BİYOGRAFİ & KİM KİMDİR ? NE NEDİR ?

1974 KIBRIS ÇIKARMASI KAHRAMANI E. ALB. MUZAFFER
TEKİN
KOMUTANIMIZI VEFATININ 5. YILINDA SAYGI, SEVGİ VE ÖZLEM
İLE ANIYORUZ.


 ÖZEL BÜRO NOTU
: BUGÜNE KADAR
ÇOK DOSTUM, AĞABEYİM, KARDEŞİM OLDU. BAZILARI SİVİLDİ, BAZILARI SUBAY,
ASTSUBAY, POLİS, ÖZEL HAREKATÇI, İSTİHBARATÇI GİBİ RESMİ ÜNVANLI KİŞİLERDİ.
HEMEN HEMEN HEPSİNİ SEVGİ VE SAYGI İLE HATIRLARIM. HATIRALARIMDA HEPSİNİN
DEĞERLİ BİR YERİ VE ANISI OLDU. CAN ARKADAŞLARIMDI. BELKİ ÇOK AZ SAYIDA KİŞİ
BUNA DAHİL DEĞİLDİR. ONLAR DA ÇOK MÜHİM DEĞİL Kİ ÖNEMSEMİYORUM. AMA BAZILARI
VAR Kİ HEM TANIŞMAKTAN HEM DE AYNI ÇORBAYA KAŞIK SALLAYACAK KADAR KADER BİRLİĞİ
YAPMAMIZDAN DOLAYI BÜYÜK BİR MUTLULUK VE GURUR İÇİNDEYİM. BUNLARIN EN BAŞINDA
GELİR BENİM MUZAFFER YÜZBAŞIM. YÜZBAŞIM DEYİŞİM LAFIN GELİŞİ. HÜKÜMET KOMUTANIMIN
GASP EDİLEN HAKKINI GERİ VERDİ VE VEFAT ETTİĞİNDE ARTIK O BİR EMEKLİ ALBAY’DI.
KOMUTANIMI BURADA KISACA ANLATMAK ONA HAKSIZLIK OLUR. KENDİ WEB SİTESİNDE
http://www.muzaffertekin.com.tr
 KOMUTANIMIZI KAPSAMLI ŞEKİLDE ANLATTIK.
AŞAĞIDA
J. Kurmay Albay Mustafa Önsel’in MUZAFFER YÜZBAŞIM İLE
İLGİLİ BİR ANISINI OKUYACAKSINIZ. BELKİ DE GÖZLERİNİZ DOLACAK. BEN HAYATIM
BOYUNCA ÇOK YURTSEVER TANIDIM AMA MUZAFFER YÜZBAŞIM BEYFENDİ KİŞİLİĞİ,
NEZAKETİ, BİR TÜRK SUBAYINDA DOĞAL OLARAK BULUNAN VAKUR TAVRI, CESARETİ,
BİLGELİĞİ İLE EN ÖNLERDE BULUNUR. HANİ DERLER YA
“NEVİ ŞAHSINA MÜNHASIR” DİYE. O ŞEKİL. KENDİSİNİ
ERGENEKON TİYATROSUNA BERABER FİGÜRAN OLDUĞUMUZDA TANIDIM. TANIR TANIMAZ DA ÇOK
SEVDİM. SICAKKANLI VE SAMİMİ TAVIRLARI İLE TÜM SANIKLARIN SEVDİĞİ VE SAYGI
DUYDUĞU BİR İNSANDI. TOPRAĞIN BOL, MEKANIN CENNET OLSUN KOMUTANIM. YATTIĞIN
YERDE RAHAT UYU.
ERKUT ERSOY & İSTİHBARAT
UZMANI & ÖZEL BÜRO GRUBU


E. ALB. MUZAFFER TEKİN KİMDİR ??




Muzaffer
Tekin, 28 Ekim 1950 tarihinde  babasının subay olarak görev
yaptığı Çankırı ilinde  dünyaya gelmiştir. Annesi rahmetli Handan Tekin
hanımefendi, Rumeli’ den 1924 yılında Akşehir’e yerleşmiş olan köklü bir
evlad-ı fatihan aileye mensuptur. Baba tarafı ise yedi göbek asker
 bir aileden müteşekkildir. Merhum babası, Salih Raci Tekin
Kocamustafapaşalı olup P.Kd. Alb. rütbesiyle ordudan emekli olmuştur. Baba
Salih Raci Tekin üstün karakter ve mesleki başarılarından ötürü çevresinde derin
izler bırakmış, yıllar geçmesine rağmen halen saygı ile yâd edilen bir isimdir.
Dede, Kaymakam (Yarbay) Ahmet Rıza Bey, Atatürk’ ün sınıf ve silah arkadaşıdır.
Anılarında, 57 muharebe ve müsademeye girdiği yer almaktadır. I.Dünya savaşında
ordumuz, Kanal Harekâtında İngilizlere esir düşünce Hindiçin’e esarete
gönderilmiş ve altı yıllık esaretin ardından İstanbul’a dönmüştür. Ahmet
Rıza Bey’in babası da tarihe adını altın harflerle yazdırmış Çanakkale
boğaz komutanı Cevat Paşadır. Cevat Paşanın babası Gelibolu Sancak Bey’i Ali
Naşit Beydir. Onunda babası Yeniçeri Ağası, Örneksiz Mustafa Ağadır.


İlköğrenimini
Bahariye İlkokulunda, orta öğrenimini Kadıköy Ortaokulunda tamamlayan Muzaffer
Tekin, 1969 yılında Kuleli Askeri Lisesinden ve 1972 yılında da Kara Harp
Okulundan P.Tğm. rütbesiyle mezun olarak çocukluğundan beri hayalini kurduğu
askerlik mesleğine adımını atmıştır.


İlk
görev yeri olan Bolu Komando Tugayında bir yıl süren kıta hayatının
ardından Kıbrıs Barış Harekâtına katılmıştır. Harekâtta en çok muharebeye giren
takımın komutanı olan Muzaffer Tekin, Üstün cesaret ve feragat altın
madalyası 
ile taltif edilmiştir. Başta, Bolu Komando Tugayının
efsane komutanı Sabri Demirbağ olmak üzere, harekâtın kurmayları tarafından;
Teğmen rütbesiyle Kıbrıs Barış Harekâtının seyrini değiştiren subay olarak
nitelendirilmiştir. Yavru vatanda, bir kadirşinaslık örneği olarak
muharebelerin geçtiği bir tepeye onun ismini vermiştir.


Kıbrıs
ta bir yılı aşkın süre görev yaptıktan sonra  Türkiye’ ye dönen Muzaffer
Tekin 1975-1978 yılları arasında Bolu Komando Tugayında görev yapmıştır. Bu
görevi esnasında 1975 yılında Müge hanımefendiyle evlenmiş ve bu
birliktelikten kızları Özge dünyaya gelmiştir.


1978
yılında mecburi şark hizmeti için atanmış olduğu Ağrının Patnos ilçesinde
göreve başlayan Muzaffer Tekin 1982 yılına kadar bölük komutanlığı ve merkez
komutanlığı görevlerinde bulunmuştur. Görev süresi içerisinde bağlı bulunduğu
taburu ile 1980 yılında iç güvenlik harekâtında görev yapmak üzere Tunceli’ ye
intikal etmiş ve burada da Merkez Bölük Komutanlığı göreviyle son derece çetin
şartlarda üstün hizmetlerde bulunmuştur.


1982
yılında tayin olduğu Tuzla Piyade Okulu Öğrenci Alay Komutanlığı emrinde Sb.
Astsb. Kurs Bl. K.lığı, Özel Çavuş Kurs Bl. K.lığı ve Yd. Sb. Bl. K.lığı
görevlerinde bulunmuştur. Özellikle son görev yaptığı 8.Yd. Sb. Bl. K.lığı
görevinde yetiştirdiği öğrenciler kılık, kıyafet ve yürüyüşlerinden ayırt
edilmişler, aldıkları sıkı eğitim sayesinde, kıtalarında muvazzaf subaylar
kadar başarılı olmuşlardır.


Askerlik
mesleğine tutkuyla bağlı olan Muzaffer Tekin için Alay Nöbetçi Amiri olduğu 18
Mart 1985 tarihi hayatının seyrini bütünüyle değiştirmiştir. Bu
tarihten üç ya da dört gün önce Tuzlada bulunan bir
gazinoda dört teğmen, teğmen oldukları bilinerek gazino sahipleri
tarafından darp edilmiştir. Tekin’ in nöbetçi olduğu gece ise söz konusu
gazinoda gerçekleşmiş olan baskın neticesinde hasar ve darp olayı meydana
gelmiştir. Bilahare bu olayla ilişkilendirilen Muzaffer Tekin toplu ızrar ve
azmettirmek iddiasıyla askeri mahkemeye sevk edilmiş, fakat olayı yapan tek bir
teğmen tespit edilememiştir ve buna müteakip mahkeme süreci devam ettiği halde
görevine iade edilmiştir. Akabinde ise Askeri Şura kararı ile mahkemenin
neticesi beklenilmeden, tamamıyla sicil yönetmeliğine aykırı uygulamalar ile
mümtazen terfi durumunda olmasına karşın, mesleğinin zirvesinde re’sen emekliye
sevk edilmiştir. Sivil mahkemeye intikal etmiş hukuki sürecin sonunda ise Yzb.
Muzaffer TEKİN kendisinin Yüksek Askeri Şura kararları sonucu Türk Silahlı
Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesine neden olan bu olaydan beraat etmiştir.


Silahlı
kuvvetlerden bu şekilde koparılması o dönem kendisini tanıyan, tanımayan büyük
bir kitleyi teessüre itmiştir. Görev yaptığı süre boyunca kurum içerisinde öyle
derin izler bırakmıştır ki, sonraki yıllarda makam ve memuriyeti olmamasına
rağmen görevdeki bir insanın bile nadir görebileceği saygı, sevgi ve ilgiye
mazhar olmuştur. En az görevdeki bir insan kadar, ayrıldığı kuruma vefa,
sadakat ve muhabbet duyguları her daim devam etmiştir.


1985
yılında ordudan ayrılmasıyla başlayan süreçte 21 yıl mütevazı bir hayat süren
Muzaffer Tekin 2006 yılında gerçekleştirilen ve 2. Daire Üyesi Yücel Özbilgin’
in şehit edildiği menfur Danıştay suikastıyla ilintilendirilerek gözaltına
alınmıştır.


Bu
gözaltı süreci ülkemizde sonraki yıllarda örneğini sıkça yaşayacağımız
tertiplerin işaret fişeği olma niteliği taşımaktadır. Muzaffer Tekin, ortada en
ufak delil, bulgu, kesinleşmiş yargı kararı yokken görsel ve yazılı basında
menfur Danıştay suikastının kilit ismi, azmettiricisi olarak Türkiye’nin gündemine
oturtulmuştur. Yıllar önce emekli olmasına rağmen medyada asker kimliğinin
sürekli gündeme getirilmesi üzerine ayrıldığı kuruma zarar vermemek amacıyla
intihar girişiminde bulunmuştur.


Muzaffer
Tekin, dört gün süren gözaltı sorgu süresinin ardından savcılıkça serbest
bırakılmış, hazırlanan iddianamede, adının dahi geçmesine lüzum görülmeyerek
aklanmıştır. Bu olayda bağımsız yüce yargı, medya destekli yoğun siyasal baskı
altında olmasına rağmen adaletten ödün vermemiştir.


Menfur
saldırıdan yaklaşık bir yıl sonra Haziran 2007 tarihinde Ümraniye?de bir
gecekonduda ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturma çerçevesinde
başlayan gözaltılar da tıpkı bir yıl önce olduğu gibi yine hedefte o vardır.
Bombanın sahibi olduğu iddia edilen kişi unutulup kilit isim yine Muzaffer
Tekin olacaktır. Yayın yasağı olmasına rağmen, hukuk yok sayılarak, basın
Danıştay olayının kilit ismi, azmettiricisi olarak onu takdim etmiştir.Malum
medya provokatif yayınlarında başarılı olmuş, neden ve nasıl olduğunu anlamadan
tutuklanarak cezaevine konulmuştur. Tutuklandıktan sonra da, Danıştay
saldırısında olduğu gibi, çirkin, yanlı ve amaca hizmet eden haber kirliliği
maalesef devam etmiştir.


Muzaffer
Tekin neden ve nasıllarına cevap ararken, tutukluluğunun yedinci ayında 22 Ocak
2008 de ülke yeni bir operasyon haberiyle çalkalanmıştır. Gece sabaha karşı
gözaltılar başlamış, resmi ağızlardan yapılan açıklamalarda 12 Haziran 2007 de
Ümraniye de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturmanın devamı
niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Şok gözaltılar la soruşturma yeni bir
boyut kazanarak devletin içinde “Ergenekon” isimli bir örgüt bulunduğu, bunun
da “derin devlet”in temelini oluşturduğu iddiaları ülke gündemine damgasını
vurmuştur.


Ülkede
yaşanan ideolojik değişimin ilk kurbanı olan Muzaffer Tekin yöneticisi olmakla
suçlandığı örgütün adından ilk kez bu dönemde haberdar olmuştur.


Müteakip
aylarda da dalga dalga gözaltılar ve tutuklamalar devam etmiş, hedefte hep,
ulusal devlete sahip çıkan TSK, yargı, üniversiteler ve vatanseverler olmuştur.


İddianamede,
sözde örgüt Cumhuriyet gazetesine bomba atılması olayı ve Danıştay suikastıyla
suçlanmaktadır. 20 Ekim 2008 de Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki
mahkeme salonunda görülmeye başlayan yargılamalar İstanbul 13. Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından yürütülmektedir.


—————————ºº°ºº—————————-


Ergenekon davası sanıklarından olan, sınıf arkadaşı
Rafet Arslan’ın savunmasında Muzaffer Tekin:


“…evet
ben Muzaffer Tekin?in dostuyum, kardeşiyim. Bundan da büyük bir onur duyuyorum.
Muzaffer benim mahallemde çelik çomak oynarken tanıştığım biri değildir. 40
küsur yıl evvel bu ülkeyi cumhuriyeti can bedel korumaya omuz omuza yemin
ettiğim devre arkadaşımdır. Silah arkadaşımdır, kardeşimdir. Bulunduğumuz
ortamlarda, bizim için hayat denen askerlik mesleğinde temayüz etmiş bir
insandır. Her meslekte saygınlığı hak etmiş insanlar vardır. Bir icadı
gerçekleştiren fizikçi kimyacı mucit, içti hat oluşturacak bir kararı
gerçekleştirmiş hukukçu, yeni bir ameliyat ve tedavi yöntemi gerçekleştirmiş
hekim nasıl meslektaşları arasında saygın, üstün ve ayrıcalıklı bir yer
ediniyorsa, askerlik mesleğinde de savaş kahramanları gaziler, yiğitler,
alperen ruhlu savaşçılar ayrı özel müstesna bir yere sahiptirler. Muzaffer
Tekin de bir savaş kahramanıdır. Makam ve mansıp mücadelesinde kelepir
sevdasından uzak, kendisini çevresine göre, sevgiye göre ayarlamış bir muhabbet
fedaisidir. Sırf bu düşüncelerle 375 teğmenin istikbali için canından çok
sevdiği mesleğini bir günde feda edebilmiştir. Bu nedenle sadece benim değil
bütün arkadaşlarının ast üst bütün görev yaptığı kişilerin sevgi saygı ve
muhabbetini hak eden biridir. Fazilet ve haysiyet kavramlarına dost, gönlünü
hep iyilik yapma düşüncesine göre akort etmiş birisidir. Başına gelen
musibetlerin sebebi de budur. Bu nedenle sevilir sayılır. Çünkü yiğittir
mukaddes bildiği şeylerin ufkunda Şehbal açmanın delisidir e elbette ki böyle
bir dostun hastanede, hapishanede, kara gününde, dar gününde yanında olacağım
bunu da büyük bir zevkle ve gururla yapmaya devam edeceğim. İlişkilerinde
aldatma, ibadetinde gösteriş gönlünde garez ve kin olmayan bir dostu elbette ki
hak ölçüleri içerisinde sevmek ve ona karşı bu mürüvvetten ayrılmamak her
onurlu insanın şiarı olmalıdır. Böyle olduğum ve böyle bir dosta sahip olduğum
için kendimi bahtiyar addediyorum.   Muzaffer Tekin bu
özelliklerinden dolayı izzet ve itibar gördüğü kurumun yıpratılması projesinde
ilk hedef seçilmiş medya destekli siyasi bir komplonun odağına konulmuştur.
Sadece hayal ve kanaat planında tahakkuk ettirilen bu iftira ve itibar linçi
seyrü seyahati ilhat ve inkar hesabına kapkara bir şartlanmışlık içerisinde
yapılmıştır. Böylesi bir zulme muhatap olmuş dostumun yanında olmam yardımına
koşmam onu savunmam ise bugün buralarda olmamla noktalanmıştır.”  
(80.celse, 05.04.2009)


MUZAFFER
TEKİN İÇİN


Ey
Asakir-i berriye-i Şah-ı merdan.

Ey bu vatan için feda-i can.

Fitne fesat kumpasların kurbanı.

Savaşın kartalı,eşsiz kumandan.


Miralay
Salihten gelmekte huyun.

Ahmet Rıza, Örneksiz Mustafa’dandır soyun.

Secereni tarih yazmış hakkıyla.

Secaat timsali ashabın,boyun


Adaya
ilk inen bayraktar o dur.

Şahadet murad eden dualı şuur.

Ey güneşten kıvılcımlar çakan namlular.

Ey meydan-ı gaza, tarihe yepyeni bir Zafer duyur.


Yer,
gök toz duman,düşman amansız.

Tepede mitralyoz,ölüm kusar insafsız.

Tam siper her taraf, ölüm mukadder.

Şimşekler çaktı gözleri, hücum dedi, apansız.


Allah,
Allah nidalarıyla inledi asuman.

Sanki bir taburdu hücuma kalkan.

Urum şaştı, bu imkansız taarruza.

Zafer istedi asker, Zafer verdi yaradan.


Eğildi
beş parmaklar,ihtiramda dağlar.

Selam durdu karşıdan Aladağlar, Toroslar.

Hala o tepededir zafer bayrağın.

Hep seni arar, hep seni sorar,sesini duymaz zindanlar.


Savaşın
kartalını zindanlara koydular.

Yalan yanlış iftirayla; Osmanları buldular.

Hak bilir, birgün gerçek elbet çıkar ortaya.

Yıkılır zindanlar gümbürtüsü arştan duyulur.


Yok
ötesi tarumar oldu vatan.

Şüheda ağlıyor, yok kabrinde rahat yatan.

Lalezar bozuldu, güller döküldü.

Güya itibar yüklüdür o hain-i vatan.


Ahde
vefa kalmamış, anlarım.

İhanet mültezem, hakkı ararım.

Kara bir kinle husumet niye?

Ben vicdan ile hükmü; adalet sayarım.


Şimdi
ol kubbede hazan mevsimi.

Tadı yok,yerin göğün; böyle bilsin Nesimi.

Aslanları çakal boğsa ne ola?

Bir ölür, bin doğarız. Kısamazlar sesimi.


Saltukoğlu
Rafet bunu böyle eyledi.

Ne bir fazla,pek çoğunu eksik bile söyledi.

İftiranın günahından korksunlar.

Öte yandan hesap ağır olsada,bu dünyada hesap bitsin istedi.


El
Safiu’dan niyaz edip diledim.

Kardaşıma, sağlık, sıhhat istedim.

Pek yakındır, bahar açar burada.

Korkan korktu; ben hep bildiğimi söyledim.


Mustafa
Rafet Saltukoğlu


—————————ºº°ºº—————————-


Balyoz davası sanıklarından, J. Kurmay Albay Mustafa
Önsel’in “Beşiktaş’ta Sırtlan Pusu’su” adlı kitabında  Muzaffer Tekin:


“Zafer
tepe” ismi nereden gelir bilir misiniz?


Söz
konusu olayda bir isim daha öne çıkıyordu; Muzaffer Tekin. Piyade okulunda bir
asteğmen bölüğünün Bölük Komutanı olarak görev yapıyordu o zamanlar. Rütbesi
yüzbaşıydı.


Astı,
üstü herkes ondan kahraman diye bahsediyordu. Sadece astları değil, üstleri de
kendisine saygı duyuyordu. Kıbrıs savaşında yaptıklarını kendisinden değil,
arkadaşlarından, ders hocalarımızdan dinliyor, kendisine içten içe hayranlık
duyuyorduk.


Yürüyüşüyle,
duruşuyla emsallerinden farklı bir subaydı Yüzbaşı Tekin. Kışlada pek çok bölük
vardı ama en olumsuz hava şartlarında bile eğitim yapan bir tek bölük olurdu. O
da Muzaffer Tekin’in bölüğü.


Kıbrıs
savaşına teğmen olarak katılmış, gösterdiği üstün cesaret ve feragat nedeniyle
bu rütbede altın madalyalı tek subay olarak tarihe geçmişti.


Kıbrıs
ta cephe taarruzu ile ele geçirdiği tepeye ismini vermişlerdi: “Zafer
tepe” 
Asker olsun diye yaratılmış birisiydi gözümüzde o zamanlar
Muzaffer Tekin.


Lokantada
kavga olduğu gün, Piyade Okulunun Nöbetçi Amiri Muzaffer Tekin idi. Olay ile
ilgili sorgular sonucu Selimiye?de lokanta sahibi ve çalışanlarının karşısında
çıkartılarak yüzleştirildik. Yüzleşmede kimse teşhis edilmedi. Ama mutlaka bir
suçlu bulunmalıydı.


Bu
olay iç kamuoyunda fazla yankı bulmamıştı ama dış basın olayı çarpıtarak vermiş
ve dış kamuoyunda büyük yankı uyandırmıştı.


Söylenenlere
göre; yabancı basın, örgütlerin terörünün askerlerce engellediğini, şimdi ise
askerlerin mafya usulü saldırılar yaparak haraç vermeyenlere karşı terör
estirdiklerini belirterek, “bu teröre kim dur diyecek” şeklinde yayın
yapıyorlarmış. Hâlbuki ortada münferit bir olay vardı ve başka bir olay da vuku
bulmamıştı. Ama kime anlatacaksın?


Bundan
o zamanki yetkililer çok etkilenmişti haliyle. Buna sebep olanları mutlaka
cezalandırmak niyetinde oldukları anlaşılıyordu. Çünkü sansürleme imkânı
bulamadıkları Avrupa basını kendi halkından, kendi basınından kendi Ordu
mensuplarından ve gerçeklerden çok daha önemliydi onlar için. Olay sonrası
okula peş peşe komutanlar geldi.


En
son dönemin Kara Kuvvetleri Komutanının geldiğini hatırlıyorum. Her gelen
gerginlik yaratıyor, bağırıp çağırıp gidiyordu. Amacın “bağcıyı dövmek”
olduğunu anlayacak yaştaydık.


Sonuçta
dayak yiyen dört arkadaşımız (dayak yedikleri için olsa gerek) ile Muzaffer
Tekin’ in, bana göre haksız ve hukuksuz bir şekilde TSK ile ilişiğini kestiler.


Muzaffer
Tekin, Nöbetçi Amiri olarak bütün sorumluluğu üzerine almış, herhangi bir
arkadaşımıza zarar gelmemesi için kendi geleceğini hiçe sayan bir asil duruş
sergilemişti. Bu asil durumun karşılığı, TSK’ dan atılmak oldu.


Ama
o bu davranışını ile orada bulunan yaklaşık 350 teğmenin gönlündeki edebi
yerini aldı…


Yirmi
altı yıl sonra Muzaffer Tekin, “Ergenekon” isimli davadan,
iftiralarla, yine haksız hukuksuz biçimde bu sefer cezaevine tıkılacaktı. Ben
de benzer şekilde haksız hukuksuz bir şekilde “Balyoz” davasından
tutuklanacaktım. O zamanlar nereden bilebilirdim yolumun, 26 yıl sonra Muzaffer
Tekin ile bu sefer cezaevinde kesişeceğini?


Muzaffer
Tekin cezaevindeyken, düzenlenen bir kanunla beraber hakları iade edilecek,
kendisine emekli aylığı bağlanacak ve emekli Albay kimliği verilecekti. O da
bana bu kimliğin renkli fotokopisini göndererek, sevincini paylaşmamı
sağlayacaktı.


Daha
nelerle, kimlerle kesişecekti kaderimiz? Onu da ilerleyen satırlarda
anlatacağım.


“Ergenekon”
davası denince aklıma bir kişi daha geldi. Söz konusu kişi, bu dava kapsamında
ilk tutuklanan emekli General Veli Küçük’ tür…?


(Beşiktaş’ta
Sırtlan Pusu’su, Mustafa Önsel, sayfa:87-88)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir