ATATÜRK & MİLLİYETÇİLİK & CUMHURİYET REJİMİ & KUVAYI MİLLİYE

Milli Mücadele döneminin 1919 ve 1920 yılları, büyük hazırlıklarla geçen,
ne olacağı bilinmeyen bir yol üzerinde bin bir zorlukla mücadele edilen bir
hazırlık dönemidir. Bu yıllar; tıpkı Türkiye gibi Rusya’da da köklü siyasal ve
sosyal değişimlerin oluşturulduğu bir dönemdir. Her iki ulusun sorunları
birbirine çok benzemektedir. Türkiye yabancı güçlerin işgali altındadır ve
ordusu darmadağın edilmiş Türk Milliyetçileri hem düşman ülkeler ve hem de
onların kuklası haline gelmiş yöneticilerin dinsel yollar kanalıyla ülkenin her
yanında başlattıkları iç isyanlarla mücadele etmek mecburiyetindedir.

Rusya’ya gelince; dış güçlerin işgali yoktu ama yeni kurulan Sovyet
Rejimine karşı Çarlık taraftarlarının başlattığı bir iç savaş vardı. Dış güçler
bu yeni sosyalist iktidara karşı Çar taraftarlarını desteklemekteydiler.
Bolşevikler hem tüm ülkede egemenlik kurmak ve hem de düşman ülkeleri
hudutlarından uzakta tutmak istiyorlardı.

Bu kritik dönemde Türk halkının ihtiyacı olan şey; çevresindeki olayları en
doğru şekilde değerlendirecek kapasitede büyük ve güçlü devlet adamlarına sahip
olmak idi. Ulu Tanrı; ezilen Türk Halkının dualarını kabul etmiş olmalı ki Mustafa Kemal adındaki genç bir
General İstanbul’dan Anadolu’ya doğru görevle yola çıktı. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya ayak
bastığı ilk günlerden itibaren Kuzey komşu ile ilişkilere özel bir önem verdi.

Daha Havzada iken Semen Mihailoviç
Budenny başkanlığında bir Sovyet heyeti ile görüşmeler yapmıştı. Budeni’nin ziyaretinin değişik
nedenleri vardı ama bu ziyaret Mustafa
Kemal açısından çok yararlı olmuştur. Onun açıklamaları sayesinde, kendi
iç mücadelesiyle boğuşan Sovyetler bundan sonraki günlerde Türklere neden
yardım etmelerinin gerektiğini anlamış oldular. Çünkü Miralay ( Albay) Budeni hem Lenin’in, hem de Stalin,
Troçki gibi Sovyet liderlerinin sempatisi olan bir insandı. Böylece
müşterek düşmanlara karşı Sovyetlerle işbirliği yapmak ve maddi ve manevi
destek sağlamak imkânı doğmuş oldu.(1)

Budyeny’nin Havza’ya gelmesinin bir başka nedeni de Trabzon’da, Rus Ordularının
geri çekilirken bıraktığı 70 milyon ruble değerindeki silah, cephane, teçhizat
ve demiryolu malzemesi, çeşitli motorlar, makine parçalarıyla ilgiliydi.
Mütareke hükümlerine göre bu malzemelere İngilizler el koymuşlardı. Bunu da Rus
iç savaşında destekledikleri Denikin
yanlılarına devretmişlerdi.

12 Mayıs 1919’da Denikin taraftarı
bir Rus subayı Trabzon’a gelmiş, bu malzemenin bulunduğu ambarları incelemiş,
kendi ihtiyaçlarını almak istediğini bildirmiştir. Sorumlu İngiliz subayı
İstanbul’dan emir gelmeden bir şey veremeyeceğini söyledi. Olayın Mustafa
Kemalin müfettişlik bölgesinde olması onu da ilgilendiriyordu.(2)

Osmanlı Bakanlar Kurulu ganimet olarak alınan bu malzemelerin geri
verilebileceğini, ayrıca Ordunun ve halkın aç kalmaması için yiyecek malzemelerinin
verilmemesi, üstelenmesi halinde İtilaf devletlerinin temsilcileri ile
görüşmeler yapılmakta olduğunun söylenmesi ve bu temsilcilerle temasa
geçirilmesini kararlaştırdı.

Büyük bir olasılıkla o günlerde Denikincilerle
Kuzeydoğu Karadeniz’de Kuban bölgesinde çarpışan Budyeninin bu malzemelerin onlara verilmemesi için 9. Ordu
Müfettişi Mustafa Kemal‘le
görüşmeye gelmiş olması mümkündür. (3) O günlerde Sovyet İhtilali henüz
Rusya’nın her yanına hâkim olamamıştı. İhtilalcilerin, Çarlık Rusyası ile
Avrupa devletlerinin yaptığı anlaşmaları tanımaması, gizli anlaşmaları ifşa
etmesi ve 1917’de savaşı terk etmesi nedenleri ile bu devletler ihtilalcilere
düşman kesildiler. İhtilal karşıtı olan Beyaz Rusları silahlandırarak
ihtilalcilerin karşısına çıkardılar.

Sovyetler Birliği; doğusunda Japonya, batısında Avrupalı düşman devletlerle
çevriliydi. Güneyindeki tehlike de Anadolu’da başlayan bir Kurtuluş savaşı ile
önlenebilecekti. Eğer işgal kuvvetleri Anadolu’daki hareketleri kontrol
edebilirlerse bu kez Sovyetler Birliğine yöneleceklerdi.

Avrupa Devletlerinin Rusya’da bulunan birçok şirketlerini, fabrikalarını,
petrol rafinelerini devletleştiren ihtilalciler, bunların ekonomik
ilişkilerinde rol oynayan Rum ve Ermenilerden oluşan kolonileri ülke dışına çıkarmışlardı.
İhtilalcilerin bu tutumu Avrupa’da büyük bir ekonomik bunalıma yol açtı.

Kapitalist Avrupa devletleri, böylelikle Rusya’dan sağlanan enerji
kaynaklarından (petrol, kömür) yoksun kalmalarının yanı sıra, önemli bir ticari
potansiyeli olan Karadenizi de kendilerine kapatan Sovyet Devrimine karşı,
Karadeniz kıyılarında bir Pontus Devleti, Doğu Anadolu’da da bir Ermeni Devleti
kurmaya çalışıyorlardı.

Sovyetler Birliği Anadolu’da başlayan hareketlenmeyi, İşgal güçlerinin bu
girişimlerini engelleyip, ortadan kaldıracak bir hareket olarak ele alıyor ve
desteklenmesi gerektiğini düşünüyordu. (4)

1920 Yılının ilk günlerinde,, Mustafa
kemal ve Sivas temsil heyeti Ankara’da ayakta kalma mücadelesi verdiği
ve İstanbul’daki Osmanlı Mebuslar meclisinin Misakı Milliyi ilan ettiği
günlerde; Rusya’da Çar taraftarı General Denikin’i yenmiş olan Bolşevikler
Kafkasya’yı ele geçirmenin imkanlarını arıyorlardı. Bu dönemde Bolşeviklerin
Kafkaslara el atmasını önlemek amacıyla alınacak önlemleri görüşmek için
İngiltere, Fransa ve İtalya Başbakanları (Lloyd George, Clemencau ve Nitti) ile
Amerikan ve Japon temsilcileri, 19 Ocak 1920’de Paris’te bir toplantı yaptılar.
Bu toplantı sırasında Fransız
Genelkurmay Başkanı Mareşal Foş ile İngiliz Genelkurmay Başkanı Mareşal Henry Wilson’un görüşleri
öğrenilmek istendi.

Her iki generalin görüşüne göre; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı
Bolşeviklere karşı savunmak için en az üç tümen (60.000 kişi kadar bir kuvvet)
gerekeceği düşünülmekteydi.(5) Yapılan görüşmelerde bu kuvveti hiçbir devletin
göndermek istemediği anlaşıldı. Bunun anlamı açıktı, artık Kafkaslar kolaylıkla
yeniden Rus boyunduruğu altına girebilecekti.

Durumu ve siyasi gelişmeleri çok yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa, İtilaf Devletlerinin maksat ve niyetlerini gerçeğe
yakın bir ölçüde değerlendirmiş ve Heyeti Temsiliye’nin faaliyetlerini ona göre
şekillendirmişti. Şöyle ki:

1. İngiltere-Fransa
arasında Almanya ile yapılan barış anlaşması nedeni ile hoşnutsuzluk
başlamıştır.(6)

2. İngiltere
Avrupa’da dengeyi sağlarken, Rusya’da Bolşeviklerle Çar taraftarları arasındaki
mücadelede yapılabildiği ölçüde Çarcıları desteklemekte ve Kızılların üstünlük
sağlamaları halinde, Ruslarla kendi toprakları arasında bir Kafkas Devletler
Topluluğu oluşturmaya çalışmaktadır.

İngilizler öncelikle
Doğu Anadolu’da kurulacak yeni Ermeni Devletinin koruyuculuğunu Amerika’ya
vermek suretiyle, hem küskün Amerikalıları mutlu etmek, hem de Amerika’nın
desteğindeki güçlü bir Ermenistan yaratmak istemektedirler. Bunun gerisindeki
toprakları Fransızların sorumluluğuna bırakarak ve bir kıyıda küçük bir Kürt
devleti yaratarak İmparatorluğun Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki eski ve yeni
sömürgelerini çok katlı bir emniyet altına almış olacaktır.(7)

3. İtalyanlar hem
İzmir meselesinden küskün, hem de kendi iç sorunları nedeniyle endişeli idiler.
( Bilindiği gibi İtilaf devletleri İtalya’yı Savaşa sokabilmek için ödül olarak
önce Rodos ve 12 Ada ile birlikte Antalya ve Akdeniz sahillerini ve daha sonra
1917 yılında yapılan St Jean de Maurien anlaşması ile İzmir- Konya hattının
güneyini vermeyi vaat etmişlerdi. Buna rağmen sözlerinden cayıp İzmir ve Ege
Bölgesini Yunanlılara vermek istemeleri İtalyanları küstürmüştü.)

4. Ayrıca
İngilizlerin İrlanda, Hindistan gibi topraklarında, Fransızların Suriye ve Güney
Anadolu’da sorunları vardı.(8)

5. Bu ülkelerin
kamuoyları, kendi çocuklarının yeniden savaşlarda ölmesini, hükümetler de ağır
askeri masraflara girişilmesini istemiyorlardı.(9)

6. Bütün bu
nedenlerle işgalciler sorunu bir tek evlatlarının bile kanını akıtmadan, korku
ile gözdağı vererek, kendilerine yaltaklanan yerli ( Türk ve azınlık) unsurları
kullanarak, en akıllıca ve en ucuz bir şekilde halletme imkânını
araştıracaklardır. Bunun için; (10)

a. Öncelikle
Kafkasya’da Bolşeviklerle Türkler arasında bir tampon bölge oluşturulmasına
izin verilmeyecek,

b. İşgalcilerin
“dini duyguları istismar edecek propagandalarının” ülke içine yayılması
önlenecek,

c. Halk, devamlı
aydınlatılıp, bilgili kılınacak,

d. İşgalcilerin
Yunan Ordusunu kullanmalarına karşı askeri bakımdan hazırlıklı olunacaktı,

e. Uzun vadede
uygulanacak strateji; Doğu’da istikrarın sağlanması, Güney’de tacizlere, halk
tipi mücadeleye devam, Batı’da askeri bir harekatla kesin sonuca ulaşmak
olacaktır ve Anadolu insanı bunu başarabilecek klasta ve kapasitede bir
toplumdur. (Milli Mücadele Dönemi incelendiğinde; TBMM Hükümetlerinin
mücadeleyi bu konseptle yürüttüğü görülecektir. Doğuda Ermeni ordusu yenilerek
istikrar sağlanmış, Güneyde askeri birlikler yerine Halk Mücadeleleri teşvik
edilmiş, imkânsızlıklar içinde kurulan sınırlı sayıdaki Ordu ile Yunan
kuvvetleri ile savaşılmıştır.)

İşte 1920’nin ilk aylarında İngilizler ve müttefiklerinin endişelerinin
nedeni bu ve Misakı Millinin bu amacı sağlayacak şekilde kabul edilmesi
olmuştu. Bu endişe onları İstanbul’un fiilen işgaline doğru sürüklerken, Mustafa Kemal, gelecekte olabilecek
düşmanca hareketlere karşı ulusunu korumak için alınması gereken tedbirleri
düşünmekte ve planlamaktaydı.

DİPNOTLAR:

(1) ( Hüsamettin Ertürk: İki Devrin Perde Arkası. Haz. Semih Nafiz Tansu,
s. 341-342 ( İstanbul-1957)

(2) Şenol Katkat: İlk Kıvılcım, S. s.212-213 ( Samsun-2012)

(3) Aynı Eser, s.214

(1) Hikmet Bayur: xx Yüzyılda Türklerin Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki
Etkileri, s.178 (TTK, Ankara–1989)

(2) Jorge Blanco Vilalta, Atatürk, s.247 (Türk Tarih Kurumu, Ankara–1979)

(7) Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.464 (İstanbul–1960), Komutan
Atatürk, s.480–482, Milli Kurtuluş Tarihi-I, s.164–165

(8) Bknz. Mili Kurtuluş Tarihi-I, s.170–172; Rusya’daki gelişmelerin Batı
dünyası ile ilişkileri için bknz. W.S. Churchill, Aftermath

(9) M. Philips Price, Türkiye Tarihi, s.127 (Ankara–1969)

(10) C. Erikan, Komutan Atatürk, s.480–483; S. Selek-II, s.326–328

Dr. M. Galip Baysan














































































İLK KURŞUN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir