Türk Devrimi’nin Teorisyeni : Mahmut Esat Bozkurt

Mahmut
Esat Bozkurt 1892’de Kuşadası’nda doğdu. 1912’de, İstanbul Hukuk Mektebi’nden
mezun olan Mahmut Esat Bey, İsviçre’de Fribourg Üniversitesi’nde yeniden hukuk
öğrenimi gördü. 1919’da İsviçre’nin Lozan kentinde kurulan Türk Talebe
Cemiyeti’nin başkanlığına seçildi.

Bugün
kimilerinin “elitist” diye karalamaya çalıştığı Mahmut Esat Bozkurt sadece
hukuk öğrenimi görmemiş, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgalinden sonra
Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere yurda dönerek Kuşadası’nda Kuvayi Milliye’yi
kurmuştur.

Mahmut
Esat Bey, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin 1. Döneminde İzmir’den milletvekili olarak
Meclis’e girdi. 1922’de Rauf Bey’in (Orbay) başkanı olduğu İcra Vekilleri
Heyeti’nde İktisat Vekilliğine (Ekonomi Bakanlığı’na) seçildi. Önerisi üzerine
Türkiye’de ilk kez “Milli İktisat Kongresi” 17 Şubat 1923’de İzmir’de toplandı.

20 Nisan
1924’te kabul edilen Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun hazırlayıcıları arasında yer
aldı. 1924’de, Ali Fethi Bey’in (3. Hükümet) kabinesinde Adliye Vekilliği’ne
(Adalet Bakanlığı’na) atandı. 5 Kasım 1925’te Ankara Hukuk Mektebi’nin
açılmasında emek sarfetti.

Türk
Medeni Yasası, Türk Ceza Yasası, Kabotaj Yasası, Borçlar Yasası, Ticaret
Yasası, Hukuk Muhakemeleri Usulü Yasası temel yasaları hazırladı.

“Bozkurt-Lotus”
davasını kazandı

Mahmut
Esat Bey, Cumhuriyet tarihinde “Bozkurt-Lotus” olayı olarak adlandırılan,
Bozkurt adlı Türk gemisiyle Lotus adlı Fransız gemisinin 2.8.1926’da Ege’de
çarpışması nedeniyle iki ülke arasında çıkan anlaşmazlıkta 1927’de Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti’ni Lahey Uluslararası Adalet Divanı’nda temsil etti.
Kazada 8 Türk denizcisinin ölmesi üzerine Fransız kaptan Türk Adliyesi
tarafından tutuklanmış, bu tutuklama Fransa ile sorunlara neden olmuştu.
Türkiye olayı Lahey Adalet Divanı’na götürmüş ve dava 7 Eylül 1927’de Türkiye
lehine sonuçlanmıştı. 1934’de Soyadı Yasası kabul edildiğinde, Atatürk, bu
davadaki başarısına dayanarak Mahmut Esat Bey’e “Bozkurt” soyadını verdi.

1930
yılı sonlarında Adliye Vekilliği’nden istifa ettikten sonra, Ankara Hukuk
Fakültesi’nde “Devletler Hukuku”, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde “Anayasa Hukuku”
profesörlüğü yaptı.

Türk
Devrimi’nin Teorisyeni

“Cumhuriyet
Savcısı” unvanının isim babası olan Bozkurt hukukçu kimliğinin yanı sıra
“Atatürk İhtilali” dediği Türk Devrimi’nin Teorisini yapmıştır. Atatürk
ilkelerini yerli yerine oturtmuştur.

Laiklik
ilkesi konusunda şöyle diyordu:

“Dinin
devlet, devletin din işlerine karışmaması, bunların birbirinden ayrı kalması,
onca matlup ve mültezem idi. Din bir vicdan meselesi olduğuna göre, Atatürk
bunda pek haklı idi.”

1933
yılında Bursa’da meydana gelen olaylar sonrasında Diyanet İşleri Başkanlığı ile
ilgili bugün de süren tartışmaya ilişkin şu öneride bulunmaktadır:

“Bence
bugün dahi halli lazım gelen bir cihet vardır. Diyanet işlerinin yavaş yavaş
devlet bütçesinden ayrılması, yalnız devletin yüksek nezareti altında, fakat
hususi varidatla, mesela Kanunu Medeniye uygun tesisatla idare edilmesi icap
eder. Vaizlerin büyük şehir imamlarının Darülfünun ilahiyat şubesi mezunları
olması ve lisan bilir kimseler arasından seçilmesi lazımdır. Küçük şehir
imamlarının ise mevkilerile mütenasip bir tahsil görmeleri Layikliği anlamaları
çok faidelidir.”

Devletçilik
anlamında “Devlet Sosyalistliği” tabirini kullanarak liberalizmi eleştirmiştir:

“Türk
milleti, medeni bir millet sıfatıyla, memleketi şimendiferleriyle, yollarıyla,
kanallarıyla, fabrikalarıyla imar etmek, sömürgelikten kurtulmak için
sanayisini korumak, ziraatını inkişaf ettirmek, uluslararası ticaretine
genişlik vermek zorundaydı. Başka türlü 20. Yüzyılda hiçbir anlam ifade edemez!
Yaşayamazdı. Nasıl ekonomik bir politika takip etmeliydi? Bize her yönden uyan
ekonomik politika, devletçilik, devlet sosyalistliği idi.”

Komünizm
ve Karl Marks ilgisi

Bozkurt,
Komünist olmamakla beraber Komünizmi ve Karl Marks’ı özellikle ekonomik alanda
anlamak gerektiği fikrindedir:

“Ben
komünist değilim. Bununla beraber (Karl Marks)ın ve büyük Komünist şeflerden
(Lenin)in düşüncelerinde milliyetçilik ve demokrasinin noksanlarını tamamlamak
için istifadeli bir çok noktalar vardır.”

Hasan
İzzettin Dinamo’nun anlatımına göre; 1920, 1921 yıllarında Bozkurt, Atatürk’ün
karargahı olan Ziraat Mektebi’nde, koltuğunun altında Karl Marks’ı “Kapital”
kitabını taşımış ve öğrendiğini gibi Atatürk’e de anlatmıştır.

Bozkurt
Marks’ı “derin, çetin” bulur ve  “Marx’in
anlayabildiğim yerlerini çok yüksek buldum. Baş dönmeden erişilmesi zor denecek
kadar yüksek!” der.

Bozkurt,
“Karl Marx ve Türkler” adlı yazısında, Karl Marks’ı “Kapital” kitabının neden
Türkçe’ye çevrilmediği hususunda şöyle hayıflanmıştır:

“Marx’ın
“Kapital” adli büyük eseri bütün dillere çevrildi. Onu bizim dilimizde ne zaman
okuyacağız?. Marx’ın eserlerinin dilimize çevrilmesi “sağa ve sola doğru
bulanık sularda balık avlamak isteyenlerin takkesini düşürecektir”; ortada hak
ve gerçek egemen olacaktır. Ancak, Marx’ tan söz açılınca akla hemen
“Komünistlik” gelir. Halbuki o kadar telaşa da gerek yoktur. Marx’ın
filozofluğu iktisatçı yanından çok üstündür; “onun bilinmemesi kültür
bakımından bir eksikliktir. Büyük bir eksik.”

Bağımsız
kişiliğine örnek: Başkanlık yetkisine karşı çıkış

Kanunu
Esasi Encümeni’nin hazırlayıp 9 Mart 1924 günü Meclis’e sunduğu anayasa
taslağının 25. maddesi cumhurbaşkanına meclisi feshetme yetkisi vermekteydi:

“Madde
25: Meclis kendiliğinden seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi,
Reisicumhur da Hükümetin görüşünü aldıktan sonra gerekçesini Meclis ve millete
bildirmek şartıyla buna karar verebilir.”

Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu’nu hazırlayan komisyonda görev alan Mahmut Esat  (Bozkurt) “meclisin nasıl böyle yok
hükmündeymiş gibi feshine karar vermek mümkündür?” diye sorarak Cumhurbaşkanına
mutlak fesih yetkisi verilmesini karşı çıkar. Dahası bütün anayasa hukuku
tarihi içinde “bundan büyük darbe” yapılmadığı kanaatindedir. Bugünkü anayasa
taslağındaki gensoru, meclis soruşturması, sözlü soru hakkının kaldırılmasını
andırırcasına meclisin gensoru, bütçeyi inceleme, eleştirme hakkından da mahrum
kaldığını, bütçe eleştirilerinde kendini sıkıntılı bir vaziyette gören
hükümetin fesih için Cumhurbaşkanı’na gideceği noktasında uyarır:

“Efendiler,
bu şekli kabul ettiğiniz takdirde netice şudur: Kayıtsız ve şartsız millet
hâkimiyetini temsil eden ve sözde yürütme ve yasama yetkilerine sahip olan bu
yüce Meclis, bütün bu inkılabı sırtında yürüten bu yüce Meclis gensoru
hakkından bile mahrum olmaktadır; bütçeyi incelemek, eleştirmek hakkından da
mahrum olmaktadır ki, bütçeyi incelemek hakkı meşrutiyetlerin gerekçesidir. Malumu
âliniz ilk Meşrutiyet bütçenin incelenmesinden doğmuştur. İngiltere’de bütçe
hususunda tartışmalar meydana gelmiştir. Halk bütçeyi inceleyeceğini, kral bu
hakkı vermeyeceğini söylemiş, ihtilal çıkmış. Neticede halk, bu hakkı elde
etmeyi başarmıştır. Fakat bu fesih hakkı bu suretle verildiği takdirde, yine
tekrar işaret ediyorum, gensorunun manası yoktur; gensoru karşısında kendisini
sıkı bir mevkide gören bir kabine, mutlaka meclisin feshi için reisicumhura
gidecektir. Bütçe eleştirilerinde kendini müşkül bir vaziyette gören kabine,
mutlaka fesih için reisicumhura gidecektir.

Efendiler,
o takdirde Büyük Millet Meclisi’nin bir gensoru hakkı kalmayacağı gibi, bütçeyi
eleştirmek hakkı bile kaldırılmış demektir.
 

Bozkurt’a
göre mesele Cumhurbaşkanı değil “bütün bir Türk geleceği”ydi.

Fesih kararı alındığında ortaya çıkacak
kargaşa konusunda da meclisin dikkatini çeker. Meclisin, kendisini
feshedileceği haberini aldığında fesih kararını kaldırmak için toplanacağını,
bu durumda Hükümetin zorda kalarak istifa etmek mecburiyetinde kalacağını
belirtir. Cumhurbaşkanı da zor durumda kalacağından onun da istifa etmek
durumunda kalacağını, makamını terk etmezse memlekette bir ihtilâl olacağından
kaygısını dile getirir:

“Efendiler,
bir meclis vardır, tasavvur buyurunuz ki kabine meclisi fesheyleyecektir ve
diğer bir ayan meclisi de yoktur. Meclis, feshedileceğini haber almıştır ve bir
saat evvel kabinenin fesih kararına ait olan maddeyi ben kaldırdım demiştir.

Kabine o
vakit nereye gidecektir ve ne yapacaktır? Arkadaşlar, üçte iki çoğunluk
lazımmış, fesih zamanında çoğunluk bile olur efendiler. O zaman ne olacaktır
efendiler? Kabine mevkiini terk edecektir. Bittabi reisicumhur da müşkül
mevkide kalacağından, o da mevkiini terk etmek ihtiyacını görecektir. Bu
olmadığı takdirde memlekette bir ihtilal olacaktır.”

127
aleyhte oyla Meclis tarafından reddedilmesini sağlamıştır. Bu olay “Atatürk
diktatörlük yetkisine sahipti” diyenleri haksız çıkardığı gibi Bozkurt’un
bağımsız kişiliğini de gösterir.

Türk
Devrimi’nin teorisyeni, büyük hukukçumuzu saygıyla anıyorum.

Tarihçi-yazar
















































































































































Mustafa
SOLAK