Bilim, Bilimin
Önemini Anlama/ Bilimsel Düşünme

Süleyman Çelik 

 

Bir ülkede bilime
önem verilmiyorsa o ülke er geç çökecek demektir…

Örneğin, petrol
zengini Suudiler ve şeyhlikler, çok zengin olmalarına
karşın sosyal bakımdan geri oldukları gibi ekonomik olarak da günün birinde çökeceklerdir…

Çünkü yarın
petrolleri bitince ya da petrolün önemi kalmayınca zenginlikleri de bitecektir…

* * *

Osmanlı, Yükselme Dönemi‘ne girerken yani İstanbul’u
alırken, aslında çöküş
başlamıştı… 

Şöyle ki Fatih İstanbul surlarını yıkabilecek
güçte top döktürmek için Macar
topçu ustası Urban’ı
getirdi… 

Demek ki Avrupa’da bilim ilerlemeye başlamış top döküm teknolojisi, Osmanlı’nın
kullandığı teknolojiyi geçmiş bulunuyordu ve matbaayı bulmuş, kullanmaya başlamışlardı.…

İslam dünyasının
çöküşü, Gazali’nin düşüncesinin
bilim ve felsefeyi yasaklamasıyla başladı…

Gazali’nin yazdığı
bilim ve felsefe karşıtı, “Felsefenin
Tutarsızlığı” kitabına karşı son Müslüman bilim adamlarından
Endülüslü İbn-i Rüsd “Tutarsızlığın Tutarsızlığı”
kitabını yazarak bilim ve felsefeyi savundu…

Ne yazık ki İslam
dünyası İbn-i Rüsd’ün değil, Gazali’nin yanında yer aldı…

Müslüman mollalar
İbn-i Rüsd’ün kitabını yaktılar, öyle ki bu kitabın Arapça yazılı tek bir
tanesi bile günümüze gelmedi…

Kitap Latince’ye ve İbranice’ye çevrildi, ancak Kilise de kitabı yaktırdı; ama
Avrupa’daki aydınlanmacı çevreler kitaba sahip çıktılar…

Bertnard Russel, “İbn-i Rüsd, İslam dünyası için bir şey
ifade etmez ama Avrupa’da Rönesans ve Reform’un öncüsü olmuştur”

demiştir..

* * *

Fatih İstanbul’u aldıktan sonra bir bilim yuvası yaratmak amacıyla
kendi adını taşıyan medreseyi
kurdu ve medrese mollalarından “Gazali ile İbn-i Rüsd’ün tezlerini
yeniden tartışmalarını
” istedi…

Gönlü İbn-i Rüsd’den
yanaydı ancak, ne yazık ki mollalar Gazali’den yana tavır koydular ve Çağ Açan Sultan’ın gücü mollalara
yetmedi…

Bu
nedenle İstanbul’u fethedebilecek kadar güçlü olan Fatih’in gücü, Gutenberg’in 1450’de bulduğu matbaayı Osmanlı’ya getirmeye de
yetmedi…
 

Eğer
gücü yetseydi, okumayı çok seven ve bilime önem veren aydın bir padişah olan
Fatih matbaayı hemen getirirdi…
 

Aslında “Çağ
Açan Sultan” söylemi bile Osmanlı’nın
çöküşünün başladığının göstergesidir…

Çünkü ne kapanan
Ortaçağ bizim çağımızdır ne de açılan Yeniçağ; ikisi de Avrupa’ya aittir.

İslam dünyası 12. yüzyılda kendi ortaçağına girmişti ve günümüzde hala
ortaçağda yaşamaya devam ediyor…

Bundan sonra İslam
dünyasında, sadece kendi kendisini yetiştirmiş birkaç bilim insanı görürüz…

Bunlar arasında
bulunan Piri Reis, ödül almak/ takdir edilmek için
eserlerini Yükselme Döneminin
iki büyük sultanına, Yavuz ve Kanuni’ye sunmuş ancak onlar aldıkları
eserin neye yaradığını bilmedikleri için alıp bir kenara atmışlar…

Oysa 8-12 yüzyıllar
arasındaki İslam’ın Altın Çağı’nda
Halifeler bir kitap yazana/
çevirene bir kese altın ödül
veriyordu.

Piri Reis ödül alamadığı gibi, Hint Okyanusu’ndaki Portekiz Donanmasını yenemediği için Kanuni boynunu vurdurmuştur.

Oysa Piri Reis’in
başarısız olmasının nedeni, kişisel yeteneksizlik ya da hata değil, teknolojik
geriliktir.

Şöyle ki Avrupa’da gemi yapım teknolojileri gelişmişti;
Portekiz açık denizlere dayanıklı Kalyon
sınıfı gemilere sahipti…

Osmanlı ise hala Kadırga sınıfı gemileri kullanıyordu…

* * *

Aradan 250 yıl geçmiş, Osmanlı ile savaşa
tutuşmuş olan Rusya, Mora’da isyan etmiş olan Rumlara
yardım etmek üzere Baltık Denizi’ndeki
donanmasını Akdeniz’e göndermiş…

Ancak bizimkilerin
Piri Reis’ten de haritadan da haberleri olmadığı için “Baltık Denizi ile
Akdeniz’in bağlantısı yok, Mora’ya gelmeleri olası değil
” diyerek önlem
almamış, Çeşme Limanı’nda
demirli Osmanlı Donanması yatmaya devam etmiş…

O zamanki koşullarda
6 ay kadar süren bir yoldan Çeşme önlerine gelen Ruslar, bir kayığa doldurdukları yanıcı maddeleri tutuşturduktan
sonra limana sürmüş ve daha önce aradan sıvışarak kaçan Cezayirli Gazi Hasan
Paşa’nın gemisinin dışındaki tüm
Osmanlı donanmasını yakmışlardır…

Tüm donanmasını
kaybeden Osmanlı, hala Rusların nereden geldiğini anlayamamış, Avrupa’daki nehirler yoluyla Venedik kanallarına ulaşıp Adriyatik
Denizi’ne geçmiş olabileceklerini düşünmüşler ve izin verdikleri için Venedik
elçisini fırçalamışlardır…

Sultan’ından
Kaptan-ı Deryasına kadar herkesin zır
cahil olduğu bir dönemde Piri Reis’in bir kitap (Kitab-ı Bahriye) ve bir dünya haritası yapmış olması takdire ve
saygıya değer…

* * *

Osmanlı’nın önemini
anlayamadığı Piri Reis’in haritasının
gün yüzüne çıkarılarak dünya
bilim çevrelerinde tartışılmasını da Atatürk
sağlamıştır…

Şöyle ki Hanedan
yurtdışına çıkarıldıktan sonra, Atatürk Topkapı
Sarayı’nın müzeye
dönüştürülmesini, bunun için Saray’daki eşyaların envanterinin çıkarılmasını
buyurmuş…

Bu amaçla Avrupa’dan
getirilmiş uzmanlardan Alman
Prof. Dr. Paul
Kahle
, Piri Reis’in
haritasını bulmuş ve bunun hakkında ilk
yayını yapmıştır…

Biz Türk olduğumuzu
bile Avrupalı Türkologlardan öğrendiğimiz için Piri Reis’i de onların
keşfetmesi doğaldır…

Atatürk Türkiye’yi ortaçağdan çıkarmak için devrimler yaptı fakat biz ne yapmak
istediğini anlayamadığımız için, 10
Kasım 1938’den sonra devam ettirmedik…






















































































Şimdi ilköğretimi sübyan mekteplerine dönüştürüyor,
ortaöğretimi imam hatipleştiriyor
ve üniversiteleri medreseleştiriyoruz;
“yardımcı doçentliğin kaldırılması” denilen yasa çıkarsa “Beşik Uleması” dönemi de başlayacak
demektir ki o zaman 18. Yüzyıl
öncesindeki Osmanlı’ya döneceğiz…