Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof.
Dr. Anıl ÇEÇEN : ATATÜRK VE ABDÜLHAMİT 

Bugünün koşullarında yan yana gelmesi pek de mümkün görünmeyen iki büyük isimi
bir arada ele almak, içinde bulunulan durumun daha iyi anlaşılabilmesi
açısından yararlı olacaktır. Osmanlı tarihinde tahta II. Abdülhamit olarak
çıkmış olan padişah ile Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, büyük önder Atatürk’ün
artık beraberce ele alınarak değerlendirilmesinin zamanı gelmiştir. Dünyanın
merkezi bölgesindeki cihan devletini dış saldırılar ve iç karışıklıklar yaratarak
çöküşe mahkûm eden Batılı emperyalist devletlerin oluşturduğu düşünceler ve bu
doğrultuda estirilen rüzgârlarla, Türkiye’de Atatürkçüler ile Abdülhamitçiler
karşı karşıya gelmişlerdir. Bir yanda Abdülhamit’ten yana olan Müslüman
kesimler ile bunun karşısında yer alan laiklikten yana olan Atatürkçüler, ya da
Atatürk’ü savunan laikçiler saflaşması giderek Türk toplumunu ciddi bir yarılma
ve dağılmanın eşiğine getirmiştir. Olayı sadece din açısından ele alanlar, Türk
toplumunun böylesine bir saflaşmaya ve zaman içerisinde Türk devletinin bir
dağılma aşamasına katkıda bulunmuşlardır. Konuya duygusal yaklaşan İslamcılar
ile laikçiler de böylesine bir çıkmazın gündeme gelmesinde ve giderek ülkede
ikili bir kamplaşmanın ortaya çıkmasında konu mankeni ya da siyaset figüranı
olarak kullanılmışlardır. Gelinen bu noktada, konunun tek yanlı olarak ele
alınamayacağı, tarihten ve uluslararası konjonktürden gelen çok farklı
yönlerinin de bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle, Türk tarihinin iki önemli
devlet adamı olan Atatürk ve Abdülhamit’in birlikte ele alınarak karşılıklı
değerlendirilmesinin sadece din açısından yapılamayacağı anlaşılmıştır. Dinci
bir yaklaşım bu iki büyük ismi karşı karşıya getirirken, konunun diğer
açılardan ele alınmasını sağlayacak daha genel ve geniş açılı bir yaklaşım ise
Türkiye Cumhuriyet’inin bugün içinde bulunduğu çıkmaz açısından önemli tarih
derslerinin çıkarılmasını sağlayabilecektir. 




Tam otuz üç yıl süre ile dünyanın merkezindeki bir
cihan devleti yöneten kudretli bir padişah
Abdülhamit, Osmanlı İmparatorluğu çöküş süreci içerisinde başa geçen ve tam
otuz üç yıl süre ile dünyanın merkezindeki bir cihan devleti yöneten kudretli
bir padişahtır. Aynı zaman halife olarak ta İslam dünyasının etkili bir
yöneticisidir. Osmanlı İmparatorluğunu sınırları içinde yönetirken aynı
zamanda, güney ve doğu Asya’da yaşayan Müslüman toplumların da önderi olmuş ve
Rusya’da yaşayan Müslümanları da yakından etkilemiştir. Abdülhamit’in Rusya
Müslümanları ile yakından ilgilenmesinden Rus devleti rahatsız olmuştur ama
Anadolu ulusal kurtuluş savaşına ilk yardım Rusya Müslümanlarından gelmiştir.
Daha sonra Hint Müslümanlarının da Türk Kurtuluş Savaşına maddi yardım
sağlamasında gene Abdülhamit’in panislamist politikayı bir halife olarak
başarılı bir biçimde yürütmesinin son derece etkili bir rolü görülmektedir. Bir
ön Asya devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun Orta ve Güney Asya
bölgelerindeki Müslümanlarla Abdülhamit aracılığı ile yakından ilgilenmesi, Rus
İmparatorluğu ile beraber Batının önde gelen sömürge imparatorluklarını da
korkutmuş ve Osmanlı halifesinin yönetimi altında bütün Asya Müslümanlarının
bir araya gelmelerini önleyebilmek üzere her türlü oyuna kalkışmışlardır.
Abdülhamit’in ciddi bir devlet adamı olarak, yönettiği İmparatorluğun
yeryüzünde bulunduğu konumu iyi bilmesi, yeryüzünün jeopolitik yapısı
doğrultusunda merkezi bir imparatorluğu ayakta tutabilmek üzere Batının
saldırganlığına karşı Doğu bölgelerinde etkinlikler kurarak denge sağlama çabası
içine girdiği anlaşılmaktadır. Böylesine bir devlet adamı yaklaşımı da, modern
bir devletin yönetimine uygun düşmektedir. Altı yüzyıllık bir uzun zaman
sürecinden sonra düşüşe geçene bir imparatorluğun başı olarak, devleti otuz üç
yıl ayakta tutabilmek ve giderek artan Batılı emperyalistlerin saldırılarına
karşı doğu-batı dengeleri aramak ancak modern bir devlet anlayışı çerçevesinde
düşünebilirlerdi. Abdülhamit’in bu doğrultuda ki girişimleri daha sonraki
dönemde Atatürk’ün önderliğinde yürütülen Türk Kurtuluş Savaşına Rusya ve
Hindistan Müslümanların destek sağlamasına ve maddi yardımlarda bulunmasına yol
açmış ve Türk milletini yeryüzünde yalnız kalmaktan kurtarmıştır. 




Tarihsel süreç içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih
sahnesinden çekilmesinden sonra…


Tarihsel süreç içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun tarih sahnesinden
çekilmesinden sonra, onun yerine devletin merkezi ülkesinde bir Türk Ulusal
Kurtuluş Savaşı verilmiş ve Mustafa Kemal Paşa böylesine milli bir mücadelenin
öncüsü ve önderi olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Dünyanın merkezi
coğrafyasında topraklarda ve benzeri bir konumda bir büyük imparatorluk
çökerken, geri kalan Türk topluluğu, elde kalan orta boy bir ülke olan Anadolu
üzerinde Ulusal Kurtuluş Savaşına kalkışmıştır. Abdülhamit’in büyük çabalarla
kurtaramadığı İmparatorluk yıkılınca yerine yeni bir devlet Atatürk’ün
öncülüğünde kurulabilmiştir. Bu açıdan Atatürk ile Abdülhamit arasında çok
önemli bir benzerlik bulunmaktadır. İkisi de dünyanın önde gelen emperyalist
devletlerin saldırılarına karşı, merkezi coğrafyadaki bir devlet koruma ve
kollama çabası içerisinde olmuşlardır. Abdülhamit çökmekte olan bir devleti
kurtarmaya çalışırken, Atatürk yıkılan bir yapı sonrasında yepyeni bir devleti
yeniden aynı coğrafya üzerinden kurma çabası içerisinde olmuştur. Bu ortak
konum, Atatürk ile Abdülhamit’in beraberce ele alınarak değerlendirilmesinde
ana çıkış noktası olarak kabul edilebilir. İki devlet başkanının dünya
coğrafyasının getirdiği konum üzerinde benzeri bir jeopolitik nedeniyle,
uluslararası ilişkilerde benzeri bir eğilim göstermeleri ve bir strateji ile
devletlerini korumaya kalkışmaları daha kolay anlaşılabilmektedir. Dünyanın
merkezindeki devletler, hem doğu ile batı hem de kuzey ile güney arasındaki
dengelere göre varlıklarını korumak durumundadırlar. İkisi de bu bilimsel
gerçeği bilerek hareket etmişlerdir. 




Devlet aklı denilen kavramın farkındaydılar. 


Abdülhamit bir cihan imparatorluğunun uzun süreli ve dirayetli bir padişahı
olarak, Atatürk de ondan sonraki dönemde aynı topraklarda yepyeni bir devletin
kurucusu olarak, devlet aklı denilen kavramın farkındaydılar. Her ikisi de
uluslararası alanda geçmişten gelen devletlerarası büyük oyunun ne olduğunu
bilen ve bu doğrultuda kendi devletlerini koruyarak geleceğe dönük olarak
kurumlaştırmaya çalışan bir çabanın içerisinde olmuşlardır. Altı yüz yıl sonra
çökmekte olan bir imparatorluğu ayakta tutabilmek ve gelecek yüzyıla taşımak
gibi önemli bir misyonu başarıyla yerine getiren Abdülhamit, kurtlarla dans
oyununu iyi oynamıştır. Rusya’ya karşı İngiltere’yi, İngiltere’ye karşı
Almanya’yı kullanmasını başaran Abdülhamit’in, Almanya’yı da Fransa ile
dengelemeye çalıştığı zamanlar olmuştur. O dönemin dört büyük emperyalist
gücünü birbirine karşı kullanarak, bazen çatıştırarak bazen de dengeleyerek
otuz üç yıl gibi uzun bir süre Osmanlı tahtını ayakta tutabilmiştir. Batılı
güçler arasındaki bu çekişmede imparatorluk topraklarının işgaline karşıda
doğulu Müslüman topluluklar ile yakınlaşarak dünyanın merkezinde bir doğu batı
dengesi arayışını düzene kavuşturmak için önemli girişimlerde bulunmuştur.


Osmanlı İmparatorluğu aslında beş yüz
yıllık bir egemenliği tamamladıktan sonra 1828 yılında Yunanistan’ın kopmasıyla
yıkılma aşamasına gelmiştir.


Osmanlı İmparatorluğu aslında beş yüz yıllık bir egemenliği tamamladıktan sonra
1828 yılında Yunanistan’ın kopmasıyla yıkılma aşamasına gelmiştir. Ne var ki o
dönemde dünya gücünü temsil eden İngiltere, kendisine karşı yeni bir büyük güç
olarak Rusya ya da Almanya’nın çıkışını engelleyebilmek için Osmanlı devletinin
ömrünü uzatmaya çalışmıştır. Londra büyükelçisi Mustafa Reşit Paşa bu
doğrultuda, İstanbul’a geri gönderilerek Sadrazam yapılmış ve bu aşamadan sonra
Osmanlı devleti üzerinde İngiliz baskısı giderek artmıştır. Rusya’nın bir büyük
güç olarak güneye inmesini istemeyen İngiltere, kendisine rakip olarak ortaya
çıkan Almanya’nın da doğuya doğru genişlemesini önlemek istemiş ve bu
doğrultuda bitmiş olan Osmanlı devletini yarı himayesine alarak yirminci
yüzyıla kadar bu devletin devam etmesini istemiştir. Tanzimat fermanı ile
Osmanlı devletinin sanayileşmesi önlenmiş ve Osmanlı-İngiliz Ticaret
Antlaşmasıyla Osmanlı ülkesi İngiltere için serbest pazar konumuna getirilmiştir.
II. Mahmut bu aşamada başa geçmiş ve yaptığı reformlarla devlet ile orduyu
yeniden düzenlemiştir. Bankerler aracılığı ile çökertilen Yeniçeri Ocağı
basılarak feshedilmiş ve yerine yepyeni bir ordu kurularak Osmanlı devletinin
ömrü bir yarım yüzyıl daha uzatılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın son yarısında
başa geçen Abdülhamit ise dirayeti ve otoritesi ile devleti toparlayarak,
Osmanlı egemenliğinin yirminci yüzyılın başlarına kadar sürmesini sağlamıştır.
Abdülhamit’in yaptıklarıyla daha sonra başa geçen İttihat ve Terakki iktidarı
Birinci Dünya Savaşının sonuna kadar ülkeyi yönetebilme şansını
yakalayabilmiştir. Gayrimüslim kesimlerin örgütlenmesiyle bir senaryo
düzenlenmiş ve Abdülhamit tahttan indirilmiştir. Başa geçen İttihatçılar ise
Abdülhamit’in yaptıklarına sahip çıkarak devam ettirmişlerdir. Bir anlamda
İttihat ve Terakki iktidarı Abdülhamit’in devamı olmuştur.


Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı’nın en uzun
asrı olmuştur.


Ondokuzuncu yüzyıl Osmanlı’nın en uzun asrı olmuştur. Çünkü bu dönemde gelişen
olaylar ve saldırılar ile bu büyük merkezi devletin yavaş yavaş ortadan
kalkmasına giden yolu açmıştır. II. Mahmut ile birinci yarıyı, II. Abdülhamit
ile ikinci yarıyı kurtaran Osmanlı devleti, bu kritik yüzyılı geride bırakarak
yirminci yüzyıla ulaşabilmiştir. Onbeşinci yüzyılda okyanuslara açılarak bütün
dünya kıtalarını işgal ederek sömürgeleştiren, batının emperyal devletleri
artık dünyanın merkezini de ele geçirerek kendi egemenliklerinde bir dünya
hegemonyası arayışı içindeydiler. İngiltere ve Fransa’ya rakip olarak Almanya
ve İtalya’nın ortaya çıkması, kuzey gücü olan Rusya’nın ise güneye inmeye
çalışması sonucunda Birinci Dünya savaşına giden yol gündeme gelmiştir. Batılı
güçler dünyanın merkezi ele geçirmek için birbirleriyle yarışırlarken, kuzey
gücü olan Rusya ise önce Kırım savaşı, daha sonra Kafkasya savaşı ile güneye
inmeye başlamış ve yirminci yüzyılın başlarında da büyük bir Balkan savaşı
çıkartarak Osmanlının Avrupa bağlantısının önünü kesmiştir. Bu üç bölgede göç
eden Türk ve Müslüman ahali, imparatorluğun merkez topraklarına yerleşerek
devleti yeniden güçlendirmenin arayışı içinde olmuşlar ama bu konuda
Müslümanlar ile gayrimüslimler anlaşamamışlardır. Abdülhamit ise İslam’ın
halifesi olarak Müslüman ahali ile beraber hareket etmek zorunda kalmıştır.


***

İmparatorluğun Balkan ülkeleri zamanla Hıristiyan ülkeler olarak Osmanlı’dan
kopunca geriye Müslüman ahalinin yaşadığı toraklar kalmıştır. Özellikle, Kuzey
Afrika, Orta Doğu ve Anadolu’nun Müslüman topluluklardan oluşan bir nüfusa
sahip olması nedeniyle, Abdülhamit İslam’ın halifesi olarak yeni bir
panislamizm politikasına başlamış ve böylece dini kullanarak, Balkanlarda
yaşanan kopmaların imparatorluğun diğer bölgelerine yayılmasını önlemek
istemiştir. Osmanlı beşyüz yıl esas ülkesi olarak kabul ettiği Balkanların
elinden çıkmasından sonra giderek tam anlamıyla İslam devletine doğru bir
dönüşüm aşamasına gelmiştir. Hıristiyanların yaşadığı ülkelerin Balkan Savaşı
sonrasında bağımsız olması üzerine, Abdülhamit geri kalan Müslüman bölgeleri
merkezden yönetmek üzere başkenti Şam’a taşımak istemiştir. Böylece, Orta Doğu,
Kuzey Afrika ve Anadolu topraklarını, Hıristiyan Avrupa’ya karşı bir büyük
Müslüman devletin çatısı altında tutmak istemiştir. Ne var ki, Abdülhamit’in bu
girişimine karşı çıkan Selanik’in gayrimüslim kesimleri Hareket Ordusunu
hazırlayarak İstanbul’a göndermişler ve 31 Mart olayını kışkırtarak da
Abdülhamit’i tahttan indirmişlerdir. Böylece, panslavizm ve pancermenizm
akımlarına karşı Abdülhamit’in uygulamaya başladığı panislamizmin önü kesilmiş
ve ittihatçılar aracılığı ile panturanizm akımının önü açılmıştır. İngilizler
bu aşamada hem Türk milliyetçiliğini hem de Arap milliyetçiliğini örgütleyerek,
Abdülhamit’in Büyük İslam İmparatorluğu projesinin önünü kesmişlerdir.
İngilizlerin desteği başa geçen İttihatçılar ise sonradan Abdülhamit’in
haklılığını anlayarak Almanya’ya yakın bir siyaset izlemeye başlamışlardır.




Almanlara
yaptırılan Berlin – Bağdat demiryolunun bittiği aşamada Abdülhamit, gayrimüslim
unsurların ortak hareketi ile tahttan indirilmiştir. Ermeni, gürcü ve Yahudi
temsilcilerden oluşan heyet Abdülhamit’in tahttan indirilmesi işini
tamamlamışlardır.


***

Hıristiyan topraklarının elden gitmesinden sonra zorunlu olarak panislamizm’e
yönelen Abdülhamit aslında pek de dinci bir padişah değildi. Tıplı II. Mahmut
gibi devleti çağdaşlaştırma doğrultusunda önemli adımlar atmış, amcası
Abdülaziz ile beraber gittiği Avrupa ülkelerinde gördüğü batılı ve modern yaşam
tarzını ülkesine getirmek istemiştir. Avrupa tipi eğitim yapan birçok okulu
zamanında açan padişah, devlet ile beraber toplumu da batı tipi modern bir
tarzda yeniden kurmak istemiştir. Kadın ile erkeğin beraberce yaşayacağı bir
Avrupalı ülke olarak Osmanlıyı yeniden oluşturmaya çalışırken, sürekli olarak
batılı ülkelerin saldırıları ile karşı karşıya kılmıştır. Batılı emperyalistler
çağdaşlaşan bir Osmanlı devletini hiç bir zaman istememişler, bu büyük devletin
ortadan kalkması için ellerinden gelen her yolu denemişlerdir. Batılılar
kendilerinin dışında kalan ülkelerin kalkmasını istemedikleri için, diğer
devletlere uyguladıkları sömürge politikalarının benzerlerini Osmanlı için de
gündeme getirmişlerdir. Abdülhamit sürekli olarak bu gibi olumsuz girişimlere
karşı çıkarak ülkesini ve devletini güçlendirebilmenin yollarını aramıştır.


***

Yabancı devlet ajanlarının cirit atmasına karşı önlem olarak Osmanlı devletinin
ilk ciddi istihbarat örgütünü kurmuş ve katı bir sansür uygulayarak, ajan
kılıklı gazetecilerin Osmanlı devletine karşı yıkıcı propaganda yapmalarına
izin vermiştir. Jurnal ve hafiye teşkilatı ile kendi yönetimini güvence altına
almasına rağmen, Abdülhamit kendi döneminde batı tipi bir basının
örgütlenmesine izin vermiş ve desteklemiştir. Onun ısrarla izlediği panislamizm
politikasına karşı çıkan gayrimüslimler Babıâli denilen merkezde basını kurarak
Abdülhamit yönetimine karşı savaş açmışlardır. Modernleşmeye çok önem veren
padişah, batı tipi bir basının oluşumunu önlememiş, sıkı denetim altında
Babıali’nin gelişmesinin önünü açmıştır. Osmanlının ilk ciddi basınının Abdülhamit
döneminde gerçekleştiği söylenebilir. Batı tipi okullar açarak aydın nüfusun
gelişmesine yardımcı olan Abdülhamit bu okullardan işbirlikçi ve mandacı
aydınların yetişmesini istememiş ve buna karşı önlemler almıştır. Bu nedenle,
gayrimüslim aydınlar sürekli olarak Abdülhamit’i kızıl sultan adıyla bir
diktatör gibi göstermeye çalışmışlardır. Bağımsız düşüncenin gelişmesi için
okullara felsefe dersi koyduran Abdülhamit, emperyal devletlere bağımlı
işbirlikçi aydınların ülkeyi kışkırtmalarına izin vermemiştir. Tıpkı Atatürk’ün
yaptığı gibi aydınlanmadan yana bir yol izlemiş ama aydınların içinden hain
çıkmasına ve ülke aleyhine emperyalist güçlerle işbirliği yapmalarına izin
vermemiştir. Abdülhamit’in ne derece haklı olduğu daha sonraki yıllarda Atatürk’ün
ilan etmiş olduğu 150’likler listesi ile ortaya çıkmıştır. Osmanlının önde
gelen aydınları Batı ülkelerinin işbirlikçisi gibi davranarak ülkenin çöküşüne
alet olmuşlardır. Türkiye bugünde benzeri bir durum yaşamakta ve ne yazıktır
ki, yüz yıl sonra yeniden aydınların emperyalistlerle neoliberalizm görüntüsü
altında işbirlikçiliğine sahne olmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu gibi bir büyük
cihan devletinin çöküşüne neden olan bu ihaneti Atatürk ve Abdülhamit
cezalandırmak istemiştir ama günümüzün Türkiye yönetiminden böyle bir tepki
çıkmaması için ciddi bir psikolojik savaş saldırısı, demokrasi mücadelesi
görünümünde son derece ustalıklı olarak sürdürülmektedir.


***

Bugünün Türkiye’sinde Atatürkçüler ile Abdülhamitçiler karşı karşıya
getirilmeye çalışılmaktadır. Böylesine bir durumun yaratılmasında din faktörü
kullanılmakta ve panislamizmi Batı emperyalizmine karşı uygulamaya çalışan
Abdülhamit’i dinciler bayrak haline getirilerek Türkiye Cumhuriyetini laik ve
çağdaş bir cumhuriyet olarak kurmuş olan Atatürk’e ve onun izinden giden
Atatürkçülere karşı geliştirilen saldırılarda bir büyük Hakan ve Büyük Önder
çekişmesi yaratmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin tıpkı Osmanlı’nın son dönemine
benzer bir yıkıcı emperyalist saldırı ile karşı karşıya kaldığı bugünkü aşamada,
Abdülhamitçilerle Atatürkçülerin karşı karşıya gelmelerinin ne derece büyük bir
tarihsel hata olduğunu yüz yıl önce yaşanmış olan olaylar göstermektedir.
Atatürk ve Abdülhamit’in ortak noktaları her türlü emperyalizme karşı çıkmak ve
direnerek bu gibi saldırılara karşı savaşmak olmasına rağmen, günümüzün
Atatürkçüleri ile Abdülhamitçilerinin dışa karşı bir savaşı ya da direnişi
bırakarak birbirleriyle uğraşmalarının büyük bir senaryonun sahneleri olarak
gündeme geldiği görülmektedir. Bugün türk devletinin başında Atatürk ya da
Abdülhamit olsaydı ilk yapacakları iş her türlü emperyalist saldırıya karşı
çıkarak ve direnerek kendi devletlerini ve ülkelerini korumak olacaktı.
Özellikle türban meselesi, laikliği savunan Atatürkçülerle, Abdülhamit’in izinden
giden Müslüman kesimleri karşı karşıya getirmek için kullanılmaktadır.
Üniversitelerde ilk türban sorununu çıkartan hanımın bir yakın akrabasının
sonradan siyasette öne çıkması, aileler düzeyinde nasıl bir hazırlık
yapıldığının en açık göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Atatürk’ün
cumhuriyetinde, onun getirmiş olduğu çağdaş eğitim sisteminde Atatürkçülerle
Abdülhamitçilerin karşı karşıya kalması nedeniyle, Türk eğitim sistemi ve
toplumu çökme aşamasına doğru hızla sürüklemektedir. Türk bayrağına karşı türbanın
bir siyasal simge halinde kullanılması, geleneksel Müslüman kesimleri tahrik
etmekte ve bunun sonucu olarak da Atatürkçülerle Abdülhamitçiler karşı karşıya
getirilmektedir. Birbirleriyle uğraşmak ve çatışmak durumunda kalan bu toplum
kesimleri dış tehdit ve tehlikelere karşı toplum ve millet olarak işbirliği
yapacağına türban kışkırtmasıyla karşı karşıya gelmekteler ve böylece
emperyalist devletler Türkiye’yi bölmek üzere hazırlamış oldukları her türlü
senaryoyu kolaylıkla uygulama alanına aktarabilmektedirler. Birbirleriyle
uğraşan bu kesimleri dışa karşı bir araya gelemedikleri görülmekte ve bu
nedenle de Türkiye bir türlü toparlanamamaktadır.


***

Atatürk bir devlet adamı ve kurucusu olarak Abdülhamit gibi modernizm ve
pozitivizmden yana idi. Bu yönleri ile bilime inanıyor ve tek yol gösterici
olarak bilimi kabul ediyordu. Hıristiyan batının saldırılarına karşı bir var
olma mücadelesi veren Müslüman Türk milletinin devletini kurduğunu iyi
biliyordu. Devletin kuruluş günü olan Meclis’in açılış töreni öncesinde
Hacıbayram camiisine giderek milletin temsilcileriyle beraber dua etmiş ve bir
Cuma günü Meclis’i açmıştır. Meclisi açış konuşmasında olduğu gibi daha
sonradan yaptığı bir konuşmada Türk halkının dini olan Müslümanlık ile ilgili
destekleyici sözler söylemiştir ama devleti kurarken de çağdaş dünya
devletlerinde olduğu gibi laik bir düzeni oturtmaya çaba göstermiştir. Müslüman
bir milletin çağdaş örgütlenmesi olarak Türkiye Cumhuriyetinin laik temelleri
bizzat Atatürk tarafından atılmıştır. Tanzimat döneminde başlayan batıya
yönelik değişim atılımları hem Abdülhamit hem de Atatürk dönemlerinde devam
etmiştir. Her iki devlet adamı, kendi devletlerinin tıpkı batının güçlü
devletlerinin sahip olduğu çağdaş düzeye getirebilmek için uğraş vermişlerdir.
Bu doğrultuda bir araya gelen iki devlet adamının sonraki takipçilerinin karşı
karşıya gelmesinde bir emperyal oyunun olduğu artık ortaya çıkmaktadır. Her iki
kesimin önde gelen temsilcilerinin böylesine olumsuz bir durumun nedenleri
üzerinde durmak ve araştırarak çözüm getirmek gibi sorumlulukları vardır.


***

Osmanlı devletini çökerten emperyalist saldırıların benzerleri Anadolu halkı
üzerine yöneltilirken, Türk halkı bir var olma mücadelesi vermek zorunda
kalmıştır. Ulusal kurtuluş savaşı sırasında, Türk ulusunun çeşitli fertleri bir
araya gelerek dış saldırılara karşı bira rada bir mücadele verirken cephede ya
da siperde laiklik yada türban tartışması yapmıyorlardı. Bir devletin yada
milletin varlığına kasteden emperyalist bir saldırının var olduğu aşamada,
ulusal fertleri arasındaki her türlü ayrılık kendiliğinden kalkar ve dışa karşı
bir ortak mücadele gündeme gelir. Dünyanın her yerinde ulusal kurtuluş
savaşları böylesine bir aşamada ortaya çıkar ve toplumun bir araya gelerek
kenetlenmesiyle başarıya ulaşır. Türkiye’de bugün böylesine bir dayanışma
içinde dışa karşı ortak mücadele yapılacağına laiklik ve türban sorunları ile
iç çekişmeler tırmandırılmakta ve toplumun gücü iç nedenlerle kırılarak, dışa
karşı yönlendirilmesi gereken ulusal birlik ve beraberlik önlenmektedir.
Atatürkçüler laiklik nedeniyle suçlanırken, geleneksel Müslüman kesimlerde
türban nedeniyle gericilik noktasına sürüklenmektedirler. Türk kadınının
geleneksel başörtüsünün, türban adı altında bir siyasal simgeye dönüştürülmesi,
Türkiye Cumhuriyetini Atatürk’ün laik devlet modelinden çekip çıkararak,
Amerikan Emperyalizminin Büyük Orta Doğu projesinin deney ülkesi konumuna
getirmektedir. Türk devleti kurucusu Atatürk’ün çizmiş olduğu laik ve çağdaş
çizgiden kaydırılırken, Abdülhamitçilerin geleneksel değeri olan islamcı bir
yapılanmaya doğru zorlanmaktadır. Yeni Türkiye Cumhuriyeti adı altında bu
emperyalist oyun tezgâhlanmaktadır.


***

İnsanlığın bütün kazanımlarını geride bır akara, dünyayı yeniden bir Ortaçağ
düzenine sürüklemek isteyen küresel emperyalizm, bilimi bırakarak dine
sarılmakta, ve dini insanları pasifleştiren ruhsal durumundan yararlanarak
bütün dünyanın kontrolünü ele geçirmek istemektedir. Böylesine bir haksız
saldırıya bugün hayatta olsalar, hem Atatürk hem Abdülhamit karşı çıkarlardı.
Bu iki liderin bugünkü takipçilerinin, böylesine bir emperyalist oyuna alet
olarak birbirleriyle çekişmeyi bırakmaları gerekmektedir. Atatürkçüler ve
Abdülhamitçiler için bugünün koşullarında ilk yerine getirilecek ulusal görev
her türlü emperyalist saldırı ve oyuna karşı çıkmak olmalıdır. Laikliği savunan
Atatürkçülerin din düşmanı olmaları mümkün değildir. Atatürk bir Müslüman
ülkede laik ve çağdaş bir cumhuriyet kurmuştur. Böylesine bir bilinçle hareket
edecek olan Atatürkçülerin Türk halkının geleneksel değerlerine din ve vicdan
özgürlüğüne saygı göstermesi kaçınılmazdır. Müslüman kesimlerde, okumuş ve
aydın kesimlerin laiklik düzenine sahip çıkmalarına, çağdaş bilimin verileri
olan pozitif değerlere saygı göstermelerine anlayış göstermelidirler. Böylece
karşılıklı anlayış hem bir ortam yumuşaması sağlayacak hem de, gayrimüslim
kesimlerin ülkeyi bölme doğrultusunda kışkırttıkları çekişme ve çatışmalara
elverişli bir ortam yaratmayacaktır. Türkiye, laik devlet ve Müslüman
milletiyle dışa karşı tek vücut olabilmeyi artık öğrenmelidir.


***

Atatürk ve Abdülhamit bir toplantı sırasında Osmanlı sarayında beraber
bulunmuşlardır. Bu toplantı sonrasında, Abdülhamit, Mustafa Kemal’den çok
etkilendiğini ve bu gencin Türk ulusunun geleceğinde önemli işler başaracağını
yakınındakilere aktarmıştır. Atatürk ise devlet başkanı olduktan sonra
Abdülhamit ile ilgili düşüncelerini dile getirirken, O’nun büyük bir devlet
adamı olduğunu ülkesi ve devleti için önemli değişimler gerçekleştirdiğini
açıkça söylemiştir. Ayrıca Abdülhamit ile ilgili eleştirilere katılmadığını da
açıkça ifade etmiştir. Birbirlerinin izleyicisi olan bu iki devlet adamı, ülke
ve devletleri için hayatlarını feda ederken, onların izleyicilerinin
birbirleriyle uğraşmalarının anlamsızlığı iyice ortaya çıkmaktadır. Her türlü
emperyalizme karşı çıkarak iç ve dış düşmanlara karşı direnerek mücadele eden
Atatürk ve Abdülhamit’in izinden giden toplum kesimlerinin bugün biraraya
gelerek Türk devletinin varlığı için birlikte hareket etmeleri gerekmektedir.
Birlik ve beraberliğin dışa karşı gerçekleşebilmesi için de, iç sorunların
artık daha fazla deşilmeden bir yana bırakılması gerekmektedir. Atatürk ve
Abdülhamit’in ortak antiemperyalist çizgisi bugünün Türkiye’si için dışa karşı
verilecek var olma savaşımının ortak paydası olmalıdır. Karşılıklı hoşgörü ve
anlayış, yeni bir başlangıç için ilk adımların atılmasında yararlı
olabilecektir. Yeniden emperyalizme karşı verilecek var olma mücadelesinde, iç
kavgalar artık bir kenara bırakılmalıdır.


***

Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı sorunlar dikkate alınırsa, bunların
tıpkı Atatürk döneminde çözüme kavuşturulması doğrultusunda Abdülhamitçiler ile
Atatürkçüler arasında bir yakınlaşma ve diyalog köprüsü kurulabilir. Bu
sorunlar yüzünden Türk devleti Yugoslavya gibi dağılırsa ya da Irak’ta gibi
çökertilirse, bunun altında bütün Türk ulusu kalacaktır. Gün iç çelişkileri bir
yana bırakarak dışa karşı iş birliği yapma günüdür. Dış sorunlara karşı Atatürk
ve Abdülhamit’in ortak bir çizgide benzeri bir diplomasi uyguladığını Müslüman
ve laik kesimler hatırlayarak hareket etmelidirler. Osmanlı’nın gayrimüslim
unsurlarının, imparatorluk sonrasında bu coğrafyada kendi büyük devletlerini
kurma projelerine hem Abdülhamit hem de Atatürk karşı çıkmışlardır. Abdülhamit
Filistin topraklarını vermeyerek Siyonistleri geri çevirmiştir. Atatürk’te Orta
Doğu’da bir İsrail devletinin kurulmasına karşı çıkarak Siyonizm yerine
Kemalizm’in Orta Doğu’nun geleceğini oluşturması için çaba harcamıştır. Atatürk
daha da ileri giderek İsrail’in Avustralya’da kurulması gerektiğini dünya
dengelerinin dikkate alarak köşkteki bir toplantıda açıkça dile getirmiştir.
Abdülhamit Ermeni devletinin kuruluşunu önlemek için elinden gelen girişimleri
yapmış ve bu doğrultuda güneydoğu halkının temsilcilerinden Hamidiye alaylarını
oluşturarak Anadolu’da bir Ermeni devleti oluşumunu önlemeye çalışmıştır.
Atatürk’te İttihat ve Terakki dönemi sonrasında ortaya çıkan yeni tabloya göre
hareket etmiş ve son Osmanlı Meclisinde alınan Misakı Milli kararı doğrultusunda
ulusal sınırlar içinde bir Türk devleti oluşturulması için çalışmıştır.
Ermenilere ve Yahudilere karşı izlenen ortak tutum Yunanlılara karşıda
sürdürülmüş, Abdülhamit Balkan savaşı sırasında Yunanistan’ın büyüme
eğilimlerine karşı çıkmış, Atatürk ise ulusal kurtuluş savaşının son sahnesini
Yunanlılara ayırarak Megaloidea projesini Yunanlılarla beraber Akdeniz’e
dökmüşütr. İslamcı geçinen Abdülhamitçilerle, laik devlet savunucusu
Atatürkçülerin milli tarihimizin bu gerçeklerini bilerek antiemperyalist
cephede yeniden Kuvayı Milliye günlerinde olduğu gibi biraraya gelmelerinde Ön
Asya’da Türk varlığının korunabilmesi açısından tarihsel zorunluluk vardır.
Emperyalist ve Siyonist çevreler bu durumu iyi bildikleri için, ılımlı İslam ya
da Büyük Orta Doğu gibi kendi çıkarlarına uygun düşen projelerle, Müslüman Türk
halkı ile laik cumhuriyeti savunanları birbirlerine karşı kışkırtmaktadırlar.
Medya gücü böylesine bir kışkırtma doğrultusunda geliştirilen, psikolojik savaş
senaryolarını kamuoyuna taşımak için kullanılmaktadır. Küresel sermaye bu
doğrultuda Türk medyasına girerek emperyal politikalar doğrultusunda devleti ve
milleti baskı altına almaya uğraşmaktadır.


***

Bugün yaşanmakta olan emperyalist oyunlar ve senaryoların hiçbirisi yeni
değildir. Abdülhamit ve Atatürk döneminde uygulanmış olan anti Türk ve Müslüman
politikaların benzerleri günümüzde yeniden devreye sokulmaktadır. Bu aşamada
Atatürkçülerin dikkatli davranarak laiklik adına, gayrimüslimlerin emperyalist
oyunlarına alet olmamaları, Abdülhamitçilerin de İslam adına batı
emperyalizminin bütün İslam dünyasını ele geçirmeye yönelik oyunlarına
kanmamaları gerekmektedir. Aradan emperyal güçler ve onların yerli
işbirlikçileri çekildiği zaman, Türk milleti tıpkı Kuvayı Milliye günlerinde
olduğu gibi emperyalizme ve Siyonizm’e karşı açıkça birlik ve bütünlük
içerisinde hareket edebilecektir.


***

Müslümanlar Abdülhamit’in Avrupa görmüş bir devlet adamı olarak çağdaş
uygarlıktan yana olduğunu, batılı bir devlet ve toplum yaşamını Osmanlı
ülkesine getirmek için elinden geleni yaptığını, çağdaş bir devlet yapılanması
ile beraber yeni eğitim kurumları ile aydınlık bir ülke kurmak için çaba
gösterdiğini hatırlamalıdırlar. Osmanlı kadınını topluma kazandırmak isteyen
Abdülhamit’in çarşaf giymeyi yasakladığını bugünün türbancıları iyi bilmek
durumundadırlar. Batılı bir yaşamın simgelerinden birisi olan içkiyi Atatürk’ün
rakı ile Abdülhamit’in rom ile günlük yaşamlarına taşıdıkları gene anımsanması
gereken olgulardan birisidir. Her ikiside Arap tipi bir dini düzen peşinde
olsalardı, çağdaş batılı yaşamın bir simgesi olan içkiyi toplumun önünde
kullanmazlardı. Çarşafa karşı çıkmakta ve içki kullanmakta aynı çizgide olan
iki devlet adamının, çağdaş uygarlığa dönük yepyeni bir ülke yaratmak için çaba
gösterdikleri söylenebilir. İkisi de dünyanın ortasında bir Türk ve Müslüman
toplumun devletini yönettiklerini çok iyi biliyorlardı. Bu doğrultuda
jeopolitik konumlarının gerektirdiği her adımı atmaktan çekinmemişlerdir.
Müslüman Türkler tarihten gelen böylesine bir bilinci günümüz Türkiye’sinde
göstermek zorundadırlar.


***

Abdülhamit Maceristan’dan Endonezya’ya kadar temsilciler göndererek Avrasya
kıtasının bütün bölgelerindeki Türk ve Müslüman ülke ve toplumlarla çok
yakından ilgilenmişlerdir. Atatürk’te dünyanın ortasında bir Türk devleti
kurarken, Avrupa’nın ortasında bir Türk imparatorluğu kurmuş olan Macarlar’dan
yararlanarak bu ülkenin uzmanları Türkiye’ye davet etmiş ve onların
deneyimlerinden yararlanarak, çağdaş Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Osmanlı
İmparatorluğu gibi Türkiye Cumhuriyeti de bir Avrasya devletidir. Bu nedenle
Viyana’dan Pekin’e kadar olan bütün Avrasya sahası Türklerin yaşam alanıdır.
Atatürk’te Macar uzmanlarla beraber çalışırken, Afganistan ordusunun kurulması
için bu Türk ülkesiyle yakından ilgilenmiştir. Böylesine tarihi gerçekler hem
Abdülhamit’in hem de Atatürk’ün Avrasyacı devlet adamları olduğunu bir kez daha
kanıtlamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu bir dünya imparatorluğu olarak merkezi
coğrafyada tam altı yüzyıl egemen olmuştur. Bugün Osmanlı’dan meydana gelen
otorite boşluğunun doldurulabilmesi için Atatürk’ün Türkiye’sinin tarihten
gelen bilinçle öne geçmesi ve bir Avrasya bütünleşmesine giden yolda, Merkezi
coğrafyanın devletlerinin bir araya gelmesinden oluşacak Merkezi Devletler Birliği’nin
oluşumu için öncülük yapması gerekmektedir. Dünya barışını kalıcı kılacak
böylesine bir yeni yapılanmada Atatürkçüler ile beraber Abdülhamitçilerin
beraberce hareket etmeleri bütün emperyalist oyunları bozacak ve saldırılara
karşı önlem olacaktır.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış