Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Selim Güzel : Belçika’nın
İslam’la Sınavı




02 Kasım 2015


Son yılların
Avrupa’sında ne zaman siyasal, toplumsal veya ekonomik krizler baş göstermeye
başlarsa tartışmalar bir şekilde azınlıklara, göçmenlere veya farklı kültürlere
odaklanıyor. Bu durumdan en çok etkilenen topluluklar ise kendilerini arzu
etmedikleri popülist tartışmaların içinde zoraki bulan Romenler ve Müslümanlar
oluyor. Ancak siyahilere, eşcinsellere ve Romenlere karşı yürütülen ayrımcılık
ve hoşgörüsüzlük tabulaştırıldığı için Müslüman topluluklar daha çok
incinebilir grup haline getirilmiştir.


Belçika’da son aylarda
yaşanan Kurban kesimi tartışmaları da İslam’ın ve Müslümanların toplumdaki
yerlerinin sorgulanmasını destekleyen argümanlara eklenmiştir. Terör, Burka,
Helal Kesim ve İbadet yerleri gibi Müslüman Toplulukların görünürlülüğünün
belirtileri olan konular sürekli insan hakları ihlalleri bağlamında medeniyet
ölçüleri cetveli üzerinden sunulmaktadır. Kadın-Erkek eşitliğinin sözde ihlali
bu argümanlaştırmanın merkezine hep oturtulur. Son günlerde yaşanan Suriyeli
mülteci krizi de bu bakış açısından kurtulamayarak sosyo-politik veya hukuki
bir sorun olarak değil, aynı zamanda sınırlar ötesi göçteki din unsuruna
odaklanmıştır. Mültecilerin çoğunluğunun Müslüman olması Batı’daki birçok ülke
için olduğu gibi, Belçika için de bir “sorundur”. Federal Parlamentoda
Kur’an-i Kerim’e hakaret eden iltica’dan sorumlu Devlet Bakanı Theo Francken’in
her mülteci aile için “Değerler Anlaşması” imzalanması teklifi bundan
bir kaç yıl önce İngiltere’deki İslamofobik Irkçı Halk Partisinin de bir
girişimiydi. Bu anlaşmanın Aile Birleşimi ve Çalışma Vizesi talep eden kişilere
de uygulanmasının öngörülmesi aslında sorunun yalnızca mültecilerle
sınırlandırılmadığının da göstergesidir. Temelinde kişilerin inanç ve düşünce
özgürlüklerini kısıtlayan bu girişim Batı tarzı ifade ve inanç özgürlüğüne,
Kadın-Erkek eşitliğine, Laiklik kavramına, Hukuk Devleti ve Devletin
Egemenliğine ve bireylerin duygusal tercihlerine saygı gösterilmesi
hususlarında ant içilmesini öngörüyor.


Aslında her şey uyum
tartışmalarıyla başlamıştı. Bu tartışmalara 11 Eylül sonrası terör gündemi
eklenince Müslüman toplulukların Belçika’daki özgürlükleri sorgulanarak bugüne
kadar çeşitli konular arasında ele alındı. Laiklik tartışmaları göreceli olarak
Flaman bölgesinde tutmadığı için Belçika’da iki farklı şekilde cereyan etti.
Valonlar Fransız usulü keskin jakoben laiklik anlayışı penceresinden bakarken,
Flamanlar medeniyet çatışması endeksini kullanmış oldular. Bu tartışmaların
merkezinde bulunan Müslüman toplulukları temsil eden sivil kuruluşların rollerini
oynamak için yeterli donanıma sahip olmadıklarından veya onları dinlemeye açık
muhatap bulunmadığından dengesiz ve eşit olmayan bir konjonktür oluşturuldu. Bu
nedenle, Avrupa’nın tüm ülkelerinde olduğu gibi Belçika’da da genel algı
Müslümanların entegrasyonunun çok kültürlülük üzerine inşa edilen politikalar
kadar başarısız olduğu şeklinde kabul gördü. Oysa Belçika, 2014’de kutladığı
Göçün Ellinci Yılında başarılarıyla övünen çok kültürlü ve hoşgörülü bir
modelden bahseden bir ülkeydi.


Peki, asıl mesele nedir?
Avrupa ülkeleri İkinci Dünya Savaşı sonrası barışçıl bir proje olarak
tanıttıkları ve Avrupa değerleri standartları diye pazarladıkları İnsan Hakları
ve Demokrasi eksenli Avrupa Birliği kurgusunu yaparken Müslüman ülkelerin bir
kısmından iş göçü alacaklarını ve bu toplulukların aileleriyle birlikte
yerleşerek dini yapıya etki edeceklerini hesaba katmamışlardı. Bu hesap hatası
aslında yüzyıllarca devam ederek gelen Hrıstiyan ve Yahudi inancı temelli
Medeniyet kültürünü derin şekilde etkileme potansiyeline sahip olacaktı. Bugün
itibariyle 50 Milyona yakın Müslüman medeniyetine ait bir topluluğun Avrupa
Birliği ülkeleri içinde aktif yaşamlarını sürdürmesi paradigmal bir mütasyonu
başlatmıştır. İslamofobik ajandanın güçlenmesinin temel vektörü bu mütasyonun
farkına varılması ve reaksiyoner tepkinin verilmiş olmasında aranmalıdır.
Avrupa Birliği ülkeleri bir yandan bu tepkiyi verirken, diğer taraftan kendi
değerler standartlarıyla da ters düşme riskini kabullenmişlerdir. Bu nedenle
terör eksenli/bahaneli güvenlik politikaları devreye sokuluyor ve pansuman
reçeteler uygulanıyor. Genel ve geleneksel hukuk kuralları askıya alınarak
olağanüstü tedbirlerle toplum sanal bir “Müslüman tehlikeden”
korunmaya çalışılıyor. 

Bu nedenle Müslümanların Belçika’da normal vatandaşlar olarak kabul görmeleri
ve tüm toplumsal süreçlere dâhil edilmeleri bir şekilde askıya alınmıştır. Oysa
Avrupa’nın güncel gerçekliğinde Müslüman varlık sosyal bir realitedir. Bu
durumu yeni bir medeniyet penceresinden bakarak kabul etmek siyasi erdem
gerektirmektedir. Diğerini tanımak, kültürel ve dini ihtiyaçlarına cevap vermek
yalnızca eğitimle çözülecek bir durum değildir, korkuları yenebilecek sağlam ve
cesur politik bir iradeye ihtiyaç vardır. Ekonomik kriz endeksli tartışmalar bu
sorunun çözülmemesi için etkileyici faktörler olabilirler ancak Medya’nın ve
Siyaset dünyasının gereğini yapmaması yalnızca ekonomik krizlerle ve
daralmalarla izah edilemez. Bugün gözlemlenen direnç, medeniyet farklılığı
endeksli dikotomik tarihsel öğretilerden kaynaklanmaktadır. Tekrarlamak
istiyorum, bu direnç Avrupa’nın yıllar boyunca savunduğu evrensel değerler
ruhuna ters düşmektedir. Buna rağmen Belçika’nın Devlet Bakanı Theo Francken
gibi kültürel terör estiren popülist siyasetçiler, Avrupa değerlerini savunduklarını
iddia ederek Müslümanların doku uyuşmazlıkları olduğunu sürekli kanıtlamaya
çalışıyorlar. İslamofobik ajandayı benimsemiş bu siyasetciler Müslüman
toplulukların söz konusu değerlerle kaçınılmaz bir şekilde ve bilhassa terör
vasıtasıyla çatışacağını da dolaylı olarak vurguluyorlar. 


Şimdi karar vaktidir!
Ortak yaşanılabilir ve tüm kesimlerin kendini bulduğu, kendine ait hissettiği,
sahiplendiği bir toplumsal mutabakat için adım atılmalıdır. Bu adım hem
karşılıklı paylaşılan temel insani değerler üzerine inşa edilmelidir hem de
herkes için fayda sağlayan bir modele dönüşmelidir. İşin özü ‘İnsanı yaşat ki
Devlet yaşasın’ olmalıdır! Aksi takdirde Müslüman topluluklar tartışmaların
merkezine oturmuş, ötekileştirilmiş bir kriz faktörü olarak algılanmaya devam
eder ve Belçika dâhil tüm Avrupa ülkelerinde sosyal bütünlüğün çatırdadığı bir
nefret toplumu meydana çıkar. Böyle bir Avrupa’nın dünya’ya vereceği hiç bir
mesajı da olamaz. Biz bunları yazarken Avrupa Parlamentosunun İslama hakaret
eden Suudi Blogcu Raif Bedevi’ye İfade Özgürlüğünü temel alan “Sakharov
Ödülünü” lâyık görmesi uçurumun derinleşmeye devam ettiğinin sinyallerini
vermektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış