KÜRESELLEŞME & BATI DÜNYASI & GLOBALİZASYON

İbrahim ÇEVİK

Daire Başkanı / Etnik Çatışmalar

Fransa’nın teknoloji şehri
Toulouse’da 27 Nisan 2005 günü Avrupalıların göğüslerinin gururla kabardığı bir
gün yaşandı. Dünya havacılık ve uzay teknolojisinde Avrupalı bir dev olan EADS,
Amerikalı rakibi Boeing’i piyasadan düşürmek üzere ürettiği 15 bin km
menziliyle dünyada bir eşi daha bulunmayan Airbus A380 model uçağının deneme
uçuşunu başarıyla gerçekleştirdi.

Bu teknolojik devrimden sadece
iki gün sonra Bağdat’a intihar eylemcisinin gerçekleştirdiği eylemde 24 masum
insan can verdi. Yüce Yaradan’ın kusursuz adaletiyle eşit yarattığı insanların
bir kısmı fizik kurallarını kullanarak akıl almaz bir devi binlerce kilometre
uçurmayı başarırken, diğer bir kısmı ise kimyanın en can yakıcı kuralıyla
günahsız insanları kan gölünde boğuyordu.

Avrupa’nın göbeğinde Bosna
Hersek’te Müslümanlar soykırımdan geçirildiler. İlk anda insanda güven duygusu
yaratan ancak aldığı kararlarla dünyanın egemenlerinin etkisi altında olduğunu
gizleyemeyen Lahey Uluslararası Adalet Divanı, Boşnak Müslümanların Batı’nın
çıkarlarına bir kez daha kurban etti. Aldığı kararda sadece Srebrenitsa’da
sekiz bin Boşnak’ın öldürülmesinin soykırım olduğuna karar verdi. Ancak bu
olayda Sırbistan’ın bir rolünün bulunmadığına, sadece gerekeni yapmaması
nedeniyle sorumlu bulunduğuna hükmetti.

ABD, Irak’ı işgal etmeden önce
suçuna dünyayı ortak etmeye çalıştığı günlerde Fransa’da yer yerinden oynadı.
İşçisi, öğrencisi, üniversitesi, televizyonu, gazeteleri ayağa kalktı.
Sokaklarda günlerce Amerika protesto edildi. Amerika’nın savunduklarının
aynısıyla ve aynı yolla bugün de Fransa, Mali’yi işgal etti. Sokaklar her
zamanki kalabalıktan başka tek bir göstericiye dahi tanık olmadı. Bir tek
aykırı ses duyulmadı. Üstelik işgal kararını veren sosyalist bir hükümet olduğu
halde.

Libya’da sahne gerisinden
işgal planlarını uygulayan Fransa bu kez aleni harekete diyor. Arkasında
kendisi gibi Afrika’nın kaynaklarını Çin’e kaptırma korkusu içerisindeki diğer
sömürgecilerin desteği bulunuyor. Doğalgaz, petrol, altın, uranyum ve demir
yatakları sömürgecilerin akıllarını başlarından alıyor. Dünyanın kahvesinin,
kakaosunun büyük bölümünü yetiştiriyor. Amerikalıların ve Fransızların dünyanın
kahve piyasasını bu sayede ellerinde tutuyorlar. Yer altındaki ve üstündeki
zenginliklerin anahtarı kendilerine ait, bulundukları ülkelerin yerli
halklarında değil. Son zamanlarda Almanya, Fransa ve ABD arasında yaşandığı
bildirilen altın trafiğinin işgali zorunlu kıldığı vurgulanıyor. Afrika’nın
uranyum ve altın rezervlerine giden yol üzerindeki Mali’de sömürgecilerin
kontrolü kaybetmeye tahammülleri yok.

Afrikalı devletler
bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra da kendilerine hizmete devam edecekleri
örgütlülük çemberine alındılar. ECOWAS (Economic Community of West African
States), Pan Sahel Initiatives, AFRICOM gibi yalnızca adında Afrika bulunan
bunun dışında sadece kendisinden istenenleri yerine getiren örgütler
kurdurdular. Bu da yetmedi çıkarlarını tehdit eden örgütlere karşı askeri
üsler, insansız hava araçlarıyla, oluşturdukları muazzam istihbarat ağlarıyla
mücadele etmeye çalışıyorlar.

Milyonlarca Afrikalı kıtlık
içerisinde yaşarken ve bebeklerini salgın hastalıklara feda ederken Batı’nın
yaptığı en büyük yardım borçlarını ertelemek olmaktadır. İslam ülkelerinde
barış hiçbir zaman sürekli değildir. Kaddafi gibi liderler bir dönem gözdeyken
hemen ardından bizzat kendi halkının elinde bir sokak serserisi misali can
verir. Diktatörlerin, yoz politikacıların milyarlarca dolar değerindeki çalıntı
paraları batının bankalarında korunur.

Dünyanın rastgele bir yerinde
zenginliliğin üzerinde oturan veya bu zenginliklere giden yol üzerinde bulunan
her hangi bir İslam ülkesinde aynı zamanda çatışma da vardır. Mercenaryler,
lejonerler, askeri ve siyasi danışmanlar, HDÖ mensupları, kilise temsilcileri,
evangelist papazlar Kongo’nun, Irak’ın, Malezya’nın, Afganistan’ın her
köşesinde serbestçe faaliyetteler. Buralarda sermayeleri, şirketleri her kapıyı
teklifsiz açarlar. Vergi düzenlemeleri, finans sektörü onların çıkarlarına göre
düzenlenir. Sosyalist emperyallerin ülkelerinde bile Afrikalı çiftçinin
yetiştirdiği ürünün fiyatı, o ülke çiftçisininkinden çok daha ucuzdur.
Sosyalisti hatta komünisti bile bu sömürü düzeninin tek taraflı işlemesinden
gocunmaz.

Suriye’de Beşar ESAD, devlet
başkanı olur olmaz ilk yurt dışı gezisini Fransa’ya yapar ancak domino teorisinin
gereği ülkesinde çıkarılan iç savaşta hedefin tam ortasına oturtulur. İran’da
Halkın Mücahitleri, Afganistan’da Taliban, Cezayir’de Selamet Cephesi, gün olur
yasadışı gün olur ortak olur. Nijer’de insanlar açlıktan ölürken kayıtsız
kalanlar ve sırf emperyalleri ülkelerinden sürüp çıkarmak üzere ortaya çıkan
Boko Haram örgütü terörist ilan edilir. Mali’de asırlardır üzerinde yaşadıkları
topraklarını Batı’ya kaçırılan altının güzergâhı olarak kullanılmasına engel
olan Azawad, dünyaya bir tehdit olarak tanıtılır. Gerçek niyetler hiçbir zaman
ortaya konulmaz. Batılı bir bireyin hayatında proteinin yeri büyüktür ve doğada
bulunan her şey onun protein kaynağıdır. Toplumsal açıdan ise protein yine
önemlidir ve kaynağı az gelişmiş ülkelerin yer altı zenginlikleridir. İkisini
de tüketmek ve iktidarları da bu tüketimi sürekli sağlamak zorundadırlar.

19. yüzyıldan beri dünyanın
doğal zenginliklerini kendi öz malı olarak görüp sömüren, yerine dengesi alt
üst olmuş bir doğa bırakan, yoz politikacıların çıkar çekişmelerini etnik-dini
çatışmalara dönüştüren düzenin kurucusu sosyalistiyle, demokratıyla bütün
emperyaller karşısında Müslümanların ellerinden fazla bir şey gelmiyor. İslamın
ışığıyla 16. yüzyıla kadar bilimin tekniğin mucidi olan Müslümanlar, Hıristiyan
dünyasının Ortaçağ karanlığından bir türlü kurtulamıyor. İslam dünyasında
ilişkiler “Arap saçına” dönmüş durumda. Üst grupta birbirine dost olanlar, onun
altında birbirine dost olanlar arasında birbirleriyle çatışanlar, daha altta
geleneksel intikam peşinde olan kabileler ve hepsinin üzerinde yer alan süper
Batılı efendiler. İlişkileri birbirine bu kadar karıştırmak, bu kadar çok
tarafı birbiriyle çatıştırmak gerçekten büyük bir becerinin eseridir.

Kendi aralarında ve
dışarıdakilerle bitmeyen çatışmaları sonucunda Müslümanlar kan kaybediyor.
Aralarından refahın, gücün, iradenin yolunu açacak liderler çıkaramıyorlar.
Çünkü toplumları hapsedildikleri hücrenin dışına kendisini bir türlü atamıyor.
Ne emperyaller ne de onların oyuncağı olan yöneticiler hücrenin dışına
çıkılmasına izin veriyorlar. Bazılarıyla en kolay, en kötü yolu seçerek silaha
sarılıyor ki, bu onların sonunu hazırlıyor. Ardından yenileri çıkıyor sonları
yine aynı oluyor.

Mali’nin işgaliyle İslam
dünyası yeni bir Afganistan, Irak yaşayacaktır. Her ne kadar emperyallerin
itiraf ettikleri gibi “Pandora’nın Kutusu” açılmış olsa da sonuçta kaybeden bir
kez daha masum, günahsız Müslümanlar olacaktır.




















































Amerikan’ın gelmiş geçmiş en
namlı keskin nişancısı olan Chris KYLE’ın sözleri emperyallerin gizli tuttukları
düşüncelerinin tercümesi demektir. Amerikan askeri olarak gönderildiği Irak’ta
silahında çıkan kurşunlarla 160 Müslümanın kanını döken bu şahıs yazdığı
“American Sniper” isimli kitabında: “Bize Irak’ın Başkanı tarafından basit bir
şekilde şehirde kalanların kötü oldukları söylendi. Anlamı açıkça vurun
demekti. Bu açıklamanın gereği olarak savaşacak yaştaki her erkek hedefti.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir