Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


PROF. DR. SADIK K. TURAL /// HASTALIĞI DOĞRU TEŞHİS EDİP
TEDAVİYE BAŞLAYAN DOKTOR : ATATÜRK
 

İnsan ruh adlı bilinmez ve tanımlanmaz elektrik gibi bir
enerjiden oluşan bir varlık alanı ilebeden denilen beş duyu ile bilinebilen
diğer varlık alanından oluşan bir bütünlük.




Ölümsüz sayılan “ruh” bilinmezler alanı olmaya devam ediyor. 

Beden farklı yapılı ve işlevli hücrelerden oluşan bir
bütünlüktür. Beden hücrelerin her birinin içindeki mikro işlemcilerin henüz çok
küçük bir kısmı tanınıp tanımlanabilmiş bulunan yüksek bilgi ile oluşturulmuş
bir sistem.




Beden/vücut denilen özel sistemin herhangi bir hücre veya
hücre grubundaki işlev azalması veya işlevsizlik yüzünden oluşan durumlara
hastalık/sayrılık deniliyor.
 

İnsan yanlış karar ve yanlış tercihlerinin göstergesi olan
eğilim ve ısrarlarının sonucunda oluşabilen beden ve/veya ruh hastalıklarıyla
boğuşuyor. Hastalıkların bazıları tamamen tedavi edilebiliyor bazıları kalıcı
etki bırakarak giderilir iken bazıları ise ölümcül olabiliyor.




Hastalık/sayrılık hallerinde hekime gitmek gerek. Hekim hem
öncekilerin öğrenip naklettiği hem kendi tecrübeleri sonucunda kazandığı bilgi
birikimiyle hastalığa öncelikle “doğru teşhis koyan” ve sonra da “tedavi
işlemleri”ne başlayan insan. Şarlatan olduğu halde adı veya unvanı hekim olana
değil bilgi ve birikiminden teşhis ve tedavisinden şüphe edilmeyen
cesaretsizlik göstermeyen işinin ehli güvenilir hekime gidilmeli. Bilgisi ve
birikimi başarısı ve şöhreti kibre veya tüccarlığa dönüşmemiş hekim…
İnsandaki hastalığı doğru teşhis ve tedavi etmeyi mesleğinin tek hedefi sayan
hikmeti öğrenme sevdalısı hekim. Bu yüzden Türkler eskiden ‘Hekimlik ve
askerlik bir meslek değil bir yaşama tarzıdır. ’ derlermiş.


Hekim hastayı dikkatle muayene edip “durum tespiti” anlamında
“sağlıksızlığın hangi organlarda” olduğunu tanımlar teşhis eder… Ondan sonra
da bilinen yöntem ve ilaçlarla “tedavi” başlar… Bu tedavinin hastaya vereceği
sıkıntı ayrı bir konudur. Hastanın hekime kendini teslim ettiği verilen
tedaviye ilişkin uygulama ve ilaçları yüksünmeden gizli ve açık biçimde
engellemeden kabullenip gereğini yaptığı hallerde sonuç büyük ölçüde olumludur;
doğru teşhis ve mümkün olabilen tedavinin sonunda hasta ya şifâ ya
iyileşme/salah ya da tedaviye devam ederek ömrü sürdürme kararlarından biri ile
hayatına devam eder.
 

İnsan toplulukları da birçok bakımdan beden denilen
organizmaya benzerler. Her hücre bir ailedir ve onun çekirdeğinde insanlar
bulunur. Bu hücrelerin ilişki kurarak ve etkileşerek oluşturduğu yapıların bir
kısmı dâimi bir kısmı ise geçicidir. Aile hem varlık oluşturan hücrelerin
karşılığı olan hem de ruh denilen tanımlanamaz enerjiyi temsil eden bir
yapıdır. Ailelerin enerjileri birleşerek hem millî benlik ve kimliği hem de
toplam enerji veya sinerji denilebilen millî ruh’u oluşturuyor.


Aile denen sosyo-kültürel hücreyi oluşturan insandaki
atomik-kuantik işlev bozuklukları toplulukları ve toplumları hastalandıran
etkenlerin birisidir. Topluluklardaki ve onların nitelik ve nicelik toplamı
sayılagelen toplumlardaki çözülmelerin kırılmaların iki temel sebebi vardır:
Birincisi ailenin ikincisi ise o “toplum”u yöneten ‘kişi ve kurumlarda’ var
olması elzem sayılan işlevlerinden birinin/birkaçının hastalanmışlığıdır.




Hastalığı ya bilge siyaset idare ve askerlik alanının öne
çıkan şahsiyetleri veya bilginler ya da devlet adlı yüksek örgütlenme organları
teşhis ve tedavi eder.
 

Bir toplumun benzeşirliğini ve biraradalığını artırmasını
siyasî iktisadî ve kültürel istikrarını korumasını bağımsız bir yapı olarak
devamını sağlayan örgütlenmeye devlet denilir. Devlet toplumdaki kişi aile ve
toplulukların hem birbirleriyle hem yetkili yönetim temsilcileriyle
ilişkilerinde asayişsizlik emniyetsizlik adaletsizlik haksızlık ile
karşılaşmaması için gereğini yapan güç ve örgütlenme bütünüdür. Devlet üretim
ve tüketim sağlık ve eğitim kavramlarına giren alanlarda her bireyin sağlıklı
ve iyi vatandaş olmasını sağlayıcı hukuk düzeni başta olmak üzere kurumlar
kuruluşlar oluşturur. Devlet iç ve dış düşmanları karşısında hem gücünü ve
itibarını korumak hem de bağımsızlığını sürdürmek için özenli dikkatli bilgili
ve bilinçli yapılanmalar göstermek zorunda olan çok yanlı ve yönlü bir
örgütlenme türüdür.




Devlet hukukun üstünlüğü ve uygulamada tavizsizliği ölçüsünde
yönettikleriyle bütünleşir istikrar sağlar. Devletin millî nitelikli donanımlı
güçlü bir ordu ile çağdaş ve nitelikli bir eğitim sistemi oluşturamadığı
geliştiremediği durumlarda en geç üç kuşak sonra çözülme yıkılma ile
karşılaşılır.
 

Devletler farklı rejimlerle varlığını sürdürür. Erk denilen
yönetim gücünün oluşum ve işleyişini sağlayan tercihler yetkiler ve
kurumlaşmalar toplamına rejim denilir. Bir kişi veya sülaleye halkın kaderini
bırakan mutlakıyet rejimli devletler giderek azalıyor. Rejimler toplumun dilek
ve isteklerini dikkate alan vekil/temsilci unvan ve işlevli kimselerden oluşan
keneş kurultay meclis kamutay şûra parlamento kongre adlı yasama ile yürütmeyi
denetleme görevini üstlenen bir organ ile adaleti sağlayan bağımsız hukuk
organlarının işleyişiyle biçimleniyor. Gerek meclisin gerekse hukukun esas
aldığı değer ile yetki bakımından en üstte olan makam ve kişilere tanınan
haklar rejimdenilen biçimlenmenin niteliğini/adını belirler. Bu nitelikler
“anayasa” denilen metinlerle ortaya konulur.




Osmanlı Devleti teb’ası/reayası saydığı halkıyla kendi
arasındaki uzaklıklı mutlak otoriteli yapısını yaklaşık 450 yıl sürdürmüştür.
Büyük çoğunluğu Türk olan sessiz yığınların mahallî yöneticilerin ceberrutluğu
ve asayişsizlik ile adaletsizliği yüzünden Devlet’e kırgınlığı hattâ küskünlüğü
sonucunda celâlî isyanları (iç terör denebilir) baş göstermiştir. Devlet’in
içeride güç ve itibar yitirmesinin açık göstergelerinden biri bu başkaldırılar
olmuştur. Bunun yanında savaşlardaki ağır yenilgiler ve toprak kayıpları…
Kutsal olan her ögeyi (Kur’ân hadis mezhep tarîk cami v.b) kendi güç ve
iktidarı için kullanan cahil halkın inançlarını sömüren Osmanlı Sarayı ve
yandaşları yok oluş sürecine girmişlerdi. Avrupa’daki bilim ve teknolojik
gelişmeye uzmanlaşmaya karşı ilgisizliği benimseyen hilâfet cilalı saltanat
kabuktaki kısmı pörsümüş içi çürümüş bir yapıya dönüşmüştü. Bu gerçekleri gören
düvel-i muazzama bir yandan maraza çıkarıp sömürü için yeni imkânlar koparmış
diğer yandan da bünyemizdeki gayri müslimler içinden buldukları bazı nankör
gözü dönmüşleri ihanet şebekelerine dönüştürmüştür.
 

Devlet 1820-1920 yılları arasında yüksek örgütlenme modeli
olma özelliklerinin tamamını kaybederek hızla yok oluşa doğru gitmiştir.
Durumun vehâmetini bir “durum tespiti” ile ortaya koyma ”teşhis” ve “tedavi”
denemeleri yerleşik tabuların hilafet cilalı Saltanatın direnişleri yüzünden
hem etkisiz hem sonuçsuz kalmıştır.




Karlofça Anlaşması ile başlayan işlev bozukluğuna bağlı
siyasî idarî askerî ve iktisadî hastalanmalar ilk olarak 1774 Küçük Kaynarca
Anlaşmasıyla devamında Kırım Harbi de denilen 1853-1856 Osmanlı Rus Savaşıyla
reddedilmez şiddette ortaya çıkmıştır. Ardından Osmanlı maliyesi çökmüştür.
1855-1875 yılları arasında Sultanın ailesinin ve yandaşlarının Devlet adına
alınan borç paralarla har vurup harman savurmaları lüks hayat ve ihtişam
göstergesi olan saray kasr köşk ve giyim kuşam ile tefriş hastalığı sonucunda
Devlet iflasın eşiğine gelmiştir. Bu harcamaların yabancılardan alınan borç
paralar ile yapıldığını özellikle vurgulayalım.
 

93 Harbi de denilen 1877-78 Osmanlı Rus harbinin sonunda
galip Rus ordusu Saray’a bir saat mesafede durmuştur. Tam bir hezimet anlaşması
olan Ayastefanos (bugünkü Yeşilköy) ateşkes ahitnâmesi Sultan II. Abdülhamid’e
imzalattırılmıştır. Asıl anlaşma 13 Temmuz 1878’de Berlin’de imzalanmıştır. Şu
ağır şartları taşıyan bu “Muahede” çok önemlidir: Trakya’mız ve Balkanlar’ımız
Bulgaristan Prensliği Makedonya ve Doğu Rumeliolarak üçe ayrıldı. Kars Ardahan
ve Batum Rusya’ya bırakıldı. Ayrıca Osmanlı Devleti Rus Çarlığına 803.000 Frank
ödemeyi de kabul etti. Ermeni gailesi bu anlaşma ile Osmanlı’nın iç sorunu
olmaktan çıkıp emperyalizmin Türklük aleyhine kullandığı bir araç olma sürecine
girdi. Rus Çarı Nikola “Osmanlı Devleti ağır hastadır bizler gereğini
yapmalıyız. ” demişti… Çarın teşhisi incitici aşağılayıcı fakat -mâalesef-
dosdoğru bir “durum tespiti” idi.




Devlet borçları o ölçüde idi ki yerli Rum Ermeni Süryani
Musevi alacaklılar edepsizliği ele aldılar: Başta İngiliz ve Fransız olmak
üzere yabancı banker ve tüccarlar da yerli tüccar ve bankerler de “borç/deyn”
tahsili konusunda bir çözüm üreterek Devlet’in önüne koydular. 1879’daki ilk
‘sözleşme’den sonra Osmanlı Devleti 3 Ekim 1880’de alacaklılar ile boynu
bükükçe bir toplantı yaptı. Aralık 1881’deki ünlü “Muharrem Kararnamesi” ile
borçlar yönetimi de kurumlaşmış oldu. Adı: Devlet-i Osmâniye Vâridât-ı
Muhassasa İdaresi (Osmanlı Devletinin Devlet Gelirlerinin Yönetimi) kısaca
Duyûn-ı Umûmiye olan bu örgüt hem ekonomiyi hem de siyaseti sömürüp çökerten
önemli bir hastalık merkezi mikrop yuvası idi. 1912 yılında Duyûn-ı Umûmiye
idaresinde çalışan memur sayısı 8931 iken Osmanlı Maliye Nezareti’ndeki memur
sayısı: 5472 idi. [1]
 

Bir yandan Duyûn-ı Umûmiye’nin ‘çok askeriniz var’ dayatmaları
diğer yandan Sultan II. Abdülhamid’in muhalifleri konusundaki vesveseli tutumu
sonunda orduda “Tensikat”(Azaltma) yapılmıştır. Ordudan atılanlar Sultan’ın
muhalifleri ile işbirliği yapmışlardı. Sultan II. Abdülhamid’in “Tensikat-ı
Askeriye” kararnâmesi ile ordudan atılan ”Tensikzedeler” 1909 sonrasında
affedilip bir kısmına görev verilmiştir. Bir başka önemli dönüşüm de İttihad ve
Terakki tarafından “Tasfiye-i Ruteb”(Rütbelerin düzeltilmesi) kanunu ile
ordudaki “alaylı” subaylar uzaklaştırılmış; bir ve/veya iki rütbe indirilmiş
-bazılarının rütbesinin yükseltilmiş- bulunmasıdır. Bu uygulama 31 Mart
Vak’asının sebeplerinden biri olmuştur. [2] Ordunun içindeki siyasî erk’in
ortağı olma sevdasına bağlı gruplaşmalar yanlış kararları çoğaltmıştır. Yanlış
karar ve uygulamalardan biri başarılı subaylardan bir kısmı ile Balkanlardaki
bazı birliklerin Yemen’deki ayaklanmayı bastırmak için gönderilmiş olmasıdır…




Arkasından Balkan Bozgunu… Ordunun milletin bozgunu…
Ardından Birinci Cihan Harbi. İki cephedeki “zafer” nitelikli muharebeler
yanında bütün cephelerde hezimetle kaybedilen savaşın ardından önce Mondros
Ateşkes (Mütâreke) Anlaşması sonra idam kararı işlevini taşıyan Sevr
Muahedesi… Sevr metnini okumadan devlet yöneten yüksek bürokratlara ve siyasetçilere
bu ayıplarından dolayı gülmekten başka ne yapılabilir?[3]
 

30 Ekim 1918 tarihinde imzalamaya icbar olunan Mondros
Ateşkes (Mütâreke) anlaşması ile ordumuz yenilmiş teslim olmuş sayıldı. Barış
adına ‘analar ağlamasın’ diyerek bu ön anlaşma imzalanınca İngiliz Fransız ve
İtalyanlar İstanbul’u işgal etmişlerdi. Hemen her ilde ve bir takım kazalarda
bir takım ve/veya bölük büyüklüğünde İngiliz ve/veya Fransız –bazı yerlerde her
ikisi aynı anda- askerî birlikleriyle işgal başlatılmıştır. Ardından da Yunanlılar…




Bu ağır işgal ve esaret tablosunun oluşmaya başlaması
sırasında Mustafa Kemal Paşa 16 Mayıs 1919 gününe kadar İstanbul’da birçok
kimseyle görüşmüştü. [4] Mustafa Kemal Paşa Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de yasak
ettiği ”ye’s/umutsuzluk”un herkesi teslim aldığını fark edip göstermelik bir
görevle Anadolu’ya geçip önce Amasya’da “MİLLET”i göreve çağırmıştı.
 

Ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri… Mandacılar İngiliz
Muhipleri Fransızperesler karşısında Türklüğe dayanan Kemal Paşa.




Ordu yok silah yok para yok… Merhum Börekçizade Rifat gibi
Merhum müftü Vehbi Efendi gibi İslâm’ı Arap milliyetçiliğiyle eşitlemeyenlerle
yola çıkıp inanç baronlarının tökezletme çalışmalarına azınlıkların ve azınlık
ruhluların engellemelerine rağmen “yok”lara aldırış etmeden Türk Ruhu’nu
harekete geçiren ihtilalci…
 

57 yıllık hayatının “yaklaşık 29 yılını (1893-1922) askerî
okullar ve kıt’alar ile fiilen cephelerde savaşarak geçiren” [5] bir askerî
lider. On beş yıla yakın bir zaman da devlet başkanlığı.




Allah’ımız Firavun’un karşısındaki Musa’ya “Korkma” demişti.
Allah’ım Türklüğün millî DNA’sına da şu emri kaydettirmiş olmalı: “Şehit veya
gazi olmaktan korkma. Umutsuzluk ve esirlik sana haram imanlı hücrelerinin
mücâdelesiyle kazandığın istiklâl ve hürriyet sana helaldir. ” Bu emrin gereği
olan askerî siyasî idarî ve iktisadî savaşlarda milletine önderlik eden
muzaffer başkomutan önder başöğretmen.




Saltanat ve hilafet kamburlarından bizi kurtaran millî
hâkimiyetin de her tür inancın da milletin hür iradesiyle biçimlenmesinin
temelini atan büyük devrimci cerrah.
 

Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs 1919-15 Ekim 1927 yılları
arasındaki olayları Büyük Nutuk adlı kitapta belgeleriyle ortaya koydu. Büyük
Nutuk’ ta 266 vesika ile haritalar ve krokiler vardır. Onun “teşhis” ve “tedavi”
anlayışını dünyanın sayılı devrimci siyasal ve sosyal hekimlerinden olduğunu
kavrayabilmek için Büyük Nutuk ’un “umûmî vaziyet” ile anlamlı tespit ve
yorumların yer aldığı ilk elli sayfasını okumak yeterlidir. Son 70 yılda
DEVLETin üst mevkilerinde görev alanların bu kitabı okumamış olmaktan doğan
cehaletlerinin tarihe karşı haksızlık etmelerine sebep olduğu açıkca görülüyor.
Aydın olan yetki kullanan her vatandaşımız Büyük Nutuk’u okursa Türklük hangi
tehdit ve tehlikeler açık ve örtülü taciz ve tecavüzlere maruz kalmış ve Kemal
Paşa bunları nasıl yok etmiş daha yakından bilecek bilinçlenecektir.




“Atalarımın ruhu beni vazifeye davet ediyordu” diyerek
hakkındaki idam fermanına aldırmayan özgüven duygusu yüksek Mustafa Kemal
Paşa…
 

Amasya Ta’mimi adlı ihtilal beyannamesini yayınlayan önce
Millî Meclis’i ardından Millî Mücadele’yi oluşturup işleten Orhun Anıtlarındaki
büyük çığlık gibi milletin ”kendisine dönmesini” isteyen Avrupalılık değil
Batılılaşma değil çağdaşlaşmayı esas alan vizyonu modernite olan devlet adamı.
Bedeni emeği inancı sömürülen sosyal ve kültürel örgüsü çözülmüş yoksul ve
yoksun halkı “kul” olmaktan çıkarmak; toplulukları şartlandıran ön
yargılarından kurtarmak… Geçici tedbir ıslah ve tanzimler yerine hastalığı tam
teşhis eden “salah”ı sağlayıcı inkılâbı yapan dâhi önder. Fikrî siyasî şarlatan
“Efruz Bey” tiplilere sıkıyı görünce yer altına akan anut ham yobaz tiplilere
rağmen Türk inkılâbını başlatmış demokrasi denemelerine girişmiş lider…
Cephelerden tanıdığı milletini Tekâlif-i Milliye Emirleri ile “Millî
mükellefiyet” seferberliğine çağıran ihtilâlci. [6] M. K. Atatürk ideal ve
ideoloji dünyaya bakış ve dünya görüşü kavramlarının merkezine ‘millî benlik’
‘millî kimlik’ ‘millî şuur’ ‘millî hâkimiyet’ kavramlarını yerleştiren bilge
önder bilinçli lider.




Halkın dilek istek ve ihtiyaçlarına kulak tıkayan bencil bir
merkezî yönetim ile onun her anlamda benzeri ve taklitçisi taşradaki temsilci
yöneticiler… Yoksul yorgun on yıllık savaşlar yüzünden yaşama sevincini
kaybetmiş bezgin ürettiğini tüketmekten başka gücü ve imkânı olmayan büyük
çoğunluk… Bilim ve teknolojinin ışığından habersiz; modern imkânlardan uzak
bir köylü ve kasabalı yığını. Örgün eğitim ve öğretimle tanışmamış kadının da
hukukî hakkı olmadığına şartlandırılmış sağlık hizmetlerini mutlu azınlığın
tanıdığı bir sosyal kültürel ve iktisadî hastalıklar ülkesi… Başta bu
hastalıklar olmak üzere Türklüğü ve vatandaşlığı bilinçli bir aitliğe
dönüştürmeyi engelleyen birçok musibete teşhis koyup tedavi programlarını
başlatan hekim…




M. K. Atatürk kapitalist emperyalizme de komünist
emperyalizme de geçit vermeyen; Bedevî-Vehhâbi Müslümanlığı yerine büyük Türk
müctehidi Mâtûridi’nin aklı öne alan görüşlerini laik hukuk olarak
rejimleştiren; İslâm’ı Arap kültürüyle eşitleyen “hilâfet”le de tapulayan
çarpıklığı giderme adımını atan sosyo-politik sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik
teşhis ve tedavi konusunda bilgili bilinçli bir hekim. O’nun nasıl bir cerrah
olduğunu anlayan öncelikle İngiliz ve Fransız istihbaratçı asker ve
diplomatları ile siyasetçileri. [7]
 

Her liderin kıskançlık ve/veya yeterince anlaşılmamaktan
doğan muhalifleri bulunabilir. Farklı düşünmek başka ısrarlı bir şekilde
karşıda bulunmak başkadır. [8]




Aralarında her zaman samimi bir dostluk bulunan “kardeşim”
dediği Ali Fuat (Cebesoy) Paşa’ya II. Dünya Savaşı’nın teşhisini yapan da Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’tür. [9]




Her ülkede özellikle Doğu’lu toplumlarda siyasî erk
anlamındaki hâkimiyet/egemenlik nasıl kurumlaşmış olursa olsun o erk odağını
kendi çıkarları yönünde biçimlendirmekte ısrarlı olan ticaret ve inanç odakları
hattâ suç örgütleri Devletin örtülü ortağı olurlar. Toplulukların duygularını
istismar eden sömüren bu odaklar çok ısrarlı ve kılık değiştiricidir. Millî
eğitim ve bilinçlenmenin yaygınlığı ve çokluğu millî egemenlik ve bağımsızlığın
teminatıdır. Halkın elinden millî hâkimiyeti almak millî benlik ve kimliğe
dayanan hukuku işletmez kılmak isteyenlerin ısrarcı inadını biliyordu; O’nun
1923 yılında söylediği bütün zamanlara ulaşan şu veciz çığlığını tekrarlayalım:




“Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin yapısının ruhu millî
hâkimiyettir. Milletin kayıtsız şartsız hâkimiyetidir. Bir milletin
hâkimiyetini anlayabilmesi ve onu emniyetle koruyabilmesi bir takım husûsî
vasıflara ve üstün terbiyeye sahip olmasına bağlıdır. Bir milletin ki siyasî
terbiyesinde ictimâî terbiyesinde vatan sevgisinde noksan vardır öyle bir
millet hâkimiyetini lüzûmu derecede kuvvetle elinde tutamaz. ”




Her vatandaş başka bir millete bağlılık duygu ve düşüncesi
taşımamak; Türklük şemsiyesine bunun gereği ortak paydaya bilinçle sahip çıkmak
bu ölçülerle modernitenin imkânlarından yararlanmak zorundadır. Atatürk
şehirleşme sanayileşme bilim ışığının önde olması millî benlik ve kimliğine
dayanarak yerli ve millî üretimi artırma moderniteyi paylaşma anlayışını
ülküleştiren ve ilkeleştiren bilgili kararlı fikrî siyasî lider. [10]




“Dünyanın bize hürmet göstermesini istiyorsak evvela bizim
kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen fikren fiilen bütün iş ve
hareketlerimizle gösterelim. Bilelim ki millî benliğine sahip çıkmayan
milletler başka milletlerin avı olur. ” düsturunun anlamını milletine
benimseten ataların ruhunu tarihin ruhunu toprağın ruhunu benliğinde
yankılatmış olan millî ve milletlerarası boyutlarıyla Cumhuriyet’in kurucusu
büyük Türk lideri…




Sekseninci ölüm yıl dönümünde Allah’ıma yakarıyorum:




Allah’ım Libya’da Çanakkale’de İstiklâl Harbi’nde canını
ortaya koyan gazilerin ve şehitlerin ruhlarına ve onların komutanları olan Gazi
Mustafa Kemal Atatürk’ün ruhuna Rahmet et… Âmin.




[1] Bilgisine başvurduğum Prof. Dr. Mehmet Akif
Tural’a anlattıkları için teşekkür ediyorum.
 

[2] Prof. Dr. Mehmet Akif Tural’a bu bilgiler için de
alenen teşekkür ediyorum.




[3] İbrahim Sadi Öztürk Sevr Anlaşması (Tam Metin-
Mondros ve Lozan Ekleriyle) Ank. 2007.




[4] İsmet Görgülü Atatürk’ün Anıları 5. bs. Ank.
2013;
 

[5] Hikmet Özdemir Atatürk’ün hayatının-ki bu ibâre
Özdemir’e aittir- 19 Mayıs 1919’dan öncesini ana nirengiler sonrasını da
neredeyse günbegün anlatan bir kitap hazırlıyor. 2018 Haziranı’nda kitabın
‘yaklaşık sekiz yüz sayfayı bulduğunu her bilgiyi çeşitli kaynaklardan kontrol
ederek yazmaya çalıştığını’ anlattı. Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in bu kitabı
başarıyla hazırlayabileceğine ve bir eksiği gidereceğine inanıyorum. Kitabın 2019
yılı Mayıs’ına kadar bütünüyle tamamlanmış olarak vitrinlere çıkmasını
bekleyenlerdenim. Bu vesileyle tekrarlayayım ki Atatürk’ün biyografisini
yazmaya kalkanlar Ş. S. Aydemir’in Tek Adam kitabı ile F. R. Atay’ın
Çankaya’sında 10 Kasım 1938’den önceki 19 ayın eksik oluşunu dikkate alarak
Hasan Rıza Soyak Ali Fuat Cebesoy ve Afet İnan’ın hatırat nitelikli
kitaplarına- bunlar 1950-60 arasında basılmıştır- bakmalıdır; bir de Sherrill
ve Melzig’in kitaplarına.




[6]Bu konu için Doç. Dr. Serap Taşdemir’in Prof. Dr.
Mehmet Akif Tural ile yaptığı ve Bizim Ayvalık Dergisinin Ağustos-Eylül 2018
sayısında yayınlanan mülâkatın okunmasını dilerim.
 

[7]O’nun liderliğini 1918-1938 arasında doğru
anlayanların büyük çoğunluğu yabancılar. ABD’nin Ankara’da 1932-1933 yılları
arasında büyükelçilik yapmış bir general var: Sherrill… O’nun Türkiye’yi
ilgilendiren iki kitabından biri devrinin üç büyük siyasetçi devlet başkanını
karşılaştırdığı Üç Adam Atatürk- Roosevelt- Mussolini adlı kitap. Sherrill’in
kitapları başka dillerde de yayınlandığı için çok önemli. Doğru bilgi içinBüyük
Nutuk ve Salahi R. Sonyel’in Kurtuluş Savaşı Günlerinde İngiliz İstihbarat
Servisinin Türkiye’deki Eylemleri (1995) ile Hasan Rıza Soyak’ın Hatıralar
(1955) adlı eserleri okunmalıdır. Bu üç temel kitabı okumadan konuşanları ALLAH
hakkı için ciddiye almayınız. General Sherrill Üç Adam Atatürk- Roosevelt-
Mussolini İstanbul 1937; Charles H. Sherrill Mustafa Kemal’in Bana Anlattıkları
İstanbul 2007; Charles H. Sherrill Bir Amerikan Büyükelçisinin Gözünden: Gazi
Mustafa Kemal İstanbul 2017; Merhum S. R. Sonyel’in Gizli Belgelerde Mustafa
Kemal Vahidettin ve Kurtuluş Savaşı(2007) adlı kitabı ile Kaygılı Yıllar: Gizli
Belgelerle Kurtuluş Savaşı’nın Perde Arkası (1918-1923) adlı (2012) eserleri de
okunmalıdır.




[8]Atatürk’ün yaptıklarının arkasındaki ülküleri ve
ilkeleri anlamak isteyenler merhum Sadık Perinçek’in başlattığı Kaynak
Yayınları adına Şûle Perinçek’in tamamladığı 33 ciltlikAtatürk’ün Bütün
Eserleri adlı külliyata bakmalıdırlar. Cumhuriyet tarihçisi Hasan Cicioğlu
Hoca’dan 2002’de düzenlediğimiz “Yetmiş beşinci Yılında Büyük Nutuk’u Anlayarak
Okumak” konulu” “bilgi şöleni”mizde Atatürk’ün muhalifleri ve muhalefet
gerekçeleri konusunda bir bildiri sunmasını istemiştim; hazırladığı metin
dinlenilmiş kitaba da almıştık. Sayın Cicioğlu 5. ve 6. Uluslararası Atatürk
Kongresi sırasında da diğer iki bildiriyi sunmuştu; onları bir kitapta
toplamış: Bk. Doç. Dr. Hasan Cicioğlu Atatürk’ün Büyük Nutuk’ta Adları Geçen
Muhalifleri Muhalefet Gerekçeleri Atatürk’ün Cevabı Gazimağusa 2016.




[9]Atatürk 1938’de Dolmabahçe’de doktorların
müşahadesi altındadır. Sevdiklerinin ziyaret taleplerini -doktorlara rağmen-
kabul etmektedir. Onlardan biri Ali Fuat Cebesoy’dur. Gazi Paşa’nın Allah’ın
lütfu olan zekâsının derecesini gösteren dünya siyasetini doğru okumanın örneği
olan tespit ve yorumlarını belgelendiren Cebesoy’a anlattığı teşhisi
şöyle:”Fuat Paşa pek yakında dünyanın vaziyeti Mütâreke senelerinden daha çok
ciddi olacak ve karışacaktır. İkinci bir büyük harp karşısında kalacağız.
Dünyaya hâkim olan milletleri idare edenlerin arasında maatessüf birinci
derecede devlet adamı çıkmıyor. (Hitler ve Mussolini’yi kasdederek)Avrupa’da
bir kaç maceraperest Almanya ve İtalya’nın başında cebren bulunuyorlar. (. ) Bu
İkinci Umûmi Harp beni yatakta kımıldayamayacak bir halde yakalayacak olursa
memleketin hâli ne olacaktır?” Bk. A. F. Cebesoy Siyasî Hatıralar II. Kısım
İst. 1960 s. 252; İkinci Dünya Savaşı’nın 70. yılında Mehmet Arif Demirer
analitik bakış açısıyla oluşturduğu iki ayrı kitap yayınladı. Atatürk’ün tam
isabetli öngörüleri için bk. M. A. Demirer İnönü’den İkinci Dünya Savaşı Ank.
2016 s. 348-355.




[10]Suna Kili Atatürk Devrimi: Bir Çağdaşlaşma Modeli
10. bs. 2006; Sinan Meydan Yüzyılın Kitabı Yüzyılın Lideri İst. 2018 adlı
eserler ile Peyami Safa’nın 90 yıl önce yazdığı Türk İnkılabına Bakışlar adlı
kitapta konuya ilişkin bilgiler vardır. Bk. Mehmet Aksoy’un (“79. Ölüm Yılında
Gazi Mustafa Kemal Atatürk Üzerine Sadık Tural ile Röportaj”) Serap Taşdemir’in
(“Tarihçinin Baktığı Pencereden”) Halil Özcan’ın(“Okunuşunun 90. Yılında NUTUK
Etrafında Sorular”) Halil Gür’ün (“TV Dizilerindeki Tarih Düşmanlığı Üzerine
Sadık Kemal Tural İle Röportaj”) yönelttikleri sorular ve cevaplar için bkz. S.
K. T. Sorulara Cevaplar -I – 6. bs. Ank. Ekim 2018.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış