Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ




Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 100.
Kuruluş Yıldönümüne yaklaştığımız bu yıllarda, en önemli konunun TÜRK
MİLLİYETÇİLİĞİNİ anlamak olduğuna inanıyorum. Çünkü Türk Devleti’nin bekası
yani kalıcılığının bu iki kelimenin anlamına bağlı olduğunu, anayasa
referandumu çalışmalarının irdelendiği aşağıdaki yazıda göreceğiz. 




Devlet, gücünü nüfusu ve toprak
büyüklüğü gibi varlıklarının yanında, kültürüne ve millet olma bilincine bağlı
vatandaşlarından alır. Türk Devleti’nin birinci görevi kuruluş değerleri
temelinde Türk Milleti’nin birliğini sağlamaktır. 




Bünyesinde olmayan etnik kimlikleri
suni olarak çoğaltmaya çalışan üniter devlet olamaz. Meydanlarda ‘’tek
millet dedi isek Türk Milleti demedik’’
 denilen yerde Türk Devleti
yaşayamaz. Millet ve ümmet kavramlarının anlamını karıştıran devlet adamı
olmaz, olamaz… Olursa da o devlet yaşayamaz, parçalanır. 




Savaşlarda yenilip tüm maddi varlığını
kaybeden milletler, 2. Dünya Savaşı’nda Japonya ve Almanya örneğinde olduğu
gibi milliyetçilik bilinçleri, bir arada yaşama azimleri ve ortak inançları
sayesinde kısa zamanda tekrar maddi güçlerine ulaşabilirler. Küllerinden var
olmuş böyle birçok devlet örneği vardır, milli hislerini ve benliklerini
kaybettiği için isimleri unutulmuş nice ölü devletler de vardır. 




TÜRK
ADI


Türk olarak adlandırdığımız milletimiz,
tarihte binlerce yıldır ortak yaşanılan coğrafyada insanlar arasında gelişen
dil birliği, gelenek, görenek ve tarih şuuru etkisiyle mayalanıp
yoğurulmuş insan topluluğunun adıdır. Millet oluşumu insanların meydana getirdiği
en üst toplum yapısıdır. Milletleşen toplumların temeli, maddi etnik yapılara
yani bir ırka dayanmaz. Ancak milletleşen toplumlar, tıpkı canlı bir organizma
gibi kendini korumak için içgüdüsel davranışlar da gösterir. Vatanı zorda
olduğunda o milletin fertlerini, hiçbir maddi karşılık beklemeden milleti için
canını vermek dahil her türlü fedakarlığı yaparlar. 




Bu gerçeğin en güzel tanımını
Atatürk’ün “Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği, bir
müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine sahne oldu. Bu sahne en az 7.000
senelik Türk beşiğidir! Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı; beşiğin içindeki
çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden,
yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu, sonra onlara alıştı,
onların oğlu oldu! Bugün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek,
yıldırım, güneş oldu, Türk oldu! Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır,
dünyayı aydınlatan güneştir!
“ sözleriyle, aynı coğrafyayı binlerce yıldır
paylaşan insanların, ortak yaşamları sonunda bir kimlik oluşturduklarını ve
onun adının da Türk olduğunu görüyoruz.




Türk kelimesinin anlamını daha iyi
anlamak için tarihin derinliklerinden bugünlere gelmemiz gerekir. Evrenin yaşı
14 milyar yıl, Dünya’nın yaşı da 4.543 milyar yıl olarak hesaplanmaktadır.
Modern insana en yakın bulunan iskelet 200.000 yaşındadır.


Günümüzden 75.000 yıl önce başlayıp 12.000
yıl önce sona eren son buzul çağında tüm diğer canlılar gibi insan
nüfusunda da soğuk iklime bağlı olarak büyük bir azalma olmuştur.


Azalan nüfus 400 rahimden tekrar çoğalarak 2017’de
7,44 milyara ulaşmıştır. Bilim çevreleri dünyada bugüne kadar yaşamış tüm
insan sayısını da 110 milyar olarak vermektedir.


Son buzul çağından sonra insanlık için
en uygun yaşam şartları Asya kıtasında oluştuğu için en fazla nüfus artışı
da Asya’da olmuştur. Bugün de 1,4 milyar nüfusuyla Çin, 1,1 milyar nüfusuyla
Hindistan başta olmak üzere Asya 3,9 milyar nüfusu ile en fazla insanın
yaşadığı kıtadır. 




Türk milletinin kökleri Asya
coğrafyasındadır. Türkistan coğrafyası ortak kültürümüzü yaratan en önemli
fiziki unsurdur. Yaratılan kültürün ırkla alakası yoktur. Türkistan’da binlerce
yıl öncesinden beri yaşamakta olan insanların önce aralarındaki
iletişimlerini sağlayan ortak bir dil oluştu. Avrasya’da dilin oluşumunda
en önemli etken uçsuz bucaksız milyonlarca km karelik bozkırların
insanların birbirleri ile kolay iletişimlerini sağlayan coğrafyadır. Asya
bozkırlarının verimli toprakları, hayvan varlığı ve tatlı su denizleri ile
buradaki toplumu maddi olarak da beslemiştir.




Asya kıtasının ortasında Baykal,
Balkaş, Issık gölleri, Ala Tau-Tanrı dağları “Yedi su” iç Hazar Denizi,
Kazakistan, Türkistan, Moğolistan, Özbekistan ve Kırgızistan
Toprakları en eski yerleşim bölgeleridir.




TÜRK
KÜLTÜRÜ


Türkistan coğrafyası binlerce yıldır
süren beraber yaşamanın sonunda ortak kültürleri, gelenekleri, yaşam
benzerliklerinin adına Türk Milleti dediğimiz toplumu ortaya çıkarmanın yanında
kültürel gelişme sonucunda toplumun yazıya adım adım geçişini de getirmiştir. 




Göçler ile batıya taşınan kültürün
en önemli unsuru olan dil zaman içindeki özümlemelere (asimilasyonlara)
rağmen hala batı dillerinin içinde yaşamaktadır. Örnekleri de Etrüsk, Futhart
yazıtları başta olmak üzere tüm Avrupa’da müzeleri doldurmaktadır.


AVRASYA coğrafyasında varlığını sürdüren ve
milletleşmesi süresince tarihin kasırgalarına, boralarına karşı varlığını
sürdüren, bugüne kadar her zorluğu göğüslemeyi başarmış, ortak milli kültürünü
yaratmış, onu benimsemiş ve korumuş olan kültür temelli toplumun
adı TÜRK MİLLETİDİR. 


Türk Milliyetçiliğinin fikir
adamlarının hepsi ta en başından İsmail GASPIRALI’dan (1851-1914) beri DİLDE,
FİKİRDE, İŞDE BİRLİK
 demiş ve ırka dayanmayan kültür milliyetçiliği
savunmuşlardır.




Ziya Gökalp (1876-1924) Türk milliyetçiliğinin
fikir yapısının temel taşlarından biridir.




Atatürk, 25 Ekim 1924 de Ziya
Gökalp’ın ölüm haberini aldığında eşi Saniye Hanıma çektiği telgrafta “Bir
radyuma benzeyen beyni sukut etmiştir, Türk milleti elim bir ziya içindedir”
demiş ve ölüm gününü millî yas ilân etmiş onun fikirlerine
verdiği önemi göstermiştir. Kan bağı yani maddî ırkçılık büyük Türk
sosyoloğu Ziya Gökalp’ın da reddettiği gibi. Ancak ırk atlarda aranır
bir özelliktir. ATATÜRKÜN fikirlerimin babası dediği Ziya GÖKALP 1923’de
yazdığı TÜRKÇÜLÜĞÜN ESASLARI kitabında “Millet ne ırki ne kavmi ne coğrafi
ne siyasi ne de iradi bir zümre değildir” demiştir.




Cumhuriyetin ilk üniversite rektörü
Prof. Dr. İsmail Hakkı BALTACIOĞLU, (1886-1978) Türk’e Doğru kitabında “Millet ve milliyetle ırk arasında ne bir
sebep sonuç ilişkisi ne de paralellik yoktur.” Demektedir.




Türk Milletinin Atası ATATÜRKÜN ‘’NE
MUTLU TÜRKÜM DİYENE’’ sözünde TÜRKÜN bir ırkı anlatmadığı bu kadar açık iken
hala anlamak isteyenler varsa asıl onların kafatasçı ve azınlık ırkçıları
oldukları açıktır. Bu konunun kısa bilimsel tarafı ise: 1930’lar da Antropoloji
bilimi kafataslarını Brakisefal ve Dolikosefal olarak ikiye ayırmış ve
incelemiştir 




·   
 Brakisefal Türk kökenli toplumların çoğunlukla paylaştığı bir
özelliktir, ancak İsviçrelilerBavyeralı Almanlar ,
Fransa’nın orta kesimi, Boşnaklar ve Gürcüler ve Ermeniler de Brakisefaldir.




·   Dolikosefal: Sarışın, mavi gözlü, ak
tenli İsveçliler ile Afrika zencilerinin hemen hepsi dolikosefaldir.


Görüldüğü gibi kafatası insan ırklarının
belirlenmesi için temel oluşturmaz. 1930’lu yılların antropoloji bilim
çevrelerinin araştırdığı bu konunun asılsız ve temelsiz olduğu bugün ortaya
bilimsel olarak konmuştur. Yeri gelmişken 1933’de Afet İNAN hanım Cenevre de
Antropoloji tahsilinde iken Türklerin aşağı ırktan oldukları gibi bir ırkçı tez
Avrupa da hakimdi, evrim teorisyeni Charles DARWİN’in 1859’da yayınlanan
TÜRKLERİN KÖKENİ adlı kitabının özeti “insanların evrimleşerek maymunlardan
geldiği ama Türklerin bu evrimi henüz tamamlayamamış havanımsı insanlar olduğu
iddiasıdır
.


Eski İngiltere Başbakanı Sır Winston
CHURCHİLL’İN Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Türkler ‘in ‘insan değil, barbar
olduklarını ve bu nedenle de üzerlerinde zehirli gaz kullanılabileceğini’
savunuyor. Kendisine muhalefet eden Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne yazdığı ikna
mektubunda da “Medeni olamayan barbar kabilelere karşı zehirli gaz
kullanabiliriz’’ der.




İngiltere Kraliyet Bakanlarından Lort
GLADSTONE “Türkler’ in maymunla insan arası medeniyet yıkıcı
barbarlar” olduğu görüşündedir.




Afet İNAN’ın yaptığı antropolojik
bilimsel çalışmalar ile Cenevre’de Prof. Eugene PİTTARD (1867-1962) talebiyle
64.000 kafatası incelenmiş 1939’da “Türk Halkının ve Türk Tarihinin
Antropolojik Karakteri Üzerine” doktorasını vermiştir ve bu tez ile batının
Türkler aşağı ırktandır suçlamalarına cevap verilmiştir.




ATATÜRKÜN tüm hayatı boyunca çevresinde
hiçbir etnik köken farkı gözetmemiştir. Ermeni dil bilimci Agop DİLAÇAR
(1895-1979) Türk Dil Kurumu ilk genel sekreteri başına getirilmesi Atatürk’ün
için ırka değil kültüre, bilgiye verdiği önemi gösterir. Her liyakatli
arkadaşını her makama getirip beraber çalışmışken Afet İNANIN üzerinden
ATATÜRKÜN kafatasçı ırkçı gibi gösterilmesi iftiradır, yalandır, Türk
düşmanlığının bir başka çeşididir.




Nihal ATSIZ Türkçü’dür ama kendisine
yapılan kafatasçılık suçlaması asılsızdır.




Atsız’ın oğlu Yağmur ATSIZ diyor ki;
Nihal ATSIZ’ın kafa ölçmede kullandığı sanılan alet, Pelvimetre adında gebelik
ölçme aletidir. 75 Euro’ya satılan bir alettir.




Bu alet Hitler’in özel armağanı
olmayıp, Dr. Rıza Nur’dan kalmadır.




Prof. Dr. Reha Oğuz TÜRKKAN 1995’den
2010 yılına süren 15 yıllık dostluğumuzda Pelvimetre ile bir gün Atsız beye
şaka için kafatasını ölçtüğünü gülerek anlattığı bir konuydu ama yakasından
ırkçılık yaftası hiç düşmedi.




Alpaslan TÜRKEŞ ırkçılığa karşı
olduğunu yazılı ve sözlü defalarca açıklamıştır. Irkçılığın karsısında bir ömür
mücadelesi vardır.




1944 Irkçılık-Turancılık davasında
Türkeş’in mahkemeye verdiği ifade de ırkçı olmadığını, anne ve babanın değil
şahsın kendini ne hissettiğinin asıl önemli olduğunu belirtmiş ve beraat
etmiştir. O devirde bu dava Sovyetlere şirin gözükme adına açılmış aslı olmayan
davaydı.




Türkeş 10 Haziran 1973 ‘’Türklük
şuuruna erişmiş, samimi olarak “Ben Türk’üm” diyen herkes Türk’tür.
Türkçülük ve Türk’ün tayininde, sapık ölçülere, özellikle mezhepçiliğe,
coğrafyacı lığa, laboratuvar ırkçılığına inanmıyorum. Başka milletleri küçük
gören, dünya barışını tehlikeye sokan antropolojik ırkçılık, Türk Milliyetçilik
ülküsünün dışındadır.’’




Türkiye de bugün yaşayan en değerli
toplum bilimcimiz olan Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN kültür milliyetçiliğini
bilimsel olarak yorumladığı onlarca kitabında bu konunun duayen
düşünürlerindendir. Türk Milliyetçiliğini öğrendiğimiz hocalarımızdandır.




Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ Türk
Milliyetçilik Fikir Sistemi, Millet ve Milliyetçilik, Alt Akıl gibi
kitaplarının yazarı kültür milliyetçilinin günümüzdeki savunucusudur.
Bizlerinde fikirlerinden yararlandığımız yol göstericimizdir. 




Türk Milliyetçisi fikir adamlarının
hiçbirinin ‘’KANDA, SOYDA, IRK’’ da birlik diye bir davaları olmamıştır. Ama
batı merkezli çevreler Türk Milliyetçiliğini baskı altında tutmak adına asılsız
ırkçı suçlamalarını sürdürmekte ve içimizde de bol miktarda yandaş
bulmaktadırlar. 




Kan ve ırk meselesini biraz daha
açalım: Kan kimyasal olarak hemoglobindir. Yeni doğmuş bir bebeğin, kanını
değiştirmekle fikri yapısında hiçbir değişiklik olmaz ve o bebek yine kendi
anne babasının çocuğudur.




Bugünün bilgilerinin olmadığı
devirlerde insanlar kana gereğinden çok önem vermişlerdir. İnsan kan
kaybından da öldüğü için kana bu sebepten de önem verilmiştir. Kan yoluyla
manevi duygularında nesilden nesille geçmesi söz konusu değildir.


Buna benzer yanlışlık geçmişte beyin
içinde yapılmıştır. Bilimin gelişmediği çağlarda beynin ne işe yaradığına karar
verilememiş uzun yüzyıllar boyu burundaki sümüğü üreten bezi olduğu
düşünülmüştür.




Edinilen son bilgilerin ışığında
biyoloji bilimine göre insan ırkı yoktur. Bu gerçek beynin sümük üreten bez
olmadığı kadar yalın gerçektir. 
Yapılan bilimsel araştırmalara göre herhangi
bir insan grubunu diğerlerinden ayıracak kadar genetik değişkenlik yoktur. Bir
kişinin üç milyar harften oluşan genomlarına (bir canlının genlerinin
tamamı)
 bakarak ırkı değil ancak yaşadığı coğrafya tespit edile
bilinir.




2 bin, 4 bin sene önce hangi coğrafyada
yaşadığınız o yıllarda yaşamış iskeletlerden alınan gen örnekleri ile
karşılaştırılarak söylene bilinir. Afet İNAN da Anadolu’dan incelemeye aldığı
64.000 kafatası örneği ile Avrupa insanı ile onların önemsedikleri kafatası yapısı
bakımından bile Anadolu’daki Türk Milleti arasında fark olmadığını ortaya
bilimsel olarak koymuştur. 


Son 10 yıldır genetik biliminde elde edilen
bulgular, biyolojik açıdan insanlar arasında ırksal farklılıklar olmadığını
kesin olarak ortaya çıkardı. İnsanlar arasında ırk farkı yoktur, fark kültürden
gelir. 


Irk, tarihe geçmiş olaylarla şartlandırılmış
algılarımızın ürünü olan sosyal bir kurgudur. Hiçbir biyolojik gerçekliği
yoktur. 


(Robert Lee Hotz, “Race has no basis in biology,
researchers say,” Los Angeles Times, 20 Şubat 1997)


Genetik araştırmalarda, ırklar arasındaki genetik
farklılıkların çok küçük olduğu, genlere bakılarak ırkların ayırt edilemeyeceği
ortaya çıktı. Konu hakkında araştırma yapan bilim adamları aynı grup içinde yer
alan insanlar arasında dahi genetik olarak %0,2 fark olduğunu
belirtmektedirler. Irksal farklılıkları belirleyen deri rengi, göz şekli gibi
özellikler ise bu %0,2′nin sadece %6′sını oluşturmaktadır. Bu da genetik olarak
ırklar arasında sadece %0.012 fark olduğu anlamına gelmektedir. 


(Susan Chaves Cameron, Journal of Counseling and
Development, 76:277-285,1998)


Genetik bilimciler bir köyden yılda bir
kızın bile evlenerek başka bir köye gitmesinin yıllar içinde genetik
farklılıkları yaratacağını belirtmektedirler. Buna göre padişah annelerine
bakarak ırk geçerli olsa idi 36.padişahın ırkına ne diyecektik? Bir daha
belirtelim ki mensubiyet ırkta değil kültürdedir.




TÜRK MİLLETİ Erken Türklerden beri
tarihin hiçbir döneminde ne Selçuklularda ne Osmanlılarda ne de Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nde ırk ayırımı yapmamıştır. Yöneticiler liyakat göre seçilirken ırk
ayırımı yapılmamıştır. Türkler birbirlerine kültürel bağlarla bağlı
olduklarından hiçbir zaman ırkçı olmamışlardır. Kültürel benlik önemsenmiştir
ve öncelik verilmiştir.


Bir atın ana ve babasından genetik olarak aldığı
fizikî özellikleri onun hızlı koşmasını veya dayanıklı olmasını
sağlayabilir. Bir insanda asıl önemli olan ailesi, okulu ve çevresinden
aldığı kültür, bilgi ve düşünce birikimidir. Bu özellikler ise insana ne kan
nede gen bağı ile geçmez. Devlet üst kurum olduğuna göre devletin milli
hedefleri doğrultusunda milletini eğitmesi de devletin görevidir. Bu devlet
görevi başka hiçbir kuruma, cemaate ve topluluğa devredilemez. Devrederseniz
kendi evlatlarınızın kendi topraklarınızda başka milli amaçlar için
kullanıldığını acı çekerek görür devlet ağacını kesmeye çalışan baltanın
sapının da kendi ağaçlarımızdan olması gerçeğiyle karşılaşırız ama artık vakit
artık çok geçtir.


Bunu en iyi kavrayan Başbuğ Atatürk 1924’de Tevhit-i
Tedrisat (eğitimin tekliği) ile eğitimi millileştirmiştir.   


Türk kültürünün, Türk mayasının temelinde en başta
Türk dili vardır. Dil başta olmak üzere dinî gelenekleri, örf ve âdetleri,
ortak tarih şuuru, mensubiyet duygusu… vb. gibi sosyal olaylar kültürün
temelindeki önemli unsurlardır. Millet varlığı bu temellerin üstünde
yükselir.


2 Eylül 1930’da Başbuğ ATATÜRK: ‘’Milli his
ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli
hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir;
yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen
Türk milleti dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır.’’




17 Şubat 1931 ‘’Türk” demek “dil”
demektir. Ne Mutlu Türküm Diyene. Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri
dildir. Türk milletindenim; diyen insan, her şeyden önce ve mutlaka Türkçe
konuşmalıdır” der.




1931 ‘’Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz
felaketler içinde ahlakının, ananelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin,
kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza
olduğunu görüyoruz. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.’’




26 Eylül 1938 de ölümünden 2 ay önce Başbuğ
Atatürk: ‘’Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir
dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla
mümkün olacaktır’ ‘der.




Sayın Prof. Dr. İskender ÖKSÜZ son çıkan ALT AKIL kitabında DİL MİLLETİ YARATIR, MİLLET DE
DEVLETİ” konusunu işleyerek çok önemli olan bu konuya dikkat çekmektedir. Bizim
bu yazıdaki temel görüşümüzde Avrasya’da binlerce yılda gelişen Türkçe kültür
temelini oluşturarak Türk milletini, Türk Milleti de ortak çatı kurumu
olan Türk Devleti’ni yaratmıştır.




Etnik köken ve ırkın bir mana ifade etmediği
tarihin yaşanmış olayları ile de sabittir. Binlerce yıl önce aynı coğrafyada
birlikte yaşamış olan Bulgar Türklerinin uzantısı olan Tuna Bulgar Devleti
Hakanı I. Boris ya da Boris-Mihail (852-889)
yılları arasında hüküm süren Hristiyanlığa geçtiğinde “Mihail” adını
aldı. Bizans’ın tesiriyle Hristiyan olup Bizans kültür dairesi içine
girmesi sonrası Bulgarlar kadim kültürlerinden koparak Bizans’ın müttefiki ve
paralı askerleri oldular. Sonuç bugün aynı kökten gelen Bulgarlar Türklere
düşmandırlar çünkü kültürleri değişmiştir.




Aynı örnek Türkistan coğrafyasında da
Juan-Juanlar ile Türkler arasında yaşanmıştır. Bu gerçeği de Cengiz AYMATOV acı
ve ibretle okuduğumuz Mankurt anlatımından bir kez daha görmekteyiz. 




Binlerce yıldır aynı coğrafyayı
paylaşan Juan-Juanlar ile Türkleri 500’lü yıllarda birbirlerine düşman eden
neydi?  Yanlış olan aynı milletten olma
mefhumunun Juan-Juanlar da olmamasıdır. 




Ankara savaşında 1402’de Timur ve
1.Beyazıtı karşı karşıya getiren aynı kültür farkıdır.




Tarih özümleme (asimilasyon) örnekleri
ile doludur. Erken Türk oldukları İtalyan bilim çevrelerince de kabul edilen
Etrüsklerin çocukları İtalyan kimliğinde, Pelasg ve Attikalıların çocukları
Yunan kimliğinde, Futhart Erken Türk yazıtların çocuklarının Danimarka, İsveç,
Norveç, Hollanda, Almanya, Fransa Kuzey Avrupa ülkelerinde bugün o ülkelerin
kimlikleri ile yaşadıkları gerçeği gibi.  




Amerika’nın göçmen politikasının iki,
üç nesilde Amerika’ya gelen göçmenleri bir milletleştirme potasında eritip
Amerikan Milleti bilinci vermesi ancak kültür milliyetçiliği eğitiminin gücü
ile izah edilebilir. Amerika ya gelen göçmenler ırk potasında değil kültür
potasında eritilerek Amerika Milleti kalıplarına dökülüp ABD vatandaşı
yapılmışlardır.




Türk Milletinin kültür temelli olduğunu
anlamak istemeyenleri veya gizli hedefleri olan etnik ırkçı azınlık
milliyetçiliklerini haklı göstermek için gerçeklerin üstünü örterek gizlemek
adına anlamamış gibi gözükenlere, BOP gibi yabancı proje hizmetkarlarına bir kez
daha özetleyelim ki:




Türk Milleti etnik bir ırk değildir.
Bilimsel olarak ırk yoktur.


Türk Milleti temeli kültürdür,
kültürünün temeli de TÜRK DİLİDİR.


Türk Milleti ‘’Ne mutlu Türküm diyene’’
diyebilenlerden oluşur.


Türk Milleti ‘’Ben Türküm diyen herkesi
Türk kabul eder bağrına basar ayırım yapmaz.


Atatürk’ün ‘’Türk Devleti’ni kuran
Anadolu halkına Türk Milleti denir’’ sözü kurucu Atamızın en doğru
tespitlerinden biridir.




TÜRK
MİLLETİNİN BEKASI (ölümsüzlük, kalıcılık) 




Türkiye’de bugün gündemin
en önemli konusu referandum oylamasıdır. 18 maddelik son anayasa
değişikliğini kendisinin yazdığını söyleyen Sayın Mehmet UÇUM’U önce
tanıyalım: 


1965 Kars doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini
Kars’ta, liseyi de Kars Muhtar Paşa endüstri meslek lisesinde okumuş, 12-13
yaşlarında Komünist Parti Gençlik Kolları üyesi olmuş, 1980 İhtilal öncesi
terör eyleminden tutuklanmış, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden (1986)
mezun olup avukatlık yapmış.


“Yetmez Ama Evet Kampanyasında” (2010). 


Akil İnsanlar Heyeti Doğu Anadolu Grubu Üyesi
(2013). 


TESEV’in Anayasa İzleme Raporlarının
yazarlarından. 


TESEV’in demokratikleşme programında yer alan
çeşitli çalışmalarda danışmanlık ve hakemlik yapmış (2010-2014). 


25. Dönem Kars Ak Parti Milletvekilli. (23
Haziran 2015–17 Kasım 2015)


10 Aralık 2015’den beri Cumhurbaşkanlığı
Başdanışmanıdır.




Türk kamuoyu Sayın UÇUM’U yeni anayasa çalışmaları
başlangıcı sırasında:


‘’ATATÜRK’Ü ANAYASADAN ATACAĞIZ’’ çıkışıyla tanıdı.
Daha sonra 18 maddelik yeni anayasa değişikliğini kendisinin hazırladığını
öğrendik. 




Sayın UÇUM 24. 11. 2014’de Star Gazetesinden Fadime
ÖZKAN’a verdiği demecinde: Akil insan olarak çözüm sürecini yücelten
görüşlerinden, çözüm sürecinin bölgede %98-99 desteklendiğini bildirdiği müthiş
öngörüsünden, çözüm süresince ‘’muhatap özne Öcalan liderliğinde PKK ve
ilişkili siyasi aktörlerdir’’ demesinden. ‘’Dışlayıcı millet’’ olarak
tanımlayıp suçlu gördüğü Türk Devleti yerine ‘’kapsayıcı millet’’ anlayışının
bir sonraki aşaması Türkiye toplunun tüm bileşenleriyle ortak kimliğin
oluşturulmasıdır’’ demesiyle tanımıştı. 




Sayın UÇUM son iki aydır hemen hemen her gece TV
kanallarına tek konuşmacı olarak katılıyor ve eseri olan anayasa değişikliğini
savunuyor, yetmiyor dergi ve gazetelere verdiği demeçlerle anayasa
değişikliğini savunmaya devam ediyor. 




Sayın Mehmet UÇUM bu anayasa değişikliği ile ana
hedefin  ‘’Türk Milletinden Türkiye Milletine’’ geçmek
olduğunu söylüyor. Böylece milletimizin tarihin derinliklerinden gelen Türk adı
yerine Türkiye denilerek adımız silinmiş oluyor. Bu durum Türk Devletinin beka
sorununun ta kendisidir. Türk Milleti 18 maddelik anayasa değişikliği ile gelen
bekasına tehdidin tam olarak ne olduğunu algılamalı ve demokratik olarak karşı
koymalıdır.


Sayın
okuyucu buraya kadar okuduğunuz bu yazıda Türk adının bir ırkın değil ortak
kültürümüzün adı olduğunu açıklamaya çalıştık. Sayın Erdoğan 1 Nisan 2017
tarihinde Diyarbakır’da yaptığı konuşmada “Dikkat ediniz. Türk
demiyoruz, Kürt demiyoruz. Çerkez, Laz, Boşnak, Roman demiyoruz. 
Hepsini
birden içine alan bir ifade kullanıyoruz. Tek millet, diyoruz. 80 milyonuyla
tek millet” Söylemi Sayın UÇUM’UN görüşlerinin tamamlayıcısıdır. 


Sayın Arslan BULUT’UN son yazılarında müthiş bir ‘’Yapıcı
muğlaklık’’
 tespiti var: ‘’Politik bir hedefe ulaşmak için
kullanılan söylemler açık değilse, uluslararası ilişkilerde buna “yapıcı
muğlaklık”
 deniliyor. Milletin Türklükte birliğini bozarak
yerine başka bir millet adı getirmeye çalışmak, rejimden de öteye, devleti
yıkmak demektir!




Ey Türk vatandaşı! Erdoğan‘ın tek
milleti, Türk milleti değildir! Evet dersen adını tarihten silecekler,
bunu bil de ona göre karar ver!’’ diyor. 




Arslan BULUT Beyin bu kükremesi tüm yurtta
duyulmalı, bozkurt uyanmalı, adının hakkını vermeli çünkü Ülkü Ocakları Eski Başkanlarından Suat
BAŞARAN’IN, dediği gibi “Ülkücü Hareket’ten kayıtsız şartsız
biat beklenseydi, sembolümüz bozkurt değil koyun
olurdu” 




Sayım UÇUM 1 Şubat 2017’de Haber Türk muhabiri
Kübra PAR’A verdiği demeçte: ‘’1921’den sonraki anayasalar sadece etnik anlamda
değil, inanç ve kültür değerleri anlamında da dışlayıcı anayasalardı. Türkiye
modeli, biçimi ya da milleti dediğimizde insanlar tuhaf bir tepki
gösteriyorlar. Türkiye milleti tek bir etnisiteye dayanmıyor. Türk milleti
diyenler de Türk milletinin sadece Türklerden ibaret olduğunu söylemiyor. Bunun
içinde Kürtler, Gürcüler, Azeriler de vardır. Kast edilen şey
Türkiye’de yaşayan bütün kimliklerin oluşturduğu bir millettir. Türkiye
milleti, biçimi ya da modeli demek rahatsız olunacak bir şey değildir. Tam
tersine kendini dışarıda hissedenleri de kapsayacak bir tanımlamadır. Bu
yanıyla da olumlu bir şeydir.” (Böylece Sayın UÇUM sayesinde Azerilerin
Türk’ten ayrı bir etnisiteden geldiğini de öğrenmiş oluyoruz!!!, ayrıca Karslı
olan Sayım UÇUM’UN Azerilerinde iyi bilmesi gerekmez mi?).




Sayın UÇUM 27 Ocak 2017 Star muhabiri Selim Efe
ERDEM’ verdiği ‘’Kuruluşu tamamlıyoruz’’ başlıklı demeçte:
‘’19 Mayıs 1919’da başlayan kurtuluş sürecindeki bu kapsayıcılık, kuruluşa
yansımadı. 1924’de başlayan kuruluş süreci, dışlayıcı bir Türk milleti
anlayışıyla kuruldu
 ve orada birtakım sorunlar çıktı. Kurtuluş
dönemindeki kapsayıcı Türk milleti anlayışı sürdürebilseydi, bizim devlet ve
toplum arasındaki bu problemlerin yaşanması söz konusu olmayacaktı. Tüm etnik,
inanç ve düşünce sistemlerini birleştiren 15-16 Temmuz direnişinin ardından,
Cumhurbaşkanlığı sistemi ve reformla tamamlanacak.’’




Mustafa Kemal Atatürk
ideolojisine atıfta bulunan yerlerin çıkarılacağını ifade eden Uçum
şunları söyledi: “Yeni anayasanın giriş kısmında Mustafa Kemal Atatürk’ün
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri olduğunun belirtilmesinin daha uygun
olacağı düşünüldü.”


Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet
Uçum, Oda TV’ye verdiği demeçte: “Kast edilen şey Türkiye’de yaşayan bütün
kimliklerin oluşturduğu bir millettir. Türkiye milleti, biçimi
ya da modeli demek rahatsız olunacak bir şey değildir. Tam tersine kendini
dışarıda hissedenleri de kapsayacak bir tanımlamadır.” dedi.


Durumun vahametini anlamayanlar için Mehmet UÇUM
bir kez daha 10 Şubat 2017’de Milliyet’e yaptığı açıklamada “Birinci
kurtuluşla cumhuriyeti kazandık. İkinci kurtuluşla demokratik bir cumhuriyet
kazanmış olacağız. Türkiye aslında kuruluşunu tamamlıyor ve bunun ilk adımı da
anayasa değişikliğidir.’’




Bu söylemin de sayın UÇUM ikinci
kurtuluşla demokratik bir cumhuriyetimiz olacağı yani ikinci Cumhuriyetin geliş
müjdesini mi vermek istiyor? Ne yazık ki bu düşüncelerinde kendisi yalnız da
değildir. Türk Milletinin etnik bir alt yapı olarak görüp diğer etnik
yapılardan birisi olarak gösterilmesi ve üst kimlik olarak ‘’TEK ‘’veya
‘’TÜRKİYE’’ adında millet adının verilmesinin bilimsel izahı ve açıklaması
yoktur. 




BOP adına bölgemizdeki devletlerinin
parçalanması (pardon demokrasi getirilmesi!!) için ümmet ve etnik kimliklerinin
öne çıkarılması BOP’de hedeflenmiş Irak, Suriye ve Libya’da uygulanmaktaydı.
Sıra Türkiye yemi geldi?




Sosyoloji biliminde ümmet temelli
devlet yapılanması yoktur ve tarihte de hiç uygulandığı da görülmemiştir. Irka
dayalı devlet olması ne kadar imkansızsa, ümmet temelli devlette olmaz. Çünkü
ümmet aynı dine inananlar olduğuna göre, dinde evrensel olduğundan ayrı ayrı
milletlerde aynı dinden insanlar olabilir, çeşitli milletlerden meydana gelen
tek devlet olmaz, olursa da olsa olsa ona ‘’birleşmiş milletler’’ denir.




Birleşmiş Milletler Eski Genel
sekreteri Butros Gali 3 Haziran 1996’da İstanbul’da ev sahipliğini İstanbul
belediye başkanı olarak Sayın Tayyip ERDOGAN’IN yaptığı dünya habitat
zirvesinde gelecekte dünyada 5.000 devlet olacak söyleminde bulunmuştu.




Dünya’yı 5.000 adet küçük küçük şehir
devletlerine bölmenin yolu iç savaşlardan geçer. Bu savaşı komşularımızda
görmekteyiz. Şehir devletlerine evet diyenler ‘’Tek Dünya Devleti’ne’’ de evet
demiş olmazlar mı?




Tek Dünya Devleti’nin yolu da Tek Din,
Tek Millet, Tek Vatan’dan geçmez mi? Bütün bu planı bozacak tek hedefin de TEK DİL olduğu bilinmez mi? Niye TEK
DİL
denmiyor diye sormak ‘’Balgat’ın’’ aklına gelmez mi?




Bu konuları en iyi bilme durumundaki
kişi Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Sayın Mehmet UÇUM Bey
değil mi?




Türk Milletinin Beka Sorunu yeni
anayasa değişikliğinin ana hedefi olan Sayın Mehmet UÇUM beyin açıkladığı ’Türk
Milletinden Türkiye Milletine’’ 
geçişe evet mi, hayır mı sorusu
olmuyor mu?

Türk Milletine referandumda sorulan
‘’Türk Milleti’’ adı yerine ‘’Türkiye Milleti’’ mi olsun, ya da Sayın
Cumhurbaşkanının söylediği şekliyle ‘Türk Milleti’’ adı yerine ‘’Tek Millet’’
mi olsun sorusuna evet demek milletçe eğik düzlemde kaymaya başlamaktır, sonu
da uçurumdan düşüp parçalanmaktır.




Milletinin adı değişen devlet yıkılmış
demektir. TÜRK adı TÜRKİYE mi TEK mi olsun sorusuna Türk Devleti’nin bekası
yani yaşaması için referanduma Türk Milleti olarak cevabımız milyar kere HAYIR,
HAYIR, HAYIR olacaktır. 




Saygılarımla


Turgay TÜFEKÇİOĞLU


Turgayt@zeytursan.com.tr


8 Nisan 2017


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış