bilim dili
olarak resmiyet kazanmıştı. Felsefi birikim açısından söyleyecek olursak,
Cündişapur’dan başlayan kültür aktarımı, İstanbul (Kostantinopolis) üzerinden
Antik Yunan’a Atina’ya, oradan Mısır’a geçmiş, İskenderiye en önemli kültür
merkezi haline gelmiştir. Bu birikim, Mısır/İskenderiye çevresinde Musevî ve
İsevî gelenek yorumuyla Anadolu’ya geçmiştir. O dönemde Anadolu Ege kısmının ve
İskenderiye ekolünün etkisinin yanında Urfa ve Nusaybin, Antakya ve Harran
Mektepleri (ekolleri) bulunduğunu söylersek bölgenin kültürel alt yapısının ne
kadar zengin olduğu ortaya çıkar.

Dünyadaki ikinci büyük kültürel aktarım, Müslümanlarca yapılmıştır. “Bereketli
hilal” de denilen Maveraü’n-nehir (yani iki nehir Seyhun ve Ceyhun) ve
Mezopotamya da denilen (yine iki nehir yani Dicle ve Fırat arası) topraklardan
Yunanistan’a ve Batı’ya giden felsefi birikime ait Pehlevice, Süryanice ve
Grekçeden önemli bilimsel eserler Arapçaya çevrildi. Arapçaya çeviriler,
İslamiyet’in ilk dönemlerinden Emevî’ler zamanında başlamış, Abbasî halifesi
Mansur ( 754-775) döneminde ivme kazanmış, Me’mun zamanında ise Beytü’l-hikme”
(830) ismiyle kurumsal hale gelmişti. Önceden Grekçe olan bilim dili, artık
Arapça olmaya başlamıştı. Özellikle Fârâbî’nin içinde yetiştiği dönem olan
Samanî’ler zamanında da bilim dili Arapçaydı. Dünyadaki üçüncü büyük kültür aktarımı
ve etkileşimi XII. yüzyılda Avrupalıların İslam Medeniyetinde üretilen bilimsel
eserleri başta Latince ve İbranice olmak üzere diğer batı dillerine
çevirmeleriyle gerçekleşti. Batı Rönesans’ını (fikrî dirilişi) tetikleyen bu
eserler olmuştur.

İnsanlık tarihindeki üç büyük kültürel aktarım ve etkileşim süreçlerini anlamak
için Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde “Felsefeyi Anadolu’da Yeniden
Yurtlandırmak” bağlamındaki çalışmaları Fârâbî’yi hareket noktası alarak
başlattık. Bu okumaların yakın hedefi Türkistan/Atayurt ve Türkiye/Anayurt
kültürel sürekliliğini klasik felsefi eserler üzerinden takip etmek, uzak
hedefini ise “Türk Felsefesi”ne katkı sağlamak oluşturmaktadır.

Bu okumalarımızı da Fârâbî üzerinden yapıyoruz. Şimdi bu hususları ana hatlarıyla
maddeler halinde açıklayalım:

1. Fârâbî’ye İkinci Muallim denilmesinin sebebi, kendisinden önce İslam
filozofları içinde ondan daha erdemli biri geçmemesidir. Nitekim Şemsüddin
Şehrezurî de “.. filozofların ikisi İslam’dan önce Aristoteles ve Hipokrat;
ikisi de İslam’dan sonra Fârâbî ve İbn Sînâ’dır” demiştir. (eş-Şehrezuri, 2015,
676; Uyanık, 2020 (kırmızılar) 113)

2. Fârâbî’yi İslam felsefesinin kurucu filozofu olarak görürken, Ya‘kūb b.
İshak el-Kindî’yi İslam felsefesinin teşekkülünde önemli role sahip bir filozof
olarak görüyoruz. Felsefeyi insanın mutlu (huzurlu ve verimli) bir hayat
yaşamak, bunu engelleyen her türlü tutum ve davranıştan uzak durma aracı olarak
nitelemesini önemsiyoruz. Özellikle hikmetlerin hikmeti, sanatların en üstünü
olan felsefenin “insanın kendini bilmesini sağlayan bilgileri vermesi, gücü
yettiğince onun fiillerine benzer davranışlarda bulunmaya çalışması gerekir”,
demesini önemsiyoruz. Çünkü Sokrates’in “kendini bil/tanı” sözü İslam
düşüncesinde “men arafe nefsehu fekad arafe Rabbehu”ya yani “Kendini/nefsini
bilen insan Rabbini bilir”e dönüşmüştür. Nefsini felsefe ile disipline eden
kişi, aklî, ruhî, ahlakî etkinliklerde bulunur, olgun/kâmil biri haline gelir.
İbn Rüşd’e göre bu “düşünen nefsin nihai kemale ulaşıncaya kadar
yetkinleşmesidir.”

3. Kindi’yi tercümeler ve felsefeye olan katkıları açısından önemsiyoruz, ama
Fârâbî’yi “İkinci Üstad” kılan Tanrı-evren-insan ilişkisine dair kurduğu
felsefi sistemdir. Özellikle Mantık alanında yaptığı katkılar, dil ve düşünce
irtibatını tasavvur ve tasdik diye kurması, yakini bilgiyi (burhan)
temellendirmesi, tabiat bilimleri ile ilahiyat ve felsefenin (tinsel
disiplinlerin) irtibatını sağlaması ve bunları siyaset felsefesi bağlamında
bütüncül bir şekilde “sistem felsefesi” olarak sunmasıdır. Dinî ilimler olarak
fıkıh, kelam ve ahlakın medenî ilimler çerçevesinde incelenmesi, peygamberin
vahyi pratiğe aktarmasının felsefî dile dönüştürülmesidir. Burada vurgulanmak
istenen evrenin nasıl yaratıldığını talimi ilimler ile anlayıp, açıklandıktan
sonra niçin yaratıldığı bağlamında ilahiyatın (felsefe-i ula) devreye girdiği,
medenî ilimler (fıkıh, kelam ve ahlak) ile etik politik bir sistem
oluşturduğudur.

4. Fârâbî’nin siyaset felsefesi bağlamında Türk tarihini okuyacak olursak,
Osman Bey’in kurduğu site devletini orta ölçekli devletten çıkardığını görürüz.
Fatih Sultan Mehmed’in ise orta ölçekli devleti Doğu ve Batı’nın Hakanı olarak
İstanbul’u fethedip dünya devletine dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Teorik
temellerini ise Selçuklu Nizamiye medreselerinin gelişmiş şekli olarak kurduğu,
Fatih Külliyesi atmış, bu devlet üniversitesini bir dünya markası haline
getirmiştir. Bu çerçevede düşündüğümüz zaman Osmanlı, çok uluslu bir devlet
olarak, Müslümanları “ümmet”, gayr-i Müslimleri ise “el-Mille” kavramı altında
toplamış, “milli bir şuur” oluşturan bir dünya devletidir, diyebiliriz. Bunu
Fârâbî merkezli okuyacak olursak, Osmanlı Devleti’nde milletler topluluğu ile
İngilizlerin “commonwealth” dedikleri yapı ayrıntılı olarak incelendiğinde,
filozofumuzun erdemli yönetim ilkelerini dikkate alan bir devlet ile sömürüyü
merkeze alan bir devletin siyasal uygulamaları arasındaki tarihsel fark ortaya
çıkacaktır.

5. Mantıktaki katkılarını biraz daha açacak olursak Fârâbî, mantığın
miftahu’s-saade, yani mutluluğun anahtarı olduğunu söyler. Çünkü mantık,
insanın mutlu olması, aklını düzgün kullanması, yanlış yapılması mümkün olan
bütün makul şeylerden uzak tutacak, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu
bildirecek, insanı doğru yola ve gerçeğe (hak) yöneltmeğe yarayacak ilkeleri
verir. Hatadan koruyan ve muhafaza eden ilkeleri verdiği için de mantıklı
insan, doğru eylemde (salih amel) bulunur, dingin ve huzurlu yaşar, yani
dünyada mutluluğun anahtarına sahip olur. İslam felsefesinin teşekkül döneminde
mantıkçıların lideri olarak görülen Ebu Bişr Metta b.Yunus’un (v.328) talebesi
olan Fârâbî, müstakil mantık eserleri yazmıştır. Ona “Muallim-i Sanî”
denilmesinde bunun etkisi çoktur. Organon içindeki sekiz kitabı üçe ayıran
Fârâbî, Kategoriler, Önermeler ve Birinci Analitikler’i giriş ve malzeme
hazırlama olarak görmekte, Topikler, Sofistik İtirazlar, Retorik ve Poetik’i
kıyasın uygulama alanları olarak değerlendirir. Mantığın merkezine ise (ikinci
analitikler) Burhan’ı yerleştirir. Burhan kesin ve zorunlu bilginin ilke ve
kurallarını verdiği için mantığın esasını oluşturmaktadır. Farabi’nin “Muallimi
Sani” olması, Aristoteles’in yaptığını İslami bilimler için yapmış olmasından
kaynaklanır. Mantık ilmine dair bu katkılarını Müslüman bir âlim olarak kelam
ve fıkhın kullandığı akıl yürütme tarzları bağlamında incelemesi son derece
önemlidir. Mantık ilminin kelam ve fıkıhta kullanılan delilleri nasıl
desteklediğini ve garanti ettiğini göstererek itikadi ve siyasi açıdan
mantıksızlığın doğuracağı sonuçlara işaret etmiştir. İbn Sînâ’nın bu mantık
öğretisini daha da geliştirmiştir. Gazzâlî’ye ait, Mustasfa min İlmi’l-Usul
(1109) adlı mantığın fıkıh alanında uygulanmasına dair örneklerini görünce
filozofların etkisinin derecesi de anlaşılmaktadır.

6. İnsanın fikri üretim açısından ruh ve beden sağlığını koruması gerektiğinin
somut örneği olarak Fârâbî, hekimliğin yanı sıra mûsiki alanında hem teorisyen
hem de pratisyendir. Müzik ilmini matematik gibi pozitif/talimi bilimler
arasında sayması, musikinin tıp ilminde özellikle ilmü’n-nefs yani psikoloji ve
psikiyatri alanında kullanımın ilk örneğini vermiştir. Tahsilu’s-Saâde,
et-Tenbih alâ Sebili’s-Saade, Fusûlu’l-Medeni, es-Siyasetü’l-Medeniyye ve
el-Medinetü’l-Fazıla ve Arau Ehli’l-Medineti’l-Fazıla yani Erdemli Şehrin
İnsanlarının Fikirleri’ne dair yazdıkları günümüz sosyoloji ve siyaset
bilimleri için bir kaynak eser olmayı sürdürmektedir.

7. Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırmak ve Türk Felsefesi Açısından
Fârâbî’yi öncelememizin gerekçelerinden birisi de onun dil felsefesine dair
fikirleridir. Dil bilgisi hatasız konuşmanın; mantık ise doğru düşünmenin
kurallarıdır, demesi önemlidir. Dil bir dış konuşma, mantık ise bir iç
konuşmadır, yani dilin lafızla ilişkisi ne ise mantığın kavramlarla olan
ilişkisi de odur. Ancak gramer bir milletin diliyle ilgili kuralları içerirken
mantık bütün insanlığın düşüncesine ait kanunları ifade etmektedir. Böylece
Fârâbî, Sirafi’nin mantığın Yunan dili ve düşünce yapısına özgü olduğu görüşünü
reddederek, onun evrensel yapısını vurgulamaktadır. Biz de buradan hareketle
bilim dilinin Arapça, edebiyat dilinin Farsça olması nedeniyle Türk Aklının
ürettiği felsefi birikimi Samaniler, Selçuklular ve Osmanlılardaki
sürekliliğini araştırarak Türk Felsefesinin teşekkülünü anlayıp, açıklamaya
çalışıyoruz.

8. Buradaki anahtar kavramlarımız “Türk’çe Düşünmek” ve Tanrı-Evren-İnsan
üzerine okumalarımızı Türk Aklının ürettiklerini Türkçe yazmaktır. “Türk’çe
Düşünmek” ifadesindeki ayraç “Türk’çe tefekkür”ün ürünü olan “Türkçe Felsefeye”
vurgudur.

Türk’çe düşünmek, Türk Aklının Fars ve Arap Aklından farklı olduğunu söylemek
demektir. İslam dinini yaşayabilmek için gerekli itikadî’ (Maturidi) ve fıkhî’
(Hanefi) ilkeleri Türkçe ifade eden Yesevî’nin Divan’ı, Yusuf Has Hacib’in
Kutadgu Bilig’i, Edip Ahmet Yükneki’nin Atabetü’l-Hakaik’i “Türk Felsefesinin
Kurucu Metinleri” olarak görmektir. Türkçeyi bir bilim ve felsefe dili yapmanın
öncelikli hedefimiz olması İslam öncesi üretilen metinleri, yazıtları ihmal
ettiğimiz anlamına gelmiyor. Orhun Abideleri’ni Türk Felsefesinin ilk kurucu
metinlerinden görüyoruz. Çünkü Müslüman olmadan önce mümin yani Kök/Tek Tanrı
inancına sahip olduğumuzu Kut alan yöneticilerimizin varlığını bu yazıtlarda
görebiliyoruz.

Türkçenin Tanzimat ve Islahat fermanlarıyla önemsenmeye başladığını, “Yeni
Lisan-Yeni İnsan” sloganıyla edebiyat eserlerinde sürekli vurgulandığını,
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla Türkçe Felsefesinin resmi olarak
başladığını söylüyoruz. Bilindiği üzere Kânûn-ı Esâsî Osmanlı Devleti’nin ilk
ve son anayasası olup, 23 Aralık 1876’da ilan edilmiş, 1878’de II. Abdülhamit
tarafından askıya alınmış, 24 Temmuz 1908 ihtilali sonucunda yeniden yürürlüğe
girmiştir. Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun kabul edildiği 20 Ocak 1921 tarihi ile
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yürürlüğe girdiği 24 Mayıs 1924 tarihi
arasında ise kısmen yürürlükte kalmıştır. Türk Aklının devlet kurma geleneğini
ve sürekliliğini göstermesi açısından önemlidir. Kânûn-ı Esâsî’nin ikinci
bölümü de bunu teyit etmektedir, çünkü Osmanlı vatandaşlarının kamusal haklarını
içeriyordu. 8. madde Osmanlı Devleti’nin uyruğunda bulunan kişilerin tümüne din
ve mezhep ayrımı olmaksızın “Osmanlı” denileceğini, 9. madde Osmanlılar’ın
tümünün, başkalarının özgürlüklerine müdahale etmemek koşuluyla, kişisel
özgürlüğe sahip olduklarını belirtiyordu. 11. maddeye göre, devletin resmi dini
İslam’dı. Ancak kamu düzenine ya da genel ahlaka aykırı olmadığı sürece,
Osmanlı ülkesinde maruf olan diğer dinlerin icrası serbestti.Yasa önünde tüm
Osmanlıların eşit olduğu, kişilerin, din hakkında ön yargıya sahip olunmaksızın
vatana karşı aynı hak ve ödevleri bulunduğu 17. maddede, devlet görevlilerinin
devletin resmi dili olan Türkçeyi bilmek zorunluluğu 18. maddede yer alıyordu.)

9. Türk Felsefesi, Türkçenin farklı lehçelerinde üretilenin fikri birikimin
yanı sıra şimdi Türkçe konuşmayan ama doğuda büyük Okyanus’tan batıda Hazar
Denizi’ne, kuzeyde Sibirya’ya, güneyde Tibet’e, Batı Hun imparatoru Atilla
Avrupa içlerine kadar uzandığı yerlerde yaşayan Türklerin fikri üretimlerini
kapsamaktadır. Bunun teknik ifadesi Turan bölgesinde üretilen bütün felsefi
birikimlerdir. Bu anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla resmi olarak
başlayan Türk Felsefesi, Ziya Gökalp’in ifadesiyle söyleyecek olursak “Büyük
Oğuz İttihadı”nın (bütünleşmesi) teorik alt yapısını oluşturur. Nihai hedef ise
Türklerin dünyanın neresinde hangi dil ile olursa olsun ürettikleri felsefi
birikimdir.

Sonuç: Batı felsefesi, Müslüman âlimlerin “Eflatun-u İlahi” dedikleri Platon’a
düşülen dipnotlarsa, onun talebesi Aristoteles “Muallim-i Evvel” ise Fârâbî’nin
“Muallim-i Sanî” olarak İslam felsefesinin kurucu filozofu olduğunu, bu nedenle
de “Felsefeyi Anadolu’da Yeniden Yurtlandırma”nın ilham noktası olarak
aldığımızı belirtiyoruz.

Kaynakça:

• Akyol Aygün, M.Uyanık, “Fârâbî’ ve Felsefeye Giriş Olarak İlimlerin Sayımı
Adlı Eseri, İslam Felsefesi Teşekkül Dönemi, , Elis yayınevi. Ankara 2017.

• —- Şehrezuri Metafiziği, Araştırma Yayınevi, Ankara 2011

• İbn Bacce, Tedbiru’l-Mütevahhid: Bireysel Yönetim Okumaları, telif ve
tercüme, Uyanık – Akyol, Ankara: Elis Yayınevi, 2017.

• Çapak İbrahim, “Mantık:Tanım ve Önerme” İslam Felsefesi Tarih ve Problemleri,
edit. M. Cüneyd Kaya, İsam İstanbul 2013.

• Dağ, Mehmet “ Farabî’nin İki Yapıtı” : “Felsefenin Temel Önermeleri” ve
“Mantık ve Eski Felsefenin Temel İlkeleri konusunda Sorunların Kaynakları.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2003.

• Erdoğan, İsmail, “Fârâbî’’nin Siyaset felsefesindeki “İlk Başkan” Oğuz Han
Olabilir mi?” Felsefe ve Din Bilimlerinde Serbest Yazılar, edit.:İ.Oymak,
R.Çelik, Kimlik yay., Kayseri 2018el-Fârâbî’ Ebu Nasr, İlimlerin Sayımı, Telif
ve Tercüme: Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol, Elis yayınevi, Ankara 2017.

• Fârâbî’, Ebû Nasr. el-Medinetü’l-Fazıla, çev.: Nafiz Danışman, MEB. Yay.,
İstanbul 2001.

• ——– Kitabu’l-Mille ve nususun uhra, tahkik..Muhsin Mehdi, Daru’l-Maşrık.
Beyrut.1981.


• ———— “Mantığa Başlangıç”. Fârâbî’’nin
Bazı Mantık Eserleri içinde. çev.: Mübahat Türker Küyel , Ankara 1990, Atatürk
Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu.

• ——–). el-Cem beyne Ra’ye’l-Hakimeyn. Beyrut 1985. Daru’l-Meşrik.

• ———- “Eflatun ile Aristoteles’in Görüşlerinin Uzlaştırılması”, İslam
Filozoflarından Felsefe Metinleri içinde. çev.: Mahmut Kaya. İstanbul 2003:
Klasik Yayınları.

• ———es-Siyasetü’l-Medeniyye. çev.: M. Aydın, A. Şener, M. R. Ayas. İstanbul
1980: Kültür Bakanlığı Yay.

• ———-“Kitabü’l-Mille”. Divan Dergisi. çev. Fatih Toktaş. Sayı:12, 2002/1.

• ———-Tenbih alâ Sebîli’s-Sa’âde. İstanbul 2005, İFAV. Yayınları.

• ——–el-Medinetu’l-Fazıla. çev. N. Danışman. Ankara 2001, MEB. Yay.

• ——–Medinetu’l-Fazıla. çev. A. Arslan. Ankara 1990, Kültür Bakanlığı Yay.

• ————-Fususu’l-Medeni. çev.: Hanefi Özcan. İzmir 1987, DEÜİF. Yay.

• ——–“Mufârık Varlıkların İspatı Hakkında Risale”. Cumhuriyet Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Dergisi. çev.: Nuri Adıgüzel. sayı: 2. 1998, Sivas.

• ———Kitabu’l-Hurûf. çev.: Ö. Türker. İstanbul 2008, Litera Yay.

• ———- Mutluluğun Kazanılması, çev.: Ahmet Arslan, Ankara 1999, Vadi Yay.

• Gökalp, Ziya, Türkçülüğün Esasları, Kültür Bakanlığı yay, Ankara. 1978, Varlık
yay, İstanbul 1968.

• Macid, Muhittin “Tercüme Hareketleri” TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2011,
c.40, s.498-504.

• Medkur, İbrahim Fârâbî’, Klasik İslam Filozofları ve Düşünceleri, çev.: Osman
Bilen, İnsan Yay., İstanbul.

• Nasr, S. Hüseyin, Genç Müslümana Modern Dünya Rehberi. Çe. Ş.Yalçın, İz
yayıncılık. İstanbul1996



• eş-Şehrezuri Şemsüddin, Nüzhetü’l-Ervah: Bilgelerin Tarihi ve Özdeyişleri,
çev. Eşref Altaş, Türkiye Yazma Eserler Kurumu yay. İstanbul. 2015.

• Sayılı Aydın, “Bilimin Tarihsel gelişmesine Türklerin Katkıları” Uluslararası
İbn Türk, Haremzmi, Fârâbî’, Beyruni ve İbn Sînâ Sempozyumu Bildirileri (9-12
Eylül 1985) Atatürk Kültür Merkezi yayını, Ankara.

• Tamtürk, Bayram, Meşşai Gelenek ve İbn Bacce’nin Nefs Anlayışı, Ankara:
Araştırma Yayınları, 2020.

• Taş, İsmail, Türk İslam Düşüncesi Yazıları, Kömen Yay., Konya 2011.

• ———- Türk Düşüncesinde Kozmogoni Kozmoloji, Palet yay, Konya 2017.

• ————“İslam Öncesi Türk Düşüncesi”, Türk Düşünce Tarihi: El Kitabı, edit. B.A.
Çetinkaya, Grafiker yay. Ankara. 2018.

• Uyanık, Mevlüt, “Türkistan-Türkiye İrtibatının Kültürel Ürünü: Büyük Oğuz
Bütünleşmesi” Türk Yurdu, yıl 108, sayı 380, Ağustos 2019, s.30-34.

• —- Yusuf Has Hacib’e göre Mutluluk Bilgisi -Fârâbî’nin Tahsilu’s-Saade
Tasavvuru Bağlamında Bir İnceleme- “, Yusuf Hashacip’in Doğumunun 1000.yılında
Kutadgu Bilig-Türk Dünya Görüşünün Şaheseri Uluslararası Sempozyum;
İstanbul.2016.

• ———–Türk Felsefesinin Kurucu Metni Olarak Kutadgu Bilig: Yusuf Hâs Hâcib’in
Tanrı-Evren Tasavvuru Merkezli Bir Okuma- Kutadgu bilig Üzerine Felsefi
Araştırmalar, hazırlayan: Ayhan Bıçak, İstanbul: Dergah Yayınevi 2019.

• ——–“Yeni Bir Türk-İslam Medeniyeti Tasavvuru İçin Hoca Ahmed-i Yesevî ve
Yönteminin Önemi” Diyanet İlmi Dergi, cilt. 52, sayı: 4, Aralık 2016.

——–“İslam Felsefesinin Kurucu Filozofu

Ve Felsefe Tarihinin ‘İkinci Üstadı’: Fârâbî”, İlesam (İlim ve Edebiyat
Dergisi) yıl 5, sayı 23, Mayıs-Haziran 2020,16-21



• Kânûn-ı Esâsî, 7 Zi’l-hicce 1293 (1876)

Memaliki Devleti Osmaniye, https://www.anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/onceki-anayasalar/1876-k%C3%A2n%C3%BBn-i-es%C3%A2s%C3%AE/


İlesam (İlim ve Edebiyat Dergisi) yıl 5, sayı 23, Mayıs-Haziran 2020,16-21

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet