ATATÜRK
DÜŞMANLIĞININ KÖKLERİ


Ne acıdır ki Türkiye’de Atatürk’ün ölümünden hemen sonra gizliden gizliye bir
Atatürk düşmanlığı yapılmaya başlanmıştır. Bir kısım iç ve dış “Türkiye
düşmanları”, tahrike açık cahil yobazlar, eski düzenin devamından yana devrim
karşıtları ve hatta Atatürk’ün bazı silah arkadaşları Atatürk’ün ölümünden
hemen sonra harekete geçerek adeta Atatürk’ü ikinci kez öldürmenin hesaplarını
yapmaya başlamışlardır. Atatürk düşmanlığı yapanlar, Atatürk düşmanlarının
temel kaynakları ve Atatürk düşmanlığının belli başlı nedenleri şunlardır:




1.DİNCİ KESİM:




a) Osmanlı İmparatorluğu’nun
yıkılışının sorumlusu olarak Atatürk’ü görenler ve Atatürk’ün saltanatı ve
halifeliği kaldırıp cumhuriyeti ilan etmesine tepki duyanlar.




b) Atatürk’ün eskimiş Osmanlı
toplumsal düzeni yerine çağdaş ve laik bir toplumsal düzen kurmasına; Atatürk
devrimlerine tepki duyanlar.




2. BÖLÜCÜ KESİM:




a) Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı
yıllarında Kürt unsurlardan da yararlandığını, hatta bu sırada, “ilerde
Kürtlere devlet kurma sözü verdiğini” ileri sürerek Kurtuluş Savaşı sonrasında
Atatürk’ün bu sözünü tutmadığını düşünenler




b) Atatürk’ün 1930’larda Türk
milliyetçiliğini ön plana çıkararak Kürtleri yok saydığını iddia edenler.




c) Atatürk’ün 1925’deki Şeyh Sait
İsyanı’nı ve 1930’lardaki Kürt İsyanlarını aşırı şiddet kullanarak
bastırdığını, bu sırada Kürtlere eziyet edildiğini düşünenler.




3.ATATÜRK’ÜN BAZI SİLAH
ARKADAŞLARI:




a) Kurtuluş Savaşı sonrasında
Atatürk’ün “fazlaca ön plana” çıkmasından rahatsızlık duyan Kazım Karabekir,
Rauf Orbay, Refet Bele ve Ali Fuat Cebesoy gibi Kurtuluş Savaşı’nda bir şekilde
yer almış kişilerin Atatürk’e yönelik ağır eleştirileri…




b) Atatürk’ün ölümünden sonra,
İkinci Adam İsmet İnönü’nün Atatürk’ün devrimci anlayışına aykırı bazı
uygulamaları: Örneğin Atatürk’ün “tam bağımsızlık” ilkesinden taviz
verip ABD ve Avrupa ile “bağımlılık” anlaşmaları imzalaması,
Atatürk’ün çok önem verdiği Tarih ve Dil Tezleri projelerine gereken önemi
vermemesi, bu projelerin önce Greko-Latin tezine sonra Türk-İslam Sentezi’nde
evirlmesine göz yumması… Birkaç Özel Adam… “Atatürk düşmanlığının” doğuşunda
özellikle Dr.Rıza Nur, Kazım Karabekir ve Said-i Nursi’nin çok özel bir yeri
vardır.




1.    
DR. RIZA NUR:
Kurtuluş Savaşı’nda I.TBMM’de milletvekili olan, daha sonra İsmet Paşa’nın
başkanlığındaki Lozan heyetinde yer alan Dr. Rıza Nur, 1927’de Atatürk’ün
Nutuk’ta kendisini eleştirmesine tepki duyarak, yazdığı eserlerde, özellikle
“Hayat ve Hatıratım” adlı 1000 sayfalık eserde, Atatürk’ü küçük göstermeye
çalışarak, Atatürk’e ağır hakaretlerde bulunmuştur. Sonraları “ruh hastası”
olduğu anlaşılan Rıza Nur’un yalan ve iftiraları uzun süre Atatürk
düşmanlarının bir numaralı kaynağı olmuştur.




2.    
KAZIM KARABEKİR:
Kurtuluş Savaş’ında Doğu Cephesi’ndeki katkılarından dolayı tanınan Karabekir,
savaş sonrasında Atatürk’ün fazlaca ön plana çıkmasını içine sindiremeyerek ve
Atatürk’ün Nutuk’ta ona yönelik ağır eleştirilerine kızarak kaleme sarılacak ve
özellikle “İstiklal Harbimiz” adlı eserinde Atatürk’ü ipe sapa gelmez şekilde
eleştirecektir. “Atatürk, dinsiz ve namussuz olmamızı istiyordu!” “Atatürk
Kuran’ı Türkçeleştirerek Kuran’ın ilahi mesajını etkisizleştirmek istiyordu!”
gibi akıl dışı eleştirileri uzun süre sorgulanmadan kabul görmüştür. Karabekir,
söz konusu eleştirilerinde “Atatürk Kurtuluş Savaşı’na karşıydı; Kurtuluş
Savaşı’nı ben başlattım ve yürüttüm!” diyecek kadar ileri gitmiştir.
Karabekir’in Atatürk’e yönelik “temelsiz eleştirileri” uzun yıllar boyunca
Atatürk düşmanlarının en önemli refaransı olmuştur.




3.    
SAİD-İ NURSİ: Asıl
Adı Said-i Kürdi olan ve doğduğu “Nurs Köyünden” dolayı Nursi adını alan Said-i
Nursi, (Bu şekilde Kuran’daki Nur süresinde benden bahsediliyor diyecekti!) bir
İslam alimidir.




İkinci Meşrutiyet yıllarında
“Osmanlı nasıl kurtulur?” sorusuna yanıt arayan din adamlarından biriydi. Çok
sayıda dinsel içerikli esere imza atan Nursi, Meşrutiyet yıllarında
Padişahçı-dinci Volkan Gazetesi’nin kurucularından biriydi. Said-i Nursi, İngilizler
için çalışan bir Nakşibendi’di olan ve zamanına göre çağdaş İslamcı yazılarıyla
tanınan Derviş Vahdeti’yle birlikte Volkan Gazetesi dışında bir de İttihad-i
Muhammed-i Cemiyeti’ni kurmuştu. Said-i Nursi ve Derviş Vahdeti Volkan’daki
yazılarıyla softaları ve alaylı askerleri kışkırtmışlar ve 1909 yılında
Meşrutiyet rejimine karşı “gerici” 31 Mart İsyanı’nın patlak vermesinde etkili
olmuşlardı.(Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İş Bankası Yay, İst 2007, s.60)
İşte Meşrutiyet yıllarının “kışkırtıcılarından” Said-i Nursi, Kurtuluş Savaşı
yıllarında da Mustafa Kemal’in din temelli olmayan “çağdaş bir devlet
kuracağını” anlayarak Kurtuluş Hareketi’ne uzak kalmayı tercih etmiştir.




Ayrıca Atatürk’ün de, “fazlaca
tutucu” görüşlerinden dolayı Nursi’yi istemediği açıktır. Said-i Nursi, laik ve
çağdaş bir devlet kurarak şeriat devletine son veren Atatürk’e çok ağır
ifadelerle saldırmıştır. Nursi’ye göre Atatürk “ahir zamanda gelecek olan
deccaldir, süfyandır.” Nurculara göre de “Cumhuriyet kefere düzendir.”
Özellikle 1980’lerden sonra Fethullah Gülen önderliğinde büyük bir hızla
büyüyen NURCU HAREKET, Said-i Nursi’nin kitaplarını refarans olarak almıştır.
Nursi’nin risalelerini okuyan genç nesillerin Atatürk’e düşman olmaları
gecikmemiştir. Atatürk düşmanlığının yakın tarihli aktörleri sözüm ona bazı
“aydınlardır.” Sağda ve solda konuşlanan (konuşlandırılan) bu aydınlar(!)
meydanı da boş bularak Atatürk düşmanlığını körüklemişlerdir. Bu aydınların
özellikle “dini kullanan kesimde” (dinci kesim), sürekli yeni bir devrimden söz
eden Marksist- Leninist kesimde, Kürt bölücülüğü yapan kesimde ve 80’lerden
sonra İkinci Cumhuriyetçi diye adlandırılan kesimde konuşlandıkları
görülmektedir. İdris Küçükömer, İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Kadir Mısırlıoğlu,
Mustafa Müftüoğlu, Abdurrahman Dilipak, Hasan Hüseyin Ceylan, Mehmet Altan bu
aydınlar arasında gösterilebilir. Tabii, özellikle 1950′den sonraki “karşı
devrimci” siyasileri de unutmamak gerekir… Atatürk düşmanlığında, bu
aydınlardan özellikle İdris Küçükömer, Fikret Başkaya gibi sol ve Kürtçü
aydınlarla, Kadir Mısırlıoğlu ve Abdurrahman Dilipak gibi “dinci” (dini
kullanan) aydınlar çok önemli bir rol oynamışlardır. Örneğin, Fikret
Başkaya’nın “Paradigma’nın İflası” Kadir Mısırlıoğlu’nun “Lozan Zafer mi Hezimet
mi” adlı çalışması ve Abdurrahman Dilipak’ın “bizi nasıl katlettiler”
cümleleriyle süslü, kaynaksız kitapları, Atatürk düşmanlarının en çok
başvurduğu kaynaklardandır. Fakat her şeye rağmen 1980’den sonra laik ve çağdaş
cumhuriyetten yana gerçek bilim insanlarının arşiv çalışmaları sonucunda
Atatürk hakkındaki pek çok gerçek belgelerle gün ışığına çıkmıştır. Böylece
Atatürk istismarcıları, yavaş yavaş ortadan kaybolmuştur. 1990’lardan sonra
Atatürk’e yönelik olumsuz yargılar, ağır eleştiriler içeren kitapların
sayısında büyük azalma görülmüştür. Gerçekler gün ışığına çıktıkça “aydın
yalanları” azalmıştır.




SON AKTÖR:




MUSTAFA ARMAĞAN: Bu durum
özellikle Atatürk düşmanı yobaz kesimi ve Türkiye düşmanı dış çevreleri
rahatsız etmiştir.




Bu nedenle olsa gerek son yıllarda
yeni bir aktör ortaya çıkarılmıştır. İşte o yeni aktör İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi mezunu Mustafa Armağan’dır. Mustafa Armağan “Atatürk
düşmanı” dinci kesimin “yeni aktörü” olarak 1990’larda sahne almıştır.(ya da
aldırılmıştır.) (Armağın’ın bu durumun farkında olup olmadığını bilmiyorum!)
Peki ama İslamcı Timaş Yayınları’ndan yayınlanan kitapları büyük ilgiyle
karşılanan, Nurcu Zaman Gazetesi’nde yazdığı tarihsel içerikli makaleler gündem
oluşturan Mustafa Armağan kimdir? Biraz araştırılınca Armağan’ın adeta yeni bir
Kadir Mısırlıoğlu ya da Abdurrahman Dilipak olduğu kolayca anlaşılacaktır.
Armağan’ın çok satan kitaplarında ve gündem yaratan makalelerindeki temel
görüş, Atatürk’ün sözüm ona eksikleri, yanlışları ve olumsuz özelikleridir.
Mustafa Armağan, Atatürk ve cumhuriyet tarihini inceden inceye eleştirirken
yine o eski “dinci numarasına” başvurarak bazı Osmanlı padişahlarını yücelterek
Osmanlı’yı “dikensiz gül bahçesi” gibi göstererek Atatürk’ü ve cumhuriyeti
gözden düşürmeye çalışmaktadır. “Abdülhamit’in Kurtlarla Dansı”, “Efsaneler ve
Gerçekler” gibi kitaplarında hep Osmanlı’nın pozitif yönlerini ön plana
çıkarma, buna karşın cumhuriyetin negatif yönlerini vurgulama gayreti vardır.
Armağan bunu yaparken “tabu yıkıcısı rolüne” soyunarak bu konularda zaten
kafaları karışık olan insanları etkilemektedir. İkinci Cumhuriyetçilerin ve
Kartelci –İslamcı medyanın da desteğiyle Armağan, “Atatürk düşmanı” çevrelerin
dört elle sarıldıkları bir yazar haline gelmiştir. Bir Yobaz Yalanı: “Atatürk
İngiltere’nin Anadolu Valisi Olmak İstedi!” İşte bu Armağan, son bombasını
Fethullahçı Zaman Gazetesi’nde, 27 Kasım 2007’de patlattı ve “Atatürk, Anadolu
Topraklarında İngiliz İdaresinde Bir Vali Olarak Çalışmayı Teklif Etti!” diye
bir açıklama yaptı. Tabii yine yer yerinden oynayacak, irticacı Atatürk
düşmanları o küpürü kesip saklayacak ve belki de çok yakında birileri bu gazete
küpüründeki açıklamayı “belge” olarak kullanıp “Atatürk İngiliz Yanlısıydı!”
diye kitap yazacak…! Vah memleketim vah!…. Peki ama “Atatürk’ün İngiliz Valisi
Olmak İstediğini” iddia eden Mustafa Armağan’ın bu önemli iddiasının kaynağı
nedir? Çok güçlü bir kaynak beklerken bir de ne görelim: Büyük tarihçimizin
kaynağı G. WARD PRİCE’NİN “EXTRA SPECİAL CORRESPONDET” (Çok Özel Yaşamlar) ,
1957, s.104. adlı bir kitapmış…




Daha da ilginci, büyük tarihçimiz
bir anıda geçen bu açıklamayı orijinal kaynağından değil Gotthard Jeaschke’nin
çok bilinen “Kurtuluş Savaşı İle İngiliz Belgeleri”, TTK, Ankara 1991, s.98
adlı kitabından almış ve bunu “büyük bir buluş gibi” kamuoyuna çok yeni bir
bilgi diye sunmuş. Armağan, Zaman Gazetesi’ndeki açıklamasında şöyle diyor:
“Atatürk, 14 Kasım 1918’de Britanya resmi makamlarına Anadolu topraklarında
İngiliz İdaresinde bir vali olarak çalışmayı teklif etti. Bu bilgi İngiliz
Daily Mail gazetesinin muhabiri G.W.Price’nin hatıralarını yazdığı “Çok Özel
Yazışmalar” adlı kitapta yer alıyor.” Armağan, Fethullahçı ZAMAN gazetesinde
“Kim Kahraman Kim Hain” başlığıyla yazdığı yazıda Atatürk’ün bu beyanatıyla “vatan
haini” olarak görülebileceğini ima etti. (Vatan, 28 Kasım 2007, s.28) Cürete
bakın! Atatürk vatan haini imiş! Gülsek mi ağlasak mı!… Ülkemin düştüğü hale
bakın! Amaç: Son Direnç Noktasını da Kırmak… Bir tarihçi olarak ben Armağan’ın
bu açıklamasının tarihi bakımdan hiçbir şey ifade etmediğini biliyorum ve az
sonra bunu kanıtlayacağım; ama sıradan vatandaş için bu açıklamalar
tehlikelidir. Çünkü vatandaş, okuduğuna inanma gibi bir yanlışın içindedir.
Armağan’ın Atatürk konusundaki bu açıklamasını okuyan sıradan vatandaş da
“acaba” sorusunu sorabilir.




Hatta, bu açıklamaya inanarak
“Atatürk de İngilizciymiş” diyerek güvendiği son dalın da kırıldığını
hissedebilir. Peki ama Armağan’ın bu yalanı kime yarar sağlar. Hemen
söyleyelim: Atatürk ve Türkiye düşmanlarına yarar sağlar… Bu zor günlerde,
ulusal birlik ve beraberliğe en fazla ihtiyacımız olan bu günlerde Mustafa
Armağan Atatürk’ü halkın gözünden düşürerek kime nasıl bir hizmet yapmaya
çalışmaktadır?… Artık uyanma zamanı gelmiştir. Artık birilerince görevlendirilen,
ya da birilerine alet olan “aydın tayfasına” bazı sorular sormanın zamanı
gelmiştir. Artık onlara “Yalanını da al git” demenin zamanı gelmiştir. Peki ama
Mustafa Armağan, neden durup dururken “Atatürk İngiliz valisi olmak istiyordu”
diye deli saçması bir açıklama yapmıştır? Aslında Armağan, durup dururken bu
açıklamayı yapmamıştır. Kendince tam zamanında yapmıştır. Çünkü birincisi, son
zamanlarda Türkiye halkı “gericiliğe” ve “bölücülüğe” karşı Atatürk etrafında
kenetlenmeye başlamıştır. Bu “ulusal bağlaşmayı bozmak gerekiyordu”. İkincisi,
iki gündür (26-27 Ekim 2007) Vatan Gazetesi, İngiliz arşivlerinde ortaya çıkan
belgeler ışığında, manşetten “Vahdettin’in nasıl bir vatan haini olduğuna
ilişkin” bir yazı dizisine yer veriyordu. Yıllardır “Vahdettin’i aklamaya
çalışan” Armağan, bu yazı dizisine bozularak basit önerme mantığıyla “Atatürk
de İngilizciydi!” diyerek, İngilizci Vahdettin’i bir kere daha aklamak
istemiştir. Çünkü ortaya çıkan yeni belgelerde Vahdettin’in sıkça İngiliz
yetkililerine mektuplar yazarak para yardımı istediği ortaya çıkmıştır.




Armağan, Vahdettin’in sıkıştığını
görünce adeta imdada yetişerek, “Atatürk de İngilizciydi” gibi saçma sapan bir
açıklama yapmıştır. Kanıt olarak da tarihçiler için ancak doğruluğu
kanıtlandıktan sonra ikinci el kaynak olarak kullanılabilecek bir anıya
başvurmuştur. Ayrıca gazeteci ve tarihçi görünümündeki İngiliz ajanlarının
Atatürk’e geçmişte de iftiralar attıkları bilinmektedir.Örneğin İngiliz
ajan-tarihçi H.J.Armstrong bunlardan biridir. Armstrong “Bozkurt”
adlı kitabında Atatürk hakkında akıl almaz iftiralara yer vermiştir.Ama daha
sonra Armstrong’un Atatürk ve Türkiye düşmanı bir ajan olduğu anlaşılmış.
Armağan, böyle bir açıklama yapmak için kullandığı kaynağın çok yetersiz
olduğunun farkındadır; ama “misyounu gereği” konuyu değiştirmek için
apar topar böyle bir açıklama yapmak zorunda kalmıştır. Ama bu sefer kelimenin
tam anlamıyla “çuvallamıştır.”


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet