KİTAP – DERGİ – FİLM – BELGESEL – DİZİ – SİTE – PROGRAM TAVSİYELERİ & ANALİZLERİ

The Shock Doctrine ///
Şok Doktrini

 

Kanadalı aktivist-yazar Naomi Klein’in aynı adlı kitabından
uyarlanan Michael Winterbottom ve Mat Whitecross yönetmenliğinde çekilmiş
belgesel, 29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde layığıyla kendine yer
bulmuş. Felaket kapitalizmi ve bunalım ekonomisinin kitleler üzerinde yarattığı
yıkımın adeta çarpıcı bir örneği olan bu yapım, 1950’lerin Amerikası’nda
psikiyatr Prof. Dr. Ewen Cameron tedavi yöntemi : “Şok Terapisi” ile ironik bir
bağlantı kurularak hazırlanmış.

Film tam olarak şu kanaldan giriş yapıyor:
Toplumların yaşanan savaş, doğal afet vb. durumlar neticesinde içine düştüğü
kaos ortamında uzun vadeli düşünememe ve salt can güvenliğine odaklanmalarının
-psikolojideki adı ile buna “duyusal yoksunluk” denmekte- iktidar sahiplerine
getirdiği rahat uygulama fırsatı ve bu sayede uygulanmış politikaların dünya
örnekleri. Şok Terapisi uygulamaları ile bağlantısı işte tam da burada kişinin
psikolojik ve fiziksel olarak gerçekle ilintisinin koptuğu yerde başlıyor.

 

Başta Şili olmak üzere Latin Amerika ülkeleriyle
başlayıp Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinden, Rusya örneğine kadar ülkelerin
Serbest Piyasa Ekonomisine açılım süreçleri ele alınmış. Naomi Klein bu
süreçlerin, serbest piyasa politikalarının uygulanması için en uygun anın
beklendiği özellikle toplumun algıda düşüş yaşadığı zamanlarla eş olduğuna ve
bu durumun iktidar sahipleri adına bir fırsat olduğuna vurgu yapıyor. Klein
genel olarak Nobel ödüllü iktisatçı Milton Friedman’nı, serbest piyasa
ekonomisi görüşlerini benimseyen hatta Friedman’ın desteğini alan birçok
politikacı-yöneticinin başarısızlığını, ardından gelen bunalım ve kaos
ortamının sebebi olarak göstermiş. Öyle ki daha önce Chicago Okulunda burslu
eğitim görmüş Şilili öğrencilerin kendi ülkelerinde uyguladıkları Friedman
destekçisi ekonomi politikalarının uğranılan serbest piyasa başarısızlığı
üzerine nasıl devlet müdahalesi isteğine döndüğü dikkat çekici nitelikte.

 

Dahası ilk saldırı ardından, insanların savaş şoku
yaşadığı bir ortamın nasıl ekonomik şok doğurduğunu, demokrasinin bu kaos
ortamlarında nasıl ortadan kaldırıldığını ve neticesinde zorla yaptırım
şoklarının ele alınışı bir hayli etkileyici. Demokrasi vaatleriyle girilen
ülkelerde, rejim şekillendirmede halkın fikrine, hür iradesine başvurmak yerine
zorla yaptırım uygulamak ve etkin iradeye karşıt görüşleri çoğunlukla kanlı bir
şekilde bastırmak üzerine verilen örnekler insanı koltuğa kilitliyor. Savaş
sonrası ülkelere yapılacak yatırımların dünya ekonomisine yön veren çok uluslu
şirketlerce yapılıyor olması, bunun her savaş sonrası iştah açan kâr güdüsünden
nasıl bir rant savaşına dönüştüğü gerçeği yüzyılın kapitalist ekonomi
tarihindeki yerini aldı bile.

 

Gerek işlenen örnekler gerek alıntılanan
istatistiksel veriler bu filmin, durduğu yer neresi olursa olsun adil muhakeme
yetisine sahip her bireyi üzerine düşünmeye sevk edeceği kanısındayım. Gitgide
küreselleşen dünyada doğal oluşmuş ya da suni yaratılmış tüm olay ve durumlara
yönelik tepkiler, adil yaşam ve eşitlik arayışına dair tüm haklı istekler 
adına bu filmin izlenmesi gerek. Türkiye ile karşılaştırma yapma tarafına
gelince… Tarihte yer edinmiş ekonomi-politik olayları çok taraflı analiz gücünüz
ne kadar yüksek bilmem ama benim kafamda şimşekler çakmadı değil. Sakin bir
vakitte izleyin, tartışın derim.




















KAYNAK : http://www.tramvayduragi.com/the-shock-doctrine-sok-doktrini/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir