Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Mustafa Kemal İstanbul’a;
ağır sorumluluklar, yıpratıcı koşullar ve kanlı savaşlar içinden geçerek 13
Kasım 1918’de geldi.




“Zayıflamış,
avurtları çökmüş, soluk aldırmayan böbrek sancılarının acısıyla
kıvranıyordu”
.1


“Sıtma’nın
ne zaman yoklayacağı” 
belli olmuyordu.2


Kulaklarından rahatsızdı.3


Şişli’deki evinde “hafif bir mide humması” geçirmişti.4




Bedensel yorgunluğuna
karşın, yüksek bir iradeye, şaşılacak bir kararlılığa sahipti.


Bu, ona, büyük bir direnme
gücü veriyordu.


İrade gücü her zaman olduğu
gibi beden gücünün önündeydi.




En yorgun ve hasta
anlarında bile, giriştiği işten kopmuyor, olayların üzerine gitmekten
çekinmiyordu.


Bu tutumu, İstanbul’da da
sürdürdü ve gelir gelmez çalışmaya başladı.
 

İstanbul’a gelişinin ertesi
günü (14 Kasım 1918), Sadrazamlıktan yeni ayrılmış olan Ahmet İzzet Paşa’yla
görüşmeye gitti.


Aynı gün Rauf (Orbay) Bey
ve İngiliz gazeteci Ward Price ile görüştü.




Ertesi gün, 15 Kasım’da,
Padişah Vahdettin, 16 Kasım’da da, “Çanakkale’deki
kahramanlıkları nedeniyle” 
kendisiyle tanışmak isteyen İngiliz
General William Birdwood (1938’de ilerlemiş yaşına karşın Atatürk’ün cenaze
törenine katılmak için Türkiye’ye gelecektir) ile görüştü.5
 

İlişki ve görüşmeleri
İstanbul’da kaldığı 6 ay boyunca sürdü.




Mondros’un bilinçli
belirsizliklerine dayanılarak Türkiye’nin işgal edileceğini önceden görmüş,
mücadeleye karar vermiş, yöntemini belirleyerek ön girişimleri yapmıştı.
 

“İşler
ancak devrim yoluna girilmekle düzelebilir” 
diyordu.6


Yıkılmasını kaçınılmaz
gördüğü Osmanlı’nın yerine, yeni bir devlet kuracaktı.


İşgalci devletler dahil
hiçbir güçle, amacına uygun düşmeyen bir uzlaşma içinde olmayacaktı.




“Yabancı
yardımı olmadan Türkiye kendini kurtaramaz”
 düşüncesini
onursuzluk sayıyor ve yenilginin kendisi kadar acı verici buluyordu.


İşgalcilerle uzlaşma ya da
manda öneren en küçük düşünce bile, “dişlerini gıcırdatmasına neden oluyordu”.7
 

Örneğin İngilizler
için, “Onlar, o İngilizler,
gücümüzün ne olduğunu yakında görecekler, bize eşitleri gibi davranacaklardır.
Onlara asla boyun eğmeyeceğiz. Uygarlıklarını başlarına geçirene dek, son
ferdimize kadar, onlara karşı koyacağız” 
diyordu.8




Kurduğu her ilişki,
kurtuluş için girişeceği eyleme katkı sağlamaya yönelikti.


Amacı çok açık ve yalındı.


Anadolu’ya geçecek, halk
gücüne dayanarak bir kurtuluş ordusu örgütleyecek ve yeni bir devlet, bir halk
devleti kuracaktı.
 

Buna, İstanbul’da değil,
Halep ve Adana’da karar vermişti.




İstanbul’da yaptığı;
amacına uygun araçlar sağlamak, subaylar başta olmak üzere insan kazanmak,
örgütlenmek ve yetki elde etmekti. İstanbul’a bu nedenle gelmişti.
 

Güvenip görüştüğü
insanların büyük çoğunluğu, yapmayı düşündüğü işlerin çok azını açıklamasına
karşın; ona, olmayacak şeyler düşünen, gerçeklerden habersiz, düş peşinde bir
insanmış gibi bakıyordu.




İstanbul’a geldiği ilk
günlerde, çalışılabilir gördüğü Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’yı, istifasını geri
alması için ikna etmeğe çalıştı.


Onun hükümetinde Harbiye
Nazırı olmak istiyordu.
 

Bu makamdan, hazırlanmakta
olduğu silahlı savaşım için yararlanacak, elde ettiği yetkiyi adam ve silah
sağlamakta kullanacaktı.


Düşündüklerini yapabilmesi
için, Tevfik Paşa kabinesinin Meclis’te güvenoyu almaması gerekiyordu.




Milletvekillerinin
çoğunluğu, bu yönde davranacakları ve Tevfik Paşa’ya güvensizlik oyu
verecekleri konusunda söz verdiler ancak hemen hiçbiri sözünde durmadı.
 

Çabaları süresince, bir
asker olarak hiç alışık olmadığı, kaypaklık ve yalancılıklarla karşılaştı.


Tiksintiyle karşıladığı bu
olaydan, Cumhuriyet devletini kurarken yararlanacağı sonuçlar çıkardı ve
çıkarcı politikacılara karşı önlem almayı devlet politikası durumuna getirdi.




Halkı bu tür insanlara
karşı sürekli uyardı.
 

Dokuz yıl sonra,
Nutuk’ta, “saygıdeğer
milletime şunu öğütlerim ki; bağrında yetiştirerek başının üstüne kadar
çıkaracağı adamların kanındaki, vicdanındaki öz mayayı
 (cevheri
asli) çok iyi incelemeye dikkat
etmekten, hiçbir zaman vazgeçmesin”
9 diyecektir.




Şişli’de kiraladığı evde
pek çok insanla görüştü.


Ali Fuat (Cebesoy), Kazım
(Karabekir), Rauf (Orbay), İsmet (İnönü), Refet (Bele) ve Kazım (Dirik) bu evde
görüştüğü ve ilerde birlikte olacağı güvendiği komutanlardı.
 

Erzurum’da 15.Kolordu
Komutanlığına atanan Kazım (Karabekir) Paşa, bu atamadan, “Kolordu’da organize bir birlik
bırakılmadığı” 
gerekçesiyle hoşnut değildi.


Oysa bu Kolordu, Ali Fuat
(Cebesoy) Paşa’nın komutasındaki 20.Kolordu’yla birlikte, elde kalan iki askeri
güçten biriydi.




Kazım (Karabekir) Paşa’ya
atandığı görevin kurtuluş mücadelesi açısından önemini anlatarak görevi kabul
etmesini istedi.
 

“Orada
organize bir kuvvet bırakılmamış olabilir. Ancak bizim bundan sonra iş
görebilmemiz için gerekli olan asal unsur millettir, halktır. Ben size
Erzurum’a gitmenizi özellikle öneririm. Gidiniz ve orada bir halk örgütü
kurunuz. Yakında benim de size katılmam kesindir”
 diyerek onu ikna etti.10




Ali Fuat (Cebesoy) Paşa ile
yaptığı görüşmede; sorunların ancak Anadolu’da çözülebileceğini, bu nedenle
20.Kolordu Karargahı’nın, direniş hareketi için merkezi konumda olan Ankara’ya
taşınmasını istedi.11
 

7. Ordu’da olduğu gibi onu
hala komutanı sayan Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, bu öneriyi kabul etti ve birlikte
hareket etme konusunda anlaştılar.




Anadolu’daki dağınık
direniş örgütleri, Doğu’da Kazım Paşa’nın 15, Batı’da Ali Fuat Paşa’nın 20.
Kolordusu’nun yönetimi altına alınacak, bu iki güç Mustafa Kemal’e bağlanarak
tek bir merkezde toplanacaktı.12
 

Şişli görüşmeleri, onun
Adana’dayken geliştirdiği düşüncelerin, karar ve ilke olarak ortaya konmasıyla
sonuçlandı.




Halk örgütlenmesinin temel
alındığı ilkeler, özet olarak şöyleydi:


“Çıkışı
olan tek kurtuluş yolu bir milli direniş hareketi yaratmaktır.


Orduyla
millet elele vermeli, beraber hareket etmelidir.


Askerin
terhisi derhal durdurulmalı, hiçbir silah, cephane ya da donanım düşmana
verilmemelidir.


Genç
ve yetenekli komutanlar birliklerinin başında tutulmalı ve Anadolu’ya
gönderilmelidir.


Ulusal
direnişten yana devlet yöneticileri yerlerinde bırakılmalı, illerde particilik
adına yürütülen kardeş kavgasına son verilmeli ve halkın moral gücü
yükseltilmelidir”
.13 

İstanbul’da görüştüklerinin
tümü, silah arkadaşları gibi ülkenin kurtarılmasına duyarlı, direnme eğiliminde
insanlar değildi.




Önemli bölümünün; ulusal
duyguları körelmiş, kişisel kaygılar içinde, bilinçsiz ve dirençsiz olduğunu
gördü.
 

Bunlarla, ülke savunması
konusunda birlikte olmak ve sonuç getirecek bir ilişki geliştirmek olası
değildi.




İşgalci baskısından
korkuyorlar, sürekli olanaksızlıklardan söz ederek, ülkenin yazgısını büyük
devletlerin kararına bırakan bir tutum sergiliyorlardı.


Bunların sayısı ve
yaygınlığı beklediğinden çoktu.
 

Genel söylem; işgale karşı
direnç göstermenin çılgınlık olduğu, başarı olasılığı bulunmayan böyle bir
tutumun, görüşmeler yoluyla bulunabilecek çözümleri ortadan kaldıracağı, bunun
da devletin sonu olacağı biçimindeydi.

Giderek yayılmakta
olan, “bizim için herşey
bitti” 
düşüncesi, onun, “bizim için savaş şimdi başlıyor”14 anlayışıyla temelden
çelişiyor; bu çelişki, düşmanlığa varan bir ayrılığa neden oluyordu.




Devlet yöneticilerini de
içine alan “Türk olarak adeta
tükenmiş”
15 önemli bir kitle, tam bir boyuneğiş içinde ve “içlerinde hiçbir direnme ve savaşma
isteği kalmamacasına yenik düşmüş”
tü.16
 

Oysa o, Anadolu’daki Türk
varlığının artık görüşme ve anlaşmalarla değil ancak silahla korunabileceğini
görüyor17, hazırlıklarını buna göre yapıyordu.


Bu iki anlayışın bir araya
gelmesi gerçekten olanaksızdı.




Yaptığı çalışmalar sonucu,
ordudaki silah arkadaşlarından dar ancak etkili bir kesimi, halka ve kendi
gücüne dayanarak “Türkiye’yi
parçalanmaktan kurtarmanın mümkün olduğuna”
 inandırdı.
 

Anadolu’daki Türk varlığı,
ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyaydı.


Halk bitkin, olanaklar
sınırlıydı.


Ancak, çatışma durumunda
kalınacak büyük devletler de rahat değildi.


Dört yıl süren savaş, insan
kaynaklarını zorlamış, güçlerini kırmıştı.


Ordularını büyük oranda
terhis etmişler, ülkelerinde yayılmakta olan savaş karşıtı eğilimler ve
sınıfsal çatışmaya dönüşen toplumsal çalkantılarla uğraşıyorlardı.




Türkleri “tükenmiş” görüyorlardı
ancak kendileri de iyi durumda değildi.


Silahlı çatışmadan kaçınmak
için, danışmanları Lloyd George’a, “Türkiye,
devlet olarak çözülmüştür, biraz bekleyelim, kendiliğinden parçalanacaktır,
parçaları daha sonra bölüşürüz” 
diyordu.18
 

O, öneriye yansıyan gerçeği
görmüş ve güçlü bir görüntü vermeye çalışan büyük devletlerin, aslında
savaşamayacak durumda olduğunu anlamıştı.




İleri sürdüğü görüş ve
öneriler, düşünülmeden söylenmiş duygusal çıkışlar değil, dünya ve ülke
koşullarına dayanan gerçekçi belirlemelerdi.
 

İstanbul günlerinin sonuna
doğru, Anadolu’ya geçmeye hazırlanırken, 29 Nisan 1919’da, geniş yetkilere
sahip Ordu Müfettişi olarak Anadolu’da görevlendirildi.




Bu görevlendirilme,
kendiliğinden gelen ve ‘şansa dayalı’ bir gelişme değil, resmi-sivil görüşmelerin,
dostluğa dayalı kimi özel ilişkilerin devreye sokulmasıyla elde edilen bir
atamaydı.
 

Mustafa Kemal’e özgü
kararlılığın, yoğun çabasının ve ustalıkla kurulmuş ilişkilerin doğurduğu bir
sonuç, incelikli taktiklerle yaratılmış bir ‘şanstı’.




Yenilginin ve ardından
gelen işgalin neden olduğu yönetim boşluğu, her yerde olduğu gibi Karadeniz’de
yaşayan azınlığı yüreklendirmiş, bölge Rumları işgal güçlerinin korumasına
güvenerek silahlı eylemlere girişmişti.
 

Bunlar, Türk köylerine
saldırılar düzenliyor, savunmasız insanları öldürüp mallarını yağmalıyordu.




Saldırılara karşı savunma
tepkisi ve silahlı önlem gecikmiyor, İngilizleri rahatsız edecek kadar güçlü
bir Türk direnişi ortaya çıkıp bölgeye yayılıyordu.
 

Küçük ve hareketli silahlı
birimlerden oluşan halk güçlerini bastırmayı göze alamayan İngiliz İşgal
Komutanlığı, Vahdettin’e baskı yaparak, Türk direnişinin önlenmesini ve yöre
halkının silahsızlandırılmasını istedi.




Yapılmaması durumunda, bu
işi doğrudan İngiliz birliklerinin yapacağını ve bölgeye asker gönderileceğini
bildirdi.
 

Bu kurusıkı davranışa boyun
eğerek isteneni yapacağını bildiren Padişah ve Hükümet, bu işi kendilerine
önerilen ve “iyi bir
komutan”
 olan Mustafa Kemal’e yaptırmayı düşündüler.




Anadolu’da silahlı direniş
başlatmak için hazırlık yapan ve oraya gitmek için gün sayan insana, başlamış
olan silahlı direnişi bastırma görevi verdiler.
 

Yetki veren-yetki alan
arasındaki beklenti ayırımı ve bu ayrıma dayanan uzlaşmaz çelişki, yetki veren
için kuşkusuz bir yanılgı sorunuydu.


Yetki alan içinse; parlak
bir başarıydı.




Büyük Savaş’ın yenilmeyen
tek komutanı, savaşın her türünü bilen yetenekli bir askerdi.


Dönemin günah keçisi
ittihatçılarla ilişkisi olmadığı gibi, onlarla karşıtlıklar içeren bir geçmişi
vardı.


İşgal gerçeğini ve padişah
yetkesini kabullenmiş görünüyordu.


Karadeniz
bölgesindeki ‘başıbozuk
ayaklanmaları’ 
durduracak en uygun kişi oydu.
 

Uzun bir uğraştan sonra
atanacağını anladığı an, Harbiye Nazırlığı ve Başkumandanlık Vekaleti’ndeki
(Genelkurmay) arkadaşları aracılığıyla atama sürecine dolaylı da olsa katıldı
ve yetki sınırını hemen tümüyle kendisi belirledi.




Düzeni bozulmuş, işlemez durumdaki
yönetim yapısı işe yaramış, bu olanağı ona sağlamıştı.
 

Görevlendirme yazısını
doğal olarak Genelkurmay kaleme alacak ve Hükümetin onayına sunacaktı.


Genelkurmay İkinci Başkanı
Kazım (İnanç) Paşa arkadaşıydı.


Yetki sınırını birlikte
genişlettiler.


Harbiye Nazırı imza atmaya
cesaret edemedi ancak mührünü vermeyi kabul etti.


Kazım Paşa, odasında mührü
bastı ve atama yazısını Mustafa Kemal’e verdi.




O gün duyduğu sevinç ve
coşkuyu daha sonra şöyle dile getirecektir:


“Talih
bana öyle uygun koşullar hazırlamıştır ki, kendimi onların kucağında
hissettiğim zaman ne kadar bahtiyarlık duyduğumu tarif edemem.


Nezaretten
çıkarken, heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum.


Kafes
açılmış, önüne geniş bir alem serilmişti.


Kanatlarını
çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim”
.19 

Görevlendirme yazısını, 5
Mayıs 1919’da aldı ve gidiş hazırlıklarını hızlandırdı.


İngiliz İşgal Komutanlığı,
atamaya önce karşı çıktı.


Onların gözünde, “tehlikeli, üstelik yetenekli bir kişiydi.
İskenderun konusundaki tutumu unutulmamıştı”
.20




Hükümet ise; eldeki en iyi
komutanın o olduğunu, ülkedeki ünü nedeniyle ayaklanmaları en iyi onun
bastıracağını söylüyordu.
 

İngilizler, onun
hakkında, “tutuklanıp
Malta’ya sürülmesiyle, Padişah temsilcisi olarak Anadolu’ya gönderilmesi
arasında gidip gelen”
21 ve günler süren bir ikilem yaşadılar.




Sonunda, Anadolu’ya
gitmesine sessiz kalınması yönünde karar verildi ve adı “tutuklanacaklar listesinden
çıkarıldı”
.22
 

Harbiye Nezareti, ona
ve “kalabalık ekibine gerekli
olan vize”
23 için İngiliz İşgal Komutanlığı’na başvurdu.




Harbiye Nezareti’nde
irtibat subayı olarak görevlendirilmiş olan Bennett adlı İngiliz Yüzbaşı,
Mustafa Kemal’in karargahı için seçtiği 15’i subay 21 kişinin24 yüksek
niteliğinden kuşkulandı.




“Bu
kurul, bir barış misyonundan çok, bir savaş komitesine benzemektedir”
25 diyerek yola çıkmalarından bir gün önce Genel Karargaha
başvurdu.


Komutan yerinde yoktu,
kendisine vizeyi verebileceği söylendi.26
 

15 Mayıs’ta Genelkurmay ve
Babâili’ ye, bir gün sonra da Padişah’a veda ziyaretine gitti.


Gemisinin batırılacağı
yönündeki bildirime aldırmayarak, 16 Mayıs akşamı yola çıktı.




Gece yarısına doğru
Sadrazam Damat Ferit, Yüksek Komisyon’da askeri danışman olarak görev yapan
Wyndham Deedes’i ivedi olarak görüşmeye çağırdı.




Padişah, “Mustafa Kemal’in gizli direniş
örgütleriyle ilişkisi olduğu”
27 ve “Samsun’a sorun çıkarma amacıyla” gittiği28 yönünde
yeni bir ihbar aldığını belirterek, geminin “ne pahasına olursa olsun durdurulmasını” istedi.29
 

Ancak geç kalmışlardı.


Mustafa Kemal, Boğaz’dan
çıkar çıkmaz, “geminin
rotasını değiştirmiş ve kıyıya yakın gidilmesini emretmişti”
.30




Türlü çekememezlikler
içindeki işgal güçleri, deniz ulaşımında düzenli işleyen bir denetim
sağlayamamışlardı.


Yolcu gemilerini
İngilizler, Fransızlar ve İtalyanlar, her biri ayrı ayrı denetliyordu.


Görevlilerin yetki
sınırları belirsiz ve iç içe geçen bir karmaşa içindeydi.
 

Geç kalınmış, “kuş kafesten uçmuş”31,
Mustafa Kemal, yalnızca birkaç saatlik bir farkla Anadolu’ya gitmişti.




13 Kasım 1918’de, hasta ve
yorgun olarak geldiği İstanbul’dan, altı ay sonra tedavi görmeden, ölüm
olasılığı içeren yeni gerilimler ve yorgunluklarla dolu, çatışmalı bir geleceğe
gidiyordu.




Yenilgiyle sonuçlanan kanlı
bir savaştan sonra, başarı olasılığı yok gibi görünen, ‘umutsuz’ bir savaş başlatacaktı.


Buyruğunda, güvendiği
subaylardan oluşan karargahından başka bir güç yoktu.


Ancak, şaşılacak düzeyde
umutlu ve coşkuluydu.


Kendi gücüne ve kurtuluş
kavgasına çağıracağı Anadolu halkına güveniyordu.
 

Bandırma Vapuru, Kızkulesi
açıklarında düşman zırhlılarının arasından geçip Karadeniz’e yöneldiğinde,
güvertedeki arkadaşlarına, işgalcileri kastederek şunları söylüyordu:


“Bunlar
işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah gücüne dayanırlar.


Bildikleri
tek şey yalnız maddedir.


Bunlar
hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin gücünü anlamazlar.


Biz,
Anadolu’ya ne silah, ne cephane götürüyoruz; biz ideali ve imanı
götürüyoruz”
.32




DİPNOTLAR


1 “Atatürk’ün İstanbul’daki
Çalışmaları” S. Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.151


2 “Kurt ve Pars” Benoit
Mechin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.95


3 “Atatürk” Lord Kinros,
Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.181


4 “Atatürk’ün İstanbul’daki
Çalışmaları” S. Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1998, sf.230


5 a.g.e. sf.155


6 “Atatürk’ün Hayatı ve
Eseri-I”, Hikmet Bayur, Atatürk Araş. Mer., Tıpkı Bas., Ankara-1997, sf.196


7 “Mustafa Kemal” Benoit
Mechin, Bilgi Yay., Ankara-1997, sf.152


8 “Bozkurt” H.C.Armstrong,
Arba Yay., İstanbul-1996, sf.107


9 “Nutuk” M.K.Atatürk,
II.Cilt, T T.K., Yay., 4.Bas., Ank-1999, sf.811


10 a.g.e. sf.227


11 “Atatürk” L.Kinros,
Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.182


12 “Bozkurt” H.C.Armstrong,
Arba Yay., İst.-1996, sf.90


13 “Tek Adam” Ş.S.Aydemir,
I.Cilt, Remzi Kit., 9.Bas., İst.-1983, sf.365


14 “Atatürk” L.Kinros,
Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.164


15 “Bozkurt” H.C.Armstrong,
Arba Yay., İst.-1996, sf.78


16 a.g.e. sf.78


17 “İşgal Altında İstanbul
1918-1923” B. Criss, İletişim, Yay., 3.Bas., İst.-2000, sf.181


18 “Bozkurt” H.C.Armstrong,
Arba Yay., İst.-1996, sf.83


19 “Muhterem Casuslar” Razi
Yalkın, Tarih Dünyası 2:12-14 (1 Ekim-1 Kasım 1950); ak. B. Criss, a.g.e.
sf.181


20 “Bozkurt” H.C.Armstrong,
Arba Yay., İst.-1996, sf.86


21 a.g.e. sf.86


22 a.g.e. sf.86


23 “Atatürk” L.Kinros,
Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.195


24 “Atatürk’ün İstanbul’daki
Çalışmaları” S. Borak, Kaynak Yay., 2. Bas., İst.-1996, sf.270-271


25 “Atatürk” L.Kinros,
Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.195


26 a.g.e. sf.195


27 “Mustafa Kemal” Benoit
Mechin, Bilgi Yay., Ank.-1997, sf.163-164


28 “Bozkurt” H.C.Armstrong,
Arba Yay., İst.-1996, sf.87-88


29 a.g.e. sf.88


30 “Atatürk” L.Kinros,
Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994, sf.197


31 a.g.e. sf.197


32 “Kaynakçalı Atatürk
Günlüğü” U. Kocatürk, T.İş Ban.Kül.Yay., sf.81




LİNK: http://kuramsalaktarim.blogspot.com/2018/11/mustafa-kemalin-istanbul-gunleri.html?m=1


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış