BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?

AMİRAL KOLÇAK (KOLCHAK THE POLAR), BİZDEN BİRİ

 

Sancakta 3’üncü köprünün Anadolu ayağı
altındaki Fil Burnu’nu, Poyraz Köy’ü ve
Anadolu Feneri ışıklarını gerilerde bırakarak 5 millik seperasyon
çıkışına ilerliyor, Karadeniz’e
çıkıyorsunuz. Boğaz giriş – çıkış trafiği yoğun. Eskisi gibi kıyılardaki
deniz fenerlerinden mesafe – kerteriz alarak mevki koyma dönemi çoktan bitti.
Güçlü radarlar o işi görüyor.

 

Rota Samsun, Trabzon…gibi Türk
limanları mı, yoksa Novorosisk’e,  Akyar’a
(Sıvastopol), Odesa’ya mı?  Veya Azak
Denizi’ndeki Berdyanski’ye, Taganrog’a mı? Yoksa bulanık suları ile tatsız bir
görüntü sergileyerek Karadeniz’e dökülen Tuna’dan girip Galati’ye mi, İbrayil’e
(Braile’ye) mi intikal edeceksiniz? Bizim
sahiller hariç Odesa farklıdır, güzeldir, diğerleri ise sadece birer limandır.
Akyar mı dediniz; o vatan hasretidir, kuzeyden Anadolu’ya bakan mahzun, elemli
bir yüzdür.

 

Ne zaman gemi ile Boğazdan
Karadeniz’e çıksam bu deniz ilk anda bir sıkıntıya ve içimde bir daralmaya
sebep olur. Gözlerimin önünde geçmişte sanki kendimde o dönemlerde yaşamışım
gibi bir film şeridi döner, döner,
tekrar sarar ve hepsi de sıkıntılıdır. Şöyle ki:

 

1 – 10 Şubat 1929 gecesi
Moskova’dan gelen tren Odesa garına girdiğinde bir zamanlar ülkenin ikinci güçlü adamı olan Leon D.
Bronştayn Troşki’nin sürgüne gönderildiğini kimse bilmiyordu. Buzlarla
kaplı limandan “İlyiç” adlı gemi zor avara etti. Troçki ülkesinde Lenin’den sonra hep ikinci adam oldu.  Kızıl Orduyu kurdu.  J.Stalin’den
hep bir adım önde oldu, ama gene de ona yenildi.

 

Gemiye çıktığı son ana kadar
Almanlardan giriş vizesi bekledi. Ret edildi. Hiçbir ülke J.Stalin’in baskısı
nedeni ile vize vermiyordu. Bazı şartlarla Ankara hariç.

 

Orta boylu, yapılı, silindir
şapkalı, gözlüklü, zeki bakışlı, çekingen bir adam eşi ve oğlu ile Türk
topraklarına adım atıyordu. (12 Şubat 1929 ) Gemi Büyükdere önlerine demirlediğinde M.K.Atatürk’e verilmek üzere Türk
yetkililere oğlu Leon Sedov tarafından verilen bir mektup gönderdi.
Tokatlıyan Han, Şişli (Bomanti) ve Büyükada günlerini kapsayan 3.5 yıllık
Türkiye deki günlerini hep yazarak geçirdi. Menşevikti yani “Sürekli İhtilal’ i” savunuyordu. Yaşadığı döneme
damgasını vurmuştu.

 

Ülkesini terk ettikten sonra o
topraklara son bakışını, Karadeniz’de
İstanbul’a  (356 deniz mili) intikal seyrini, korku ile karışık uyumadan geçirdiği 2 günü,  hiç
mi hiç unutmadı. Biz onu Taksim Anıtının üzerindeki 2 Rus generalden
biri olan Mihail Vasilyeviç Frunze’yi Ankara ya göndermesi ile tanırız.
Karadeniz’deki korkusu ile değil. Meksika’daki öldürülüşü hazindir, zira alçaklar sınır tanımaz.

 

2 – Şanlı Hamidiye kruvazörü Odesa limanına girer (1914) Rusların Kazbek
kruvazörünü batırır diğer Kagül kruvazörüne de ağır hasar verdirerek süratle
limanı terk eder. Bu olay Türk dünyasını sevince boğar. Bugün hala
dilerde dolaşan, dinlendiğinde insanın içini titreten bir türkü var, Azerbaycan
Gence’li şair Muallim Ahmet  Cevad Hacıbeyli’nin söylediği şekliyle
“Çırpınırdı Karadeniz bakıp Türkün bayrağına, Ah diyerdim,  heç ölmezdim
düşebilsem toprağına….Kazbek olsun ilk
kurban, selam Türkün bayrağına….” Şair, 1937’de ; “Türk casusluğu ve Türklere yardım etmek”le
suçlanarak J.V.Stalin’in emri ile kurşuna dizilir.

 

Ve Karadeniz  “O gün – Bugün”  halâ çırpınıyor. Nisan 2014’te gasp edilen Türk
Kırım’ın savunması Almanlar’a, Amerikalılara kaldı. Biz Ruslara domates
satacağız, turist gelecek…Aman ha
susalım, suni dostlarımız Ruslar incinmesin! Hani yıllarca stratejik
dostumuz Amerika’yı da incitmemeye gayret ettik, gördük başımıza neler geldi.

 

3 – Yaşamı, savaşları,
aşkları,  mesleği ve deniz araştırmalarındaki başarıları, halkı ezmedeki
kötü berbat mı berbat uygulamaları ile 4- 5 kuşaktır kullandığı Türk soyadı ile Türk mü değil mi tartışmasına sebep olan
Amiral Alexander Vasilyevich KOLCHAK (16 Kasım 1874 – 7 Şubat 1920
).  Bazı yazarlar, tarihçiler, siz
neden hala ısrarla soyadı üzerinde bir sis perdesi oluşturmaya çalışıyorsunuz?
Kaç kuşak ataları ısrarla KOLÇAK soyadını kullanmış, istese değiştirirdi.
Kısmen asimile olsa da o bizden biridir ve
evet kötü örnektir, ama Türktür!

 

KÖKLERİ HOTİN KALESİNDE

 

1700’lerde Osmanlı’nın Rusya içlerine kadar uzanan uç beyliği ileri karakollarından
biri Hotin Kalesi’dir. Bu kale bugün Romanya, Moldovya ve Ukrayna
sınırlarının üçünün kesiştiği sınır boyunun 40 kilometre kuzeyinde, Ukrayna
hudutları içinde Dinyester nehri üzerinde halen kendi adından da ünlü kalesi
ile anılan bir kent Hotin ve Hotin kalesi.

 

1739’da Hotin 60 bin Rus askeri
tarafından kuşatılır. Bunu 900 Osmanlı askeri savunmaktadır. Kale düşer. Komutan İlyas Kolçak, ailesi ve
oğulları Mehmet ve Selim Beyler artık esirdir. Selim Kolçak’ın
İstanbul’a gidişine izin verilir. Diğerleri St. Petersburg’a sürülür. Bir yıl
sonrada 19 Şubat 1740’da ülkerine dönmelerine izin çıkar.

 

Bir heyecan kasırgası eser, dönüş
yolunda Padişah I.Mahmut’un Hotin
kalesini düşmana sattıkları, İstanbul’a avdetlerinde idam edilecekleri haberi
gelir. Baba, o kahraman adam İlyas Kolçak yoldan döner. Sıkıntılı yaşamı
3 yıl sonra 1743’de Ukrayna’da, Zitomir kentinde, vatan hasreti çeke çeke son
bulur, vefat eder.

 

Keşke vatanına dönüşüne müsaade edilse idi!

 

Rusya’da kalan diğer oğlu Mehmet
Kolçak din değiştirir, Ortodoks olur. E tabi! mükâfatlandırılır, şövalyelik
payesi verilir. İşte Mehmet Bey’in çocuklarının çocukları bu şekilde neslini
devam ettirir.

 

Vasili İvanoviç Kolçak, Mehmet
Kolçak’ın neslinden, Rus ordusunda 1853-54 Kırım Savaşı’na katılmış, ünlü
Amiral A.V.Kolçak’ın babası, annesi ise Olga İliniçna’dır,  İşte bu
evlilikten ilerde Kutup Kaşifi “Kolchak
the Polar” olarak ünlenecek, Beyaz ordu’nun  başına geçecek Amiral
Kolçak doğar.

 

St. Petersburg’da Deniz Harp
Okulunu bitirir ve teğmen olarak 1894’te Vladivostok’a tayin olur. 5 yıl burada
görev yapar. 1899’da Kronstadt üssüne gelir.

 

1900 yılında hidrolog deniz binbaşı olarak Kuzey
Kutup seferine çıkar. Bu seferde Kuzey
Sibirya Adalarını keşfeder ve bölgenin ilk defa haritasını çizer.
Araştırmalar iki yıl sürer. Ancak o yıllarca
anılacak seferden, seferin lideri ve 3 uzmanın araştırmalarda kaybolması
– kayıpların uzun aramalara rağmen bulunamaması sonucu dönerler.

 

Aleksandır Kolçak iki kez daha
kutba sefer yapar. 1906’daki akademik çalışması: “Kara ve Sibirya – Deniz ve Buz” adlı eseri ile çarlık Rus Coğrafya Derneği’nin ( Royal Geographical
Society) en yüksek ödülüne layık görülür.  Artık konusunda
uzmandır. Batılıların deyimi ile “Kolchak
the Polar – Kutup uzmanı Kolçak” olarak anılır.

 

PASİFİK’TE BİR MUHRİP KOMUTANI

 

1904’te Port Artur’a gönderilir. Pasifik’te Rus Askold kruvazörü’nde çalışır,
Serdityi muhribine komuta eder. Döşediği mayınlar ünlü Japon kruvazörü
Takasago’yu batırır. Muhasarada ağır yaralanır Japonlara esir düşer,
Nagazaki’ye götürülür. Sağlık durumunun gittikçe kötüleştiğini gören Japonlar
onu Ruslara iade ederler. Yorgun, bitkin ve hasta olarak St. Petersburg’a
döner.

 

Geçen zaman içinde toparlanmış,
iyileşmiştir. Baltık Filosuna katılır. Denizde
mayın savaşı konusunda uzmanlaşmıştır. 1914 – 15 yıllarında Baltık
Denizi’nde Almanlara karşı yaptığı operasyonlarla Kiel ve Danzig limanlarına
mayın döşeyerek tehdit oluşturmuş, düşmanına korku salmıştır.

 

Ağustos 1916’da koramiralliğe
yükselir ve Karadeniz Filosu Komutanlığına getirilir. Uygulamaya zaman bulamasa
da Türk Boğazları’nın denizden işgal ve
kontrolü için bir plan hazırlar. Karadeniz de Zonguldak – İstanbul kömür
seferlerini sekteye uğratır. Denizden yaptığı çıkışla Nisan 1916’da Trabzon’un
işgalinde başrolü oynar.

 

1917 Rus Şubat devriminden sonra
Haziran 1917’de Rus Karadeniz Filosu Komutanlığı’ndan alınır, evine St.
Petersburg’a döner. Çevresinde bir tehdit gibi görünmektedir. Kolçak yanındaki
kader arkadaşlarından bazılarını da yanına alarak önce İngiltere’ye oradan da
Amerika’ya gider. Buralarda istediğini bulamaz, sonrada Japonya üzerinden
Vladivostok’a gelir.

 

İngiliz yetkililer Kolçak’ın
Bolşevikleri alt edeceğini o gün için düşündükleri liderdir. Omsk’a gelen
Amiral Kolçak başlamış ve giderek hızlanan Rus iç Savaşında Beyaz Ordu saflarına katılır, oramiral rütbesi
ile başa geçer.

 

Ancak kesif – telafisi imkansız hatalar yapar. Çok serttir, muhaliflerini hapse
atar, fabrikalardaki işçileri çıkartır, sendikaları kapatır, fabrikaları eski
sahiplerine iade eder. Dış borçları kabul ederek İtilaf Devletleri’ne
yaranacağını hesaplar. Yoksul işçi ve köylü ayaklanmalarını acımasızca
bastırır. Halbuki Kızıl Ordu farklı bir davranış içinde bölgeye doğru
ilerlemektedir.

 

Yardımcıları, ordu komutanları;
Yudaniç, Wrangel ve Denikin ile bağları hiç de olması gerektiği gibi iyi
değildir. Beyaz Ordu harekatın başında ilk aylarda başarılıdır. Daha sonra her
şey tersine dönmüş Bolşevik karşıtı en
disiplinli ve dinamik silahlı birlik Çekoslovak Lejyonu ile,  İngilizlerle,
Amerikalılar ve Japonlarla arası açılmış onlarda onu yüzüstü bırakmışlar, hazin
sona doğru gidişini sadece ve sadece seyretmişlerdir.

 

Kızıl Ordu Nisan 1919’da
toparlanmış ve bütün bölgelerde saldırıya geçmiştir. Ülkede adeta kan gövdeyi götürmektedir. Ural Dağları aşılmış
doğuya yürüyüşünde Kızıllar hızlanarak ilerlemekte, Beyaz Orduya yardımlar
durmuş, çok hızlı bir çözülme başlamıştır. Çekilme Omsk’a kadar sürer. 19 Kasım 1919’da Omsk direnişsiz düşer. Şehir
ve çevresinde 50 binin üzerinde Beyaz Ordu askeri ve birkaç bin rütbeli subay –
astsubay vardır. Kızıl Ordu onları ezer, büyük kesimi imha edilir, gaddar ve acımasızdırlar. Kolçak
çekilmeye devam etmektedir. 

 

Elinde kalan az bir güçle 13 kasım
da hızla İrkutsk’a çekilmeye çalışır.




























































































































14 Ocak 1920’de azılı
düşmanlarının gücüne artık daha fazla karşı koyamaz ve Kızıl Ordu’nun eline geçer. Moskova öldürülmesine karşıdır. Ona
rağmen 7 Şubat 1920’de o muhteşem
Amiral Kolçak İrkusk kentinde Angara ırmağı kenarında kurşuna dizilerek
öldürülür, bitmeyen kinle yerdeki cesedi tekmelenir. 


BIRAKTIĞI ESERLERİ İLE ANILACAK

 

1910’da ki akademik çalışması; Kuzey Kutbu,  Pasifik ve Atlantik
Okyanuslarının su yolları araştırması’dır.  Kara –buz ölçümlerinin
coğrafi koordinatlarını grafiklerle belgeler ve ilk kayıtlarını tespit eder.
(Bu ölçümler ve koordinatlar günümüzde de kullanılmaktadır.)Ödülleri ve unvanı
ise:

 

Kutup araştırmacısı,

Deniz mayınları uzmanı,

Rus coğrafya derneği üyesi,

Altın kılıç ödülü
sahibi,

Beyaz Ordular baş
komutanı

Büyük altın
Konstantin madalyası sahibi,

 

Bu ödüller 46 yıllık fırtınalı bir hayata sığdırılmış. Ruslar onu bugün
olamasa bile yarın bıraktığı eserleri ile anacaklar, anmalılar. Çünkü mesleğinde zirve yapmış bir kutup uzmanı ve
deniz mayınları konusunda söz sahibi olmuş bir yetenek.

Komünist yönetimler zamanında hep
vatan haini olarak görüldü. 1990’larda
sistem çökünce yeniden keşfedildi. İade-i itibar için 1999’da Bölge Askeri Mahkemesi’nde ve sonrada
2001’de Rusya Federasyonu Yüksek Mahkemesi’nde davalar açıldı ama reddedildi.
Rus Parlamentosu Duma’da bile gündeme getirilmesine eski tüfek komünistler,
onların yan kuruluşları ve savaş gazileri karşı cephe oluşturuyorlar.  Her
şeye rağmen 2004’te İrkusk’ta
heykelinin dikilmesine muvaffak olundu.

 

Bizde, Çubuklu’daki Seyir
Hidroğrafi ve Oşinoğrafi Başkanlığı benzeri Rus kuruluşta ve halen bazı diğer
kesimlerde eserleri ile anılıyor, açıkça olmasa da saygı görüyor. Bugün
olmayabilir, ama 5 sene, 25 sene,
olmazsa 50 sene sonra mutlaka ve mutlaka itibarı iade edilecektir. Ondan
şüpheniz olmasın!

 

Biz de pek tanınmıyor ama bu yıl 7
Şubatı onun 98’inci ölüm yıl dönümü olarak bir kanal andı. Biliyorum, sevmeyenler var, ama inanın ilerde sevenler
daha çok olacak. Yabancılar onu “Kolchak the Polar”olarak anıyor, bizde hatalı
fakat güçlü bir Türk olarak anacağız.

 




































Babür Hüseyin ÖZBEK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir