ATATÜRK & MİLLİYETÇİLİK & CUMHURİYET REJİMİ & KUVAYI MİLLİYE

LİNK : https://odatv.com/canakkale-savasinda-ataturke-yonelik-uydurmalar-19031835.html

Mustafa SOLAK : Çanakkale Savaşı’nda Atatürk’e yönelik uydurmalar

Bu belge ve tanıklıklar, Atatürk’ün Çanakkale Savaşı’ndaki rolünü ortaya
koymaktadır…

“Balkan Faciası” üzerine içine düşülen durum, halkı da
bir ara­yışa sürükler. “Bir kahraman
çıksın, bizi kurtarsın” denmeye başlanır. Yakup Kadri
Karaosmanoğlu “Bizim ilk gençlik
yıllarımız bir milli kahramana hasretle geçti”[1] der. Böyle olduğu
için ordu ve millet, kaybedilecek olanın sadece savaş değil vatan da olduğunu
bilirler. Çanakkale geçildiğinde başkent İstanbul işgal edilecektir, belki de
devlet yıkılacaktır. Bundan dolayı bu savaşı varlık-yokluk savaşı gören ordu,
bu savaş bütün fedakarlığını gösterir.

Günümüzde işte bu fedakarlıkta
Atatürk’ün rolü görmezden gelinir veya önemsiz gösterilir. Bu iddiaların önemli
yanı emperyalizm ve içimizdeki uzantılarınca üniter, laik yapımızın ortadan
kaldırılmak istenmesinde Atatürk’ün direnç noktası olmasıdır. Bu direncin aşılması
için iftiralar, uydurmalar devreye sokulmuştur. Çanakkale Savaşı’nda
Atatürk’e yönelik uydurmalarda iki kesim var. İlki Türkiye’nin ülkesi ve
milletiyle bölünmez bütünlüğünden rahatsız olanlar. İkinci kesim kendilerini
millet değil ümmet olarak görenler. Bu uydurmalardan kafa
karıştıranlarını ve yanıtlarımızı gösterelim:

1. 250 bin kişi zayiat
verildikten sonra İstanbul yine işgal edildi. Dolayısıyla böyle zafer
olmaz.[2]

Bu, sonuçtan hareket eden bir anlayış.
İstanbul’un işgali Çanakkale Savaşı’ndan sonra olmuş gibi iddia ediliyor ama
İstanbul’un işgal tarihi 16 Mart 1920. 1915’ten 1920’ye 5 yıl var. 5 yıl
içindeki olayları, savaşları, dolayısıyla padişah ve İstanbul Hükümetlerinin
teslimiyetçi tutumunu irdelemiyor. Çünkü dert Atatürk.

 İstanbul işgal edildiyse bu
Çanakkale Savaşı kazanıldı diye değil, Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla
teslimiyetçi tutumu benimseyen padişah ve İstanbul Hükümetleri nedeniyledir.

BULUTLAR, EVLİYALAR NEDEN 250 BİN ZAYİAT VERİLMESİNİ İZLEDİ?

2. Düşman askerleri asıl Türk askerlerinin
arasın­daki ak sakallı, cübbeli, yeşil sarıklılardan korkuyormuş. Bir bulut
gelmiş, düşmanı almış götürmüş.

Soralım:

Çanakkale Zaferi bulutlar, cübbeliler
sayesinde kazanıldıysa neden 250 bin zayiat verildi? Neden 500.000 asker
savaşmak zorunda kaldı? Bu bulutlar, yeşil sarıklılar diğer savaşlarda, toprak
kayıplarında neredeydiler? Verecekleri yanıt olmayanlar Atatürk’ün rolünü
görmezden gelmek için dini noktalardan gerekçeler buluyorlar ki diyecek bir söz
bulunmasın.

3. Mustafa Kemal Paşa Çanakkale’de
komutan değil, karargâh subayıydı.[3]

Oysaki Atatürk sadece 31 Mart Vakasında
ve Balkan Savaşı’nda karargâh subaylığı yapmıştır. Sonrası cephede önlerde
savaşmıştır. 25 Nisan 1915 tarihli düşman çıkarmasını anlatarak bunu
açıklayalım.

Gelibolu Yarımadası’ndaki topçu
bataryalarını susturmak ve müttefik donanmasının Marmara Denizi’ne geçmesini
sağlamak için 25 Nisan’da Gelibolu yarımadasına asker çıkarılıyor. O
sırada Yarbay olan Atatürk, Arıburnu’na çıkan düşman karşısında kolordu
komutanına savunma değil taarruz önerir. Kolordu komutanı ise karar veremez ve
ordu komutanına danışmak üzere Saros Bölgesi’ne gider. Gidiş geliş 2 saatten
fazla sürecek ve sürede düşman belki de daha sonra durdurulamayacak kadar
ilerleyeceğinden Atatürk “itaatsizlik” gerekçesiyle idama kadar gidebilecek
cezayı göze alarak inisiyatif üstlenir ve ordu ve kolordu komutanlarından haber
gelmesini beklemeden taarruz eder. Düşmanı püskürtür ve kıyıda hapseder.

“KENDİLİĞİNDEN PEK TAKDİRE ŞAYAN BİR KARAR VEREREK…”

 Çanakkale Savaşı komutanlarından
Ali İhsan Sabis Paşa 5. Ordu Komutanı Liman Von Sanders’in Gelibolu
yarımadasına düşmanın asker çıkarması ihtimalini zayıf ve düşmanın esasen
Bozcaada karşısındaki sahillere çıkarma yapacağı tahmininden dolayı Gelibolu
yarımadasındaki kuvvetlerin büyük bir kısmını Anadolu tarafına nakletmek
istediğini belirtir. Bunun, “bereket versin ki” diyerek Mustafa Kemal Paşa
tarafından önlendiğini şu sözlerle anlatır:

“19uncu fırka (tümen) kumandanı olan
Mustafa Kemal, kendi fırkasıyla Anadolu’ya geçmek emrini almış iken, düşman o
esnada Arıburnu’na asker ihracına başladığından 19uncu fırka
kumandanı kendiliğinden pek takdire şayan bir karar
vererek bu tehlikeli düşmana dönmüş, karşıya geçmek hakkındaki ordu
emrini, yani Liman Paşanın emrini yapmamış; bu suretle mağrur Alman Generalinin
hatasının önü alınmış ve Çanakkale müdafaası harikası vücuda gelmiştir. Eğer
Gelibolu yarımadasındaki kuvvetler evvelce Anadolu’ya geçirilmemiş olsaydı
düşmanın Arıburnu’nda tutunmasına bile imkan kalmaz ve ilk günü hepsi denize
dökülürdü.”
[4]

7 Ağustos Arıburnu’na yapılan düşman
saldırısını da sorumluluk alanı dışında olmasına ve kendi bölgesine de saldırı
yapılmasına rağmen her iki bölgeyi de savunur. Conkbayırı’nın ele
geçirilmesini önler.

Birkaç aydır kıyıya hapsolan düşman,
kuvvetlerini takviye ederek 6 Ağustos günü, Arıburnu’na tekrar
saldırır. Atatürk ve emrindeki kuvvetler bu saldırıyı da püskürtecektir.

9 Ağustos’ta da Birinci Anafar­talar
Zaferi’ni kazanan Atatürk, düşmanın Conkbayırı’na taarruz edeceğini
hesaplayarak onlardan önce taarruz etmeyi düşünür ama emrindeki komutanlar bu
kararı doğru bulmaz ve yeni bir taarruzun çok kayıplara neden olacağını
belirtirler. Atatürk, bu uyarıları önemli bulduğunu, ancak taarruzu
gerekli gördüğünü şöyle açıklamıştır:

“Söylenenler gerçekten durumu ve
kıtaların halini olduğu gibi tasvir ediyordu. Fakat bu değerlendirmeyi kararımı
değiştirecek nitelikte bul­madım. Çünkü ben düşmanı şiddetli ve ani bir baskın
ile mağlup ede­bileceğimize kanaat hâsıl etmiştim. Bunun için çok kuvvetten ziyade,
çok dikkatli ve fedakârane bir sevk ve idarenin maksadı temin edeceğine
hükmetmiştim.”
[5]

10 Ağustos günü, düşmanı uykuda yakalar
ve düzeni bozulan düşman kaçar. İşte bu esnada Atatürk sağ göğsünden bir
şarapnel parçası ile yaralanır; fakat cep saati sayesinde kurtulur.

“BEN SİZE ÖLMEYİ EMREDİYORUM”

Bir başka muhabere de 21 Ağustosta
gerçekleşir. Düşmanın 70 bin kişilik kuvvetine karşılık kendi kuvveti 18 bin
kişidir. Gerideki tümenin cepheye yetişmesini bekleyecek olsa düşman cepheyi
yararak ilerleyişini sürdürebilecektir. Bir kez daha inisiyatif alır. Tümenin
gelişini beklemeden kadar düşmanı oyalamayı tercih ederek savaşmaya karar
verir. Kritik cümlesini burada söyler:

“Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar
geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir!”

 Ölmeyi emreden ve ölüme sorgusuz
giden bir irade İkinci Anafartalar Zaferi’ni kazanmıştır.

4“İsraf derecesinde asker
kullanmış.”
[6]

Bunun yanıtını savaşa katılmış ve bunu
1915’te yazmış bir subaydan alalım:

“Türk askerini, yalnız bu komutan,
hiçbir vakit lüzumsuz yere har­camıyor. Gerek subaylar, gerek erler Arıburnu
siperlerinden söz ederken Mustafa Kemal’in adını hürmetle anıyorlar.”
[7)

5“Yarbay Mustafa’nın Çanakkale
Zaferiyle uzak, yakın bir ilgisi yoktur. Zafer Alman General Liman von
Sanders’e aittir.”
[8]

Yukarıda Atatürk’ün hangi inisiyatifleri
aldığını gösterdik. Ordu komutanı Liman Von Sanders’in Gelibolu’ya naklini,
durumu Atatürk’ün kurtardığı komutan anlatımıyla ortadadır. Buna rağmen ordu
komutanı ve diğer bazı komutanlar Alman diye zaferi Almanlara hediye etmek
Atatürk ve Türk milletine haksızlıktır.

6“Birlikleri ile cepheden geri
kaçmış, Esat Paşa ‘ölmek var dönmek yok’ emriyle ileri
göndermiş.”

Bu iddia özellikle “DERİN TARİH” dergisi
çevresine aittir. Atatürk’ün de komutanı olan Kolordu Komutanı Esat Paşa’nın
anılarına dayandırılıyor ama Esat Paşa’nın anıları Harp Tarihi kaynaklarıyla,
başka anlatımlarla desteklenmiyor. Oysa Atatürk’ün Kurmay Başkanı İzzettin Çalışlar’ın
günlüklerinde, Çanakkale komutanlarından Fahrettin Altay’ın kitabında bunlar
yazmıyor. Atatürk, Esat Paşa diyaloğunu şöyle anlatmıştır:

“Durum anlaşıldıktan sonra Kolordu
Komutanı (Esat Paşa) kara­rımı sordular. Bütün kuvvetlerimle düşmana
taarruza devam edeceği­mi arz ettim. Kabul ettiler ve derhal yanından
ayrıldım.”
[9]

 Görüldüğü gibi Esat Paşa,
Atatürk’ün kararını onaylamıştır.

Birlikleri Atatürk’ün emri­ne verilmiş
5. Tümen Komutanı Albay Kannengiesser, düşmanın bir ta­arruzu karşısında geri
çekilmeyi önerse de Atatürk kabul etmez ve “bu tavsiyenizi kesinlikle bir
daha tekrar etmemenizi rica ederim.”
[10] der.

Bu mudur geri çekilmek?

7“Mustafa Kemal kara
harplerinde geri planda vazife yaptı. Mustafa Kemal, Çanakkale’de 1887 subaydan
sadece birisi­dir.”

Bunun yanıtı da ordu
komutanı Sanders’in 10 Ağustos günü İstanbul’a gönderdiği raporla verelim:

“Bu sabah Conkbayırı’nda karşımızda
bulunan düşmana tarafı­mızdan üç alayla taarruz edilerek, düşmana büyük
kayıplar verdiri­lerek ve büyük bir kısmı araziden geri püskürtülmüştür. Bu
taarruzu Mustafa Kemal Bey bizzat idare etmiş(tir).”
[11]

Dahası 25 Nisanda düşmanın kara
saldırısı başladığında yarbay olan Atatürk, 1 ay sonra, 1 Haziranda albaylığa
terfi ettirildi, gecikerek de olsa 1916 başlarında tuğgeneralliğe yükseltildi.
Anafarta­lar Grup Komutanlığı verildi. Emrine tümenler verildi. Savaş esnasında
Trablusgarp’a ordu komutanlığı ve Irak Ordusu Komutanlığı teklifi yapılır. Bu
mudur cephe gerisinde yer almak?

ORDU KOMUTANLIKLARI TEKLİF EDİLEN ATATÜRK MÜ KORKAK!

Kısa zamanda başarı göstermese terfi
ettirilir ve emrine tümenler verilmezdi. Atatürk’ün savaştaki rolü 1. Dünya
Savaşı sırasında çıkarılan “Harp
Mecmuası” adlı dergiye de yansımıştır. Derginin 1915 yılına ait 4.
sayısında Atatürk’ün Çanakkale Kireçtepe’de mermi kovanlarından yapılmış bir
anıtın önünde çekilmiş fotoğrafı kapaktan verilmiştir. Tasviri
Efkâr gazetesinin 29 Ekim 1915 tarihli sayısında Atatürk’ün resminin
altında şunlar yazılmıştır:

“Çanakkale kara savaşlarında olağanüstü
yararlılıkları görülen ve savunmadaki kudret ve becerisiyle gerçekten şan ve
şeref kazanarak Bo­ğazları ve Hilafet makamını kurtaran kumandanlarımızdan
yaratı­lıştan yiğitlik, kahramanlık ve harikalar timsali Albay Mustafa Kemal
Beyefendi.”
[12]

Çanakkale Savaşı’na katılmış H. Cemal
adlı bir subay, 1915 yılında yazdığı “Ulu Cenk” isimli kitabında Atatürk
için “Çanakkale’ye bir zafer
heykeli dikmek şerefi ile Türkler şeref kazana­caklarsa o heykelin,
Çanakkale’yi kurtaran Mustafa Kemal Bey olması lazımdır. Başkası olamaz. Bu hak
kimseye verilemez” [13] demiştir.

“Minber Gazetesi” 19 Kasım 1918’ de şunu yazar:

“İtiraf edelim ki vatanın emsalini
yetiştirmekte cömertlik gösterme­diği birkaç müstesna zekâdan biri, hatta
birincisi… Mustafa Kemal Paşa’dır. Milletin ve memleketin en ziyade hayırhah
evladından oldu­ğu halde en az takdire mazhar olan yine kendisidir…
Anafartalar’ın yegâne müdafii ve İstanbul’un kurtarıcısı münhasıran kendisi
olmasına rağmen bu hakikati pek çok zaman ifşa etmedi. Ve bu suretle bütün
muvaffakiyetin şan ve şerefleri çapulcuların inhisarcı hisselerine kay­dedildi…
Herhalde istiklal-i vatan Mustafa Kemal Paşa’dan büyük hizmetler beklemekte
haklıdır.”
[14]

Atatürk’ün 1916’nın Ocak’ında 16.
Kolordu Komutanı olarak Edirne’ye girişini Orgeneral İzzettin Çalışlar “Şehir saray gibi donanmış, peş peşe zafer
takları ya­pılmıştı. ‘Yaşasın Arıburnu ve Anafartalar Kahraman Mustafa Kemal
Bey’ yazılı levhalar asılmıştı… Edirne eşrafı, vilayet erkânı, konsoloslar
hep oradaydılar.” [15] diye anlatır.

“İSTANBUL’U VE HER ŞEYİ KURTARMIŞ BİR KOMUTANIMIZSINIZ”

Padişah 2. Abdülhamit “Bu büyük zaferi, Mustafa Ke­mal Bey adında
bir miralay (albay) kazanmış. Allah, devletime hizme­ti geçenlerden
razı olsun” [16] diye belirtmiştir.

Veliaht Vahidettin, 15 Aralık 1917’de Almanya
seyahatinde kendisine refakat Atatürk’e “Arıburnu’nda ve Anafartalar’da yaptığınız bütün icraat ve ka­zandığınız
muvaffakiyetler tamamen malûmumdur. İstanbul’u ve her şeyi kurtarmış bir
komutanımızsınız, beraber seyahat etmekte olduğum için çok memnunum ve bundan
şeref duyuyorum” [17] demiştir.

Albayrak gazetesi, 14 Temmuz
1919’da şunu yazmıştır.

“Anafartalar’da, milli şerefi, tarihin
bugünkü nesilden beklemekte olduğu mukaddes vazifeyi yükselten ve yücelten bu
muhterem komutanı bugün de Milli Mücadele’nin başında görmek mesut bir
görüntüdür.” [18]

Çanakkale Seferi’ni planlayan İngiltere
Deniz Bakanı Churchill, 1920’de yayımladığı “Dünya Krizi” kitabında Atatürk’ten “İngiliz stratejik planlarını boşa çıkartan”, “Kaderin Adamı” olarak
bahseder.[19]

İngiliz harp tarihçisi General C.F.
Aspinall-Oglander de şunu yazar:

“Tarihte, bir tümen komutanının üç
farklı yerde, vaziyete nüfuz ederek yalnız bir muharebenin gidişine değil, aynı
zamanda bir seferin sonucuna ve belki bir milletin kaderine etki yapacak
durum yaratanla­rın bir benzerine nadiren tesadüf edilir.” [20]

Bu belge ve tanıklıklar, Atatürk’ün
Çanakkale Savaşı’ndaki rolünü ortaya koymaktadır. Atatürk’ün rolünün önemini
göstermek iddia edildiği gibi diğer kahramanlarımızın hakkını yemek değildir. Atatürk’e
ve diğer Çanakkale kahramanlarımıza minnetle…

Mustafa Solak

Odatv.com

DİPNOT

[1] Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
Atatürk, Birikim yayınları, 1981, s.17.

[2] Çetin Altan, Aktüel, Sayı
36, 18 Mart 1992. 

[3] Abdurrahman
Dilipak, Cumhuriyete Giden Yol, s.21’den aktaran İsmet
Görgülü, Kurtarıcının Doğduğu Yer Çanakkale, Türkiye Barolar Birliği
Yayınları: 239, Ankara, 2014, s.60. 

[4] Ali İhsan Sabis, Harp
Hatıralarım Birinci Cihan Harbi, 1.Cilt, Nehir Yayınları, İstanbul, 1990, s.83.

[5] Görgülü, age, s.39.

[6] Kadir Mısıroğlu, Lozan, 1.
Cilt., s.158.

[7] H. Cemal, Ulu Cenk,
Tercüman yayını, 1982, s.42.

[8] Cemil Koçak, 14 Kasım 2010,
Sözcü Gazetesi.

[9] Mustafa Kemal, Arıburnu
Muharebeleri Raporu, Yay. Haz.: Uluğ İğdemir, TTK Yayını, Ankara, 1986, s.27.

[10] Age, s.87, 88. 

[11] Askeri Tarih Belgeleri
Dergisi, Ağustos 1989, Sayı 88, s.112. 

[12] Sadi Borak, Atatürk’ün
İstanbul’daki Çalışmaları (1889-16 Mayıs 1919), Kırmızı Beyaz Yayınları,
İstanbul, 2004, s.91.

[13] H. Cemal, Ulu Cenk,
Tercüman yayını,1982, s.37-43. 

[14] Sadi Somuncuoğlu, “Neden
Çanakkale Zafer, Balkan Hezimet?”, Yeniçağ Gazetesi, 19 Mart 2011

[15] Görgülü, s.32.

[16] Age, s.113. 

[17] Atatürk’ün Anıları, Yay. Haz.
İsmet Görgülü, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1997, s.74. 

[18] Utkan
Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Gün­lüğü, Atatürk Araştırma
Merkezi Yayınları, Ankara, 1999, s.160.

[19] S. Eriş Ülger, Alman Basınında
Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti 1910-1944, TBMM Vakfı Yayını, Ankara, 1995,
s.135.
























































































































































































































































































[20] Aspinal-Oglander, Büyük
Harbin Tarihi, Çanak­kale/ Gelibolu Askeri Harekâtı, C. II, Yay. Haz.: Metin
Martı, Arma Yayınları, İstanbul, 2005, s.537’den aktaran
Görgülü, Kurtarıcının Doğduğu Yer Çanakkale, s.87.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir