BALKAN
KAHRAMANI Resneli Niyazi Bey kimdir ???

Feyziye Özberk yazdı…

1908’de Hürriyetin ilanını izleyen
günlerde emekli olup Resne’ye yerleşen Hürriyet Kahramanı Niyazi Bey, Balkan
Savaşı patlak verince, hiç tereddüt etmeden vatanını savunmak için Cevdet
Paşa’nın ordusuna katılıyor. Yenilgiyle biten savaştan sonra, İtalya üzerinden
İstanbul’a gitmek üzere Arnavutluk’un Avlonya iskelesinde vapur beklerken, Balkan
komitacıları tarafından, 17 Nisan 1913’te üç kurşunla sırtından vurularak şehit
ediliyor.


Niyazi Bey’in ailesi,
cumhurbaşkanlarından, çeşitli tarihlerde ısrarla Avlonya’da olan mezarının
İstanbul’daki, “Hürriyet-i Ebediye” tepesine, Talât Paşa, Enver Paşa,
Eyüp Sabri Bey, Atıf Bey gibi diğer hürriyet şehitlerinin yanına getirilmesini
istiyor. Nedense bu isteğe olumlu bir yanıt verilmiyor. Talât Paşa’nın na’şının
Berlin’den, Enver Paşa’nın na’şının Tacikistan’dan getirildiğini biliyoruz.


Hürriyet Şehidi Resneli Niyazi Bey’in na’şı da, Avlonya’dan
İstanbul’a, “Hürriyet-i Ebediye” tepesine getirilmelidir.


Resneli Niyazi Bey’in adı ya da dağa
çıkarak Abdülhamit’in istibdat idaresine başkaldırdığı bilinir ama ne yapmış,
neyi amaçlamış, nasıl bir insanmış pek fazla bilinmez. Bizi biz yapan, onur
duyduğumuz Cumhuriyet’imizin kuruluşunda, yaşanılan devrimlerde, kazanılan
özgürlüklerde Resneli Niyazi Bey’in rolü neydi? Bu soruya, Mustafa Kemal
Atatürk’ün değerlendirmesiyle yanıt verelim: “Eğer Meşrutiyetler olmasa idi,
Cumhuriyet olamazdı. Resneli Niyazi gibi Meşrutiyet önderlerine çok şey
borçluyuz!”


HÜRRİYET KAHRAMANI


1908 Hürriyet Devrimi’nin ilk ateşini
yakan halkın “Hürriyet
Kahramanı”
olarak adlandırdığı, Resneli Niyazi Bey, İttihat ve
Terakki Cemiyeti’nin en fedakâr ve disiplinli önderlerinden biridir. Tüm
dünyada tanınan adlandırmayla bir “Jön Türk” yani Genç Türk’tür. Giydiği başlıkta “Vatan Fedaisi”
yazar. Niyazi Bey’in, 1897 Türk-Yunan Savaşı’ndaki kahramanlığı dillere destan…
Bu nedenle, 1908 Hürriyet Devrimi’nden önce de bir halk kahramanı olarak
tanınıyor, seviliyor. Vatanseverliğini yaşamını ortaya koyarak, birçok kez
kanıtlamış. Onun makam mevki hesabı hiç olmamış…


BİR GENCİN GÖZLEMLERİ


1908’de lise öğrencisi olan bir
gencin, İsmail Hakkı Sunata’nın anılarında aktardığı gözlemleriyle Niyazi Bey’i
ve yaşadığı dönemi, sokağın havasını yansıtan canlı, sıcak bir anlatımla
tanımaya başlayabiliriz. Bu anlatımdan, İstanbul’da bir genci, ülkesinin
geleceğiyle ilgilenmeye iten bir düşünsel canlılığın yaşandığı anlaşılıyor.
Sunata’nın gazetelerden, sokak gösterilerinden edindiği bilgiler şöyle: “Medeniyet
çağına girecek, ilerleyecek, kuvvetli ve çok büyük bir devlet olacakmışız. Her
şeyi bize İttihat ve Terakki Cemiyeti yapacakmış. Niyazi Bey taburu ile dağa
çıkmış (…) Niyazi Bey’in rütbesi kolağası, yani kıdemli yüzbaşı… Enver Bey
kurmay binbaşıymış. O da dağa çıkmış. Padişaha telgraflar çekmişler. Padişah bu
durumdan korkarak ‘Meşrutiyet’ idaresini kabul etmiş. Padişahı korkutmak da ne
demek? Buna da aklım ermiyor.”


HALKI AYDINLATIYOR VE ÖRGÜTLÜYOR


“Dağa çıkma” ifadesi
bir isyan dışında Niyazi Bey’in yaptıklarını tam tamına anlatmıyor. Daha uygun
bir anlatımla yetersiz kalıyor. Gerçek nedir derseniz? Korunaklı bir dağ
başına, “askerleriyle”
birlikte yerleşip beklemiyor. İki yüz vatan fedaisi olarak
adlandırdığı askeriyle birlikte çevreyi dolaşıyor. Halkı aydınlatan toplantılar
düzenliyor. Emperyalist büyük devletlerin niyetlerini, ülkenin içinde bulunduğu
durumu, çıkış yolunu anlatıyor. “Plan ve programımız melun insanlar yerine kötü sistemleri ortadan
kaldırmayı gaye edinmiştir. Yolumuz melunları ortadan kaldırmaktan çok kötülüğü
ve kötülüğün çıkışını temin eden istibdat idaresini değiştirmektir. Bu,
devletin müstakil olmasına, itimat edilir bir istikamet vermek, meşruti idareyi
tesis etmek demektir.”


İstibdadın, “Devlete
arkasını dayamış büyük arazi ve toprak sahiplerince desteklendiğini”
açıklıyor.
Laik ve vicdanlı… Bölünmeye, din ve etnik köken ayrımına şiddetle karşı
çıkıyor. Tek çıkış yolunun birlik olduğunu bıkmadan tekrarlıyor. Silahlı
çatışmaları önlüyor. Değişik etnik gruplar arasında güven ortamının oluşmasını
sağlıyor. İlk önce toplum içindeki kan davalarını ve benzeri sorunları çözüyor,
barışmalarını sağlıyor. Yıllarca dağlarda gezen, köylülere eziyet eden
suçluları bile kazanmayı başarıyor. Ohri Kaymakamlığı’nın 16 Temmuz 1908
tarihli telgrafının şifre çözümü, bu durumu kanıtlıyor. Telgrafta yazılanlar
şöyle:
“Radolişte, Vovolişte gibi Ohri Malisiyesi Müslüman köylerinde sürdürülmekte
olan kan davası, uzun senelerden beri evlerinde kapanıp kalmış olanların,
Niyazi Bey ve adamlarının kimini korkutup ve kimini tehdit etmesi neticesinde,
hepsi düşmanlarıyla barışıp evlerinden serbestçe çıkmaya başladıkları
öğrenilmiştir.”


Niyazi Bey bir kahraman olarak
tanınıyor, seviliyor. Halk ona güveniyor. Ayrıca o çevrenin insanı olduğu için
köylülerin, şehirlilerin içinde bulundukları durumu, sorunlarını en ince
ayrıntılarıyla biliyor. Onun bu özellikleri, halkı kazanmasını, örgütlemesini
kolaylaştırıyor.


HALKI İKNA EDEREK KAZANMAYI ESAS ALIYOR


Niyazi Bey en zor koşullarda bile ara
vermeden beyannameler (bildiriler) yazıyor, telgraflar çekiyor. Örgütüyle
haberleşiyor. Geçtiği her köy ve kasabada İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin köy
ve kasaba merkezlerini oluşturuyor. Halka karşı açık olmaya önem veriyor.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılım yeminini, ilk kez gizli bir ortamda
değil, halkın önünde yaptırıyor.


Cesur ama maceracı değil. Halkın ve
askerlerinin korunmasına, kardeş kavgası çıkmamasına özen gösteriyor. Tehdit ve
korkutma yöntemine de başvuruyor ama ikna ederek kazanmayı esas alıyor. Örneğin
Radolişte köylüleri silahlı olarak yediden yetmişe cami avlusunda toplanarak
Niyazi Bey’in askerlerini köylerine sokmayacaklarını, çok kötü küfür ve
tehditlerle, ilan ediyorlar. Niyazi Bey, önce “köyü kuşatıp cezalarını vermeyi” düşünüyor
ama zabitleriyle ve o köyden birkaç kişiyle görüş alışverişi yaptıktan sonra
vazgeçiyor. “Kötü
bir vaziyet yaratmaktansa ben de geceyi açıkta geçirmeyi doğru gören görüşe
katıldım.
Böylece Değirmenlik’e çekilecek geceyi aç ve susuz geçirecektik. Bütün
gece üzüntüden gözlerime uyku girmedi”
. İttihat ve Terakki’nin
sevildiği komşu köy İstrogalılar, Radolişte köylülerini davranışlarının
olumsuzluğuna ikna ediyorlar. Niyazi Bey ve askerleri, köye davet ediliyor.
Konuşma ve tartışmalar yapılıyor. Sonunda anlaşıyorlar. İttihat ve Terakki
Cemiyeti’nin idare heyeti bu köyde de oluşturuluyor. Böylece önemli bir
gerginlik başarılı bir sonuçla ve tatlılıkla atlatılıyor.


Adaletli olmaya, yoksulları korumaya
büyük önem veriyor. Kendi cümlesiyle aktarırsak: “Köylünün
himayesini önde tutuyorduk”
diye yazıyor. İnsanların
incitilmemesine, haksızlık yapılmamasına çaba harcıyor. Alınan yiyeceklerin ya
parası ödeniyor ya da gelecek de ödeyecekleri vergilerden düşülecek şekilde
makbuz veriliyor.


Niyazi Bey “askerleriyle”
birlikte 3 Temmuzdan 23 Temmuza kadar, yani İkinci Meşrutiyetin ilanına kadar
20 gün her an hükümetin ya da farklı çetelerin silahlı saldırısına uğrama
tehdidi altında, dağlık, ormanlık bir bölgede zaman zaman aç, susuz, uykusuz
kalarak halkı, aydınlatma ve örgütleme çalışmasını yürütüyor. Tüm bunlar bana,
Mao Zedung’un ünlü Uzun Yürüyüşünün, çok küçük çapta bir öncülünün ülkemde
yaşandığını, düşündürttü. Gurur duydum. Haklı mıyım, bilmiyorum. En doğrusu,
kararı tarihe bırakmak…


YAŞASIN HÜRRİYET, EŞİTLİK, KARDEŞLİK, ADALET!


23 Temmuz 1908 Perşembe günü,
Manastır’da toplar atılarak, büyük merasimlerle Hürriyet ilan ediliyor. Selanik
ve Resne’de büyük bayram 24 Temmuz 1908 günü kutlanıyor. Resne köylüleri şehre
doluyor. Alanlar; yaşasın ordu, yaşasın İttihat ve Terakki Cemiyeti, yaşasın
millet, yaşasın hürriyet, müsavat, kardeşlik, adalet sözleriyle çınlıyor.


Bu zafer, Genç Türklerin yanı sıra
onların babaları, dedeleri olan Genç Osmanlıların da başarısıdır. Nitekim
Hürriyetin ilanının ilk gününden itibaren Mithat Paşa’nın ve Namık Kemal’in
resimleri duvarları, vitrinleri süslüyor.


Niyazi Bey, anılarının girişinde,
Genç Türklerin beslendiği kaynakları ve 1908 Devrimi’nin bir anlamda gerçek yaratıcısını
şöyle açıklıyor: “Siyaset istikametinde Mithat Paşa’nın, edebiyat sahasında Şinasi’nin,
millet yolunda Namık Kemal’in çocuklarıyız.”


1908 Devrimi tarihçilerce, kalıcılığı
ve etkileriyle; 1905 Rus, 1909 İran, 1911 Çin devrimlerinden, daha başarılı bir
devrim olarak değerlendiriliyor. Bu önemli devrimin en önemli önderlerinden
biri olan Resneli Niyazi Bey’i başta gençlerimiz olmak üzere daha iyi
tanımalıyız. Ondan ve o yılların devrimcilerinden öğreneceğimiz çok şey var.


Resneli Niyazi Bey’in birikiminin ve
ününün doruğundayken köşesine çekilmesi doğru muydu? Böyle yapmasaydı hem
ülkesi hem de kendisi için daha yararlı bir seçim yapmış olmaz mıydı? Tarihi
olayları ve kişileri bir film gibi geriye sarıp değiştirme olanağımız yok.
Böyle bir tartışma da pek doğru olmayabilir. Sanırım önemli olan tarihi
gelişmelerden doğru dersler çıkarmak, zaferlerden ve yenilgilerden öğrenmeyi
bilmektir. Yapılması gereken, Sabahattin Eyuboğlu’nun çok özlü bir biçimde ifade
ettiği gibi: “Dünü
bugüne mal edip insanlığın yaşını kendi”
yaşımıza
katabilmektir.


Feyziye Özberk


Odatv.com