Prof. Dr. İrfan
Kaya Ülger : COVİD-19 AB’Yİ FETRET
DEVRİNDE YAKALADI


3 Mayıs 2020


AB’nin bütünleşme ve dayanışma ruhu, yaklaşık 15
yıldır büyük bir yıpranma ile karşı karşıyadır. Koronavirüs salgınında AB üyesi
ülkelerin birbirlerine karşı bigane kalmalarının temel sebebi, Avrupa
bütünleşmesi ruhunun yıpranmış olmasıdır. AB, bir ara dönem (fetret devri)
yaşamaktadır.


Koronavirüs (Covid-19) salgını iki aydan beri tüm
dünyanın en önemli gündem maddesi haline gelmiş durumda. Salgının etkilerini
sınırlı tutmak için çaba gösteren hükümetler bu kapsamda vatandaşların hareket
kabiliyetini kısıtlama ve karantina uygulamasına önem veriyorlar. Salgından en
fazla etkilenen ülkelerin ABD, İngiltere, İtalya ve İspanya gibi gelişmiş
dünyadan olması da ilginç bulunurken, aralarında İran ve Rusya gibi ülkelerin
yer aldığı bir grup ülkenin resmi verileri şüphe uyandırıyor. Ayrıca
koronavirüs salgınının sağlık altyapısı güçlü olmayan Afrika, Latin Amerika ve
Hindistan gibi ülkelere yayılmasından endişe ediliyor.


Kamuoyunda, kitle iletişim araçlarında ve yeni medya
platformlarında salgının ne zaman sona ereceği ve ayrıca insani, siyasi,
ekonomik ve psikolojik etkilerinin neler olacağı biteviye tartışılıyor.
Salgının bir milat olarak kabul edilmesi ve bundan sonra hiçbir şeyin eskisi
gibi olmayacağı hususunda örtülü bir görüş birliği sağlanmış durumda. Tartışmalarda
sıklıkla dile getirilen hususlardan biri de Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin
salgın ile mücadelede dayanışma ortaya koyamadığı ve bu durumun doğal bir
sonucu olarak da Avrupa bütünleşmesinin dağılma ve parçalanma yoluna girdiği
şeklindeki düşünce. Bu görüşü sadece komplo teorisyenleri gündeme getirmiyor,
kanaat önderleri tarafından yapılan değerlendirmelerde ve muteber yayın
organlarında da benzer fikirler beyan ediliyor. Hızını alamayan bazı
yorumcular, koronavirüs salgınının sona ermesinin ardından ABD ve AB’nin
küresel siyasette güç ve nüfuz kaybedeceği, yerlerinin hızlı bir şekilde Rusya
ve Çin tarafından doldurulacağını öne sürüyorlar.


Maskelere el koyan Fransa

Koronavirüs salgınıyla başlayan maske savaşları AB’ye üye ülkeler arasında
devam ediyor. İtalya ve İspanya için Çin’den sipariş edilen maskelere Fransa el
koymuş ancak sonrasında diplomatik çabalarla maskelerin yarısı iade edilmişti.


Geleceğe Dair Görüşler

Bu çalışmada evveliyatla koronavirüs salgını karşısında AB’nin neden etkili bir
ortak politika oluşturamadığı sorusuna cevap aranacaktır. İkinci olarak, Avrupa
bütünleşme hareketinin salgın sonrasında nasıl bir yöne gideceği üzerinde
durulacak, AB’nin dağıldığı veya dağılma arifesinde olduğu şeklindeki
görüşlerin gerçeklik temelleri sorgulanacaktır. Avrupa ülkelerinin salgından
farklı oranlarda ve derin biçimde etkilendikleri bir vakıa olarak orta
yerdedir. Bu etkinin gelecekte nereye kadar gideceği konusunda bir öngörüde
bulunabilmek için öncelikle koronavirüsün ne olduğu sorusunun cevaplandırılması
gerekmektedir. Bu noktada, hariçten gazel okuyanların fikirleri göz ardı
edilerek tıp ve biyoloji alanında derinlemesine bilgi sahibi olanların
görüşlerine itibar edildiği taktirde dahi bir neticeye ulaşılması mümkün
olmamaktadır.


Zira uzmanlar arasında hem salgının kökenleri
konusunda hem de etkilerinin ne zamana kadar devam edeceği, ne şekilde ortadan
kalkacağı ve hatta kalkıp kalkmayacağı hususunda görüş ayrılıkları var. Bir
grup bilim adamı salgının spontane bir gelişme olduğunu, bu kategori salgınların
100 yıl aralıklarla meydana geldiğini öne sürerken, daha başkaları salgının
kurgulandığına ve insanlığın biyolojik bir silahla karşı karşıya kaldığını
iddia ediyorlar. Koronavirüsün Çin yönetiminin bir kurgusu olduğunu öne
sürenlerin görüşleri kamuoyunda giderek artan ölçüde kabul görüyor. Fotoğrafın
tamamı görülemediği için bu tip değerlendirmeleri ihtiyatla karşılamak
gerekiyor.


Bilim adamları tünelin ucundaki ışığın henüz
görünmediği mevcut koşullarda salgının geleceği konusunda da farklı görüşler
ileri sürüyorlar. Geleceğe yönelik tahminler iyimser, ihtiyatlı iyimser ve
kötümser grup olarak üç ana kategoriye ayrılıyor. İlk grupta olanlar, salgının
hızının mayıs veya haziran sonunda kesileceği ve hayatın normale döneceğini öne
sürerken, ikinci gruptakiler salgının sona ermesi için aşının bulunması ve
yaygın biçimde kullanımını zorunlu görüyor ve bunun da bir yıl veya 18 ay
sürebileceği görüşünü savunuyorlar. Son grupta yer alanlar ise koronavirüsün
biteviye mutasyona uğradığı ve denetimden çıktığını iddia ediyorlar. Eski güzel
günlerin geride kaldığı, bundan sonra hayatın genel olarak evlerde devam
edeceğini vurguluyorlar. Yukarıda sıralanan görüşlerin yazılı ve görsel basında
7 gün 24 saat boyunca gündemde tutulması ise bir yönüyle insanların koruyucu
sağlık alanında bilinçlenmelerine neden olurken öte taraftan kaygı ve panik
yaşanmasına ve psikolojik sorunlara kapı aralanmış olmaktadır.


Virüse Karşı Bir Olamamak

Salgından dünyada en fazla etkilenen ülke ABD olurken, ikinci sırada Avrupa
ülkeleri yer alıyor. 22 Nisan 2020 verilerine göre Avrupa ülkelerinde virüse
yakalananların sayısı İspanya’da 208 bin, İtalya’da 187 bin, Fransa’da 159 bin
ve Almanya’da 150 bin olarak tespit edilmiş. Anılan ülkelerdeki ölüm rakamları
ise aynı sıraya göre 21 bin 700, 25 bin, 21 bin 300 ve 5 bin 300 şeklindedir.
Salgından en derin biçimde etkilenen ülkeler İspanya ve İtalya olurken, Almanya
güçlü sağlık sistemi ve başarılı kriz yönetiminin sonucu olarak kayıplarını
asgari seviyede tutmayı başarmıştır.


Peki AB ülkeleri koronavirüs salgınına karşı neden
etkili bir ortak politika ortaya koyamadı? Bunun bir düzineye yakın sebebi var.
Öncelikle şu tespiti yapmak gerekmektedir; salgınla birlikte AB büyük bir
meydan okuma ile karşılaşmıştır. Avrupa ülkelerinde ulusal sağlık sistemleri
salgına hazırlıksız yakalanmış ve esas itibarıyla yetersiz kalmıştır. 22 AB
ülkesi ve EFTA ülkelerinde sınır geçişlerini ortadan kaldıran Schengen sistemi
salgın nedeniyle devre dışı bırakılmıştır. Kişilerin seyahat özgürlüklerine
kısıtlama getirilmiş ve tüm bunların neticesi olarak da can kayıplarına ilave
olarak büyük bir ekonomik kayıp yaşanmıştır. AB üyesi ülkelerde yaşayanlar
sağlıklarından ve geleceklerinden endişe etmeye başlamışlardır. Mülteci krizi
esnasında görülen dağınıklık ve karmaşa, koronavirüs salgını ile birlikte daha
geniş ölçekte tekrarlanmıştır.


Salgının başında İngiltere ve Fransa, tıbbi malzeme
ihracatını yasaklamıştır. İtalya ve İspanya’nın yardım çağrılarına birlik
üyelerinden cevap verilmemiş, bu ülkelere tıbbi destek yardımını aralarında
Türkiye’nin de yer aldığı üçüncü ülkeler sağlamıştır. Tüm bu gelişmelere tepki
olarak kimi ülkelerde vatandaşlar ve siyasiler AB aleyhine açıklamalar
yapmışlardır. İtalya’da mavi zemin üzerinde 12 yıldızdan oluşan AB bayrağı
yakılmıştır. İçeriden ve dışarıdan pek çok kişi ve siyasi yetkili, AB’nin
fiilen ortadan kalktığını beyan etmiştir. Bu arada AB kurumlarının yöneticileri
de çeşitli platformlarda beyanatlarda bulunmuş ve krizin etkilerini
sınırlandırma çabası göstermişlerdir. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der
Leyer, Bakanlar Konseyi Başkanı Charles Michel ve yüksek temsilci Joseph
Borrel’in değişik vesilelerle yaptıkları açıklamalar, salgınla birlikte daha da
güçlenen AB kötümserliğini aşmak için yeterli olmamıştır.


AB’nin koronavirüs salgını karşısında etkili bir
varlık gösterememesinin temel sebeplerinden biri AB sisteminde yetki devrinin
sağlık sektörünü içermemesidir. Bir başka şekilde ifade etmek gerekirse AB
bütünleşme hareketi halen oluşum halindedir. Ülkeler ulusal egemenlik alanında
bulunan yetkilerin bir kısmını AB kurumlarına tedricen devretmektedir. Ticaret,
tarım, rekabet ve taşımacılık gibi alanlarda yetki devri yapıldığı için bu
alanlarda AB düzeyinde ortak politika uygulanmaktadır. Buna karşılık aralarında
sağlık sektörünün de yer aldığı kimi alanlarda yetki devri yapılmamıştır. Bu
nedenle AB ülkelerinde sağlık alanı ulusal hükümetlerin sorumluluk alanında
bulunmaktadır. Dolayısıyla sağlık alanında ortak politika olmadığı için AB
kurumlarının bu olanda somut bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Üye ülke
hükümetlerinin ulusal sağlık kapasiteleri ise salgın karşısında yetersiz
kalmıştır.


İtalya’da vatandaşlar AB bayrağını yaktı

AB’nin koronavirüsle mücadelede destek vermediği İtalya’da vatandaşlar AB
bayrağını yaktıkları videolar yayımlamaya başladı. Aynı zamanda birçok yerde AB
bayrağının indirilip yerine Çin veya Rusya bayrağının konduğu görüldü.


AB “Fetret Devri” Yaşıyor

AB’nin salgın karşısında etkili varlık gösterememesinin ikinci sebebi ise
bütünleşme ruhunun yıpranmış olmasıdır. Temelleri 1951 Paris ve 1957 Roma
Antlaşmalarına dayanan AB hareketi, esas itibariyle ekonomik bütünleşme yoluyla
siyasi birliği sağlamak isteyen politik bir harekettir. Başlangıçtan bugüne
kadar bu hedef doğrultusunda faaliyet gösterilmiştir. Aksayan alanlarda kurucu
antlaşmaların günün koşullarına uyarlanmış ve hedefe ulaşmak için kullanılacak
araçlar yeniden tanımlanmıştır. Avrupa bütünleşmesi bir yandan üye devletler
arasında iş birliği alanlarının genişletilmesi anlamında derinleşme, öte yandan
yeni devletlerin katılımı ile genişleme olmak üzere iki ana doğrultuda
ilerlemiştir. 2000’lerin başında yerel ve küresel siyasal sorunların bir
yansıması olarak AB bütünleşmesi duraklama dönemine girmiştir. Yeni koşullarda
ise tek devlete gidiş hedefinin canlı olduğu dönemlerde benimsenen ortak ülkü
ve ideallerin yerini ulusal hedefler almıştır. Bir başka şekilde ifade etmek
gerekirse, koronavirüs salgınında AB üyesi ülkelerin birbirlerine karşı bigane
kalmalarının temel sebebi, Avrupa bütünleşmesi ruhunun yıpranmış olmasıdır. AB,
yaklaşık 15 yıldır bir ara dönem (fetret devri) yaşamaktadır.


Üye ülkelerde milliyetçiliğin güçlenmesi, yabancı
düşmanlığı ve islamofobinin artması, mülteci sorunu ve ırkçılık, son olarak da
ekonomik sıkıntılar, Avrupa ülkelerinde AB kötümserliğinin yayılmasına yol
açmıştır. Fetret devri, 2004’te aynı anda 10 ülkenin AB’ye üye kabul
edilmesiyle başlamıştır. Bu ülkelerden 8 tanesi demokrasi, hür dünya ve pazar
ekonomisi tecrübesi olmayan komünist geçmişi olan ülkelerdir. Bunlara 2007’de
Bulgaristan ve Romanya da dahil olmuştur. Ardından 2005’te geleceğin birleşik
devletlerinin temel metni olan AB anayasası, iki kurucu ülke olan Fransa ve
Hollanda tarafından reddedilmiştir. 2008’deki küresel ekonomik krizin AB’nin
avro bölgesine etkileri de fetret devrinin uzamasına zemin teşkil etmiştir.


Tüm bunların bileşkesi olarak Avrupa genelinde yabancı
düşmanlığı ve ırkçılık artmış, AB üyesi olmayan İsviçre’de bile minarelerin
kaldırılması için referanduma gidilmiştir. Netice olarak AB bütünleşme ve
dayanışma ruhu, yaklaşık 15 yıldır büyük bir yıpranma ile karşı karşıyadır. Üye
ülke halkları hem yabancılara hem de birbirlerine karşı mesafeli bir yaklaşım
içerisine girmişlerdir. Bütünleşmenin kuramcılarının tüm çaba ve gayretlerine
rağmen Avrupa üst kimliği oluşturma ameliyesi yarım kalmıştır. Mülteci akınının
ardından ırkçı ve yabancı düşmanı görüşler Avrupa ülkelerinde yaygınlaşmıştır.
Öte yandan da aşırı eğilimli siyasal partilerin ardındaki kamuoyu desteği ve
bunların ulusal ve uluslararası platformlarda temsili güçlenmiştir. Önceden
marjinal konumda bulunan ırkçı partiler lokal ve Avrupa Parlamentosu
seçimlerinde güçlü performans ortaya koymuşlardır. Bu gelişmeler ortak Avrupa
ülküsüne zarar vermiştir. Bunun doğal bir sonucu olarak da ulus üstü düşünce
zayıflamış, Avrupa kuşkuculuğu güçlenmiştir. Arap Baharı sonrası mülteci krizi
ve ardından İngiltere’nin AB’den ayrılması (Brexit), Avrupa devletleri ve AB
kurumlarının koronavirüs saldırısına hazırlıksız yakalanmalarına neden
olmuştur. Tüm bu gelişmelerin bir başka negatif sonucu da Orta ve Doğu Avrupa
ülkelerinde demokratik olmayan totaliter anlayışların güçlenmesi olmuştur.


Yeniden Yapılanma Hamlesi

Tüm bu negatif gelişmelere rağmen AB organları ve kurumlarının, Avrupalı
siyasilerin yaşananlardan ders çıkararak bütünleşmeye yeni bir ivme
kazandıracak adımlar atma ihtimalinin güçlü olduğunu söylemek mümkün. Bu
kapsamda yeni bir Marshall Planı oluşturulması yönündeki çağrılar önemlidir ve
esasen ilk adım olarak da avro bölgesi maliye bakanları toplantısında krizle
mücadele için 500 milyar avro tutarında bir kaynak oluşturulması kararı
alınmıştır. AB’nin önceki dönemlerde yaşanan krizlerden ders çıkararak yeniden
yapılanmasının yeni koşullarda bir kez daha tekrarlanacağı anlaşılmaktadır.


Bu kapsamda koronavirüs salgını sonrasında beklenen
bir diğer önemli adım, sağlık alanında reforma gitmek olacaktır. Bir başka
şekilde ifade etmek gerekirse, salgın sonrasında AB’nin bir numaralı önceliği,
hükümetlerin kontrolünde olan sağlık sektörünün yetki devri yapılmak suretiyle
ortak politika alanına taşınması olacaktır. Dolayısıyla AB’nin krizden alacağı
en önemli dersin yakın gelecekte Ortak Sağlık Politikası hedefini
gerçekleştirmek olduğunu söylemek mümkündür. Koronavirüs sonrası evrede AB
bütünleşmesinin ortadan kalkacağı şeklindeki görüşlerin gerçeklik temelleri
bulunmamaktadır. AB’nin gelecekte nasıl bir reform ve yeniden yapılanma
hedefine yöneleceği ise üye devletler arasındaki müzakerelerin sonucunda
netleşecektir.


LİNK : https://kriterdergi.com/dosya-guc-dengesinin-degisimi/koronavirus-abyi-fetret-devrinde-yakaladi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet