ÇERKEZ ETHEM HAİN MİDİR ? YOKSA GERÇEKLER FARKLI MIDIR ?

“Beni ihanetle itham edenlere
soruyorum: Ben ne zaman, hangi tarihte ve mevzide esasen müdafaa ettiğim
cepheden bir adım dönmüşümdür, bir tek kardeşkanı dökmüşümdür?”

 

Önemli Not : Belgelerde bu şekilde geçtiği İçin ÇERKEZ olarak yazılmıştır..
Aslı ÇERKES ETHEM’dir.

 

Tarih hep kazananlar tarafından
yazılır. Oysa bu tarihin içinde en kritik evrelerde zafere giden yolu inşa
edenler arasında, iktidar oyununa kurban giderek yarı yolda saf dışı kalanlar
var. Göz ardı edemeyeceğimiz bir gerçek: İstiklal Savaşı, aynı zamanda bu
savaşın önde gelen isimlerinin iktidar hesaplaşmasına sahne olmuştur. Sağlıklı
bir toplum olmak ve geleceğe daha güvenli bakabilmek için tarafsız yazılmış
tarih çok önemlidir. Bunun için ÖNYARGILARDAN arınarak bakabilmek ve okuyabilmek
çok önemlidir. İsmet Özel bir şiirinde “insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse
diğerine sağır” der. Önyargılar hep aynı pencereden bakmak, o pencereden
gördüklerini doğru kabul etmektir. Tarihimiz hele yakın tarihimiz çok ama çok
önyargılıdır. Bu ülkede yıllarca başbakanlık yapmış Bülent Ecevit önyargıları
kıracak bir gerçeği söylediğinde yani “Sultan Vahdettin hain değildir”
dediğinde en fazla isyan edenler işte önyargılarını doğru kabul edenlerdi.
Bilenler ise ya susmuş ya da yine Türk siyasetinde başbakanlık ve
cumhurbaşkanlığı yapmış Süleyman Demirel gibi, “Türk halkı bu bilgilere ve
gerçeklere henüz hazır değil” denilerek, üstü kapatılmaya çalışılmıştır. Bazen
önyargı öyle bir şeydir ki tüm bildiklerinizin yanlış olup, cahil durumuna
düşmekten korkarsınız.

 

Ethem Bey, 1886 yılında Büyük
Çerkez Sürgünü ile Kafkasya’nın Şapsığ yöresinden Balıkesir – Bandırma’ya
yerleşmiş bir Adige (Bayındır – Arıkbaşı’nda yaşayan Çerkezlerle aynı
boydandır) ailesi olan Pşevu Ali Bey’in 5 oğlundan en küçüğüdür. Ağabeyleri
İlyas ve Nuri Rum Palikaryaları ile çarpışırken şehit olmuştur. Ethem’in
Yunanlılara büyük kinini sebebi budur. Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik ise
subaydır. Daha sonra Reşat Bey Osmanlı Meclisi Mebusan’ına ve otomatikman
TBMM’ne Saruhan (Manisa) milletvekili olarak girecek ve milli mücadelede görev
yapacaktır. Zaten iki ağabeyi şehit, diğer ikisi de subay olan Ethem’in asker
olmasını babası istemez ama o evden kaçarak Bakırköy Süvari Küçük Zabit
Mektebi’ne girdi. Balkan Savaşı’nda Bulgar cephesinde yaralandı. Kıdem zammı ve
madalya aldı. I. Dünya Savaşı’nda Eşref Kuşçubaşının yönettiği Teşkilatı
Mahsusa ile birlikte İran, Afganistan ve Irak’a yapılan akınlara katıldı.
Yaralanarak savaş sonunda köyüne çekildi. Ethem İstiklal Savaşı’na katılımını
hatıralarında söyle aktarıyor: “Umumi Harbin neticesi olarak en ağır
şartlarda Mondros Mütarekesi kabul ettirilmesine rağmen galip devletler
mütareke hükümlerini bozmaya başlayınca, İzmir’de teşekkül eden gizli cemiyetin
kararı ile ben ilk isyan bayrağını tam 2,5 yıl önce asmıştım.”

 

Ethem ilk önce zamanın İzmir
Valisi Rahmi Bey’in oğlunu kaçırır ve 50 bin lira fidye alır. Bununla 300
kişilik bir direniş birliği kurar. Bu olay için İzmir’e ayak basan Yunan
askerlerine ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin, “Çerkez Ethem Bey ve
arkadaşları Rahmi’nin İttihak ve Terakki uğruna kullanacağı bu altın bombayı
elinden alarak kansız ve arizasız bir biçimde su zavallı vatanin selametle
ilerlemesine güçleri ölçüsünde hizmeti düşünmüşlerdir.” (Doğan Avcıoğlu
Milli Kurtuluş Tarihi, c.2, sayfa 579)

 

Salihli cephesinde Yunan askeri
birliklerine karşı düzenlediği gerilla saldırılarıyla kısa sürede ünlenen
Çerkez Ethem’in emrindeki kuvvetlerin sayısı da giderek artacak ve süreç içinde
Kütahya ve havalisine egemen duruma gelirken “Kuvvayı Seyyare Umum
Kumandanı” olacaktı. Henüz Ankara’nın yeni bir iktidar merkezi olarak
kendini kabul ettirmediği ve emrinde de önemli bir askeri kuvvet bulunmadığı
1920 yılının başlarında Batı Anadolu’da en önemli kuvvet Çerkez Ethem’dir. Öyle
ki yaptıklarının önemini Prof. Dr. Toktamış Ateş, “TBMM daha Ankara da
çalışmaya başlamadan önce, Salihli cephesinde Yunan ilerlemesinin durdurulması
ve iç ayaklanmaların bastırılmasında fevkalade önemli hizmetleri vardır. Hatta
hiç abartmadan şunu söyleyebiliriz ki, Eğer Çerkes Ethem ve onun kuvvetleri
olmasa idi, Ulusal Kurtuluş mücadelesi başlamadan ortadan kaldırılabilirdi.”

 

İstiklal Savaşı bir bakıma iç
savaştır, siyasi mücadele tarihidir. 1920 yılının şubatından Mayıs ayına kadar
Ethem Bey verilen emirle Bandırma, Balıkesir, Gönen, Düzce, Geyve Boğazı
isyanlarını bastırır. Bu savaşlarda Ankara Hükümetinin güçlerini yenen Aznavur
isyanını bastırması çok önemlidir. Zira Ethem Bey yetişmese Anzavur’un
birlikleri ile Yunan güçleri birleşerek, Bursa’ya kadar geniş bir düşman
cephesi oluşacaktı. Düzce isyanından sonra Yunan’ın ilerlediği haberleri
üzerine hızla batı cephesine dönmeyi düşünen Ethem Bey Ankara Hükümeti
tarafından Çorum ve Yozgat dolaylarında ayaklanan Çapanoğullarını bastırması
için davet edilir. Oysa Ethem egede Yunanın karşısına çıkmak istemektedir.
Ethem’i ikna etmek için aynı zamanda mebus olan ağabeyleri görevlendirilir.
Kuvvetlerinin bir kısmını Salihli cephesine gönderen Ethem Çapanoğullarını
bastırmak için yola çıkar. Ankara da çok büyük bir coşku ile karşılanır. Ankara
da o sıradaki tek otomobil kendisine tahsis edilir. İşte Ethem Bey’in kaderi
burada gördüğü manzaraya siyaset bilmezliğinin etkisiyle Mustafa Kemal, İsmet
İnönü, Fevzi Çakmak ve Refet Bele için ettiği çok ağır sözlerle başlar. Onları
Yunan Ege de ilerlerken burada sadece laf etmek ve kayf çatmakla suçlar. Asıl
kırılma ise isyanı bastırdıktan sonra kuvvetlerinin geçişini Çapanoğullarına
ispiyonlamakla suçladığı Ankara Valisi Yahya Galip ve kendisi savaşırken Çorum
da bir evin bodrumunda saklandığı söylenen Miralay Refet Paşa (Bele)’nin
yargılanmasını istemesiyle başlar. Araya hatırlı adamlar sokulur ve sadece
Ankara valisi görevden alınarak olay geçiştirilmeye çalışılır. Hatta bu durum
üzerine Ethem Bey’in daha Yozgat’tan yola çıkmadan önce, “Ankara’ya vardığımda
TBMM başkanının meclis kapısında sallandıracağım” dediği öne sürülür. Ethem
Ankara’ya vardığında Mustafa Kemal Eskişehir’e, Ethem Eskişehir’e vardığında
Mustafa Kemal Afyon’a geçmiştir. Böylece kızgınlık soğumuş ve olaysız Ethem
batı cephesine varmıştır. Ankara’ya geldiğinde kendisine mebuslar kendisine
‘Ümid-i Halas’ (Kurtuluş Ümidi), ‘Münci-i Millet’ (Milletin Kurtarıcısı),
‘Kahraman-ı Millet’ diye övgüler düzmüş, payeler vermiştir.

 

Ethem’in mahvına esasen iki etken
sebep olmuştur:

 

Birincisi, mecliste Ethem
üzerinden güç kotarmaya ve siyasi ağırlık kazanmaya çalışan ağabeyleri ve kendisini
harcamayı kafaya koyan bazı paşalar, özellikle İsmet ve Refet’tir. İki paşa
Ethem’in kendi emirlerini dinlemediğini rapor edeceklerdir. Resmi tarih
kitapları Ethem Bey’in 29 Aralık 1920 günü isyan ettiğini yazar oysa Mustafa
Kemal imzalı “Ethem Bey birliklerinin imhası” yönünde kararın tarihi 27 Aralık
1920’dir. Eğer bu tarihte Ethem ile araları bozuk olan İsmet ve Refet Paşa
yerine batı cephesi kumandanlığına aynı zamanda Ethem’e ilk Salihli cephesini
açma emri veren Rauf Orbay getirilmiş olsaydı farklı olurdu. Zira Rauf Orbay
bir Çerkez olmasının yanında Ethem’in ağır yaralandığı Irak cephesinde de
komutanıdır. Zaten milli mücadeleye çok sonra katılan, başlarda Amerikan
Mandacılığını bile savunan, Ethem hem Yunan hem Marmara ve Ege de çıkan isyanları
bastırırken, işgal edilmiş İstanbul da yeni evli İsmet Paşa balayı yapmaktadır.
İşte bu sonradan katılan, o güne kadar hiçbir gözle görülür askeri başarısı
bulunmayan İsmet Paşa’nın Garp Cephesi komutanı olması sadece Ethem Bey de
değil birçok paşada rahatsızlık meydana getirmişti.

 

Kendisini takip eden Derviş Bey
kuvvetleriyle çarpışmamak için geri çekilen Ethem Bey’in o sıra emri altında 6
bine yakın süvari vardır. Düzenli ordu birlikleri ise 13 bin dolayındadır.
Ethem’in Yunan’a sığındığı yalanı atılan tarih ise yok edilme emrinden tam 30
gün sonradır. Hadi bana birisi Yunan’ı orta egede bir yıla yakın mıhlayan,
coğrafyayı çok iyi bilen, deneyimli ve süvari birliklerinden oluşan Ethem
Kuvvetlerinin bir ayda birkaç çarpışmayla nasıl yenildiğini, İstese süvarileri
ile Bursa üzerinden rahatlıkla Ankara’ya dayanacakken yapmamış olmasını izah
etsin?

 

En büyük yalan ise “Çerkez Ethem
Yunan’a sığındı” iftirasıdır. Bu konuda Prof. Dr. Mim Kemal Öke, “İsmet
İnönü’nün her zamanki tavrıyla Çerkez Ethem ve ağabeyleri aleyhinde bazı
propagandalarda bulunduğunu da söyleyebiliriz. İşte bu çerçeve içinde Çerkez
Ethem arkadaşları ile Yunan ordusu ve Türk Ordusu arasında kalır İşte orada o
önemli kavşakta, bir ikilem içindedir. Ne yapacaktır? İşte bu Yiğit Adam saflarında
dövüştüğü Anadolu insanıyla kılıç kılıca gelmekten çekinerek, Yunanlılarla
görüşerek sadece bir çıkış noktası istemiştir. Anadolu’daki mücadeleyi akamete
uğratmamak ve bir savaşa dönüştürmemek için yurtdışına gitmek için bir geçit
noktası istemiştir. Hatta arkadaşlarına döner derki; ‘Siz silahlarınızı bırakıp
Kuvayi Milliyeye döneceksiniz, onlarla birlikte savaşacaksınız.”

 

Tarihçi Cemal Kutay ise, “Ethem
iki şık arasında tercihe mecbur bırakılmıştır; Ya üzerine sevk edilen askerlere
karşı koyacak kardeşkanı dökülecektir veyahut ta bırakıp gidecektir. Nereye
gidebilir? Yunana. Hayır, en büyük tarihi hakikat şimdi size
söyleyeceklerimdir. Ethem Yunan’a iltica etmemiştir. sadece geçiş hattı
istemiştir.”

 

Ethem Bey hakkında bazı tarihçi,
gazetecilerin görüşlerini sizlerle paylaşmak isterim:

 

Avni ÖZGÜREL – Gazeteci, “Elinin
altında hayli maddi kaynak olmasına rağmen Yunanlılara teslim olma kararını
verdiğinde cebindeki üç-beş kuruş dışında yanına bir şey almadı. Nitekim
Atina’ya götürülüp tedavisine Almanya’da devam edilmesi kararı üzerine oradan
ayrıldığında günlerce pekmeze ekmek banarak karnını doyurmaya çalıştığını da
biliyoruz. Şurası kesindir ki Ethem’e ‘Çerkes’ lakabını takan İsmet Paşa’dır.
Kendisine sorulduğunda bunu ‘övgü’ olarak kullandığını söyler; ama Ethem öyle
anılmaktan rahatsızdır: ‘Hepimiz Osmanlı’ydık… Eğer milliyet ve ırk tefriki
yapılmaya kalkışılsaydı bu vatanda şeceresi karışmamış kim kalırdı.’ Demiştir.
Ethem’in Yozgat isyanlarını büyük bir maharet ve süratle bastırması da onu aynı
yerde daha önce başarısız olmuş bazı kumandanların kıskançlık ve rekabet
hislerine hedef haline getirdi. Ancak Milli Mücadele şekillenmeye başladığında
bir gelişme oldu ve Mustafa Kemal’in yakın çevresinde değişiklik yaşandı. Lider
yola birlikte çıktığı kişilerden ayrıldı, mücadeleye sonradan hatta bir bakıma
fazlaca inanmadan- katılan ’emir/kumanda adamları’ (kastedilen İsmet İnönü’dür)
ön plana geçti. Bu değişimin Mustafa Kemal’in arzusu olmaktan çok ‘yeni
gelenlerin manevrası’ olduğu yolunda işaretler var.”

 

Prof. Dr. Toktamış ATEŞ, “TBMM
daha Ankara da çalışmaya başlamadan önce, Salihli cephesinde Yunan
ilerlemesinin durdurulması ve iç ayaklanmaların bastırılmasında fevkalede
önemli hizmetleri vardır. Hatta hiç abartmadan şunu söyleyebiliriz ki, Eğer
Çerkes Ethem ve onun kuvvetleri olmasa idi, Ulusal Kurtuluş mücadelesi
başlamadan ortadan kaldırılabilirdi.”

 

Yavuz BAHADIROĞLU – Tarihçi,
“Çerkez Ethem’in yok edilmesine karar verilmişti de, formül aranıyordu aslında.
Çerkez Ehem’de kendini feda etmemek için direniyordu… Burada Çerkes Ethem’in
davranışını, hıyanetle değil olsa olsa, bir büyük fedakarlık, kendi varlığını
feda eden bir oluşum olarak değerlendirmek olduğuna inanıyorum.”

 

Muhittin NALBANTOĞLU, “Çerkes
Ethem çok büyük bir vatansever, kurtuluş savaşının ilk günlerini düşünün, bir
tek kişiye ihtiyaç duyulduğu günlerde, bu adam Yunanlıları sahillere çakılı
bırakıyor, Anadolu ya bırakmıyor.”

 

İsmet BOZDAĞ – Tarihçi, “Nerede
bir yangın varsa oraya yetişen bir Çerkez Ethem kuvvetleri vardı. Batı cephesi
komutanlığına atanan İsmet İnönü’nün ilk işi Çerkez Ethem’in unvanını
değiştirmek olmuştur.”

 

Cemal KUTAY – Tarihçi, “Mondros
mütarekesinden sonra ta meclisin kurulmasına kadar, ne Erzurum kongresinde, ne
Balıkesir kongresinde, ne Alaşehir, ne Sivas kongresinde bulunmamış insanlar,
(burada kast edilen İsmet İnönü’dür) İstanbul un işgalinden sonra sığınacak
yerleri kalmadığı için, mecbur kaldılar Anadolu ya geldiler. Mücadele bunun
mücadelesidir. Milli mücadelede öncekiler ve sonrakiler mücadelesidir…
İnsanlara Hain demek kolay, kaldı ki kendini müdafaa etme hakkından mahrumsun,
kahraman demekte kolay, çünkü kimse kendisine kahraman denilmesini tekzip
etmez. Bizim milli mücadelemiz kronolojisi sıhhatle yazılmamış olan bir buhran
dönemidir. Ethem yanına kimseyi almadan gitmiştir ve yanındakiler gelelim diye
dayatmışlardır, dövüşelim demişlerdir, ikisini de reddetmiştir. Bir kulübesi
bile olmayan bir nehir kıyısında kalbi duran bir adamın, layık olmadığı halde
hain damgasıyla damgalanması vicdanları rahatsız etmektedir.”

 

Prof. Dr. Mim Kemal ÖKE, “Merkezi
otoritenin Çerkez Ethem’den sıkıntı duyması kaçınılmazdı, çünkü Anadolu da
sadece bir milli direniş, sadece bir kuvayi milliye hareketi değil, bunun yanı
sıra bir liderlik dövüşü de veriliyordu. İşte bu çerçevede Çerkez Ethem in
büyümesi halk arasında muazzam bir kahraman olarak her girdiği yerde alkışlarla
karşılanması, bazı kişileri tedirginliğe sevk etmiştir. İsmet İnönü’nün her
zamanki tavrıyla Çerkez Ethem ve ağabeyleri aleyhinde bazı propagandalarda
bulunduğunu da söyleyebiliriz…”




















































































Yazımızı başladığımız gibi Ethem Bey’in bir sözü ile
bitirelim: “Çok hatalarım olmuştur ama asla vatan haini olmadım”