BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?


Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i tanıyor
musunuz ???


ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi
olarak Milli Şehidimiz
Kemal Bey’i
Şehadetinin 101. yılında özlem ile anıyoruz.


(1885, Beyrut – 10 Nisan 1919, İstanbul)


Mehmet Kemal Bey, Osmanlı’nın son
döneminde önemli devlet görevlerinde bulunmuştur. Ermenilerin bulundukları
yerden sürülmesini öngören ve 27 Mayıs 1915’de yürürlüğe giren ‘Tehcir Kanunu’,
Mehmet Kemal Bey’in Angora (Ankara) Vilayeti, Yozgat Sancağı Boğazlıyan Kazası
Kaymakamı olduğu döneme denk düşer. 5 Ağustos 1915’te o güne dek görevde
bulunan Cemal Bey’in itaatkar olmaması nedeniyle Yozgat Sancağı Mutasarraflığı
makamına atanır. Boğazlıyan Kazası, o dönemde Angora Vilayeti sınırları
içerisinde en yoğun Ermeni nüfusuna sahip yerleşim birimidir (48 köyde 40.000
kadar Ermeni yaşamaktadır). Oniki yaşın üzerinde olan erkeklerin Kemal Bey’in
komutasında bölgeden sürülerek Hacılar’da, sonraları ‘Gençler Mezbahası’ diye
anılan bir ortamda katledilmelerinin ardından, tamamen savunmasız kadın, çocuk
ve yaşlıların Keller köyü yakınlarında bıçak, pala ve baltalarla hunharca
öldürülmelerini bizzat organize etti. Çevrede bulunan Çerkez ve Kızılbaş
köyleri talana davet edildi. Çetelerin her gün beş kadar Ermeni köyünü bu
şekilde insansız hale getirmesinin ardından Yozgat’ın Ermeni halkına yönelen
Kemal Bey, Yozgat Sancağında toplam 62.000 Ermeninin katlinin sorumluluk ve
vebalini taşımaktadır.


1919 yılında çıkarıldığı Divan-ı Harp
Mahkemesinin 29 Mart 1919 günkü savunmasında, ‘sadece bir memur olarak görevini
yerine getirdiğinden vicdanının rahat olduğunu’ söylemiştir. Buna rağmen
katliam ve talan suçundan (Osmanlı Harp Suçları Kanunu 170 ve 171. Maddeler)
idama mahkum edilmiş ve infazı 10 Nisan 1919 günü İstanbul’da bulunan Beyazıt
Meydanında gerçekleştirilmiştir. O günlerde idam cezasının yabancı ülkelere
yaranmak için verildiği ve kendisinin suçsuz olduğu savıyla galeyana getirilen
halkta öç alma duygusunun beslendiği bilinmektedir.


Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle çocuklarına
ömür boyu maaş bağlanmış ve 1926 yıında çıkarılan özel kanunla ailesine
tehcirle sürülmüş Emenilere ait ekonulan mülkten iki daire tahsis edilmiştir.


Vasiyeti doğrultusunda, Kadıköy Kuşdili
mezarlığına gömülmüştür. 1973 yılında Mülkiyeliler Birliği tarafından yenilelen
kabri, ‚Milli Şehidimiz’ ibaresini taşımaktadır ve anıt-mezar olarak
bilinmektedir.


Boğazlıyan Kaymakamı
Kemal Bey, 1884 yılında Beyrut’ta doğdu. Antalya ve İzmir liselerinde okudu.
Mülkiye’den pekiyi derece ile mezun oldu. 1908 yılında Beyrut Vilayeti Maiyet
Memurluğuna dahil oldu.


Babası, Sirkeci Gümrüğü
Yolcu Salonu Müdürü Arif Bey’dir. Arif Bey, aslen Yenişehir Teselya
eşrafındandır.


Kemal Bey, 1909 yılında
12 Adalar Valiliği (Cezair-i Bahri Sefid) maiyet memurluğunda stajını bitirip
kaymakam oldu. Aynı dönemde bir yıl Rodos İdadisi’nde Türkçe ve Sosyal Bilimler
öğretmenliği yaptı. 18 Aralık 1911’de asıl mesleğine dönerek sırasıyla Doyran,
1912’de Gebze, 1913’de Karamürsel ve 1915’de Boğazlıyan Kaymakamı oldu.


Kemal Bey, 20 Ağustos
1915-9 Ekim 1915 tarihleri arasında Yozgat Sancağı Mutasarrıfı Vekilliğinde
bulundu. Nisan 1916’da Batraski–Şam Kazası Kaymakamlığına, 26 Ekim 1916 İzmit
Sancağı Muhacirin Müdürlüğüne atandı.


13 Haziran 1917 tarihinde
Boğazlıyan Kaymakamlığı görevinde bulundu. Bu sırada tehcir sırasında ihmali
bulunduğu gerekçesiyle Ankara Valiliği İdare Kurulunun kararıyla görevinden
azledildi.


Konya’da yargılandı.
İstinaf Mahkemesi’nin kararıyla aklandı ve azil kararı kaldırıldı. Tarım
Müfettişi olarak görevlendirildi.


Damat Ferit Paşa
Hükümeti’nin kararıyla yargılanmak üzere 7 Ocak 1919 tarihinde gözaltına
alındı. 30 Ocak 1919’da İstanbul’a getirildi.


Birinci Dünya Savaşı
sırasında iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Hükümeti’nden sonra Hürriyet ve
İtilaf Partisi iktidara geldi. İşbirlikçi Hürriyet ve İtilaf Partisi, Ermeni
ayrılıkçılara ve onlarla bir olan Batılı devletlere yaranmak için kararlar
aldı.


Boğazlıyan Kaymakamı
Kemal Bey böyle bir tertibin kurbanı olarak, vatan haini Nemrut Mustafa
Paşa’nın başkanlığındaki Harp Divanı’nda yargılandı.


Kemal Bey, hiç bir
inandırıcılığı olmayan bu düzmece mahkemenin usulsüz kararıyla 10 Nisan 1919
tarihinde akşam üstü saat: 17.20’de Beyazıt Meydanı’nda idam edildi.


HAKKINDA
YAZILANLAR


Milli Şehidimiz Mehmet
Kemal Bey


“10 NİSAN
1919 BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI (YOZGAT MUTASARRIF VEKİLİ) MEHMET KEMAL BEYİN
ERMENİLERE KÖTÜ DAVRANDIĞI VE GÖREVİNİ YAPMADIĞI ASILSIZ İDDİALARLA İLGİLİ
OLARAK DAHA ÖNCE YARGILANARAK AKLANDIĞI, BUNA RAĞMEN GÖREV YAPTIĞI YERDEN
USULSÜZ ŞEKİLDE TUTUKLANARAK İSTANBUL’A GETİRİLDİĞİ VE BURADA HUKUKA UYGUN
OLMAYAN DIŞ ETKİLERİN VE ERMENİLERİN BASKISI ALTINDA KALAN NEMRUT MUSTAFA PAŞA
DİVANI HARBİNCE VERİLEN İDAM KARARININ UYGULANDIĞI GÜNDÜR.”


Milli Şehit Kemal Bey
ülkesini çok seven kendisine verilen kamu görevlerini en iyi şekilde yerine
getirmekten başka düşüncesi olmayan zeki, ileri görüşlü, başarılı, millet,
hürriyet ve istiklal kavramlarını çok iyi bilen ve uygulayan bir Mülki İdare
Amirimizdir.


Mütareke döneminde
bizleri Türk Ulusunu Ermenilere sözde soykırım yapmak ile suçlayanlar
İstanbul’u işgal ettikleri sıralarda o zaman ki devletin ileri gelenlerini ve
üst düzey kamu görevlilerini bu konuda her türlü belge ve imkan elindeyken
yaptıkları araştırmada suçlayacak hiçbir konu bulamamışlar yalnız asılsız iddia
ve 8-10 yaşındaki çocukların ifadeleri ile iki tane Mülki İdare Amirimizi yine
yukarda belirtildiği gibi Ermenilere ve işgal güçlerine yaranmak isteyen Nemrut
Mustafa Paşa Harp Divanınca asılarak idamlarına karar verdirmişlerdir.


Milli Şehit Kemal Bey’in
yargılandığı Nemrut Mustafa Paşa Divanı Harbindeki son sözleri şudur;


“Düne kadar hakimler
heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış
bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının
matemi Müslümanların yüreklerini sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin
halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının
kah önüne geçerek, kah arakasında kalarak, ekseriya memleketin asker
kuvvetinden mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten
çekinmiyorlardı. Yozgat Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni-Muhacir
kafilelerine, Ermenilerin Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş,
bazı asker kaçaklarının tecavüzü ihtimal dahilindedir. Ancak, savaşta
yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia
makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa,
bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm
vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban aranıyorsa,
herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük bir memur
bulunacak değildir.”


Milli Şehidimiz idam
sehpasının önünde son sözünün ne olduğu sorulduğunda halka şöyle der;


“Sevgili vatandaşlarım,
ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma
vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de
budur, yarında budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer
adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet! Benim sevgili kardeşlerim, asil Türk
Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman millet elbette onlara
bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin. Amin. Borcum var,
servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın Millet…”


Son sözlerini söylerken
Kemal Bey vasiyetini verip kendi eliyle sonsuz yolculuğuna çıkarken meydanda
bulunan Türk Halkı matem havasına bürünmüşken Ermeni Komitecilerinin yaptığı
sevinç gösterileri Polis ve Jandarma tarafından bekletilmeksizin doğrudan
dağıtılmıştır.


Bu acıklı olaylar cereyan
ederken zamanın Adalet Bakanlığı Müsteşarı (aynı zamanda İngiliz Muhipleri
Cemiyetinin Başkanı)Sait Molla’da “asın bu haini, söyletmeyin, sallandırın”
diye bağırarak, bu sahnenin nefretle anılacak kişileri arasında yer almaktadır.


Cenazenin toprağa
verileceği gün (11 Nisan 1919) İstanbul halkı ayaklanmış, gençler “Türklerin
Büyük Şehidi” yazılı bir çelenk hazırlamışlardır. Tıbbiyeli bir genç;


“Kemal sen ölmedin sen şu
anda toprağa verdiğimiz bir çiçeksin, orada büyüyecek dalların o kadar dikenli
olacak ki seni bu akıbete layık görenlerin hepsini paramparça edecektir.
İntikamın behemahal (kesinlikle) alınacaktır” diye feryat etmektedir.


Kemal Bey’in vasiyeti:
“fertler ölür, millet yaşar, kabir taşım hamiyetli Türk ve Müslüman kardeşlerim
tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır. Millet ve Memleket uğrunda
şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha”


Yüce Türk Ulusu bu haksız
idamlardan sonra birlik ve beraberliğini daha çok pekiştirmiş Mustafa Kemal’in
önderliğindeki Kurtuluş Savaşına daha çok güvenmeye ve destek vermeye
başlamıştır.


Ulu Önderimiz Atatürk ‘ün
girişimiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi 14 Ekim 1922’de çıkardığı özel bir
kanunla Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’i Milli Şehit olarak kabul etmiştir.


Ulu Önder Atatürk Şehit
Kaymakamın çocuklarını evlat edinmek istemişse de gümrük memuru emeklisi Arif
Bey torunlarından ayrılmak istememiştir. Bunun üzerine kendisine ev ve tüm
çocuklarına aylık bağlanmıştır. Boğazlıyan’da bir mahalleye Kaymakam Kemal Bey
adı verilmiş, yine Kemal Bey adına bir ilkokul açılmıştır. Milli Şehidimizin
kabri Mülkiyeliler Birliği tarafından anıt mezar olarak düzenlenerek, 15 Aralık
1973 günü ziyarete açılmıştır.


Milli Şehit Kemal Bey ve
aynı gerekçe ile idam edilen Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey bizlerin hafızasında
Ermeni Komiteciliğinin ve işbirlikçi vatanhainlerinin zulmüne bir isyan sembolü
olarak kazınmıştır.


Bu iki değerli Mülki
Amirimizi (geçmişi unutturarak bizleri yapmadığımız bir olaydan dolayı suçlayan
Ermeni Diasporasını ve hiçbir geçerli kanıta dayanmadan araştırmadan asılsız
ermeni iddialarını gerçek sayan ve buna destek veren herkesi ve her kesimi
kınayarak), “Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğümüzün kayıtlarına göre 1914- 1921
yılları arasında Ermeni Komitacılarınca şehit edilen 518.105 Türkle birlikte”
saygı ve rahmetle anıyor, aziz hatıraları önünde bir kez daha eğiliyoruz.


M.Haluk SAYGI


Pendik Kaymakamı


Kaynakça: -Başbakanlık
Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü


Ermenilerce Yapılan
Katliam Belgeleri (1914-1921)


-Bu konuda elektronik
ortamda çok geniş bilgi ve belge bulunmaktadır.


Not: Mütareke döneminde
İstanbul’u işgal edenler Türk arşivlerine, her türlü bilgi ve belgeye el
koymuşlardır. O zamanki asılsız ermeni savlarını doğru kabul ederek gerek
Malta’da gerekse İstanbul’da yapmayı düşündükleri yargılamalardan sonuç
alamayacaklarını bilerek hareketlerini buna göre düzenleyenlerin bugün olmamış
olayları hiç araştırma yapılmadan doğru sayarak aksini iddia etmenin suç teşkil
ettiği konusunda yasa çıkarmaları çok anlamlı olup, konunun bilimsel
incelemeden kaçılarak, çok başka amaçlarla ele aldığının tam bir göstergesidir.


HAKKINDA
YAZILANLAR


Millî Şehit Kemal Bey
Dâvası ve Îdamı


Yozgat’ta faaliyet
gösteren Ermeniler 1886′da kurulan Hınçak Komitesi’nin direktifleri ile hareket
ediyorlardı. Ermenilerin Yozgat’ta en fazla faaliyette bulundukları yer ise
Boğazlıyan Kazası’ydı. Propagandalarına haklılık kazandırmak ve taraftar
toplamak için Türkler aleyhine hayali tehcir davası açan Ermeniler bu
faaliyetlerini, Yozgat Mutasarrıfı olan Leon Efendi kanalıyla İngilizlere de
aktarmışlar, İstanbul Hükümeti üzerinde baskı kurmaya çalışmışlardır.


Hınçak Komitesi’nin Orta
Anadolu’da faaliyet gösteren merkezi Merzifon’du. Merzifon “Küçük Ermenistan
İhtilal Merkezi” adını almıştı. Komitenin reisi ise Merzifon’daki Amerikan
Koleji’nde öğretmenlik yapın Karabet Tomayan ve sekreteri de yine aynı okulda
öğretmen olan Ohannes Kayayan‘dı. Bu öğretmenlerin her ikiside Protestan Ermeni
idiler. Söz konusu bu kişilerle beraber Protestan vaizi Mardiros faaliyete
geçmek için önce Çorum, Burhaniye, Sivas, Tokat ve Amasya’yı gezerek Ermenilere
telkinlerde bulunmuşlar, yaptıkları konuşmalarda 1877 – 1878 Osmanlı- Rus harbi
sırasında Ermenilerini katledildiğini ileri sürerek mevcut Ermenilerin
birleşmelerini istemişlerdir. Ayrıca, yabancı devletlerin dikkatini çekmek için
de çeşitli olaylar tezgahlamışlardır.


Maddi yönden oldukça
güçlü olan ve oluşturdukları dayanışma sonucu silahlanan Ermeniler çeteler
oluşturarak Anadolu’nun ve Yozgat yöresinin içinde bulunduğu kötü durumdan da
faydalanarak soygun ve talan işlerine girişmişlerdir. Onların bu soygun ve
talan hareketlerinin amacı karışıklık çıkararak dikkatleri üzerlerine çekmekti.
Ermenilerin bu faaliyetlerinin artması üzerine çekmekti. Ermenilerin bu
faaliyetlerinin artması üzerine, Osmanlı Devleti 14 Mayıs 1915′te 3 maddeden
oluşan “Tehcir Kanunu”nu çıkarmıştır. Bu kanuna göre;


1- Savaş
vaktinde ordu, kolordu ve tümen komutanları ve bunların vekilleri ile müstakil
mevki komutanları ahali tarafından herhangi bir surette hükümet emirlerine ve
memleketin savunmasına ve asayişin korunmasına dair işlere ve tertiplere karşı
muhalefet ve silahla tecavüz ve direnme görülürse hemen askeri kuvvetle
bastırılması ve tecavüz ve mukavemeti yok etmeye mezun ve mecburdur.


2- Ordu ve
müstakil kolordu ve tümen komutanları askerlik icaplarından dolayı veya
casusluk ve hıyanetlerini sezdikleri köyler ve kasabalar ahalisini tek tek veya
toplu diğer mahallere sevk ve iskan ettirebilirler.


3- Bu kanun
çıktığı günden itibaren muteberdir.


Osmanlı Devleti’nin
çıkardığı bu kanunu da dinlemeyen Ermeniler 2 Eylül 1915′te Yozgat’ın
Boğazlıyan ilçesine bağlı köyleri yine ateşe vermişler, duruma müdahale etmek
üzere bölgeye jandarma kuvvetleri gönderilmiş ancak, Ermeniler Jandarmalara da
ateş açmışlardır. Durum, zamanın İçişleri Bakanlığı’na bildirilmiş, Bakanlık da
bir telgraf emri ile buradaki Ermenilerin 24 saat içinde bölgeden çıkarılarak
Suriye istikametine sevk edilmelerini emretmiştir.


Bu olayların meydana
geldiği sırada Boğazlıyan ilçesinin kaymakamı Kemal Bey’di. Kemal Bey, bu emir
üzerine Jandarma Komutanı ile birlikte verilen emri yerine getirmiştir.


Yıllardan beri Türk
vatanını parçalamaya çalışan ve her türlü hareketi gayeleri için meşru sayan
Ermeniler, Mondros Mütarekesi’ni takip eden günlerde gadre uğramış insanlar
pozunda ortaya atılırlar. Kendilerini sürgüne tabi tutanların
cezalandırılmasını isterler. Bu isteklerin Mister Brown’un telkiniyle Padişaha
da kabul ettirirler. Durumun yatıştırılması için suçlu aranmaya başlanır. Bu
suçlulardan birinin de Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey olduğu kanaatine varılır.


Boğazlıyan Kaymakamı ve
Yozgat Mutasarrıf Vekili Kemal Bey, Ermeni tehcirinde görevini kötüye
kullanarak ölümlere sebep olduğu iddiasıyla, idamla yargılanır. Mahkemede
çoğunluğunu Ermeni komitecilerin teşkil ettiği ve İngiliz Yüksek
Komiserliği’nin, Rum – Ermeni Şubesinin temin ettiği birçok yalancı şahit
çıkararak akıl ve mantığın kabul etmediği bir sürü suç uydurarak, Kemal Bey’in
aleyhinde şahitlik yaparlar. Bunun üzerine, mahkemede sanık sandalyesinde
bulunan ve avukatlığını Saadettin Ferit Bey’in yaptığı Kemal Bey şu tarihi
savunmayı yapar:


“Düne kadar hâkimler
heyeti halinde olan sizler, şu dakikada bir tarih mahkemesi sıfatını almış
bulunuyorsunuz. Ermeniler tarafından öldürülen dindaşlarının ve soydaşlarının
matemi Müslümanların yüreklerinin sızlattığı ve her gün gelen kara haberlerin
halkı tahrik etmekten geri kalmadığı malumdur. Ermeniler ise, Rus Ordularının
kah önüne geçerek, kah arkasında kalarak, ekseriya memleketin asker kuvvetinden
mahrum kalmasına güvenerek facialar meydana getirmekten çekinmiyorlardı. Yozgat
Vilayeti dahilinde sevk edilen bazı Ermeni – Muhacir kafilelerine, Ermenilerin
Müslümanlara reva gördükleri facialara şahit olmuş, bazı asker kaçaklarının tecavüzü
ihtimal dahilindedir.


Ancak, savaşta
yenilişimizin aleyhimizde meydana getirdiği hezeyanı durdurmak maksadıyla iddia
makamının da isteği üzerine, kurbanlar verilmesi bir siyaset icabı sayılıyorsa,
bu kurban, ben olamam. Siz kurban seçmekte değil, ancak hak ve adaletle hüküm
vermek vicdani görevini taşıyan bir yüksek heyetsiniz. Mutlaka kurban
aranıyorsa, herhalde bu işlerin tertipçisi ve idarecisi olarak benim gibi küçük
bir memur bulunacak değildir.”


Kemal Bey’in bu sözlerden
sonra yalancı şahitler, hiç olayları gerçekmiş gibi anlatarak Kemal Bey’i
iftira yağmuruna tutarlar. Bu iftiralar karşısında Kemal Bey şöyle söyler:


“Hepsi yalandır,
uydurmadır. Reis Paşa, ben ne bunların söyledikleri Keller köyüne gittim ne de
oradan geçtim. Burada vuku bulduğunu iddia ettikleri cinayetlerden de haberim
yok. Hele parmaktan çıkmayan yüzüğü almak için kol kesmek; rica ederim. Bu
vahşeti kim yapar? Bu derece şem’i bir işi yapacak bir insan tasavvur
edemiyorum. Esasen, birini ispat edemezler. Çünkü, hepsi iftiradan ibarettir.
Benim haberim olmadan bir şey olmuşsa bilemem. Fakat bu ana kadar bu mevzuda
hiç bir şikayetçi gelmemiştir. İlk defa burada Mahkeme huzurunda bu
şikâyetlerle karşılaşıyorum.”


Mahkeme bu şekilde devam
ederken, İngilizler ve Ermeniler Kemal Bey’in asılması için Mahkeme Başkanı
Hayret Paşa’ya baskı yaptıklarından, Hayret Paşa istifa etmiş yerine “Nemrut”
lakabıyla anılan Mustafa Paşa getirilmiştir.


Nemrut Mustafa Paşa
önceden verilmiş bir emri yerine bir memur tavrıyla mahkemeyi sonuçlandırarak 8
Nisan 1919′da Kemal Bey’i idama mahkum eder. Önceden hazırlanmış olan bu idam
kararı tasdik edilmek üzere saraya gönderilir. Padişah Sultan Vahdettin, “Ferit
Paşa Millet ile Padişah arasına siyah bir perde çekti” diyerek, bu kararı
imzalamaz. “İş intikam ve bilahare mukatale şeklini alabilir. Yolun şimdiden
önünü kesmek üzere fetva-yı şerife talebine mecbur oldum” der. Seyhülislam
Mustafa Sabri “Divan-Harb-ı Örfi tarafından idama mahkum edilen Kemal’in
mahkemesi hak ve adle muvafık bir surette icra edilmiş olduğu takdirde,
hakkında sadır olan hükm-i idamın derun-i varaka damu harrer fetva ve mükul-i
şer’iyeye muvafık olduğu veraste-i arzdır” şeklinde bir fetva verir.


FETVÂ VE
ÎDAM


Bu şekilde verilen fetva
ile Ermenilere kısas hakkının verilmiş olması gibi garip bir adalet ölçüsü ve
İngilizlerin baskısı ile Türk Hükümeti ve İslam Müftüsü bir Türk-İslam
vatanseverinin idamını tasdik ettiler.


Cezası infaz edilmek
üzere İstanbul’a getirilmiş olan Mehmet Bey, Bekir Ağa Bölüğü’nden alınarak
cezasının infaz edileceği yer olan Beyazıd Meydanı’na getirilir. Kemal Bey’in
asılacağını duyan bütün İstanbullular ve bilhassa vatanseverler Beyazıd
Meydanı’ndan toplanırlar. Kemal Bey’e idam sehpasının önünde son sözünü ne
olduğunda, o halka şöyle der:


“Sevgili vatandaşlarım,
Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma
vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de
budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer
adalet buna diyorlarsa, kahrolsun adalet”


Kemal Bey’in bu sözlerine
katılan halk da aynen cevap vererek, “Kahrolsun böyle adalet” diye bağırmaya
başlamışlardır. Kemal Bey, bu son sözlerine devam ederek:


“Benim sevgili
kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Bu kahraman
millet, elbette onlara bakacaktır. Allah, vatan ve milletimize zeval vermesin.
Âmin. Borcum var, servetim yok üç çocuğumu, millet uğruna yetim bırakıyorum.
Yaşasın Millet…”


Kemal Bey’in idam
hadisesi, İngilizlerin hiç beklemediği şekilde büyük tepki ile karşılanır.
Kemal Bey’in cenazesi vasiyeti üzerine, Kadıköy Kuşdili Çayırı’ndaki oğlunun
mezarı yanına gömülmesi için, ailesine teslim edilir. Kadıköy’de büyük bir
cenaze töreni yapılır. Tabut, Karaköy İtfaiye Karakolu önünden geçerken bir
manga asker bayrağı yarıya indirerek selam durur. Alışılmışın dışında, tabut
eller üzerinde defnedileceği yere kadar götürülerek, 10 Nisan 1919 Perşembe
günü akşam üzeri toprağa verilir.


KEMAL
BEY’İN ÜZERİNDEN ÇIKAN VASİYETİ TARİHE BİR BELGE OLARAK KALACAKTIR


“Merhum sevgili oğlum
Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdilli Çayır’ındaki kabristanda yavrumun
yanına gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde sakindirler.
Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir. Adı İsmet Hanım’dır.
Defin masrafı teyzeme tevdi buyrulmalıdır. Kabir taşım, hamiyetli Türk ve
Müslüman kardeşim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: Millet ve
Memleket uğruna şehit olan Boğazlıyan Kaymakamı Kemal’in ruhuna fatiha. Perişan
zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet edilmesini,
yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyrulmasını vatandaşlarımdan
beklerim.


Babam, Karamürsel Aşar
Memur-u Sabıkı Arif Bey de acizdir. Kardeşim Münir de kimsesizdir. Bunlara da
muavenet olunursa, memnun olurum. Türk Milleti ebediyyen yaşayacak, Müslümanlık
asla zeval bulmayacaktır. Allah, millet ve memlekete zeval vermesin. Fertler
ölür, millet yaşar. İnşallah Türk Milleti ebediyete kadar yaşayacaktır.”


(30 Mart 1335 Boğazlıyan
Kaymakam – Sabıkı Kemal)


Millet O’nu unutmadı;
TBMM 14 Ekim 1922′de çıkardığı özel bir kanunla “Millî Şehit” olarak kabul
etti.


Boğazlıyan’da bir mahalle
ve bir okul “Millî Şehit”in adını taşımaktadır.


HAKKINDA
YAZILANLAR


Boğazlıyan Kaymakamı’na
Atatürk’ten vefa


Tuba Kabacaoğlu


Aksiyon Sayı: 571 -
14.11.2005


Boğazlıyan Kaymakamı
Kemal Bey’in adı Ermenilerle alakalı her konuda geçer. Kimi onu vezir yapar
kimi de vatan haini ilân eder. İzmir’de yaşayan kızı Müşerref Gürenci, babası
Kemal Bey’in idamından sonra değişen hayatını, kendisini ve ablasını Atatürk’ün
neden evlat edinmek istediğini Aksiyon’a anlattı.


Ne zaman Ermeni soykırımı
konuşulsa ya da bu konuda bir makale yazılsa mutlaka Boğazlıyan Kaymakamı Kemal
Bey’den bahsedilir. “Ermenileri katletti” suçuyla idam edilen kaymakamın hayatı
da ölümü de hayli ilginç. Asıl dramatik olanı ise hakkında söylenenler.
Ölümünden iki yıl sonra Atatürk’ün başkanlığındaki Türkiye Büyük Millet Meclisi
(TBMM) tarafından ‘millî şehit’ ilân edilen Kemal Bey’in bugün hayatta kalan
tek yakını İzmir’de yaşayan 92 yaşındaki kızı Müşerref Gürenci. İstanbul’un
işgalinden tutun Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna kadar birçok tarihî olaya
yakından şahitlik eden Müşerref Hanım’ın hayatı bir devrin nasıl yaşandığını
gözler önüne seriyor bir bakıma.


Müşerref Hanım’ın babası
Kemal Bey’in hikâyesi Birinci Dünya Savaşı’nın son yıllarında Yozgat
mutasarrıfı ve Boğazlıyan kaymakamı olmasıyla başlar. Savaş başladığı andan
itibaren bölgedeki Ermeniler, işgalci Ruslarla işbirliği yaparak Türk
köylerinde kıyım yapar. Bunun üzerine iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası,
kazada bulunan tüm Ermenilerin Suriye’ye sevk edilmesini mülkî amir olarak
Kaymakam Kemal Bey’e emreder. O da bu kararı uygular. Ancak, bir süre sonra
aldığı bu karardan ötürü Kaymakam Kemal Bey yargılanır. Kurulan Kürd Mustafa
Paşa Divan-ı Harbi’nde, kış gününde vatandaşları can ve mal kaybına uğrattığı,
ayaklarına süngüler bağlayarak ölüme terk ettiği iddialarıyla suçlanır. O ise,
“Ben aldığım emri yerine getirdim. Sürgün edilenlere insanî şekilde davrandım.
Süngü bağlamadım. Vicdan azabı duymuyorum. Kimsenin ölümü için emir vermedim.”
diyerek suçlamalara karşı çıkar. Ancak, bu savunma onun idam kararını
engelleyemez.


İnfaz, 10 Nisan 1919’da
İstanbul Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilir. 35 yaşındaki genç kaymakamın son
sözü, kesinlikle suçlu olmadığı ve görevini yerine getirdiği şeklinde olur.
Çocuklarını vatana emanet ettiğini belirttikten sonra dar ağacına çıkarılan
Kemal Bey, üzerinde durduğu iskemleyi kendi ayağıyla iter. Kemal Bey’in kızı
Müşerref Hanım, idamdan sonra İstanbul işgal altında olmasına rağmen Türk
askerlerinin cenaze törenine eşlik ettiğine dikkat çekiyor: “Cenaze töreni ve
idam hadisesi Millî Mücadeleye güç veren olaylar. Bu görkemli tören işgal
altındaki İstanbul halkına tekrar birlik ve beraberliği hatırlatmıştır.”


Gümrük müdürü Florlalı
Arif Bey’in oğlu Boğazlıyan Kaymakamı’nın ani ölümü ailesini derinden etkiler.
Birinci eşinden olan Müzehher (7) ve Müşerref (5) isminde iki kızı ve ikinci
eşinden olan kırk günlük oğlu Adnan babasız kalır. Dede Arif Bey ise
çocuklardan babasının öldüğünü yıllarca saklar. Zaten kızlar anne-baba olarak
dede ve ninesini bilir. Zira, Kemal Bey Karamürsel’de görevlidir ve çocukları
doğduktan kısa bir süre sonra daha iyi şartlarda büyümeleri için İstanbul’a
gönderir. Kemal Bey işlerinin yoğunluğu nedeniyle uzun aralıklarla da olsa
kızlarını görmeye gelir. Müşerref Gürenci, annesinden önce babasının bir
evlilik daha yaptığını, bu evlilikten Adnan isminde bir çocuğunun olduğunu;
fakat onun üç yaşında vefat ettiğini söylüyor. Müşerref Hanım’ın babasıyla
alakalı fazla anısı olmadığı gibi annesini de çok iyi hatırlamıyor. Bunun
sebebi ise annesinin ansızın babasını terk etmesi…


İlkokulda
babamın kim olduğunu öğrendim


Öz anne Suphi Hanım,
İngiliz Ali Bey olarak da tanınan Londra sefirinin kızıdır. Müşerref Hanım
annesinin ansızın çekip gitmesini şöyle anlatıyor: “Dedemin yanına
gönderilmeden önce annem on üç yaşındaki polis kızı Hatice Hanım’ı sadece benle
ilgilenmesi için tutmuş. Babamın zaafı mı yoksa üvey annemin açgözlülüğümü
bilemeyeceğim, babam gönlünü kaptırıyor ve onu evimize ikinci eşi olarak
alıyor. Annem de evi terk ediyor, İstanbul’daki eniştesinin yanına sığınıyor.”


Hatice Hanım bir süre
sonra Kemal Bey’den hamile kalır. Bu sırada altı ay sürecek mahkeme süreci
başlamıştır. Adnan, idamdan tam kırk gün önce dünyaya gelir. Ama Kemal Bey
oğlunu hiç göremez.


Müşerref Hanım, babasının
ölümünden iki yıl sonra ilkokula başlar. Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in kızı
olduğunu da burada öğrenir. O anı anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor:
“Çamlıca Mektebi’ne başladığım ilk gün yoklama yapılıyordu. O dönemde soyadları
olmadığı için baba ismi kullanılırdı. Öğretmen Müşerref Kemal diye
sesleniyormuş. Babam olarak dedem Arif’i bildiğim için hiç bakmıyordum.
Öğretmenim yanıma geldi. ‘Sana sesleniyorum, neden bakmıyorsun?’ dedi. Ben
ısrarla ‘Babamın adı Arif’ diyordum. Sonradan kimin kızı olduğumu, babamın yaşadıklarını
öğrendim. Müdiremiz, yatılı mektepteki herkesi topladı ve bizi diğer talebelere
‘Millete emanet edilen bu yavrular bizlerle beraber. Babaları millî şehit Kemal
Bey’dir. Hepinizin onlara hakiki kardeş gibi davranmanız lazımdır.’ diye
tanıttı.”


Müşerref Hanım,
çocukluğunun en güzel yıllarını yatılı okulda geçirir. Babasının Boğazlıyan
kaymakamı olduğunu öğrenmiş olsa da dedesi ve ninesi gizlemeye devam eder. Bir
kez bile babasının adı evde anılmaz. Kardeşler babalarını gazetelerden tanır.
Ayrıca anne tarafından da hiçbir akrabayla irtibatları yoktur. On altı
yaşındayken küçük kız Müşerref kendi çabalarıyla annesinin ailesini bulur.


Atatürk
evlat edinmek istemiş


İdamdan sonra TBMM 19
Ekim 1922’de Kemal Bey’i, Urfa mutasarrıfı Nusret Beyi ve Diyarbakır Valisi
Reşit Bey’i ‘şehid-i millî’ ilân eder. Bunun üzerine dede Arif Bey Atatürk’ü
makamında ziyaret eder. Orada ‘vatanın babası’ iltifatlarıyla karşılanır.
Atatürk, torunlarını evlat edinmek istediğini söyler. Arif Bey ise, “Onlar bana
oğlumun bediasıdır. Müsaade edin, bende kalsınlar. Nafakalarını karşılamanız
yeterlidir.” der. Bu görüşmenin bir sonucu olarak TBMM’de kanun çıkarılır ve
Beşiktaş’ta dört daireli bir apartman, Beyoğlu’nda bir ev ve kayd-ı hayat
şartıyla tüm çocuklara maaş bağlanır. Aile, 1923’ten itibaren Beşiktaş’taki
apartmana taşınır. Üvey kardeşleri Adnan da zaman zaman yanlarında kalır.


Müşerref Hanım kardeşi
Adnan’ı öz ablasından daha çok sevdiğini hatırlatarak, “Üvey annemin
hayatımdaki yeri çok önemli. Bize çok baktı. Kendi annemi bilmediğim için onu
anne kabul ettim. Yanına gidip günlerce kalırdım. Sonra askeriyede subay katip,
aksiliğiyle tanınan Zühdü Bey’le evlendi. Lüleburgaz’a yerleşti. Üç çocuğu
oldu, ama hiç mutlu olamadı. ” diyor. Müşerref Hanım’a bağlanan ilk aylık 7
liradır. Giyimine düşkün olduğu için maaşını şık ayakkabı, çanta, çorap ve süs
eşyaları alarak harcar. O dönemde en şık ve pahalı eşyalar Beyoğlu’nda satılır
ve bir ayakkabı en fazla 4 liradır. Maaşı zamanla yükselir. Bugün aldığı maaş
ise üç ayda 600 YTL.


Evimiz matem
yeriydi


Kemal Bey’in idamı
ailenin hayatını değiştirir. Müşerref Hanım, çocukluğunun geçtiği evi ‘matem
yeri’ olarak tanımlıyor. Çünkü bu evde idam gününden sonra hiç müzik
çalınmamış, gülünmemiş, nine ve dede sürekli siyah giysiler giymiş. Herkesin acısını
içine attığı bu dönemde Müşerref ve Müzehher kardeşler müzik sesine hasrettir.
Oturdukları apartmanda o dönemin en zengin alaturka ailelerinden gelen cılız
piyano, keman sesiyle iktifa ederler. Herkesin evinde olan gramofon bile
onlarda yoktur. Bu matem dolu evden zaman zaman sıkıldığını söyleyerek, lafı
amcası Münir’e getiriyor: “Amcam gençti, eğlenmek istiyordu. Ama bizim evde bu
mümkün değildi. Dans modası başlamıştı. Herkes farklı farklı danslar öğrenmenin
peşindeydi. Amcam Münir de, evin dışında farklı mekanlarda dedem ve ninem hariç
ailenin tüm fertlerini haftada bir kez toplardı. Dans dersi vermek için madam
gelirdi. Saatlerce müzikler çalınır, dans edilirdi. Büyük masalarda yemekler
yenir, bütün gün böyle geçerdi. Biz de o toplulukta uslu uslu otururduk. Çok
mutlu olurdum. Sonra komşularımızdan etkilenerek piyano dersleri almaya
başladım. Evde piyano çalmak yasak olduğu için yeterince başarılı olamadım.
Çocukluğumuz, bizi çok seven insanlar arasında geçti, lakin çocukluğumu
yaşlılarla birlikte geçirmek benim üzerimde hoş bir tesir bırakmadı. Ninem 50
yaşındaydı; ama üzüntüden çökmüş, 80 yaşında gibiydi.”


Ablası Müzehher’le pek
anlaşamayan Müşerref Hanım, kendini hep ‘garip’ hisseder. Dedesi torunlar
arasında ayrım yapmazken ninesi sürekli ablasının üstüne düşer. Ablası yaptığı
yaramazlıkları bile suçu olmadığı halde onun üzerine atar. Kendini de bir türlü
savunamaz. İçinde yaşadığı mahcubiyet hep buna engel olur. Yalnız dilden dile
dolaşan “Kemal Bey en çok Müşerref’i severdi.” cümlesi onu biraz rahatlatır.
Üstelik babası idam edilmeden az önce kızı Müşerref’i kucağına alıp öpmüştür.
Son güne ait en önemli ayrıntılardan biri de Kemal Bey, çocukları dedesine
emanet ettiğini ve kesinlikle siyasete atılmalarını istemediğini söyler. Kırk
günlükken babasını kaybeden Adnan, siyasete atılmak ister. Fakat seçilecek
adaylar içinde yer alabilmesi için 5 bin lira vermesi gerekir. Babasının
vasiyeti yerini bulmuş olacak ki bu parayı denkleştiremediği için siyasete
giremez. Devlet memuru olarak hayatını devam ettirir. Müşerref Hanım,
ilköğrenimini bitirdikten sonra orta kısım mektebine gitmek ister. Fakat o
dönemde orta kısmı bitirene mecburi hizmet şartı vardır. Dede Arif Bey, bu
nedenle okula göndermez. Aile dostları, mecburi hizmet şartı olmadığından Fransız
mektebini tavsiye eder. “Müşerref’in gavur okulunda ne işi var.” diyen Arif
Bey, sonunda torununun kaydını Çamlıca Kız Lisesi’ne alır. O dönemde toplum
yavaş yavaş farklılaşırken bu gidişattan Müşerref Hanım da etkilenir.
Okullarının karşısında erkek lisesi vardır. Kız arkadaşları sürekli bu okulun
öğrencileriyle meşguldür: “Muhafazakar bir ailede büyüdüğüm için ortamı hiç
sevmedim. Mezun olmama iki ay varken okulu bıraktım. Dedem vefat etmişti, ninem
de cahil bir kadındı, ısrar etmedi. 18 yaşında askeri doktor İhsan Bey’le
evlendim. İki oğlum dünyaya geldi.”


Babam
görevini yaptı


Eşinin görevi nedeniyle
birçok il dolaşan Müşerref Hanım, Lüleburgaz, İstanbul derken bir yıl da
Sarıkamış’ta kalır. İstanbul’da yetişmiş biri olarak Sarıkamış’ı çok sever.
Fakat çevresindekiler iyi şartlarda yaşamaya alışmış Müşerref Hanım’ın
Sarıkamış’ı bu kadar sevmesini anlayamaz. Kendisi ise orada yaşadığı dönemi
‘romantik’ olarak tanımlıyor. Sıtma hastalığına yakalanıp aşırı kilo vermeye
başlayınca geri dönmek zorunda kalırlar. Bu sefer tayinleri Ankara’ya çıkar.
Eşinden dolayı burada protokole dahil olduğunu belirterek, “İmkan dolu bir
yaşamım oldu. İhsan, benim bir dediğimi iki etmezdi. Hayatımda istediğim her
şeyi elde ettim. 63 yıl önce İzmir’e yerleştik ve eşim şehrin iki doktorundan
biriydi. Albay olmasına bir ay varken askeriyeden ayrıldı.” diyor.


Kaymakam Kemal Bey her ne
kadar mili şehit ilan edilse de toplumda onun Ermenileri öldürdüğünü düşünenler
vardı. Hatta Kemal Bey’in adı ‘kasap’ idi. Müşerref Hanım zaman zaman farklı
tepkilerle de karşılaştığını belirterek, babasına kasap denilmesinden üzüntü
duyduğunu söylüyor. Müşerref Hanım’a göre yapılanlar soykırımı değildi. Babası
sadece vazifesini yerine getirdi. Yol çok uzun olduğu için ölümler yaşandı.
Hayatını yitirenler arasında Türk askerleri de vardı. Ama bütün bunlar dünyaya
‘katledildi’ şeklinde anlatıldı. “Soykırımı yapıldı” iddiasını dile
getirenlerin yeterince bilgili olmadığını belirterek, “Atatürk’ün çıkardığı
kanun, tehcirden sorumlu tutulan üç Türk bürokratın kasap değil, millî şehit
olduğunu ilan etmiştir. Yani siz bu kanunu yok sayarak Ermenilerin toprak
taleplerine, hak iddialarına olur cevap veremezsiniz. ‘Evet soykırım
yapılmıştır’ diyerek özür dileyemezsiniz. Orhan Pamuk, Halil Berktay gibi
isimler kanunları yok sayıyor.”Diyor.


Müşerref Hanım, babasının
idam kararının İngiliz etkisiyle alındığını iddia ediyor. İstanbul’un işgal
edilip Damat Ferid Hükümeti’nin iş başında olduğu bir ortamda, Kürd Mustafa
Divan-ı Harbi’nin bir düzmece mahkeme olduğunu vurguluyor: “İki mahkeme oluyor.
Birinde beraat ediyor ikincisinde idam kararı veriliyor.” Müşerref Hanım, bu
noktada ilginç bir ayrıntıya dikkat çekiyor: “Babamın erken davranması
Boğazlıyan halkının imha edilmesini de önlemiştir. Babama Ermeni çetesinden biri
gelerek ‘yarın Ermeniler size saldırıp kıyım yapacak’ diyor. Babam bütün
memurları topluyor ve tehcir o an başlıyor. Babam, başarısı nedeniyle
mutasarrıf yapılıyor. Sonrada ‘onları sen öldürdün’ diyorlar.”


Müşerref Hanım babasının
idamının, “Türkler Ermeni katliamı yaptı” tezine kanıt olarak gösterilmesinden
rahatsız: “Türkler, suçlu olduklarını kabul ediyorlar ki yargıladılar, idam
ettiler denildi.” Ona göre, bu konuda siyasiler suçlu. Soykırım iddialarına
karşılık Kemal Bey’in “millî şehit’ unvanı aldığı söylenebilirdi. O dönemde
yapılanları ‘kurban siyaseti’ olarak nitelendirerek, “Kimi gözlerine
kestirdilerse yargılayıp idam ettiler.” diyor.


İzmir’de yaşayan 92
yaşındaki Müşerref Hanım’ın hayatı şimdilerde tarihî bir müzeyi andıran evinde
sessizce geçiyor. Tüm yakınlarını kaybetmesine rağmen elindeki fotoğraflara
bakarak geçmişle özlemini gideriyor. Babasının fotoğraflarına bakarak son
sözlerini söylüyor: “Fertler ölür, millet yaşar. İnşallah Türk milleti
ebediyete kadar yaşayacaktır.”


HABER


Milli şehit
anıldı


Ermeni ayaklanmasının
önlenmesi için çıkarılan “tehcir” uygulanmasında hatası olduğu gerekçesiyle
yargılanan, aklanmasına rağmen idam edilen Yozgat’ın Boğazlıyan ilçesi
Kaymakamı Kemal Bey, ölümünün 91’inci yılında İstanbul Kadıköy’deki mezarı
başında anıldı.


Kaymakam Kemal Bey,
Bakanlar Kurulu kararıyla 14 Ekim 1922’de “Milli Şehit” ilan edilmişti. Torun
Gülşen Kutlu törende yaptığı konuşmada “Sözün bittiği yere geldik. Dedemin son
sözü, ’Fertler ölür, millet yaşar’ oldu. Yaşasın Türk Milleti. Yaşasın Türkiye
Cumhuriyet” dedi. Konuşmaların ardından Kaymakam Kemal Bey‘in mezarı başında
dualar okundu, karanfiller bırakıldı.


HABER


“Milli Şehit”
Kemal Bey anıldı


12 Nisan 2012


Kartal Belediyesi,
1919’da idam edilen 14 Ekim 1922’de ise “Milli Şehit” ilan edilen Yozgat’ın
Boğazlıyan ilçesi Kaymakamı Kemal Bey’i, ölümünün 93’üncü yıldönümünde mezarı
başında andı.


Ermeni ayaklanmasının
önlenmesi amacıyla çıkarılan “tehcir” uygulanmasında hatalı olduğu gerekçesiyle
yargılanarak aklanmasına rağmen 10 Nisan 1919’da idam edilen Boğazlıyan ilçesi
Kaymakamı Kemal Bey, Kadıköy Kuşdili’ndeki mezarı başında anıldı. Anma
törenine, Kartal Belediyesi Başkan Yardımcıları, siyasi partilerin ilçe temsilcileri,
dernek temsilcileri, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in torunu Mehmet Kemal
Ergüder ile çok sayıda vatandaş katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın
okunmasının ardından Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in hayatı anlatıldı.


HAKKINDA
YAZILANLAR


Kahrolsun Böyle Adalet


İhsan Kurt


Bu kitap; 1908-1919
Tarihleri arasında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in görev yaptığı Osmanlı
toprakları ve çevresi etrafında Osmanlı’nın yıkılışını hazırlayan olayları,
İkinci Meşrutiyet’ten 10 Nisan 1919’a kadar geçen sürede yakın tarihimizin
isyan ve ibret dolu sayfalarını, devletin en üst kademelerine kadar
sıçrayabilmiş işbirlikçi maskeli ihanet cücelerinin portrelerini, bazı Ermeni
olaylarının da işlendiği tarihi belge ve bilgilere dayanan uzun yılların ürünü,
zamanımızda bile ibret alınması gereken bir dönemin romanıdır. Kitapta geçen
olayların öncesi sayılabilecek, 1890’larda başlayan Ermeni olaylarında misyoner
okullarının rolünün öne çıkarıldığı diğer romanımızın adı da Fesat Yuvası
olarak kaleme alınmıştır.


Kitabın 1.baskısı için
yazılanlar:


“İhsan Kurt’un
“Kum Saati” yayınları arasında çıkan eseri, Boğazlıyan Kaymakamı
Kemal Bey, adı geçmiş tarihimizin acıklı hikâyesidir… Bir yerli ve milli
roman bu…”


-Abdurrahim Karakoç-


Yazarın da kitabında
ifade ettiği gibi Kemal Bey, Otuz beş yıllık hayatının sayfalarını çeviriyor bu
kitapta. İbretle, heyecanla okuyacağınız bu kitapta, görev aşkıyla dopdolu,
memur çocuğu olarak yetişmiş Kemal Bey’in vatan hizmeti uğruna canını verdiğini
görecek ve onun dediği gibi sizler de, Kahrolsun böyle adalet diyeceksiniz.


-Yahya Aksoy-


“Ne yazılsa az, ne
söylense eksik kalacak olan bir konuda eser yazmış olmanın şerefi İhsan Kurt adı
üzerindedir. Tarihimizin bilinmeyen yahut yeterince bilinmeyen konularından
biri olan Milli Şehidimiz Mehmet Kemal Bey’i öğretme adına ve unutanlara
hatırlatma yönünde yazdığınız Kahrolsun Böyle Adalet romanı bizleri memnun
etmiştir.”


-Ecz.Celal Öcal-


Boğazlıyan Kaymakamı
Milli Şehit Mehmet Kemal Bey’in Kızı Müşerref Gürenci Hanımefendi’nin Basın
sözcüsü.


(Arka Kapak)


Akçağ Yayınları /
Edebiyat Dizisi


Türkçe


576 s. — 2. Hamur–
Ciltsiz — 14 x 20 cm


Ankara, 2013, 3. Basım


ISBN : 9786053420408


HABER


Milli Şehid Kemal Bey
anılıyor


10 Nisan 2015


“Milli Şehid” Kaymakam
Kemal Bey, 10 Nisan Cuma günü saat 11:00’de Kadıköy Şöğütlüçeşme Kuşdili’ndeki
kabri başında saygı ve rahmetle anılacak.


Aydınlar Ocağı Genel
Merkezi ve Anadolu Aydınlar Ocağı tarafından düzenlenen toplantıda,
yabancıların baskıları ile idam edilen Kemal Bey’le ilgili konuşmalar
yapılacak. Bilindiği gibi daha önce beraat etmiş olan Kaymakam Kemal Bey, işgal
döneminde dış baskılar yüzünden Ermenilere kötü muamele yapılmasını
engelleyemediği iddiasıyla idam edilmişti.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir