SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

DEEP WEB & TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY BİLİMİ & FAALİYETLERİ & ASTRONOMİ

BİLİM DOSYASI /// Gürkan Akçay : BİLİM İNKÂRCILIĞININ 5 TEMEL ÖZELLİĞİ VE BİLİMSEL İKNA YOLLARI

DEEP WEB & TEKNOLOJİ & BİLİM & UZAY BİLİMİ & FAALİYETLERİ & ASTRONOMİ
Bu haber 24 Eylül 2020 - 10:24 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

Gürkan Akçay : BİLİM İNKÂRCILIĞININ
5 TEMEL ÖZELLİĞİ VE BİLİMSEL İKNA YOLLARI

 

Boğaziçi Üniversitesi -Editör /
Yazar

 

Bilimsel gerçekleri reddetmenin
gerçek toplumsal sonuçları vardır. Örneğin HIV ve AIDS arasında bir bağlantının
bulunmadığına dair inanışlar; Güney Afrika’da 330.000’den fazla kişinin öl. .

 

Bilimsel gerçekleri reddetmenin
gerçek toplumsal sonuçları vardır. Örneğin HIV ve AIDS arasında bir bağlantının
bulunmadığına dair inanışlar; Güney Afrika’da 330.000’den fazla kişinin ölümüne
neden oldu. Sigara ile kanser arasındaki bağlantının reddedilmesi milyonlarca
erken ölümün nedeni oldu. Aşı karşıtları sayesinde önceden önlenebilir
hastalıklar eski gücüne kavuşmaya başladı.

 

Bilimin reddedilmesi durumu görmezden gelebileceğimiz ya da
reddedebileceğimiz bir durum değildir. Peki karşı mücadelede etkin bir tepki
ortaya koyabilme konusunda bilimsel araştırmalar ne söylüyor? Ortak kanı
çözümün; bilim iletişimini güçlendirme olduğu konusunda uzlaşı sağlıyor. Fakat yapılan araştırmalar bu yaklaşımın da istenmeden de olsa
insanların mevcut inanışlarını güçlendirerek bir geri tepkiye neden
olabileceğini ortaya koyuyor.

 

Bir kimseye onun mevcut
inanışını ve/veya dünya görüşünü tehdit eden bir delil sunduğunuzda bu durum;
esasında o kişinin inanışını güçlendiren bir etkide bulunabiliyor. Bu duruma “dünya görüşü ters tepme etkisi”
denir. Bu etkiye dair ilk bilimsel deneylerin tarihi 1975’lere kadar
uzanmaktadır
.

 

University of Kansas’tan bir
psikolog genç bir Hristiyan’a İsa’nın tekrar dirilmediğine dair yalnızca
katılımcının tepkisinin ne olacağını görmek adına uydurulmuş deliller sunmuştu.
Ortaya çıkan sonuç ise pek de şaşırtıcı değildi; kişinin inancını tehdit eden
bu delillere verdiği tepki inancının daha da güçlenmesine neden olmuştu. Bu
tarz bir tepkinin nasıl yansıması olduğunu görmek için siz de benzeri basit deneyler
yapabilirsiniz.

 

Evrim Teorisi’nin bu denli inkâr
edilmesinin sebeplerinden birisi de budur. Çünkü evrim insanların mevcut
inançlarını tehdit eden güçlü deliller sunar. Sonuç olarak da; her ne kadar
artık kabak tadı verse de ve trajikomik bir hâl almış olsa da; alacağınız
tepkilerden birisi muhtemelen yine bilimsel kavrayış ve bilgiden yoksun olan
“Neden şimdiki
maymunlar insan olmuyor?”

olacaktır. Ancak bu soru sizi güldürse de; karşı tarafta mevcut inancın daha da
güçlenmesine neden olan bir kendini gerçekleştirme hazzına neden olur.

 

Örneğin; ABD’de Cumhuriyetçilere
Irak’ta kitle imha silahlarının kullanılmadığına dair deliller sunulduğunda bu durum tam tersi bir etkiye neden
olmuş ve insanların Irak’ta kitle imha silahının kullanıldığına dair
inançlarını daha da güçlendirmiş.

 

Yapılan bir araştırmada politik
muhafazakârlara iklim değişiminde insan etkisinin büyük olduğuna dair bilimsel
bir konsensus sağlandığına ilişkin bilgilendirmede bulunulduğunda kişilerin
insanların iklim değişimine neden olduğu iddiasını daha az kabul ettikleri görüldü.

 

Personality and
Social Psychology
’nin
yıllık sempozyumunda sunulan bir çalışmada belirli bir konu üzerinde basitçe
delillere ve verilere odaklanmanın bir kişinin düşüncesini değiştirmek için
yeterli olmadığını hatta kişinin kendi
“gerçeklerini”
karşı atak olarak sunma eğilimini ortaya çıkardığını
gösteriyor.

 

Bilimi Reddetme Yaklaşımının 5 Temel
Karakteristiği

 

Bilimi reddetme yaklaşımı beş
özel ve bir çok karakteristik unsurun uyumlu bir şekilde kullanıldığı bir
süreçtir. İnkârcılar fikirlerinin genellikle yalnız kalmasından rahatsızlık
duymaz dahası bunu; ortodoks bir baskınlığa ve politik doğruculuğa karşı kendi
entelektüel cesaretlerinin bir işareti olarak görürler. En yaygın
özelliklerinden birisi de kendilerini sıklıkla Galileo’ya benzetmeleridir.

 

1- Komploculuk

 

Ezici çoğunlukta bilimsel görüş
bir şeyin doğru olduğuna inandığında bunun; bilim insanlarının delilleri
bağımsız gözlemlerle incelemesinin ve aynı sonuca ulaşmasının bir sonucu
olmadığı tartışılır. Bilimsel çalışmalardaki “peer
review”
süreci komplocular tarafından genellikle aksi görüşlerin
bastırıldığı sonuçları desteklemeyen delillerin ya da mantıksal temeli olmayan
düşüncelerin ayrıştırıldığı bir süreç olarak görülür.

 

2- Sahte Uzmanlar

 

Bunlar belirli bir alanda uzman
olmayı amaçlayan ancak görüşleri mevcut bilimsel bilgi ile tamamen tutarsız
olan kişilerdir. Sahte uzman görüşlerine başvurulan tartışmalar genellikle
gerçek uzmanların ve araştırmacıların karalandığı ve suçlandığı yapılan
çalışmaların değersizleştirilmeye çalışıldığı ve şüpheyle yaklaşılmasına
vardırıldığı bir sonuca doğru evriltilir.

 

3- Seçmece yapmak

 

Bilimi reddedenlerin bir diğer
karakteristiği ise seçmece tavırlarıdır. Bu karakteristik bir konu üzerindeki
baskın bilimsel uzlaşıya rağmen görece en zayıf araştırmadaki kusurları arayıp
bulmak ya da objektivitesi düşük bir araştırmanın verilerini kullanarak alanın
tamamını gözden düşürmeye çalışmak şeklinde kendisini gösterir.

 

4- Araştırmanın ulaşamayacağı imkansız beklentiler
yaratmak

 

Örneğin iklim değişimi
gerçekliğini reddedenler termometrenin icadından önceki tutarlı sıcaklık
kayıtlarının eksikliğine işaret eder. Bazıları ise bir fenomene dair kavrayışı
tamamen reddetmenin aracı olarak matematiksel modellemelerin özündeki
belirsizliği kullanır.

 

5- Mantıksal Yanılgı

 

Örneğin sigara yanlısı gruplar
sıklıkla Hitler’in de sigara karşıtı kampanyaları desteklediği dolayısıyla
sigara karşıtı araştırmaların neo-Nazilerin kontrolünde olduğunu ileri sürer.
Mantıksal yanılgılar karşı argümanı çürütmeye çalışmak adına yanlış ikilemler
oluşturmayı ve dikkati ve ilgiyi başka yöne çekmeye yönelik ya da argümanı
değiştirmek için ad hominem tarzı kasti
girişimleri de içerir.

 

Daha Fazla Bilimsel Delil Direnişi Güçlendiriyor

 

İronik bir biçimde belirli bir
konuya dair bilimsel gerçekleri reddeden bir insana daha fazla bilimsel delil
sunma girişimi; reddetme davranışına ilişkin sosyal bilim araştırmalarını göz
ardı eden pek kullanışlı bir yöntem değildir. Yani sorunun kökenine dair
problemi çözmezseniz etkili bir çözüm yöntemi de uygulayamazsınız. Sorunun
büyük bir kısmı insanların bilimsel sonuçları politik dini ya da sosyal
yargılarından yola çıkarak değerlendirmesinden kaynaklanıyor. Dolayısıyla
kişinin dünya görüşünün güçlü etkilerini görmezden gelerek yapılan bilim
iletişimi girişimleri çoğunlukla faydasız ve hatta verimsiz kalır.

 

Geçmişte yapılan çalışmalar
düşünceleri değiştirmenin bu denli zor olmasının nedenlerinden birisinin;
herhangi bir kişiye bir konuya dair yeni bakış açıları sağlamanın kaçınılmaz
olarak kişinin beyninde mevcut algısını güçlendiren bilgi ağlarının ortaya çıkması
olduğunu ileri sürmüştü.

 

Peki bilimin reddedilmesine bilimsel bir temelde
nasıl cevap verebiliriz?

 

Sorunun cevabı 1960’lara kadar
uzanan bir psikoloji alanı olanaşılama teorisinde yatmaktadır. Aşılama
düşünces basitçe aşı mekanizmasının bir analojisidir. Bir virüsün yayılımını
engellemek için virüsün daha zayıf bir formunun sunulması. Bu basit konsept
pratikte milyonlarca insanın hayatını kurtarmıştır.

 

Psikoloji alanında ise aşılama
teorisi bilginin aşılanması konseptini uygulamayı içerir. Şöyle ki; bilim
öğretirken kendimizi genellikle yalnızca bilimsel olarak ifade etme noktasında
zorunlu hissederiz. Yani sağlıklı bir kavrayış için gerekli olan bilgiyi
veririz. Bu durum tıpkı hasta insanlara vitaminler vermek gibidir. Fakat
vitaminler virüse karşı gerekli bağışıklığı sağlama noktasında çoğunlukla
yetersizdir.

 

Burada kavram yanılgısı
oluşturmayla benzer bir dinamik vardır. İyi bir bilimsel kavrayış sahibi
olabilirsiniz. Ancak bilimi tahrif eden bir mitle karşılaşırsanız bilim ve bu
mit arasındaki bir çatışmayla yüz yüze kalırsınız. Ve eğer ki bilimi tahrif
eden bu tekniğin nasıl kullanıldığını anlamazsanız bu çatışmayı ortadan
kaldıracak çözümü bulmakta güçlük yaşarsınız.

 

Aşılama teorisi alanındaki yarım yüzyıllık araştırmalar yanlış bilginin etkisini
azaltmanın en iyi yönteminin; bu yanlış bilginin daha zayıf bir formunun
insanlara sunulması olduğunu ortaya koyuyor. Bunu başarmanın yolu da mitteki
yanılgıları açıklamaktan geçer. İnsanlar bilimi tahrif etmede kullanılan
teknikleri anlarsa mitlerin yerine gerçekleri koyabilecek yaklaşımı kolaylıkla
ortaya çıkarabilir.

 

Aşılama teorisinin
işlevselliğini göstermenin belki de en güzel yollarından birisi aşıya dair bir
mite değinmek olacaktır. Aşının otizme sebep olduğunu iddia eden yaygın bir
mit.

 

Son derece yaygın olan bu mitin
ortaya çıkmasının nedeni Lancet de yayımlanan bir çalışmadır. Çalışmanın sahte
olduğu daha sonradan anlaşılmış ve dergi tarafından yayından kaldırılmıştır ancak ne var ki; bazı çocukların
otizm geliştirme zamanlarının aşılandıkları zamanlara denk gelmesi mitin
yaygınlaşmasına neden olmuştur.

 

Bu mitin kullandığı mantık
hilesi “post hoc ergo propter hoc Latince bundan sonra öyleyse bu yüzden şeklindedir. Örneğin X
olayı ve Y olayı birbiri ardına olmuş iki olay olsun. Kısacasıpost hoc” olan bu mantıksal hile
olaya şu şekilde yaklaşır Y olayı X olayından sonra olduğu için Y olayının
nedeni X olayıdır. Gerçekte ise Y olayı X olayı olmasa da gerçekleşecekti.

 

Oysa nedeni göstermenin tek yolu
istatistiksel açıdan titiz bilimsel araştırmalar yürütmek olacaktır. Pek çok
araştırma bu konu üzerine yoğunlaşmış ve otizm ve aşı arasında herhangi
bağlantı saptanmamıştır.

 

Öte yandan bir silahlanma yarışı
gibi; yeni kompleks bilgi eskisine üstün geldiğinde ikna edicilik genellikle;
yeni bilgiyi mevcut bazı eski bilgilerle birleştirerek sunulduğunda mümkün hale
gelir. Örneğin; “evet yoğurt bakteri içerir
ancak bu bakteri faydalı olabilir”
gibi. Eğer bu şekilde yapılmazsa
çabalar muhtemelen boşa çıkacaktır ya da geri tepecektir ve eski bakış açısı
kişinin bilincinde daha şiddetli bir savunmaya neden olacaktır.

 

Aşılanmış Beyinler”

 

Bilimsel gerçeği reddeden bir
kişiyi ona yalnızca daha fazla bilimsel gerçek sunmadan da ikna edebilirsiniz.
Kişiyi bilimi reddeden iddialarının zayıf yanlarını kendisine sunarak ikna
yoluna gidebilirsiniz. Yani yanlış bilgiye karşı aşılama yapabilirsiniz.

 

Aşılama teorisinin pratik
uygulamaları okullarda özellikle de Fen Bilimleri
derslerinde kavram yanılgısı temelli (bir başka ifadeyle agnotoloji-temelli
öğrenme ya da çürütme-temelli öğrenme) öğrenmelerde kendisini gösterir. Bu
öğretim tekniği bilim hakkındaki kavram yanılgılarını çürüterek yapılan bir
bilim öğretimini içerir. Bu yaklaşım basitçe bilim öğreten geleneksel öğretim
yöntemlerinden çok daha fazla öğrenme kazanımlarıyla sonuçlanır.

 

Bilimi reddeden yaklaşımlara
genellikle daha fazla bilim ile cevap verilmeye çalışılır. Fakat bu durum
ihtiyacın yalnızca yarısıdır. Bilimsel araştırmalar bize bir çözüm sunuyor:
İnsanları bilimi reddeden iddiaların daha zayıf formlarına maruz bırakın;
böylelikle bilimi reddetme tavrına dair direnç geliştirmelerine neden
olursunuz.

 

Kaynak ve İleri Okuma

 

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER