Sanıklar mahkemede bulunan tek gerçek belge ile ilgili önemli açıklamalarda
bulundu


(SÖZDE)
Balyoz
iddialarıyla İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde çeşitli ağır cezalara
çarptırılan generallerden bir itiraz daha geldi. Sanıklar mahkemede bulunan tek
gerçek belge ile ilgili önemli iddialarda bulundu.


Hükümete karşı darbe planı
tasarlamak iddiasıyla çeşitli ağır cezalara çarptırılan generaller, dava dosyasıda bulunan tek gerçek belge olan
belgenin üzerine imza atılarak oluşturulduğunu, oluşturulan sahte belgenin
gerçek belgeden dört ay önce üretildiğini
açıkladılar. Orgenaral Bilgin Balanlı, Koramiral Can
Erenoğlu, Koramiral Deniz Cora, Korgeneral Turgut Atman, Korgeneral Rıdvan
Ulugüler, Tümgeneral Gürbüz Kaya
ve Tümgenaral Halil Helvacıoğlu‘nun bizzat kaleme alarak avukatları
aracılığı ile Gazeteport‘a
gönderdiği açıklamada ilginç iddialar yer alıyor;  İşte o iddialar:



Gerekçeli(!) Kararda belirtilen “dijital verilerinin asıllarının Genelkurmay’da
bulunduğu” yolundaki üstü kapalı ifade, Genelkurmay Başkanlğınca anında
yalanlanınca, Mahkeme Başkanı “gerçek belgelerin, dijital verilerin
doğrulanmasında ve sağlanmasında kullanıldığı” şeklinde bir beyanda
bulunmuştur. 


Aşağıda, maddi gerçeğe ulaşmak
için her türlü şüpheden arınmış delillerle karar vermesi gereken bir mahkeme
heyetinin ne kadar önyargılı, taraflı ve vicdan ile adalet duygusundan yoksun
bir karar verdiğinin ve bu “sağlamayı” nasıl yaptığının çarpıcı bir örneğini
bulacaksınız.


Mahkemenin Gerekçeli (!)
Kararında; “Mevcut dijitallerde yer alan belgelerin 5-7 Mart 2003 1’inci Ordu
Plan Seminerinden önce oluşturuldukları, belgelerin yazılı ve ıslak imzalı
olarak ilgili birimlere ulaştırıldığı, bu belgelerden sanık Yüksel Gürcan
imzalı olan bir tanesinin ele geçirildiği” belirtilmektedir.


KURULMAMIŞ
HÜKÜMETİ DEVİRME İNANDIRICI DEĞİLDİR


Gölcük
Donanma Komutanlığı
nda yapılan aramada bulunan ve
Jandarma Binbaşı Yüksel Gürcan
tarafından imzalı taranmış belge, davanın imzalı ve ilgili sanık tarafından da
kabul edilen tek gerçek belgesidir. Belgenin hazırlandığı 12 Eylül 2002
tarihinde henüz seçim yapılmamış ve yeni hükümet kurulmamıştır. Dolayısıyla bu
belgenin henüz kurulmamış bir hükümeti devirmek için hazırlanmış olması da hiç
inandırıcı değildir.


İlk bakışta bu gerçek belgenin
aynısı gibi görünen 11 No’lu CD’deki imzasız dijital veri, hukuki açıdan atılı
suç için inandırıcı bir delil olmasa da yalan ve iftira ürünü tüm dijital
verilerin gerçek olduğunu kanıtlamak maksadıyla kullanılmak istenmiştir. 


Acaba
Gölcük’te Donanma Komutanlığında bulunan gerçek belge ile 11 No’lu CD’deki
dijital veri aynı mıdır?


Şekil yönünden çıplak gözle
bakıldığında; gerçek belgenin 3 sayfa, dijital verinin ise 5 sayfa ve sayfa
yapılarının birbirinden çok farklı olduğu görülmektedir.



(İLGİLİ BELGE) AYRINTILI KARŞILAŞTIRMA


Oluşturma zamanı yönünden
incelediğimizde ise; dijital veri ile taranmış gerçek belgenin oluşturma
zamanları birbirinden çok farklıdır. 11 No’lu CD’de yer alan iftira ürünü
dijital verinin üst veri (meta data) yoluna bakıldığında Mustafa Önsel
kullanıcı adlı bilgisayarda 06.01.2003 tarihinde oluşturulduğu, aynı
bilgisayarda 04.02.2003 tarihinde son defa kaydedildiği ve hiç
yazdırılmadığı, 



Gölcük’te bulunan taranmış gerçek belgenin ise 12.09.2002 tarihini taşıdığı ve
bu tarihin Yüksel Gürcan imzasının üstüne elle yazıldığı görülmektedir. 


BİR
BELGE ŞÖYLE HAZIRLANIR


Hepimizin bildiği üzere bir
belge önce bilgisayarda hazırlanır, sonra yazıcıdan çıktısı alınır, daha sonra
da imzalanır. Ama burada Yüksel GÜRCAN söz konusu çizelgeyi, bilgisayarda
oluşturulmasından en az 4 ay önce imzalamış ve hatta yazdırılmamış bir dokümanı
imzalamış görünmektedir. 


Ayrıca Mustafa Önsel ile
Yüksel Gürcan’ın aralarında bir emir komuta ilişkisi de yoktur. Her konuda
olduğu gibi bu hususu da art niyet ve önyargı sonucu askeri hiyerarşi dışında
bir yapılanma ile izah etmek isteyen vicdan yoksunları, izahlarının delilini de
ortaya koymak zorundadır.


Gerçek belge ile söz konusu
dijital verinin içeriği mukayese edildiğinde; çok sayıda farklılık olduğu
tespit edilmiştir. Gerçek belge ile benzeri dijital veri arasındaki
farklılıklar değerlendirildiğinde bu olaydaki tek gerçek sadece “bakın dijital
verilerin imzalıları da var” diyerek “sağlama” yapmak uğruna söz konusu
dijital verinin, gerçek belgeye bakılarak sonradan oluşturulmasıdır. Sahte
dijital verileri doğrulamak için bu alçakça sahtekârlık bile bile yapılmıştır.



Mahkeme ise bu konuyu gerekçeli(!) kararındaki “Dijital belgelerin ıslak imzalı olarak elde edilmiş olması, belgelerin
dijital ortamda hazırlandıktan sonra çıktılarının alınıp imzalanmak suretiyle
ilgili yerlere dağıtımlarının yapıldığı açıkça göstermektedir
” şeklinde
akıl ve mantıktan uzak ve tamamen varsayıma bağlı bir sonuca bağlamaktadır.


Maddi gerçeğe ulaşmak için bu
alçakça komployu yapan sahtekârları bulmak yerine; seçim yapılmadan ve hükümet
kurulmadan yaklaşmak 2 ay önce hazırlanmış bir belgeden hareketle bütün dijital
verilerin gerçek olduğunu iddia edecek şekilde gerekçeli (!) kararına; “Dijital
belgelerin ıslak imzalı olarak elde edilmiş olması” şeklinde bir ifadeyi
koyabilen bir mahkeme heyetinin tarafsızlığından, adaletinden, vicdanından ve
adil yargılama yaptığından bahsedilebilmesi mümkün müdür?



KAYNAK : GAZETEPORT