Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


H. NİHAL
ATSIZ


Şimdiye
kadar millet’in umumî bir tarifi yapılmamıştır. İçtimaiyat alimleri bu hususta
bir şeyler gevelemişlerse de “içtimaiyat”ın ilim olduğunu iddia etmelerine
rağmen ilmî bir millet tarifi yapamamışlardır. Bunun sebebi her milletin

başka türlü olması ve bundan dolayı başka bir tarife muhtaç bulunmasıdır.


Almanlar
milliyette ırkı temel sayıyorlarsa bunun sebebi bir Cermen ırkının var olması
ve Alman milletinin kuruluşunda esas rolün Cermen ırkında bulunmasıdır.
Fransızlar milliyetlerini inkar ediyorlarsa bu, onların başlangıcı bir tek ırka
dayanmadığı içindir.


Bugün ya
millet kelimesinin her millet için ayrı bir mana ifade ettiğini kabule yahut da
millet dediğimiz birçok cemiyetlerin millet olmadığını söylemeğe mecburuz.


Millet için
ırkı esas kabul edersek Fransızlarla Amerikalılar, dil ve kültürü kabul edersek
Belçikalılarla İsviçreliler ve hatta Çinliler, vatanı kabul edersek Yahudiler
bir millet değildir. O halde millet nedir? Burada önce şunu kabul

etmeliyiz: Bizce yalnız Türk milleti vardır. Bunun için de yalnız onun tarifini
yapmak lazımdır.


Başkaları bu
tarifin çerçevesine sığsa da sığmasa da ehemmiyeti yoktur. Türkler için
milliyet her şeyden önce bir kan meselesidir. Yani Türküm diyecek olan adam
Türk neslinden olmalıdır. Türk nesli de tarihten malûm ve meşhur olan
Türklerdir.


Sibiryanın
buzlu bir bucağında yaşıyan bir Saka veya Litvanya’da yaşıyan bir Kıpçak
Türk’tür. Sakanın dili bize pek aykırı gelebilir. Litvanyalı Kıpçak çoktandır
öz dilini unutup Litvan diliyle konuşmuş olabilir. Fakat onlar kanca Türk

oldukları için Türk’türler. Bunun için biz onlara bir yakınlık duyarız. Fakat
yabancı kan taşıyan bir insan Türkçe’den başka dil bilmese bile, o Türk
değildir. Bunu şöyle bir misalle izah edebiliriz:


Memleketimizde
epeyce zenci vardır. Bunların hepsi Türkçe konuşur. Bazılarının dili tam
bir İstanbul şivesidir. Başka dil bilmezler. Kanun bakımından da Türk
sayılırlar. Fakat onlar Türk müdür? Bir Türk köylüsü onun Türk olduğuna kat’iyen
inandırılamaz. Hakikatte de onun Türk olduğunu iddia etmek gülünçtür.


Zaten
memlekette herkes bunlara Arap der, geçer. Türk kanına yabancılığı bakımından
bir İngiliz, bir Yahudi, bir Çerkes, bir Arnavut, bir Kürt veya bir Lâzdan
farkı olmayan zencilerin, sırf tabiat ona kara damga vurdu diye Türk olmadığı
ittifakla kabul olunuyor da, dış şekilleri Türk’e benziyen başka yabancılar
neden Türküm diyince Türk sayılıyor? Madem
ki zencinin Türklüğünü kimse kabul etmiyor, o halde şekli Türk’e benziyen
yabancı da Türk değildir. Mesele yalnız dış şekil meselesi olsaydı zenciyi Türk
saymayıp ötekini saymak belki doğru olurdu. Fakat mesele bir iç meselesidir.
Zenci, Türk’e olan sadakatinde ötekilerden, muhakkak ki, daha samimidir. Fakat
mesele bir iç meselesi olduğu için Türk’e şeklen benziyenlerden daha çok
sakınmak lazımdır.


Malum ya:
yılanın bile en tehlikelisi bulunduğu yerle aynı renkte olanıdır.


Türk’e
düşman olanlar ve bunu açıkça söyliyenler Türkler için o kadar tehlikeli
değildir. Asıl büyük tehlike Türkümsü olan yabancılardır. Bunlar iyi Türkçe
konuştukları ve çok defa Türkçe’den başka dil bilmedikleri için Türk’ten ayırt
edilemezler.


Fakat
kanlarının başka olduğunu ya bilir, ya da sezerler. Onun için bunlara Türkümsü
diyorum. Bunlar dalkavuktur, yalancıdır. Yüze gülerler. Türklüğe zararlı
fikirler bunlar arasında revaçtadır. Türk olmadıkları için ufak bir şahsi
menfaat uğrunda Türk’e içten içe kötülük eden fikirlere ve teşkilatlara
bağlanmaktan çekinmezler.


Türkümsülerin,
icabında Türk’e nasıl fenalık ettikleri hakkında yüzlerce misal söyleyebiliriz.
Bunu tarihi delillerle de ispat etmek kolaydır: Balkan Savaşında Sırplara
yenilmemizin sebebi Arnavutların ihaneti değil miydi? Selanik’teki 40 bin
kişilik ordumuz neden mukavemet etmeden Yunanlılara teslim oldu? Çünkü o ordunun
kumandanı olan Tahsin Paşa Arnavuttu. Halbuki Edirne’deki 12 bin kişilik
ordumuz aylarca ve yüzümüzü ağartan bir kahramanlıkla dayandı.

Çünkü Edirne Kumandanı Şükrü Paşa Türk’tü.


Abdullah
Cevdet bu milletin iki sağlam dayanağı olan milliyet ve din mefhumlarını
yıkmağa neden çalıştı? Çünkü o bir Kürt milliyetperveriydi. Türklüğü
kürtlükle yıkmanın imkansız olduğunu anladığı için hars ve ilim yoluyla
yıkmağa çalışıyordu.


Rıza Tevfik memlekete
niçin ihanet etti? Çünkü babası Arnavut anası Çerkes olan bir melezdi. Ali
Kemal neden düşman için çalıştı? Çünkü dedesi ermeni dönmesiydi. Kurtuluş
Savaşında ufak bir menfaat meselesi yüzünden çeteci Etem niçin Yunanlılarla
birleşti? Çünkü Çerkesti. Ahmet Cevat neden mütareke yıllarında Türkçülüğün
aleyhinde olduğu gazetelerde yazdı? Çünkü Giritli idi…


Buna dair
misalleri biz daha yakın tarihten de alabiliriz. Kazım Kara Bekir Paşa’nın
yetiştirdiği çocuklar arasında aslı ermeni olan birinin yüksek tahsilini
bitirdikten sonra ihanet ettiğini hepimiz işittik. Üniversitedeki Yahudi
dönmesi

profesörlere “biz de Türk değiliz sizin gibi Yahudiyiz” dedikleri de bir
emrivakidir. Gazi’ye suikast hazırlayan Ziya Hurşit lazdı. Gazi’ye bilfiil ateş
etmek için de koca İzmir’de bula bula bir lazla bir gürcü bulmuşlardı.


Bütün
bunları gördükten ve daha ufak nice misallerine şahit olduktan sonra insanın
Türkümsülere inanması için ancak aptal olması lazımdır. Filvaki bu Türkümsüler
her yerde mübalağa ile Türklük için bağırırlar. Fakat bu, bugün Türklüğün
kuvvetli oluşundandır. Yarın ilk kara günümüzde onlar yine bize ihanet
edeceklerdir.


Onlara bunu
yaptıran damarlarındaki kanın bozukluğudur. Binaenaleyh ihanetlerini tabii
görmek lazımdır. Birinci dil kurultayında Türklük lehinde palavra atanlar hemen
hemen ekseriyetle Türkümsülerdir. Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti

diye bağırırken şivelerinden Arap veya Arnavut olduğu anlaşılan bu gösteriş
kahramanları yanında hakiki Türkler daima sessiz kaldılar.


Onun için
bizce anlaşılmıştır ki Türk olmak için kanı Türk olmaktan başka çıkar yol
yoktur ve olamaz da…


Yukarıda
birçok Türklüğe ihanet misalleri saydık. “Sanki hakiki Türklerden ihanet
eden yok mudur?” diye bir itiraz suali sorulabilir. Fakat bu pek
zayıf bir itiraz olur. Çünkü her milletin içinde sütübozuklar bulunmakla
beraber Türkiye’de Türk ve Türkümsülerin sayı nispetiyle ihanet
edenlerin nispeti mukayese olunursa bu nispetin daima Türkler lehinde
pek büyük bir fark göstereceği meydana çıkar.


Türkümsüler
birkaç göbek ileriki babalarının Türk’ten başka bir şey olduğunu bilmeyip
kendilerini öz Türk sansalar da yine Türk değillerdir. Çünkü Türklük yalnız
manevi-ahlaki değil, aynı zamanda maddi (yani fizik, fizyolojik,

fizyonomik ve antropolojik) bir şeydir.


Türk olmak
için Türk ırkının maddi ve manevi hasletlerini tevarüs etmek icap eder.
Binlerce yıllık tarihi hayatların milletlere verdiği bir terbiye vardır ki o
öyle birkaç yılda ve hatta asırda elde edilemez.


Asırlardan
beri kılıç sallamış ve ömrünü er meydanında geçirmiş Türk milletinin bir çocuğu
ile asırlardan beri sahtekarlık ve dolandırıcılıkla yaşamış Yahudi milletinin
bir çocuğu nasıl müsavi olabilir? Aynı günde doğan bir Türk çocuğu ile bir
Yahudi çocuğunu aynı terbiye müessesine alıp ikisine de yalnız esperanto dili
öğretseler ve aynı şartlar altında aynı terbiyeyi verseler bile muhakkak ki
Türk çocuğu yine yiğit, Yahudi yine korkak olacaktır. Türk çocuğu yine doğru,
Yahudi yine sahtekâr yetişecektir.


Türk
ordusunda en seçme ve kahraman unsur daima Kastamonu, Çankırı, Taşköprü, Tosya
ve havalisinde yetişen neferlerdir. Niçin? Çünkü buradaki Türkler Orta Asya’dan
nasıl geldilerse öyle kalmışlar, hiç karışmamışlardır. Savaş

meydanlarında yüzde hesabıyla en çok şehit düşenler de bunlardır. Halbuki
Kastamonu ve civarı köylüsü ne gösterişsiz mahluktur. Demek ki Türk vatanı için
kendisini harcıyan hep Türkler olduğu gibi en sakınmadan

harcıyanlar da en karışmamış Türkler oluyor. Türklükte dil meselesi kandan
sonra gelir.


Şüphesiz ki
her Türk’ün dili Türkçe olmalıdır ve olacaktır. Fakat yabancı çokluklar
arasında kalarak dilini kaybeden, lâkin Türk olduğunu unutmıyan bazı su
katılmamış Türkler vardır ki yabancı dillerine bakarak bunları
Türklükten çıkarmak doğru olmaz. Türkiye’nin doğu ve cenup sınırlarında
Kürtçe veya Arapça ve Lehistanda Lehçe konuştuğu halde Türk olduğunu
söyliyen ve tarihi menşelerince Türk soyundan gelen, antropoloji
bakımından da mükemmel Türk olan insanlar hiç şüphesiz Türk’türler.


Bazılarının
söylediği gibi milliyet yalnız anlaşma vasıtası olan dil’in birliği ile izah
edilseydi bir Istanbul Yahudisinin bize bir Kırgızdan daha yakın olması lazım
gelirdi. Halbuki bütün kanunlara, siyasi ve içtimai hadiselere, propagandalara
rağmen biz Kırgızı kardeş, Yahudiyi de köpek çıfıt olarak tanıyoruz. Çünkü
Kırgızın damarındaki kanın kendi damarımızdaki kan olduğunu, Yahudinin ise bize
düşmanlıkla yuğurulduğunu biliyor, seziyoruz. Çünkü kırk milyonluk Türk milleti
küçük küçük parçalara bölünmüş ve her parça büyük, iştahlı, ileri teknikli ve
yüksek harslı düşmanlar tarafından çevrilmiştir.


Türk
milliyetindeki dilek birliği üçüncü derecede değerli bir meseledir. Bazı
zamanlarda bazı Türk zümrelerinde dilek aykırılığı olması onların bir tek
millet olmalarına engel değildir. Bu dilek ayrılığı, çok defa, türlü Türk
zümrelerinin

başında bulunan başbuğların zorla yarattıkları yapmacık ve geçici bir nesnedir.
Bugün türlü Türk zümreleri arasında dilek ayrılığı olsa bile, Türkler ya bunun
güçsüzlük doğurduğunu görerek dileklerini birleştirecekler, yahut da

içlerinden en kuvvetli zümre ötekilerini de zorla kendine bağlıyarak Türkleri
tek dileğe doğru yürütecektir. Türk tarihinde bu daima böyle olagelmiştir.
Nitekim Gazinin kudretli şahsiyeti Türk milletine bir dilek birliği kurmamış
olsaydı muhakkak ki Türkiye’de türlü türlü zümreler bulunacaktı.


Türk
milliyetinde menfaat birliği meselesi ise ağza bile alınamaz. “Aynı çanaktan
yalıyanların bir millet olduğu” hakkındaki düşünceleri reddettikten sonra
menfaat birliği solda sıfır kalır. Bir Kazakla bir Konyalının menfaatlerinde ne
birlik vardır? Halbuki bunlar bir milletin çocuklarıdır. Bir Erzurumlu ile bir
İzmirlinin menfaatleri arasında da bir iştirak yoktur. Her ne kadar bazı
marksistler Kurtuluş Savaşını iktisadi bir hareket olarak izah etmek gibi
Yahudice

düşünüyorlarsa da Erzurumlu askerin İzmir için ölmesi kendi istihsal maddeleri
ihraç iskelesi olan İzmir’i kaybetmek kaygısı dolayısıyla değildir. Bu tamamı
ile duyguya ait bir meseledir; bir kan meselesidir.


Bundan
başka, madem ki bütün Türkler birleşecektir, şu halde onların arasında uzak
veya yakın bir menfaat birliği de kurulacak demektir. Zaten Türkler arasında
bir de menfaat birliği vardı ki o da hepsinin aynı düşmanlar tarafından

aynı tehlikelere maruz kalmış olmasıdır. Türk milletinin münevverleri sezmese
bile hakikat şudur ki Türklere birleşerek birbirlerine dayanamazlarsa mutlaka
yok olacaklardır.


Çünkü kırk
milyonluk Türk milleti küçük küçük parçalara bölünmüş ve her parça büyük,
iştahlı, ileri teknikli ve yüksek harslı düşmanlar tarafından çevrilmiştir.


Şimdi, şu
neticeye varıyoruz demektir:


Türk olmak
için önce kanı Türk olmak lazımdır. Ondan sonra dili Türk olmak lazımdır. Ondan
sonra dileği Türk olmak lazımdır.


Kanı Türk
olan fertlerden bir Türk milleti bugünkü melez topluluktan, şüphe yok ki, kat
kat kuvvetlidir. Bu, kanı Türk olan fertlerin dilleri de Türk olursa (başka bir
ihtimale göre hepsi aynı ağızla konuşan Türkler olursa) o millet daha

güçlü bir millet olur. Üstelik bir de bu milletin fertleri dilek birliğiyle
birbirlerine bağlıysa, bu ülkücü (=mefkûrevi) bir millet demektir. Sayıca azlık
bile olsa dünyanın en güçlü milletidir.



Nihal ATSIZ, Atsız Mecmua,
1931, Sayı: 6

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış