Balkanlar Karadeniz, Ege, Adriyatik denizlerine bitişik ve Akdeniz’in
ortasına uzanan bir yarımada olarak Orta ve Batı Avrupa’yı Asya’yla birleştiren
çok önemli coğrafi bir bölgedir. Bu özelliği ile gerek bölge içinde gerek
çevresinde yer alan ülkeler açısından hem güvenlik hem de ticaret yolları ve
her türlü ulaşım ve istikrar bakımından Balkanların jeopolitik değeri
yüksektir.


Tarih boyunca Balkanlar gerek kendi içindeki ihtilaflar gerekse dış
güçlerin bölgeyi kontrol etme hedefleri dolayısıyla çeşitli mücadelelere ve
karışıklıklara sahne olmuştur. Roma İmparatorluğu bölününce taksim hattı
Balkanların ortasından geçmiş, kuzey bölgesi Roma’ya güney kısmı Bizans’a
bağlanmıştır. Uzun yıllar sonra aynı hat Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile
Osmanlı İmparatorluğu’nu ayıran hat olmuştur. 19. asırdan itibaren
milliyetçilik hareketlerine sahne olan bölgede yeni bağımsız devletler
kurulmuştur.



Balkanlar tarih boyunca bizatihi iç dinamikleri ve dış etkiler nedenleriyle
Avrupa’nın en çok sorun üreten bölgelerinden birini oluşturmuştur. Bölgenin
istikrarını etkileyen iç dinamikler olarak etnik farklılıklar (Slav, Grek,
Bulgar, Türk, Çingene, Arnavut… gibi) ve inanç farklılıkları (Katolik,
Ortodoks, Müslüman) büyük rol oynamıştır. Bunlara dış dinamikler olarak Rusya,
Avusturya, Almanya ve İtalya’nın bölgeye yönelik etkileme faaliyetlerini
eklemek uygun olacaktır. Bütün bunlara ilaveten Balkan ülkelerinin birbirleri
veya komşuları ile olan toprak ve azınlık sorunlarından ileri gelen ihtilafları
eklendiğinde bölgenin durumu hakkında daha sağlıklı bir fikir edinmek mümkün
olacaktır. Bu cümleden olarak Türk-Yunan ihtilafları dışında
Macaristan-Slovakya, Macaristan-Romanya, Moldova-Romanya-Ukrayna,
Romanya-Ukrayna, Yunanistan-Arnavutluk, Yunanistan-Makedonya isim ihtilafı,
Bulgaristan ve Yunanistan’ın bizatihi Makedonya üzerinde emelleri, Sırbistan’ın
bağımsız Kosova’yı hala Sırbistan toprağı sayması, Bosna Hersek’in iç istikrarı
yönünden Hırvatlar ve Sırplarla anlaşmazlıklarını zikretmek mümkündür.



Yakın tarihte İkinci Dünya Savaşını takiben Balkanlar bölünmüş, bir kısmı
demir-perde gerisinde kalarak komünist rejimle idare edilmiştir. Bu dönem
bölgede etnik ve dini ihtilafların,  sınır değişiklikleri taleplerinin
uykuda olduğu devreye rastlamaktadır. Komünist rejimin çökmesi ve
Yugoslavya’nın dağılması bu rejime tabi kılınan Balkan ülkelerini totaliter
rejimden demokrasiye, merkezi planlamadan pazar ekonomisine geçme sorunları ile
karşı karşıya bırakmıştır. Bunlara ilaveten demokrasinin getirdiği hürriyet
havası aşırı milliyetçi duyguları harekete geçirerek bazı bölgelerde kanlı
çatışmalara ve ayrılıkçı eylemlere yol açmış, şiddet olayları bazı yerlerde
etnik temizliğe varan aşırılıkları tetiklemiş bulunmaktadır.  Bu olaylar
neticesinde yeni oluşumlar ortaya çıkarken büyük sefalete neden olan kitle
göçleri meydana gelmiştir.



Bu olaylar karşısında AB’nin ilk zamanlarda kendi üyelerinin farklı görüş ve
değerlendirmeleri nedeni ile olsa gerek oldukça pasif, buna karşın ABD’nin
etkisi ile NATO’nun daha faal bir tutum takınmış olduğu hatırlanacaktır. Bu
çerçevede NATO’nun Bosna-Hersek’te SFOR (sonra AB’nin kontrolünde EUFOR),
Kosova’da KFOR ve Makedonya’daki benzer barış gücü belirtilebilir. Ancak
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı olmadan Kosova’ya askeri müdahalede
bulunmuş olan ABD’nin zaman içinde  Irak işgalinin yarattığı sorunları
ileri sürerek bölgedeki varlığını azalttığını da kaydetmek yerinde olacaktır.
Ancak bunun bölge ülkelerinin ABD ile yakın ilişkiler sürdürmesine mani
olmadığı görülmektedir. Özellikle Kosova’da ABD’nin ülkenin kurtarıcısı ve
bağımsızlığının hamisi olduğu görüldüğü, Devlet kurumlarının birçoğunda Kosova
ve Arnavutluk bayraklarının yanı sıra ABD bayrağının da bulunduğu
görülmektedir.



Yugoslavya’nın parçalanmasını takiben Kosova ve Karabağ’ın da Sırbistan’dan
kopması ile Balkanlar yeni bir haritaya kavuşmuş olmaktadır. Sırbistan’ın bütün
engelleme çabalarına rağmen Kosova’yı bugün itibarı ile tanıyan ülkelerin
sayısı 95‘e (Kosova’nın iddiası 98 ülkedir) varmış olmakla beraber Rusya’nın
muhalefeti yüzünden Birleşmiş Milletler üyesi olamamıştır. Rusya, Sırbistan’la
özel yakın ilişkileri nedeni ile Kosova’yı tanımamaktadır. Sırbistan ile ilişkileri
normalleştirme amacıyla AB’nin kolaylaştırıcılığında Belgrad-Piriştine diyalog
süreci Mart 2011’de başlatılmıştır. Süreç halen devam etmektedir. 1999’da NATO
harekâtında aktif görev alan Türkiye, gerek Kosova gerek Karadağ’ı ilk tanıyan
ülkelerden biri olmasına rağmen Sırbistan ile sürdüregeldiği yakın ilişkileri
idame ettirme başarısını göstermiştir. Bilindiği üzere Türkiye, Sırbistan’ı
bölgenin kilit ülkesi olarak görmektedir.



AB ve NATO’nun uzun vadede Avrupa’nın düzen ve istikrarına da bir tehdit
oluşturabilecek bu çatışmalı ve güvensiz bölgeyi zaman içinde kontrol altına
almak ve istikrara kavuşturmak amacı ile Balkanlarda yer alan ülkeleri Avrupa
ve Atlantik kuruluşları ile son merhalede üye yapmak vaadi ile çeşitli
derecelerde irtibatlandırmaya yöneldiği anlaşılmaktadır. Bu konuda Bulgaristan
ve Romanya’nın AB ve NATO’ya üye  olmalarının irili ufaklı diğer ülkeleri
de derinden etkileyip teşvik ettiği görülmektedir. Nitekim bölgenin hemen bütün
ülkelerinin çeşitli statülerle Avrupa-Atlantik kuruluşlarının şemsiyesi altına
girme yarışında oldukları izlenmektedir. Bu çerçevede Türkiye’nin AB üyeliği
açısından ana engel olan Kıbrıs ve diğer hususların yanı sıra bu zorunlu
büyümenin de bir rolü olup olmadığı sorusu da akla gelmektedir. Balkanlarda esen
bu yeni havanın şiddet olaylarını büyük ölçüde önlediği ve şiddet olaylarının
yerini göreceli şekilde istikrara bıraktığını söylemek yanlış olmayacaktır.



Bugün Balkanların giderek çoğulcu demokrasi alanında belirli bir mesafe aldığı,
mahalli ve genel seçimlerin muntazam aralıklarla ve dürüst şekilde yapıldığı,
barış ve istikrar yönünden küçümsenmeyecek adımlar atıldığı, genel olarak insan
ve azınlık hakları yönünden şikâyet duyumları alınmadığı izlenmektedir. Hemen
tüm Balkan ülkelerinde bulunan Arnavut azınlıklarına rağmen Arnavutluk’un
eskiden zaman zaman ortaya attığı Büyük Arnavutluk söyleminden uzak durmaya
itina gösterdiği görülmektedir. Bugün yakın tarihte ilk defa Balkanların Doğusu
ve Batısı ile Avrupa-Atlantik kuruluşlarının çatısı altında toplanmakta
oldukları görülmektedir. Bunun demokratik değerlerin yerleşmesi insan haklarına
özellikle azınlık haklarına saygının geliştirilmesi bakımından önemi büyüktür.
Bu olumlu gelişmelere rağmen  ülke ekonomilerinin kırılganlığı, işsizlik
oranlarının azaltılamaması, rüşvet ve yolsuzlukların önlenememesi, tasarruf
eksikliği nedeni ile yatırımlara yöneltilecek sermaye bulunamaması, yabancı
yatırımlarına duyulan büyük ihtiyaç ortada durmaktadır. Alınan dış yardımların
halkın hayat standardını fazla etkilemediği de bir vakıadır.  Ekonomik
problemlerin özellikle yüksek oranlardaki işsizliğin devam etmesi halinde
ileride ülkelerin iç istikrarları bakımından bir tehdit oluşturması muhtemel
görülmektedir. Diğer taraftan, bölge ülkeleri arasında güvene dayalı bir işbirliğinin
de yaşama geçirildiğini söylemek güçtür.



Balkanların önemli bir ülkesi olan Yunanistan, 2010 ve 2011 yıllarında
geçirdiği ağır ekonomik/mali krizde AB, Avrupa Merkez Bankası ve IMF
troykasınca sağlanan krediler karşılığında talep edilen sıkı tedbirler nedeni
ile ciddi sosyal huzursuzluklarla karşı karşıya kalmış, 2012 Mayıs ayında
düzenlenen seçimlerin Hükümet kurulmasına izin vermemesi  üzerine Haziran
ayında yenilenen seçimlerden Yeni Demokrasi Partisi önderliğinde PASOK ve
Demokratik Sol’un katılımı ile bir koalisyon Hükümeti kurulabilmiştir. Bu arada
çeşitli partilerden seçime katılan 3 soydaşımız da Parlamento’ya girmiş
bulunmaktadır. Ülkede durum ciddi ve gergindir. Hükümete karşı devam eden geniş
gösteriler ışığında Hükümetin akıbeti hakkında bugünden bir öngörüde bulunmak
güç görünmektedir.



Türkiye’nin Yaklaşımı



Türkiye’nin bölge ile sosyal, kültürel tarihi ilişkileri çok eskilere
uzanmaktadır. Halen hemen bütün Balkan ülkelerinde çeşitli boyutlarda Türk
azınlıkları varlıklarını sürdürmektedir. Ayrıca, bugünkü Türkiye nüfusunun bir
kısmının atalarının da çeşitli tarihlerde Balkanlardan göç etmiş olduğu
bilinmektedir.



Yunanistan’daki Türk varlığı hariç halen Bulgaristan’da 600.000’e yakın,
Makedonya’da 80.000 civarı, Kosova’da 20.000 ve Romanya’da 28.000 kadar Türk
yaşamaktadır. Kosova’da Türklerin dışında Türkçe konuşanların sayısının 300.000
kadar olduğu sanılmaktadır. Bu Türk topluluklarının geçmişle kıyaslandığında
kayda değer bir sorunları olmadığı gibi yaşadıkları ülkelerde siyasi hayata da
katıldıkları görülmektedir.  Bu çerçevede Bulgaristan’da 2 siyasi partinin
Halk ve Özgürlükler Hareketi ile Hürriyet ve Şeref Halk partisi, Romanya’da
Romanya Türk Birliği, son olarak 2010’dan beri Türkçenin resmi dil olarak kabul
edildiği Makedonya’da Türk Milli Birlik Hareketi Partisi ile Türk Demokratik
Partisi’nin, Kosova’da da Kosova Demokratik Türk Partisi ile Kosova Türk
Birliği Partisi’nin faal oldukları belirtilebilir. Ayrıca TİKA’nın bölge
ülkelerinde çeşitli kültürel projeleri hayata geçirdiği, bu meyanda Bükreş ve
Köstence’de Yunus Emre Kültür Merkezlerinin kurulduğu bilinmektedir. 



Bölge’deki Türk varlığının dışında Balkanların stratejik ve istikrar/güvenlik
yönlerinden önemine ilaveten Türkiye’nin Batı Dünyası ile kara, deniz ve hava
ulaşımı,  ticaret ve enerji nakil yollarının buradan geçmesinin Balkanlara
ayrı bir değer kazandırdığı da bir vakıadır. Yakın geçmişte bu konularda
çekilen sıkıntılar ve zaman zaman gündeme gelen ilave mali külfet
hatırlanacaktır.



Türkiye yeni kurulan bölge ülkelerinin istisnasız hepsi ile bağımsızlıklarının
hemen akabinde ilişki kurmuş ve alakalı başkentlerde mukim Büyükelçilikler
açmış ve bu ülkelerle muntazam bir şekilde devlet başkanı, başbakan ve başta
dışişleri bakanı olmak üzere çeşitli Bakanlar seviyesinde temaslarını
sürdürmektedir. Türkiye bu ülkelerin Avrupa-Atlantik Kurumları ile
bütünleşmelerini desteklemiş özellikle Bulgaristan ve Romanya’nın NATO üyeliği
konusunda faal bir rol üstlenmiştir. Türkiye’nin Bosna-Hersek’in barış ve
istikrarı yönünden Türkiye-Bosna Hersek-Sırbistan arasında 3’lü bir danışma
mekanizmasını 2009 yılında harekete geçirdiğini, bugüne dek 6 toplantının
gerçekleştiği, bunu takiben paralel bir danışma mekanizmasını da Türkiye-Bosna
Hersek-Hırvatistan arasında 2010 yılında hayata geçirdiği bilinmektedir. Bu
görüşmelerin hedefi Bosna-Hersek’te siyasi kanatlar arasında ülkenin geleceği
yönünde ortak bir vizyon sağlamak olduğu anlaşılmaktadır.



Türkiye bölgede barış ve istikrarı sağlamak üzere kurulan bütün oluşumlara faal
olarak katılmış ve elan da katılmaktadır. Bu çerçevede SFOR’a ilk dönem 1500
(bilahare EUFOR’a  500), KFOR’a 750 kişilik askeri güçle katılmış,
Makedonya’daki AB Gücüne 2 timle iştirak ederken Üsküp ve Tiran’daki NATO
Karargâhlarında da askeri personel bulundurmaktadır. Bunlara ilaveten Türkiye,
bölge ülkeleri arasında işbirliğini geliştirecek tüm bölgesel kuruluşlara da
katılmış olup bu arada Güneydoğu Avrupa İşbirliği Sürecine etkin biçimde
katkıda bulunmaktadır.



Türkiye’nin bölgeye yönelik politikasını barış ve istikrarın 
yerleştirilmesinin, ülkeler arasındaki işbirliğinin mümkün olan her alanda
geliştirilmesi, demokratik değerlerin insan ve azınlık haklarının desteklenmesi
ve bu konularda imkânlar nispetinde gerekli katkıların yapılması olarak özetlemek
mümkündür. Türkiye bu politika çerçevesinde bölge ülkeleri ile siyasi
ilişkilerini geliştirirken ticari ve ekonomik ilişkilerini çeşitlendirip
artırmaya çalışmaktadır. Aşağıda bölge ülkelerinin genel verileri ve Türkiye
ile ticaretine ilişkin rakamları içeren bir tablo görülecektir. Tabloda yer
alan değerlerinin bazılarının 2011 bazılarının da 2012 yılına ait takribi
değerler olduğunu belirtmek uygun olacaktır. Türkiye’nin bölge ülkelerinde bu
ülkeler yönünden önemli sayılabilecek çeşitli özel sektör yatırımları
bulunmaktadır. Bu çerçevede Kosova’daki özel sektör yatırımlarının 1 milyar
Avro’ya yaklaştığı, İş Bankası ile TEB’in şubelerinin bulunduğu ayrıca bir Türk
şirketinin % 60 ortağı olduğu bir Arnavutluk bankasının (BTK) 23 şubesi ile
ülkede faaliyet gösterdiğini, Makedonya’daki yatırımların 75 milyon Avro
olduğunu kaydetmek mümkündür. Kosova’daki yatırımlar ile ilgili olsa gerek bu
ülkede 2400 Türk vatandaşının da yaşadığı belirtilmektedir. Ayrıca Türk özel
sektörünün bölgedeki taahhüt işlerinin de önemli rakamlara ulaştığı
anlaşılmaktadır.



Yunanistan ile ilişkiler 1999’dan itibaren işbirliği ve diyaloga dayalı yeni
bir döneme girmiş, bu arada Sayın Başbakan’ın 2010 yılında Atina’ya yaptığı
ziyaret sırasında Dışişleri Bakanının yanı sıra çeşitli Bakanların katıldıkları
Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’nin  (YDİK)  ilk toplantısı yapılmış
ve çeşitli alanlarda işbirliğini öngören 22 mutabakat metni imzalanmıştır.
Ancak bundan kısa süre sonra patlak veren ekonomik/mali kriz nedeni ile YDİK’in
ikinci toplantısı yapılamamıştır. İki ülke arasında bulunan karasularının
genişliği, kıta sahanlığı, Ege Adalarının silahlandırılması, Coğrafi
Formasyonlar, hava sahası sorunlarının iki ülke Dışişleri arasında yürütülen
İstikşafi Görüşmelerde ele alınmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu konularda
herhangi bir açıklama yapılmamakla birlikte İstikşafi Görüşmelerin her şeye
rağmen devam ettiği, son olarak 54’ncü turun 28 Ocak 2013 tarihinde Atina’da
yapıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca Türkiye ile Yunanistan’ın Ege Denizinde
sürdürdükleri askeri faaliyetler sırasında zaman zaman yaşanan ve sıcak
çatışmaya dönüşebilme riski taşıyan gerginliklerin önlenmesi amacıyla 1999’dan
bu yana 29 güven arttırıcı önlem kabul edilmiştir. Bugün itibari ile bu konuda
gündemde bulunan herhangi bir öneri bulunmamaktadır. Son olarak Yunanistan
Dışişleri Bakanı Avramapulos 15 Şubat 2013 tarihinde bir günlük çalışma
ziyareti için Ankara’ya gelmiştir. Yapılan açıklamaya göre iki bakan arasındaki
görüşmelerde esas itibari ile 5 Mart 2013 tarihinde Ankara’da toplanacak olan
Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantısında gündeme alınacak konular ile
ilgili olarak hazırlanan anlaşmaların ele alındığı, ayrıca Türkiye-AB
ilişkileri ile bölgedeki gelişmeler hakkında görüş alış verişinde bulunulduğu
anlaşılmaktadır.



Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana Türkiye’nin Balkan politikasının
başarılı olduğu görülmektedir. Ancak bütün Balkan ülkelerinin AB üyesi olma
yolundaki gelişmenin ister istemez Türkiye’nin bölge ülkeleri ile ilişkilerinin
tam potansiyeline ulaşmasını engelleyeceği açıktır.



*Dış
Politika ve Savunma Araştırmaları Grubu: Başkan: İlter Türkmen, Büyükelçi
(E)-Dışişleri Eski Bakanı, Bşk. Yrd. Salim Dervişoğlu Oramiral (E), Üyeler;
Oktar Ataman Orgeneral (E), Cemil Şükrü Bozoğlu Tuğamiral (E), M. Doğan
Hacipoğlu Tümamiral (E), Oktay İşcen Büyükelçi (E), Güner Öztek Büyükelçi (E),
Seyfettin Seymen Hv. Tümgeneral (E), Necdet Timur Orgeneral (E), Turgut Tülümen
Büyükelçi (E)