Türkiye’nin bir Avrasya stratejisi olmadığından, ufku
turizm, ticaret, enerjiden ibaret olduğu için, durumun vahametini anlamamıştı.
15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sonrası, işin önemini kavradı.


ABD, IŞİD
terör örgütüyle mücadele eden Suriye ordusunun Deyr Ez Zor’daki mevzilerini
vurdu. 62 Suriye askeri öldü. Şam ve Moskova sert açıklamalarla ABD’yi
kınadılar. ABD hemen “kaza oldu, yanlışlıkla vurduk” dedi.
Belleğimizdedir: ABD, Muavenet zırhlısını da “yanlışlıkla” vurduğunu
açıklamıştı. ABD helikopterlerinin, PKK terör örgütüne “yanlışlıkla” havadan
erzak, mühimmat attığı görüntülenmişti. Suriye ordusunu vurarak, olgusal olarak
IŞİD teröristlerinin önünü açan ABD, Himalayalar’daki karıncanın fotoğrafını
uzaydan çekebiliyor. Ama bu “yanlışlıkları” da hep yapıyor. Gelelim bu “yanlışlıkların”
bölgemize yansımalarına…


Malum; 19.
yüzyılda İngilizlerin dilinde Yakın Doğu; Balkanlar ve Doğu Akdeniz’i kapsardı.
Ortadoğu ise İran, Irak, Körfez ve çevresini tanımlamak için kullanılırdı.
Zamanla Ortadoğu, Afganistan ve Pakistan’ı da içerir oldu. Dünya siyasetinde
İngiltere’nin yerini ABD alınca, Ortadoğu terimi öne çıktı. Kapsamı da genişledi.
2000’lerin başında Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) (sonradan adı Genişletilmiş
Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) olarak değiştirildi), Orta Asya’dan
Kuzey Afrika’ya kadar olan bölgeyi içeriyordu.


ABD’NİN RUSYA
ve ÇİN’LE REKABETİ


Meselenin özü
şu: ABD; Çin’le Pasifik’te; Rusya’yla Doğu Avrupa, Karadeniz, Doğu Akdeniz,
Kafkasya ve Baltık Denizi’nde keskin bir rekabet içinde. Dünyanın tüm önemli
denizlerinde, okyanuslarında egemen olmayı, siyasi ve askeri açıdan olduğu
kadar, küresel ticaretin denetim tekelini elinde bulundurmak açısından da
yaşamsal görüyor. Bunun için her türlü haydutluğu yapıyor. Misal; 1982’de
imzalanan, 1994’te yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku
Sözleşmesi’ni imzalamıyor. Ancak yine de devlet kapasitesinin, ekonomik gücünün,
ekolojik hakimiyetinin aşınmasını engelleyemiyor. En önemli müttefiki olan
Avrupa Birliği (AB) de zayıf olduğundan, küresel rekabette ABD’ye destek
veremiyor. Hele de İngiltere’nin çıktığı bir AB, daha da zayıf düştüğünden,
küresel diplomaside hiç sesi çıkmıyor. Almanya zaten yıllardır ABD’ye mesafeli
durmaya çalışıyor. Irak, İran, Suriye, Libya, Afganistan, Ukrayna gibi
konularda ABD’nin taleplerine mümkün olduğunca direniyor. Avrasya güçleriyle
yakın ticari ilişkilere sahip. Rusya, Çin, İran’la daha çok yakınlaşıyor.
Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesine Alman halkının önemli bölümü destek verdi.
Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya ile yakın ittifak içinde olmasına da sert
tepki göstermedi Berlin.


NATO’nun 8 – 9
Temmuz 2016 tarihlerinde Polonya’nın başkenti Varşova’da toplanan zirvesi,
sadece Soğuk Savaş yıllarında Varşova Paktı’na adını veren kentte yapıldığı
için değil, aynı zamanda Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana geçen 25 yıldaki en
önemli iki NATO zirvesinden biri olarak tarihe geçti. 1991’de, SSCB’nin
dağıldığı yıl Roma’da yapılan zirveden sonraki en önemli zirve oldu Varşova
Zirvesi. Rusya tehdit olarak tanımlandı. Karadeniz’de Rusya’yla rekabet kararı
alındı. ABD, Türkiye’nin bu rekabetten çok etkileneceğini, Karadeniz ve
Akdeniz’de ABD – Rusya arasındaki gerilimin arasında sıkışacağını bildiği
halde, Ankara’nın hassasiyetlerini dikkate almadı. NATO; Türkiye, Bulgaristan
ve Romanya’nın NATO üyesi olmasına, Gürcistan ve Ukrayna üzerindeki ABD
nüfuzuna karşın, Rusya’ya yönelik hamlelerini sürdürdü. Karadeniz’de ABD’nin ve
NATO’nun görünürlüğünü artırmakta ısrar etti. Türkiye’nin Montrö Boğazlar
Sözleşmesi konusunda daha esnek olmasını istedi. Karadeniz’de sürekli NATO
Daimi Deniz Gücü bulundurmak için adım attı. Türkiye’nin Karadeniz’i barış gölü
yapmak için öncülük ettiği BLACKSEAFOR gibi yapıları boşa düşürmek için de
hamleler yaptı.


NATO ve
ABD’nin bu hamlelerine Rusya ve Çin’in tepkisi gecikmedi. Eylül 2016’da, Güney
ve Doğu Çin Denizi’nde 8 günlük ortak tatbikat yaptılar. Çin açıklarındaki bu
tatbikat sürerken, Rusya Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov
Karadeniz’le ilgili de bir açıklama yaptı. Karadeniz’deki Rus filosu ve Türk
Deniz Kuvvetleri arasındaki güç oranının son birkaç yıl içerisinde ciddi
biçimde değiştiğini söyledi. “Türkiye’nin neredeyse Karadeniz’in efendisi
olduğu söyleniyordu. Artık her şey değişti” dedi.


AVRASYA –
ATLANTİK REKABETİNDE TÜRKİYE NEREDE?


ABD, Çin’i
Pasifik’te çevrelemeye yöneldiğini açıkça ilan etmişti, 2010’ların başında.
2020’ye dek deniz gücünün yüzde 60’ını Pasifik’te konuşlandıracak. Bunu
yaparken, Pasifik’teki ülkelerle de ikili ve çoklu anlaşmalar imzalayarak Çin’i
kışkırtıyor. AB ile müzakerelerini sürdürdüğü ve inişli – çıkışlı ilerleyen
Trans Atlantik Çok Taraflı Yatırım ve Ticaret Anlaşması’nın (TTIP) benzeri olan
Trans Pasifik Ortaklık ve Ticaret Anlaşması (TPP) ile Çin’in bölgede artan
ticari ağırlığını kırmak, onu yalnızlaştırmak istiyor. Bölgedeki ülkelerle ABD
arasındaki iktisadi bağları güçlendirmeye çalışıyor. ABD, Çin’in ticaretinin
üçte ikisini Güney Çin Denizi’nde yaptığını bilerek, onu kuşatmaya çalışıyor.
Güney Çin Denizi’nde yılda 5.3 trilyon dolar ticaret yapıldığını, balıkçılık
açısından zengin olan bu denizde 11 milyar varil ham petrol olduğunu, 2035
yılına dek Ortadoğu’da çıkan fosil yakıtların yüzde 90’ının Asya’ya yine bu
denizi aşarak ulaşacağını biliyor. O yüzden Çin’i sıkıştırmak için, Güney Çin
Denizi’ne sahildar olan ülkeleri hızla silahlanmaları için teşvik ve tahrik
ediyor.


Peki, Türkiye
ne yapıyor? Bu soruyu yanıtlamak için 2015’e, Türkiye’nin Rus savaş uçağını
vurduğu günlere dönelim. Olaydan hemen sonra “Vur emrini ben verdim, bugün
olsa yine veririm”
diyenler, 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sonrası “Uçağı
biz vurmadık, FETÖ’cü pilot düşürdü”
demeye başladılar. Rus uçağı
düşürüldükten sonra “Reis, dik dur eğilme. Biz tezekle de ısınırız” diyen
insanımız, 15 Temmuz sonrasında Putin’e toz kondurmuyor. “Putin eniştemiz,
delikanlı adam”
diyor. İki ülke ticaret hacmi, 35 milyar dolardı. Uçak
bunalımı sonrasında 27 milyar dolara düştü. Türkiye’nin bir Avrasya stratejisi
olmadığından, ufku turizm, ticaret, enerjiden ibaret olduğu için, durumun
vahametini anlamamıştı. 15 Temmuz FETÖ’cü darbe girişimi sonrası, işin önemini
kavradı. Rusya, 1.2 trilyon dolara yaklaşan milli geliri ile yaklaşık 800
milyar dolarlık milli geliri olan Türkiye’nin önünde olsa da, geliri ağırlıklı
olarak enerji, hammadde, demir- çelik ihracına dayanıyor. Çok sağlıklı bir
ekonomisi yok. Makine, elektrikli araçlar, motorlu taşıtlar, tarım, gıda,
tekstil ürünleri ithal ediyor. Rusya, Türkiye’nin, Moskova’nın desteğine ne
kadar çok ihtiyaç duyduğunu gördü. Darbe girişimi sonrasında da büyük kazanım
elde etti.


Kıssadan
Hisse:
“Biz Türkler Asyai bir milletiz, Asyai bir devletiz” diyen Atatürk’ün
adını okullardan, futbol sahalarından, meydanlardan silmeye kalkanlar,
şimdilerde O’nun kalpaklı fotoğraflarını asıyorlar. Keşke Gazi’nin Avrasya
siyasetini, mazlum milletler için önemini, bölge merkezli dış politikasını da
anlasalar.


Barış Doster


Odatv.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet