SON DAKİKA

16:21 - JİTEM DOSYASI /// VİDEO : TERÖRİSTLERİN GÖRMEKTEN BİLE KORKTUĞU EFSANE KOMUTANLAR – EŞREF BİTLİS VE EKİBİ

16:05 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : En Ölümcül Helikopter Kayıpları

17:07 - JİTEM DOSYASI /// Sedat Peker’in iddiaları : JİTEM davalarında son durum ne ?????

17:13 - HAVACILIK DOSYASI /// VİDEO : ÜCRETSİZ DRONE EHLİYETİ NASIL ALINIR ????? DRONE LİSANS BAŞVURUSU – İHA-1 / İHA-0)

15:25 - HAVACILIK DOSYASI : Pilot Otorotasyon Eğitimi mi Yapıyordu ???

20:32 - HAVACILIK DOSYASI /// E. Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : Atatürk Havalimanı eski statüsüne yeniden kavuşturulmalıdır

17:00 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : NATO’nun gayrimeşru çocuğu : Gladyo

09:30 - GLADYO DOSYASI /// CEYHUN BOZKURT : GLADYO UNSURLARI ÜLKEMİZDE YENİDEN BİR DİZAYN PEŞİNDE !!

16:24 - HAVACILIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Ölümcül Robinson R-44 Kazası

05:26 - HAVAYOLLARI DOSYASI /// VİDEO : Yolculara Asla Söylenmeyen 15 Uçuş Sırrı

15:19 - GLADYO DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : Kasaturadan kuantum fiziğine Gladyo

15:43 - DENİZLERİMİZ DOSYASI : TARİHİN FIRTINALI SAYFALARINDAN * ERTUĞRUL FIRKATEYNİNİN TRAJİK YOLCULUĞU – (Bölüm I – II – III – IV)

22:30 - GLADYO DOSYASI /// Hikmet Çiçek : BİR GLADYO OPERASYONU KIZILDERE VE SAMANLIKTA SAKLANANLAR !!!

14:15 - KONTRGERİLLA DOSYASI : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU “YEŞİL” KOD ADLI MAHMUTT YILDIRIM İLE İLGİLİ 40 YILLIK SIRRI AÇIKLIYOR

09:18 - DUYURU : ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU’NUN VERDİĞİ BİLGİLER İLE İSTANBUL’DA 2 UYUŞTURUCU ŞEBEKESİ ÇÖKERTİLDİ. İŞTE YAZIŞMALAR !!!!!

08:09 - TAZİYE MESAJI : Teröristler tarafından döşenen el yapımı patlayıcının patlaması sonucu UZM. ÇVŞ. YUNUS EMRE YALMAN adlı askerimiz Şehit oldu. 1 askerimiz yaralandı.

19:00 - TAZİYE MESAJI : Tunceli’de Eren- 7 Operasyonunda yaralanan Jandarma Uzman Çavuş Burak Tortumlu hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.

18:22 - AK PARTİ DOSYASI /// MÜYESSER YILDIZ : Erdoğan’ın Abisi İsmail Kahraman’ın Başkenti Neresi ???

18:17 - GÜNDEM ANALİZİ /// MÜYESSER YILDIZ : 82’nci Vilayetimiz Kerkük “Bölücü Kebapçılardan” Daha Mı Önemsiz ???

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

KITALAR & BÖLGELER : AVRASYA & ATLANTİK & OKYANUSYA

AVRASYA BÖLGESİ DOSYASI /// FERİT TEMUR /// KREMLİN’İN YENİ MİNİ – SSCB PROJESİ : AVRASYA EKONOMİK BİRLİĞİ

KITALAR & BÖLGELER : AVRASYA & ATLANTİK & OKYANUSYA
Bu haber 24 Eylül 2020 - 9:40 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

FERİT
TEMUR /// KREMLİN’İN YENİ MİNİ – SSCB PROJESİ : AVRASYA EKONOMİK BİRLİĞİ







Rusya Federasyonu (RF) Devlet Başkanı Vladimir
Putin tarafından ulusal basına verilen son televizyon mülakatının dış politika
gündeminin odağında Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) yer almıştır. Konuya ilişkin
Putin, “Sovyetler
Birliğinin ve Sovyet İmparatorluğu’nun yeniden canlanma olasılığına karşı var
olan bazı fobilere ve korkuya rağmen eski Sovyet cumhuriyetlerinin AEB çatısı
altında karşılıklı yarara dayalı bütünleşmeye gitmesi kaçınılmaz olarak devam
ediyor
” açıklamasını yapmıştır.[1]
Pekiyi Rus liderce açıkça Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)
anıştırması yapılan AEB nedir? Gerçekten yeni bir SSCB olma yolunda ilerleyen
ulusüstü bir oluşum mudur? Bu yazıda Rus dış politikası kapsamında AEB’in kısa
tarihi arka planı, oluşum süreci ve örgüt yapısına yer verilmesi ve Rus
stratejik çıkarları için öneminin nesnel bir analizinin yapılması
amaçlanmıştır.


Soğuk Savaş Sonrası Rus Dış Politikası


1991 yılında
SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın dağılması, tarihe Soğuk Savaş olarak geçen iki
kutuplu dünya sisteminin de son bulmasına yol açmıştır. Bu dönemde ülkenin
siyasal aranasında güç kazanan Zapadniki (Batı yanlıları) Ruslar, kuruluş amacı
komünizmle ve Sovyet yayılmacılığıyla mücadele olan Kuzey Atlantik Antlaşması
Örgütü’nün (NATO) varlık nedeninin ortadan kalkmasıyla kendini lağvedeceğini ve
pazar ekonomisine geçen yeni Rusya’yı da kapsayacak “Ortak Avrupa Evi’nin”
(Obşiy Evropeyskiy Dom) kurulacağını varsaymışlardır. Dahası, yine Rusların
iddiasına göre, SSCB’nin dağılma sürecinde Batılı ülkelerle kapalı kapılar
ardında yürütülen müzakerelerde Kremlin yönetimine Rusya ekonomisinin
toparlanması için ihtiyaç duyulan maddi ve teknik yardımların yapılacağı da vaat
edilmiştir. Nitekim “Sovyet deneyinin” ardından yaşanılan sosyo-ekonomik
çöküntü koşullarında Batıyla daha fazla rekabet etmek yerine işbirliğine
yönelen Moskova, bu süreçte Boris Yeltsin liderliğinde 1991–93 yılları arasında
Atlantikçi
bir dış politika izlemiş; Amerika Birleşik Devletleri (ABD) de eski Sovyet
coğrafyasında yeni oluşan dengelerde first Russia (önce Rusya) stratejisini uygulamıştır.
Ancak Rus dış politikasına egemen olan Atlantikçi eğilim, Moskova’nın Batıdan ekonomik ve
siyasi boyutlu beklentilerinin gerçekleşmemesi nedeniyle giderek ivme
kaybetmiştir. Üstelik eski CIA görevlisi Graham Fuller ve yöneticiliğini
yaptığı düşünce kuruluşu RAND Corporation’ın önerisi üzerine Fetullah Gülen
Örgütü’nün eski Sovyet ülkelerinde Rus etkisinin kırılması ve Amerikan yanlısı
nesiller yetiştirilmesi için eğitim faaliyetlerinde bulunulması amacıyla CIA
tarafından görevlendirilmesi[2],
Moskova’da “Soğuk Savaş’ın” bitmediği algısını pekiştirmiştir.


Rus dış
politikasındaki bu dönüşümün somut bir izdüşümü olarak 1993 yılında Moskova’da,
12 eski Sovyet cumhuriyetin katılımıyla “Ekonomik Birlik Anlaşması” (Договор о
создании Экономического союза) imzalanmıştır. Ukrayna tarafından kısmen
onaylanan bu anlaşma çerçevesinde taraf devletler, ortak Sovyet geçmişine
atıfla mal, hizmet ve sermaye dolaşımını yeniden kolaylaştırma, ortak gümrük
düzenlemelerini yürürlüğe koyma ve karşılıklı yarara dayalı olarak ekonomik
bütünleşmeye gitme konusunda uzlaşıya varmışlardır.[3]
Blijnee
zarubejye
(yakın çevre) jeopolitik kavramıyla Rus dış politika
ufkunda kodlanan Avrasyacı
yönelimin devamı olarak 1995 yılında da Belarus ve Kazakistan ile “Gümrük
Birliği Anlaşması” (Соглашение о Таможенном союзе) imzalanmıştır. Esasında 1993
tarihli “Ekonomik Birlik Anlaşması’nın” devamı niteliğinde olan, ama Rusya’nın
dışında sadece iki eski Sovyet cumhuriyetince onay verilen “Gümrük Birliği
Anlaşması” çerçevesinde mal ve hizmet dolaşımının önündeki engellerin
kaldırılması, adil rekabet için “ortak ekonomik oyun kurallarının” belirlenmesi
ve uluslararası pazarda anlaşmaya taraf ülkelerin çıkarlarının birlikte
korunması amacıyla ekonomi politikalarının eş güdümü hedeflenmiştir.[4]


1997 yılında
NATO-Ukrayna Belirgin Ortaklık Şartı’nın (NATO-Ukraine A Distinctive
Partnership) imzalanması, 1999 yılında Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve
Polonya’nın NATO’ya üye yapılması ve Yugoslavya krizine NATO’nun askeri
müdahalesi, kuşkusuz, Rus dış politikasının Avrasya yönelimini savunan KGB kökenli Rus devlet
adamı Yevgeniy Primakov’un ön planda olduğu devlet kliğinin ülke içi dengelerde
konumu güçlendirmiştir. Bir tarafta dış politikada ABD’nin jeopolitik
kuşatmasıyla
karşı karşıya kalan, diğer tarafta ülke içinde
sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinin ağır sosyal, ekonomik ve siyasi
sancılarını yaşayan ve yeniden dağılma tehlikesi beliren Rusya’da Başkan
Yeltsin 1999 yılında beklenmedik bir şekilde görevini dönemin Başbakanı Putin’e
bırakmıştır. Böylelikle Siloviki (teşkilatçılar[5])
olarak adlandırılan sivil (KGB), askeri (GRU) ve/veya emniyet istihbarat
kuruluşlarında eğitim almış ve çalışmış kişilerin uzlaşısı kapsamında iktidarı
devralan Putin liderliğindeki Rusya’nın siyasi ve ekonomik açıdan görece
güçlenmesiyle Batı ile “kadim rekabet” yeniden kızışmıştır. Primakov’un
sırasıyla RF Dış İstihbarat Teşkilatı (SVR) Başkanlığı (1991 – 1996), Dışişleri
Bakanlığı (1996 – 1998) ve Başbakanlığı (1998 – 1999) dönemlerinde ülkenin büyük
stratejisi
haline gelen “çok kutuplu dünya düzeni” hedefinin
mirasçısı Antizapadniki
(Batı karşıtları) ekibin temsilcisi artık Putin olmuş ve Rus jeopolitik
kodlarına dayalı ulusal çıkarlar temelinde oluşturulan kurumsal dış politikada stratejik
süreklilik
çizgisi yakalanmıştır.


Avrasya Ekonomi Topluluğu (AET)


Bu doğrultuda
Putin iktidarının öncelikli dış politika hamlelerinden biri “Avrasya Ekonomik
Topluluğu’nun” (AET: Евразийское экономическое сообщество) kurulması olmuştur.
10 Ekim 2000 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Astana’da Belarus, Kazakistan,
Rusya, Tacikistan ve Kırgızistan Devlet Başkanları tarafından AET’in
kurulmasına dair anlaşma imzalanmıştır. Moskova inisiyatifli “Ekonomik Birlik”
ve “Gümrük Birliği” oluşumlarının ortak hedeflerini pekiştirmek ve ilerletmek
amacıyla kurulan ve Ermenistan, Moldova ve Ukrayna’yı da gözlemci devlet
statüsünde bünyesinde barındıran AET’in örgütsel amaç ve hedefleri şu şekilde
sıralanmıştır:[6]


– Üye devletler arasında serbest ticaret işleyişinin
tamamlanması ve ortak gümrük tarifesinin oluşturulması ve tarifesiz ortak
sisteme geçilmesi,


– Sermayenin serbest dolaşımının sağlanması,


– Ortak finans pazarının oluşturulması,


– Tek para birimine geçiş için şartlar ve ilkelerde uzlaşıya
varılmasının sağlanması,


– Mal ve hizmet ticaretinin ve onların iç pazarlara girişinin
genel kurallarının oluşturulması,


– Ortak bir gümrük düzenlemesi sisteminin oluşturulması,


– Devletlerarası ortak hedeflere ilişkin programların
oluşturulması ve uygulanması,


– Üretici ve girişimci faaliyetleri için eşit koşulların
yaratılması,


– Ulaşım hizmetlerinin ortak pazarının ve ortak ulaşım
sisteminin oluşturulması,


– Ortak enerji pazarının oluşturulması,


– Üye devletlerin pazarlarına yabancı sermayenin erişimi için
eşit koşulların oluşturulması,


– Üye devlet vatandaşlarının topluluk içerisinde serbest
dolaşımının sağlanması,


– Ortak iş gücünü öngören sosyal devlet yapılarının
oluşturulması amacıyla sosyal politikaların belirlenmesi, ortak eğitim
sisteminin kurumsallaştırılması, sağlık ve iş göçü sorunlarının çözümünde ortak
yaklaşımların geliştirilmesi,


– Ulusal yasaların uyumlaştırılması, hukuk alanında ortak bir
işleyişin oluşturulması amacıyla üye devletler arasında işbirliğinin
geliştirilmesi.


Rusya’nın “Arka Bahçesinde” Artan Batı Nüfuzu


Avrasya satranç
tahtasında Rusya’nın “AET hamlesi” karşısında ABD’nin yanıtı gecikmemiş ve 2003
– 2006 yılları arasında sırasıyla Gürcistan (2003 / “gül devrimi”), Ukrayna
(2004 / “turuncu devrim”) ve Kırgızistan’da (2005 / “lale devrimi”) başarıya
ulaşan, fakat Özbekistan (2005 / Andican olayları) ve Belarus’ta (2006 /
Vasilkova devrim girişimi) gerçekleşemeyen, Rusya karşıtı, Batı yandaşı iktidar
değişimlerini “renkli devrimler” dalgasıyla desteklenmiştir. Yine bu dönemde
ABD, Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya’yı
2004 yılında NATO bünyesine katarak örgütün sınırlarını Rusya’ya kadar
genişletmesini sağlamıştır. “Yakın çevresine” yönelik ABD ve Batılı ortakları
tarafından izlenen “düşmancıl politikalara” karşı miladi çıkışını 2007
yılındaki 43. Münih Güvenlik Konferansı’nda yapan Putin, “artık tek kutuplu
dünyanın kabul edilmez” olduğunu savunarak ABD politikalarını sert bir dille
eleştirmiştir. “Çar’ın” bu çıkışı uluslararası ilişkiler alanında “yeni Soğuk
Savaş’ın” duyurusu olarak yorumlansa da Batının, Rusya’nın “arka bahçesi”
olarak gördüğü eski Sovyet hinterlandında siyasi ve ekonomik nüfuzunu artırma
çabalarını kesintiye uğratmaya yetmemiştir. 22 Temmuz 2008 tarihinde Brüksel’de
toplanan AB Dışişleri Bakanları toplantısı sonrasında AB ile Ukrayna arasında
“Ortaklık Anlaşması’nın” imzalanması kararı alındığı açıklanmıştır. Bu
gelişmeden sayılı günler sonra da Batı destekli Gül Devrimi ile iktidara gelen
Mihail Saakaşvili liderliğindeki Tiflis yönetimi yine Batının desteğiyle,
ayrılıkçı tutum sergileyen Güney Osetya’ya askeri müdahalede bulunmuştur. Sıcak
çatışmaların başladığı 8 Ağustos 2008 tarihinde Rusya buradaki “soydaşlarını
koruma” gerekçesiyle hızlıca karşı saldırıya geçmiş ve 16 Ağustos 2008
tarihinde iki ülke arasında ateşkes anlaşması imzalanana kadar Gürcü tarafına
ağır kayıplar verdirmiştir. Ardından Kremlin yönetimi, Gürcistan’dan tek yanlı
olarak bağımsızlıklarını daha önce ilan etmiş olan Güney Osetya ve Abhazya’yı
26 Ağustos 2008 tarihinde “bağımsız devletler” olarak tanıdığını duyurmuştur.


Ukrayna Krizinin Arka Planı


Rusya’nın
Gürcistan’a askeri müdahalede bulunması ve arkasından Güney Osetya ve
Abhazya’nın bağımsızlığını tanıma kararı alması, Avrasya merkezli Batı – Rusya
jeopolitik savaşımını yeni bir evreye taşıyarak devam ettirmiştir. 2009 yılında
Arnavutluk ve Hırvatistan’ın NATO’ya üye edilişi ile 2008 tarihli NATO Bükreş
Zirvesi’nin kararlarına uygun olarak Ukrayna’nın Avrupa-Atlantik hedeflerini
gerçekleştirme amaçlı reformlarını Yıllık Ulusal Programı aracılığıyla ileriye
taşımasını öngören bir bildirgenin NATO ve Ukrayna arasında imzalanması, Kremlin
yönetiminde bir süredir egemen olan “Batının Rusya’yı jeopolitik kuşatması”
tehdit algısını daha da güçlendirmiştir. Çünkü küresel düzlemde uluslararası
enerji ve ticaret güzergâhları yönüyle jeo-ekonomik, bünyesindeki Slav–Ortodoks, Slav–Katolik
ve Müslüman–Tatar unsurlar bakımından jeo-kültürel ve siyasi, ekonomik ve güvenlik odaklı
pek çok uluslararası projenin hayata geçmesine ya da önünün tıkanmasına olanak
tanıyan Avrasya’nın merkezindeki konumu nedeniyle jeopolitik önemi olan
Ukrayna’nın[7]
da NATO üyeliği yolunda ilerlemesi Kremlin’de ulusal güvenlik kaygılarının
yükselmesi yol açmıştır.


Bununla birlikte
2010 yılında Ukrayna’da düzenlenen devlet başkanlığı seçimlerini Rusya’ya yakın
bir siyasetçi olan Viktor Yanukoviç’in kazanması, Moskova için yeni Kiev
yönetimini Avrasya tasarımına eklemleme sürecinde elverişli koşullar sunmuştur.
Yanukoviç’e karşı yarışan, ama seçimi kazanamayan eski Başbakan Yulia Timoşenko
gibi keskin Rusya karşıtı ve Ukrayna’nın AB ile bütünleşmesini savunan
siyasiler çeşitli soruşturmalar kapsamında tutuklanmıştır. Nitekim Yanukoviç’in
ilk dış politika faaliyetlerinden birisi, uzun vadeli ucuz Rus gazı
karşılığında Kırım’da bulunan ve 2017 yılında süresi dolması beklenen Rus
Donanma Üssü’nün süresini 2042 yılına kadar uzatan Harkov Sözleşmesi’ni
(Kharkiv Pact) imzalamak olmuştur. Devamında 2011 – 2014 yılları arasında
Yanukoviç yönetimindeki Ukrayna bir yandan AB ile “Ortaklık Sözleşmesi”
(European Union Association Agreement), diğer yandan Rusya ile Gümrük
Birliği’ne katılma konusunda yoğun diplomatik müzakereler yürütmüştür.
Yürütülen diplomatik müzakereler sonucunda Yanukoviç, Rusya inisiyatifli Gümrük
Birliği’ne katılmayı daha karlı bir seçenek olarak değerlendirmiş ve AB ile
süregiden “Ukrayna-AB Ortaklık Anlaşması” sürecini dondurmuştur. Yanukoviç
yönetiminin bu tutumu sonucunda, bağımsızlığından bu yana yolsuzluk, rüşvet,
adam kayırma, milli kaynakların akılcıl kullanılmaması ve etno-politik bölünmüş
toplumsal yapı gibi süreğen sosyo-ekonomik ve siyasi sorunları bulunan
Ukrayna’da Rusya karşıtı kesimler Batının da tam desteğini alarak 2014 yılının
Şubat ayında “Meydan Ayaklanması’na” (Euromaidan Revolution) kalkışmış ve
Yanukoviç’i devirmişlerdir. Rusya’ya kaçan Yanukoviç’in yerine Kiev’de iktidara
gelen geçici yönetimin, etnik ve dilsel kimlik bakımından Rus olan ve
Ukrayna’nın Doğu ve Güney bölgelerinde yaşayan yurttaşlarına yönelik
baskılayıcı politikalar uygulamasını “faşizm” olarak nitelendiren Kremlin
yönetimi, Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin önce bağımsızlık ilan
etmesini, sonra da Rusya’ya katılmasını sağlamıştır. Uluslararası toplum
tarafından yasadışı olarak kabul edilen Kırım’ın ilhakı, ABD öncülüğündeki
Batılı ülkelerin Rusya’ya bir dizi siyasi, ekonomik ve askeri yaptırım kararı
almasına yol açmıştır.  


AEB’nin Güncel Yapısı ve Genişleme Perspektifi


Rus ekonomisini
zorlayıcı Batılı yaptırımların gölgesinde Kremlin yönetimi eski Sovyet coğrafyasında
hedeflenen ekonomik bütünleşmeyi büyük ölçüde sağlayamayan Avrasya Ekonomik
Topluluğu’nu feshederek yerine Avrasya Ekonomik Birliği’ni kurmuştur. Astana’da
29 Mayıs 2014 tarihinde Belarus, Rusya ve Kazakistan liderleri tarafından
imzalanan AEB kuruluş anlaşmasına, 10 Ekim 2014 tarihli Minsk Devlet Başkanları
Zirvesi’nde Ermenistan ve 23 Aralık 2014 tarihli Moskova Devlet Başkanları
Zirvesi’nde de Kırgızistan katılmıştır. Bu 5 daimî üyeden oluşan AEB’in
kurumsal yapılanması şimdilik şu birimlerden oluşmaktadır:


  • Avrasya Yüksek Ekonomik Kurulu (Высший Евразийский
    экономический совет)
  • Avrasya Ekonomik Komisyonu (Евразийская экономическая
    комиссия)
  • Avrasya Hükümetlerarası Ekonomik Kurulu (Евразийский
    межправительственный экономический совет)
  • Birlik Mahkemesi (Суд Союза)


Topraksal açıdan
yeryüzünün yüzde 14’ünden fazlasını kaplayan, toplam 184 milyona yakın
nüfusuyla küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 3,2’sine (1,9 trilyon
dolar) sahip olan AEB’nin küresel ticaretin yüzde 2,8’ini oluşturacak şekilde
üçüncü ülkelerle dış ticareti 753,8 milyar dolar olmuştur.[8]
Benzer şekilde yeraltı ve yerüstü bazı temel kaynaklar bakımından da AEB
küresel ölçekte;


  • Sanayi üretiminin yüzde 2,2’sine,
  • Petrol üretiminin yüzde 14,5’i,
  • Doğalgaz üretiminin yüzde 20,2’si,
  • Elektrik üretiminin yüzde 4,8’i,
  • Çelik üretiminin 3,7’si,
  • Potas gübre üretiminin yüzde 26,3’ü,
  • Dökme demir üretiminin yüzde 4,4’üne
  • Tarımsal üretimin yüzde 5,5
  • Süt üretiminin yüzde 6,9’una sahiptir.


Üye devletlerin
her birinin onayı ve ortak uzlaşısı çerçevesinde karar mekanizması işleyen AEB
bünyesindeki ekonomik bütünleşmenin sağlanması ise aşama aşama
hedeflenmektedir. Örneğin 2016 yılı sonuna doğru ortak ilaç ve tıbbi cihazlar
sektörünün, 2019 yılında ortak elektrik enerjisi sektörünün, 2018 – 2020
yılları arasında ortak ulaşım sektörünün, 2025 yılında ortak petrol, petrol
ürünleri ve doğalgaz pazarının oluşturulması hedeflenmiştir.[9]


Rusya
inisiyatifiyle kurulan AEB’in mevcut üye sayısıyla yetinmeye pek niyetli
olmadığı hususu da gözden kaçmayan bir durumdur. Öyle ki AEB 3 yıllık yoğun
gündeminin ardından 2018 tarihli Soçi Devlet Başkanları Zirvesi’nde bölgesel
etkinliğini artırma amacıyla genişleme işaretlere vermiştir. Bu doğrultuda
anılan zirvede Moldova’yı “gözlemci devlet” statüsünde bünyesine katmış, Çin
ile serbest ticaret anlaşması imzalamış ve İran ile de ortak serbest ticaret
sahası kurulması için resmi yol haritası üzerinde uzlaşmıştır. Ayrıca Singapur,
İsrail, Hindistan ve Mısır ile serbest ticaret anlaşması, Sırbistan ile de
ortak gümrük uygulamasına geçilmesi yönünde diplomatik görüşmeler sürmektedir.


Rus Stratejik Çıkarları ve AEB


Rus yönetimince
20 yılı aşkın bir süredir eski Sovyet coğrafyasında ısrarla uygulanmaya
çalışılan yeniden ekonomik bütünleşme stratejisini ve bu bağlamda AEB
projesinin önemini anlamak için Rus dış politikası kapsamında Kremlin’in
bölgesel ve küresel çıkarlarını kısaca irdelemekte yarar vardır. Buradan
hareketle öncelikle, Soğuk Savaş sonrası Rus dış politikasının temel stratejik
hedefinin, oluşan Amerikan tek kutuplu dünya düzeninde yeni Rusya’nın önceligi
SSCB’nin yaşadığı jeopolitik
çöküşün
benzerine maruz kalmaması üzerine dayandığını ileri sürmek
yerinde bir saptama olacaktır. Dolayısıyla Rus yönetiminin yeni bir jeopolitik
küçülmeye
uğramadan Rusya Federasyonu’nun topraksal bütünlüğünü
koruyabilmek amacıyla bir taraftan önceli SSCB mirası olan ekonomik, siyasi,
askeri ve kültürel kazanımlarını Moskova merkezli yeni bir bölgesel oluşum
çatısı altında pekiştirme, diğer taraftan Çin, Hindistan, İran, Venezüella,
Brezilya, Güney Afrika gibi ülkelerle ikili ve çok boyutlu ittifak biçimleri
geliştirerek ABD üstünlüğüne direnebilme yönünde süreklilik arz eden bir yüksek
siyasası
vardır. Bu bakımdan Kremlin tarafından Rusya’nın yakın çevre
havzasında yeniden etkin bir güce dönüşme projesi olan AEB de önceli SSCB’nin dağılmasının
ardından oluşan jeopolitik
boşluğun
yine kendisi tarafından doldurularak eski birlik ülkeleri
üzerindeki nüfuzunu sürdürmeye imkân tanımaktadır. Böylelikle AEB aracılığıyla
Kremlin yönetiminin eski Sovyet ülkelerinin hem yeraltı ve yerüstü kaynaklarının
Rusya’ya rakip ülkelerin eline geçmesini önleme, hem de Moskova merkezli
bölgesel ekonomik kalkınma sürecine bu ülkeleri yeniden eklemleyerek Rusya’nın
güvenlik ve istikrarını tehlikeye atabilecek her türlü olumsuz gelişmeye karşı
“dış kalkan” oluşturarak bölgesel denetimi kendi tekelinde tutmayı hedeflediği
çıkarımını yapmak mümkündür. Zira Rus uzmanlara göre Moskova açısından en kötü
senaryo, Orta Asya bölgesinde “karışıklıkların” büyümesinin ülkeleri
istikrarsızlığa sürüklemesi, çatışma ortamının alevlenmesi ve mevcut laik
rejimlerin yıkılması sonucunda iktidara “radikal İslamcıların” gelmesidir.[10]
Çünkü Rus jeopolitiği göz önüne alındığında, özellikle Volga, Ural ve Batı
Sibirya bölgelerinin dış etkiye karşı son derece müsait oldukları
görülmektedir.[11]
“Güney cephesinin” zayıflığı nedeniyle bölgeye başka bir gücün sızabileceği
riski Rus Devletini daima endişelendirmiştir.[12]
Ayrıca Rusya, iki kutuplu dünyanın sonlanmasıyla uluslararası arenada hızla
yaygınlaşan “Batı tipi liberal demokrasi biçiminin” eski Sovyet coğrafyasına
yerleşmesinin kendi iç siyasal sistemini Batı nüfuzuna açacağı endişesini
taşımakta ve bölgede “Rus tipi yönetim modeline” benzer yapıların olmasını istemektedir.[13]


Son olarak AEB’in
bölgesel ve küresel enerji denklemi açısından Rus bakış açısına göre taşıdığı
anlama da kısaca yer vermek faydalı olacaktır. Rusya’nın, Çin gibi Orta Asya
ülkelerinin enerji kaynaklarına doğrudan ihtiyacı yoktur, fakat uluslararası
enerji piyasalarındaki küresel rolünü sürdürebilmesi adına bu ülkelerin enerji
sektörünü denetim altında tutması gerekmektedir.[14]
Bu amaçla Rusya hem Sovyet döneminden beri faaliyette olan boru hatlarının
tamirlerini yapmakta, hem de bölge ülkelerinin enerji sektörüne yatırım yaparak
onlarla yeni hatlar için anlaşmalar imzalamaktadır.[15]
AEB coğrafyasının Avrasya merkezli enerji kaynaklarının Avrupa ve Uzakdoğu’ya
iletimindeki baskın “tedarikçi” ve “aktarımcı” konumu ile Rus ekonomisinin
“atar damarının” enerji gelirleri oluşu göz önüne alındığında, bünyesinde ortak
enerji politikalarını belirlemeye imkân veren AEB’in, Rus stratejik çıkarları
için taşıdığı “özel ayrıcalık” daha iyi anlaşılacaktır.


Nitekim AEB’ne
ilişkin Rus tarafının resmi sözlü ve yazılı açıklamaları da bu oluşumun Rusya
için taşıdığı bölgesel ve küresel önemi açıkça yansıtmaktadır. Bu anlamda
örneğin Putin AEB aracılığıyla temel hedeflerini şu ifadeyle açıklamıştır; “Biz güçlü bir
ulus-üstü entegrasyon modelini oluşturmayı, çağdaş dünyanın yeni bir kutbu ve
Avrupa ile dinamik Asya-Pasifik bölgesi arasında etkin bir “bağlantı” olmayı
öngörüyoruz
”. Aynı şekilde RF dış politikasının temel ilkelerini,
öncelik alanlarını ve hedeflerini yansıtan resmî belge niteliğindeki 2016
tarihli son dış politika konseptinin 51. ve 82. maddeleri de Rus devleti
tarafından AEB’e atfedilen bu stratejik rolü göstermektedir.


51. Rusya, Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) kapsamında Ermenistan
Cumhuriyeti, Belarus Cumhuriyeti, Kazakistan Cumhuriyeti ve Kırgızistan
Cumhuriyeti ile ekonomilerinin rekabet düzeyini artırma, istikrarlı kalkınma,
çok boyutlu teknolojik yenilenme, dayanışma ve vatandaşlarının yaşam kalitesini
yükseltme amacıyla ekonomik bütünleşmenin derinleştirilmesi ve geliştirilmesini
temel bir görev olarak görmektedir. AEB’nin mal, hizmet, sermaye ve işgücü
kaynaklarının serbest dolaşımının sağlanması, ortak altyapı ve yatırım
projelerinin gerçekleştirilmesi için bir platform haline getirilmesi çağrısında
bulunmaktadır. Evrensel bütünleşme ilkeleri temelinde kurulan AEB, Avrupa ve
Avrasya bölgeleri arasındaki bütünleşme süreçlerinin uyumlaştırılmasında önemli
bir rol oynamaya elverişlidir.


82. Rusya, Asya-Pasifik ve Avrasya bölgelerindeki bütünleşme
süreçlerinin karşılıklı tamamlayıcılığını sağlamak amacıyla ASEAN, Şangay
İşbirliği Örgütü ve AEB üyesi ülkeler ile açık ve ayrımcı olmayan ortak bir
ekonomik işbirliği modelinin oluşturulmasından yanadır.


Değerlendirme


SSCB’nin
dağılmasına karşın gerek NATO’nun gerekse AB’nin eski Varşova Paktı üyelerini
bünyesine katarak yeni Rusya’yı gitgide çevrelemesi Kremlin yönetimince Batının
jeopolitik
kuşatması
ve Rus stratejik çıkarlarına karşı meydan okuma olarak
görülmektedir. 1990’lu yılların ortalarından itibaren Rus devlet adamları
Amerikan tek kutuplu dünya düzeninin yeni Rusya’nın geleceği için varoluşsal
bir tehdit sunduğunu anlamışlardır. Buna karşı direnmek ve ulusal çıkarlarını
savunmak için Kremlin yönetimi Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasında merkezi güç
olması gerektiğini düşünmüş ve bu amaçla son adı “Avrasya Ekonomik Birliği”
olan ekonomik bütünleşme projesini hayata geçirmiştir.


Tarihsel süreç
içerisinde oluşan Rus jeopolitik kodlarına dayalı olarak geliştirilen ve
öncelikli dış politika hedefi haline gelen Avrasya yönelimi ve AEB projesi, Rus
stratejik çıkarlarıyla örtüşmekle beraber kapsam ve edinilen somut sonuçlar
açısından ne kadar yeterli olduğu tartışmaya açık bir olgudur. Bu anlamda AEB’e
yönelik başlıca şu eleştirileri yöneltmek yerinde olacaktır. Birincisi, AEB’in
tüm üyelerini kapsayan ve onların entelijansiyası tarafından benimsenen ortak
bir kuruluş düşünsel öğretisi bulunmamaktadır. İkincisi, ne Rusya ne de diğer
AEB üyesi ülkeler, Batılı ya da Uzakdoğulu ülkelerin aksine, bugüne kadar
kendilerine özgü bir kalkınma modeli geliştirebilmiş değillerdir. Üçüncüsü,
farklı ad ve yapılanmalar altında olsa da “AEB projesi” kapsamında ekonomik
bütünleşme amacıyla 20 yılı aşkın bir süredir alınan kararların çoğu kâğıt
üzerinde kalmış ya da istenilen sonucu vermemiştir. Bunda kuşkusuz Sovyet
döneminden kalma düşünme biçimi ve iş kültürünün, Batılı gelişmiş kapitalist
işleyişe ve gerekli kurumsal altyapıya hala tam olarak uyarlanmamış olmasının
payı büyüktür. Dördüncüsü, AEB’i yaratan Rus jeopolitik ufku, önceli Sovyet dış
politika ufkundan bile dar kapsamlıdır ve bu mevcut uluslararası ilişkiler
sistematiğinde Rusya’nın ihtiyacı olan tek kutuplu güç olma hedefi için
yetersiz kalmaktadır. Uzun vadede yeniden jeopolitik küçülmeye maruz kalmaması
adına Rusya’nın başarısızlıkla sonuçlanmış “Sovyet deneyiminin” bile gerisinde
kalan mevcut AEB ufkuna odaklanmak yerine, Avrasya düzleminde jeopolitik,
jeo-ekonomik ve jeo-kültürel açıdan son derece önemli olan İran, Türkiye ve
Ukrayna’yı da kapsayan yeni bir geliştirilmiş ulusüstü bölgesel bütünleşme
stratejisine ihtiyacı vardır. Aksi halde AEB mevcut anlayış ve işleyiş
düzeyiyle yoluna devam etmesi durumunda sadece jeopolitik ütopya
olarak kalacağı ve öncülü SSCB ile aynı kaderi paylaşacağını öne sürmek abartı
olmayacaktır.







*Görüş gazetesi, farklı disiplinlerden, farklı görüş ve içeriklere
açık bir platformdur
. Makaleler Görüş gazetesinin editoryal
politikasıyla uyumlu olmak zorunda değildir.


Ferit
TEMUR


Rusya ve Avrasya
Siyasi Analisti olan Ferit Temur, bugüne kadar ulusal ve uluslararası düzeyde
çeşitli kurum ve kuruluşlarda “Rusya-Avrasya” birimlerinde çalışmıştır. Lisans
eğitimini Gazi Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı, yüksek lisansını da Polis
Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü’nde tamamlayan yazar doktora çalışmasına
Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Diplomasi Akademisi’nde
Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde devam etmektedir. Türkçe, Rusça, İngilizce ve
Gürcüce gibi farklı dillerde yayımlanan 75’i aşkın analiz, makale, rapor ve
mülakat çalışması bulunan yazarın “20. Asrın Casusluk Şebekesi: Cambridge Beşlisi (2014)
ve “Yükselen
Asya’da Şangay İşbirliği Örgütü: Dünü, Bugünü ve Yarını (2015)

isimli iki kitabı vardır. Yazarın uzmanlık alanları Türk Dış Politikası; Rus
Dış ve Enerji Politikası, Rus Devlet ve Etnik Yapısı; Kafkasya ve Orta Asya
Ülkelerinin Siyasi Yapıları, Güvenlik, Dış ve Enerji Politikaları; Avrasya’da
Ulusüstü Örgütler; İstihbarat Teorisi ve Diplomatik İstihbarat’tır.


Referanslar


[1]Ангелина
Мильченко, «Идем вперед»: Путин рассказал о преимуществах ЕАЭС, 19.04.2020, https://www.gazeta.ru/politics/2020/04/19_a_13054801.shtml


[2]Сергей
Правосудов, “Турецкий проект ЦРУ”, February 24th, 2016, https://pravosudovs.livejournal.com/37152.html


[3]Договор
о создании Экономического союза: http://cbd.minjust.gov.kg/act/view/ru-ru/17513


[4]Соглашение
о Таможенном союзе (Беларусь, Россия, Казахстан), http://docs.cntd.ru/document/1900670


[5]Rusça
“Cиловики” (Siloviki) olarak adlandırılan grup Rusya’da çoğunlukla istihbarat,
asker veya polis kökenli kişilerden meydana gelen ve kendilerini “devletin
bekası” için her türlü yetkiye sahip görüp, bu doğrultuda hareket eden organize
bir örgüt yapısındadır. Rusya’nın yönetici elitini oluşturan Siloviklere, genel
olarak KGB, askeri subay veya diğer emniyet / savunma teşkilatlarında eğitim
görmüş oldukları için bazı Türkçe kaynaklarda “Güvenlikçiler” denilmektedir,
ancak bu grubun “Teşkilatçılar” olarak adlandırılması terimin içeriğine daha
uygundur.   


[6]Евразийское
экономическое сообщество: http://www.evrazes.com/about/history


[7]Ukrayna’nın
stratejik önemi için bkz. Ferit Temur, “Ukrayna krizi yeni Soğuk Savaş’ı
tetikler mi?”, Karar Gazetesi, 24.02.2017, https://www2.karar.com/gorusler/ferit-temur-yazdi-ukrayna-krizi-yeni-soguk-savasi-tetikler-mi-397524


[8]Burada
yer alan veriler 2018 yılına ait olup, AEB’in resmi kurumsal web sitesinden
derlenmiştir. Bkz. Евразийский экономический союз, http://www.eaeunion.org/#about


[9]Евразийский
экономический союз, http://mfa.gov.by/mulateral/organization/list/e0e5d8b02b2fd7fc.html


[10]Чернявский,
С. И., “Политика России в Центральной Азии и Закавказье в 1992-2002 годах”,
Южный фланг СНГ. Центральная Азия – Каспий – Кавказ: возможности и вызовы для
России. М., МГИМО (У), «Навона», 2003, s. 53.


[11]Masat
Sarsekeev, “Russia In Central Asia: Geopolitical Models Of Strategy and Foreign
Policy”, Central Asia and Caucasus Journal, Vol. 3, 2014, http://www.ca-c.org/online/2014/journal_eng/cac-04/03.shtml


[12]Mohammad
Reza Djalili ve Thierry Kellner, Yeni Orta Asya Jeopolitiği: SSCB’nin Bitiminden 11 Eylül Sonrasına,
İstanbul: Bilge Kültür Sanat – 2009, 1. Baskı, s. 66.


[13]Güner
Özkan, “İkinci Kırgız “Devriminin” Rusya-ABD İlişkileri İçinde Anlamı”, Uluslararası
Sistemde Orta Asya: Güvenlik ve Dış Politika
, (Der) M. Turgut
Demirtepe ve Güner Özkan, Ankara: USAK Yayınları-2013, s. 171.


[14]R.G.
Gıdadhubli, “Russia-Central Asia Relations and Scope for Promoting Ties with
India”, India, Central Asia and the World Powers, (Ed. Khan, N. Raza) New
Delhi: Primus Books–2013, s. 87.


[15]Ainur
Nogayeva, Orta Asya’da ABD, Rusya ve Çin: Stratejik Denge Arayışları, Ankara:
USAK Yayınları – 2013, 2. Baskı, s. 7.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER