ATATÜRK & MİLLİYETÇİLİK & CUMHURİYET REJİMİ & KUVAYI MİLLİYE

LİNK : http://www.yenicaggazetesi.com.tr/bomba-degil-kader-tasiyan-asker-46687yy.htm  

Mehmet FARAÇ

farac65@gmail.com

18
Mart 2018

Eğilmiş
bedeninde sanki dünyanın yükü varmışçasına ormanın derinliklerinde nefes
nefeseydi genç adam… Yorgun bedenini bir ağaca yasladı, elinde “balta”sıyla uzaklara
daldı…

Ömrünün
en zor yıllarından sonra artık ormanda ağaç kesiyor, ekmek parasını çıkartmaya çalışıyordu ama o da yetmiyordu…

Nasırlaşmış
ellerine baktı çaresizce… Elleri ve yüzündeki lekeler yalnızca kömür karası değildi, yoksulluğun da
çaresizlik manzarasıydı adeta… Kömür yapmak için kaçak odun kesiyordu ormanda
çünkü…

O
gün sabahtan akşama kadar yine ormanda odun kesmiş köyüne doğru yola çıkmıştı…
Yorgun halde harap evinin sokağına
geldiğinde, kapısının önünde iki jandarmanın beklediğini gördü ve panikledi…

 “Ah”
dedi içinden, “Bu gün dağdan kaçıra kaçıra iki çuval kömür getirdim ama burada da zabıt tutulacak…”

Askerler
onu farkedince, panikleyip geri durmaya çalışsa da yapamadı… Bağırdı asker
arkasından; “Dur, kaçma!..”

“Kaçmıyorum
ki asker ağa, suçum ne?.. Neden
burada bekliyorsunuz” diye korkarak sordu…

Jandarma,
“Hayır… Suçun yok. Biz
seni bekliyoruz” deyince şaşırdı genç adam… “Hayırdır, ne ola
ki” diyebildi sesi titreyerek?..

Jandarma,
“Seni paşa çağırıyor” deyince iyice heyacanlandı oduncu… Olanlara
pek anlam veremedi, şaşkınlığını üzerinden atınca, “Hemen gidelim… Paşa nerede” diye sordu…

Jandarma,
“Korkma Ankara’da değil, şu anda Havran’da
seni bekliyor…”

Oduncu
bunu duyunca biraz sakinleşti, baltasını eve bıraktı ve iki jandarmayla
birlikte yola koyuldu… Saatlerce yürüdükten sonra gece yarısı varabildiler Balıkesir’in Havran beldesine…

***

Tarihten süzülen yoksul adam!..

Havran
Nahiye Müdürü bakar ki, jandarmalar arasında bitkin duran adamın hali oldukça
perişan… “Bu adamı ‘Paşa’nın yanına nasıl götürürüm” diye
söylenir?..

Nahiye
müdürü oduncuyu evinde misafir eder… Sabah onu önce berbere ve hamama götürür
sonra da kendi ceketini giydirir ama onun da kolları kısa gelir… İki yakası bir araya gelmez ceketin bir
türlü…

Nahiye
müdürü önde, oduncu arkada paşanın yanına varırlar…

“Paşam
hoş geldin” diye heyecanla seslenir oduncu… Paşa da heyecanlanmıştır,
“Asıl sen hoş geldin. İki
gündür seni bekliyorum… Neredeydin” diye sorar?..

Heyecandan
adeta tirtreyen oduncu, “Paşam, dağda keçilerin yanındaydım… Haberini alınca hemen geldim”
diye cevap verir…

Paşa,
“Ne işle meşgulsün” deyince oduncu,
utancından asıl işini gizlemek zorunda kalır ve çobanlık ile meşgul olduğunu
söyler…

Paşa,
“Sen savaşın seyrini değiştirdin!!!. O anda ne istiyorsun dedik, ‘çift tayin istiyorum’ dedin, sonra onu
da yemedin… Sana maaş
bağlayalım” diyerek elini oduncunun omzuna atar…

O
utangaç adam, “Hayır paşam, biz o an görevimizi yaptık. Maaş için değil” diye yanıt verir…

Oduncu
paşanın yanından kalkarken mahçup bir ifadeyle derdini anlatmaya çalışır;

“Paşam
senden tek ricam olacak… Ben keçinin ardında meşe odunu topluyorum. Ondan
kömür imal ediyorum. Havran ve Edremit’te aşçılara gece kaçak satıyorum. Senin
emrin ile ormancılar önüme geçip baltamı
almasalar, haydi haydi geçinirim…”

Paşa,
yanındaki yaverine ve belde yetkilerine derhal talimat verir; “Bu vatandaş
işini serbest olarak yapsın…
Yardımcı olun…”

Oduncu
heyecanla ayrılır paşanın yanından ve yürüyerek köyüne döner… Uzunca süre
kimse ona dokunmayınca, kömür satarak ailesinin geçimi sağlar… Ta ki, ondan
habersiz olan yeni kaymakam ilçeye gelene kadar…

Genç
adam, kaymakamın ilgisizliği nedeniyle çaresiz kalınca bir yandan kaçak kömür
işine devam eder, diğer yandan bir zeytinyağı
fabrikasında “hamal”lık yaparak ayakta kalmaya çalışır…

***

Gemiler batırdı, sefalete
yenildi…

Balıkesir’in
Havran ilçesine bağlı Çamlık (Manastır) köyünde 21 yıl boyunca bir yandan kömür
üreten, diğer yandan da “hamal”lık yaparak yaşamaya çalışan yoksul
oduncu, yorgunluğa ve sefalete bir de kış
koşullarının ağırlığı eklenince, bir süre sonra zatüreye yakalanır ve 1939 yılında, 50 yaşında vefat eder…

“Seyit Ali” adlı o gariban oduncu, “Çanakkale Savaşı’nın kaderini değiştiren asker” olduğunu
ölene kadar kimseye anlatmadı…

Atatürk‘ün,
Havran’da iki gün bekleyerek onun için birşeyler yapmak istediği o adam,
Çanakkale Destanı’na adını altın
harflerle yazdırdı ama onurlu ve gururlu duruşunu yoksuluğa feda ederek
genç yaşta, sefalet içinde ölmekten kurtulamadı…

1889
yılında Havran’ın Manastır köyünde
dünyaya gelen, Balkan Savaşı’nda çarpışan, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması
ile Çanakkale Cephesi’nde topçu eri olarak göreve başlayan Seyit Ali’yi bir
abideye çeviren olay 18 Mart 1915’te,
müttefik donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek isterken yaşanmıştı…

Bu
sırada Mecidiye Tabyası’nda
görevli olan Seyit Ali, Türk topçusunun yoğun ateşi sürerken, tabyada bulunan
topun mermi kaldıran vinci parçalanmış, o kahraman asker de 200 kilodan fazla bir mermiyi tek başına
sırtlayarak top kundağına yerleştirmiş ve savaşın gidişatını
değiştirmişti…

İlk
iki atışta “Bouvet” adlı düşman gemisine hasar verdiren Seyit Ali,
üçüncü atışında Fransız
zırhlısına ağır yara verdirmiş, yan yatan gemi, Nusret Mayın Gemisi’nin denize
indirdiği mayınlardan birine çarparak batmıştı…

Bu
müthiş çabasından dolayı “onbaşı” rütbesi verilen Seyit Ali, savaşın
sona ermesinin ardından 1918’de
köyüne dönmüş,  1934 yılında “Çabuk” soyadını almış ama düşman
gemilerini batıran bedeni yoksuluğun
ağır yüküne daha fazla dayanamamıştı…

Bugün 18 Mart
Bu onurlu yaşam öyküsünü, her fırsatta Atatürk’e, Kurtuluş Savaşı’na ve
cumhuriyete ahlaksızca saldıran
alçaklara ders olsun diye aktardım…






















































































Başta
Atatürk ve Seyit Onbaşı olmak üzere tüm Çanakkale şehitlerini bir kez daha saygıyla anıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir