ÖZEL BÜRO NOTU : TÜM DÜNYA
ATATÜRK’E EŞSİZ DEĞERLER VERİP YÜCELTİRKEN ARAP HAYRANI KÖKTENDİNCİLER HAKARET
ÜSTÜNE HAKARET EDİYOR. EĞER HAKARET ETTİĞİNİZ ULU ÖNDER OLMASAYDI ACABA
DEMOKRATİK BİR ÜLKEDE OLUPTA BUNLARI İFADE EDEBİLİR MİYDİNİZ ? ONUN KURDUĞU DEMOKRATİK
BİR ÜLKEDE KÜFÜR EDEBİLME ÖZGÜRLÜĞÜNÜZ BİLE VAR. EĞER O OLMASAYDI BATININ
SÖMÜRGESİ ALTINDA İNİM İNİM İNLİYORDUNUZ. BU ÜLKEYİ ATATÜRK VE ARKADAŞLARI KURDU.
REJİM DE CUMHURİYET REJİMİDİR. BEĞENMEYEN ARABİSTANA S….ROLUP GİDER.
 

Bir denizcinin anılarından * YABANCI ÜLKELERDE ATATÜRK




LİNK : http://nacikaptan.com/?p=61536 

MEHMET ALİ ERGÖZ (Gemi Bş. Mühendisi)




Atatürk’le ilgili yurtdışında yaşadığım olaylardan bendeki
etkisi yüksek olan anılarımın bir bölümünü özetleyerek gönderiyorum. Bunların,
bende kişisel anılar olarak kalmasını istemedim. Atatürk’e çok ihtiyaç
duyduğumuz şu günlerde herkesin ama özellikle gençlerin bilmesini istedim.




• Yıl 1971, Fırat adlı gemiyle, Amerika’nın
Phıladelphia limanına 10 bin ton tütün götürmüştük. Şehri dolaşmış gemiye
dönüyorduk. Yanımıza bir araba yaklaştı ve nereye gittiğimizi sordu.Limana
deyince bizi götürebileceğini söyledi. 3 arkadaş bindik ve geminin bordasına
kadar getirdi. Bu kibar Amerikalıyı ‘Türk kahvesi’ ikram etmek için gemiye
davet ettim. Zabitan salonuna geçtik. Kaptanımız da oradaydı. Misafirimiz
salonu ınceledıkten sonra;” bu geminin Türk gemisi olduğunu söylediniz. Ancak,
salonda Atatürk resmi yok” dedi ve hemen ilave etti; “önce Atatürk’ün resmini
koymalıydınız” deyip kahveyi içmeden gemiden ayrıldı. Hepimiz şaşırıp
kalmıştık. Karşılaştığımız olaya bir anlam veremiyorduk. Bu olayı çok düşündüm.
Sanırım bu kibar Amerikalı, varlık nedenimiz olan Atatürk’e kayıtsız
kaldığımızı düşünmüş ve tavrımızı vefasızlık olarak değerlendirerek bizi
protesto etmişti. Karşılaştığımız bu sıradışı olaya başka açıklama
bulamamıştım…




• Yıl 1985, İzmir’e yük getiren Yunan bandralı gemide
baş mühendis mide kanaması geçirdiği için hastahaneye kaldırılmış. İşe davet
ettikleri için görev aldım. Gemide tek Türk, baş mühendis olarak benim. Bir
sohbet esnasında, gemi kaptanı (adı Kosta’ydı) gümrükte fotoğraf makinesinin
mühürlü kamaraya kilitlendiğini ve bu duruma çok üzüldüğünü söyledi. Makine
yanında olsaydı ne yapacaktın diye sordum. Oğlu istediği için, Kordon’daki
Atatürk Anıtı’nın resmini çekeceğini söyledi. Şaşırmıştım. “Atatürk size
tarihinizin en büyük darbesini vuran komutandı, neden onun resmini çekmeyi
düşünüyorsunuz” dedim. Şu cevabı verdi; “Biz, emperyalizmin emrinde haksız ve
işgalci olarak Anadolu’ya geldik. Uçurumdan aşağı yuvarlanırken Atatürk sizi
uçurumun kenarından alıp, özgür uluslar arasına modern bir ulus olarak kattı.Bunu
yaparken, insanlık tarihine ezilen ulusların kurtuluşuna örnek olan, yeni bir
deneyim kazandırdı. Onlara, özgürlükleri için mücadele ederlerse
kazanacaklarını öğretti. Atatürk, bu nedenle bizim için de değerlidir”. Bu
cevap nedeniyle, etkisini hayatım boyunca taşıdığım bir duygu yoğunlaşması
yaşamıştım…




•Yıl 1988, yer Ekvador’un Guayaquil şehri. Gemideki
işim bitince, çevreyi tanımak için dolaşmaya çıktım. Bir okula rastladım.
okulun girişındeki alanda 5 tane büst gördüm. Birinci büst Simon Bolivar’a
aitti. İkincisi Che Guavera, üçüncüsü Fidel Castro, Dördüncüsü Emiliyano Zapata
ve Beşinci büst Mustafa Kemal Atatürk’e aitti. Büstleri inceleyip ispanyolca
açıklamaları anlamaya çalışırken, öğretmen olduğunu düzgün ingilizcesi ile
söyleyen bir kişi geldi. Nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince,
içtenlikli bir ilgi gösterdi. Atatürk hakkında konuşmaya başladık. Türk devrimi
konusundaki bilgisi yüksekti. Atatürk’ü, saygı duyduğu diğer 4 devrimciden ayrı
tuttuğunu söyledi. “O yalnızca ülkesini kurtarıp modern bir ulus yaratmakla
kalmadı, ezilen uluslara evrensel bir örnek yarattı. İnsanlık tarihinde hiçbir
lider bunu başaramamıştır” dedi. O an duyduğum övünç ve mutluluğu unutmam
mümkün değildir .




• YIL 1999, Hindistan’ın Visakapatman limanındayız. Şehri
dolaşırken büyük bir kitapçı dükkanına girdim. Çocuklar için kısaltılmış
İngilizce dünya klasikleri dizisi olduğunu gördüm. İncelediğim listede
‘Atatürk’ün Hayatı ve Devrimleri’ isimli bir kitap bulunuyordu. Listede
olmasına rağmen raflarda yoktu. Görevliyi buldum ve diğerleri ile bu kıtabı
istediğimi söyledim. Görevli, okulların yeni açıldığı, ilginin fazla olması
nedeniyle kitabın kalmadığını, ısmarladıklarını ve bir hafta sonra uğramamı
söyledi. Ertesi gün limandan hareket edeceğimiz için zamanım olmadığından bu
kitabı alamadım. Bir yandan bütün kitabevi benim olmuş gibi mutlu oldum, diğer
yandan, derin bir acı ve üzüntü duydum. Dünyanın öbür ucunda, çocuklara
öğretilen Atatürk kendi ülkesinde üstü örtülmüş, Yetkili yerlere gelen kişiler
Onu bu ülke gençliğine öğretmemek için herşeyi yapmışlardı. Üzüntümün nedeni
buydu…




• Yıl 2003, Kamerun’un Douala Limanındayız. Kütük
kereste yüklenecek. Yükün sahibi, gemiye yüklemeye nezaret edecek bir kaptan
göndermişti. Kaptan Hırvattı. Zabitan odasına geldiğinde, gelenin karşısına
düşen duvardaki Atatürk resmini görünce duraladı. Bir süre durduktan sonra
resme doğru yürüdü. Saygı ifade eden davranışlarla resmi nazikçe düzeltti ve
hepimizin yüreğine bir ok gibi saplanan şu sözleri söyladi; “Siz bu insanı ve
ideallerini anlayamadınız. Anlamış olsaydınız bugün Avrupa kapılarında
sürünmez, Avrupalılar sizin kapılarınızda bekleşirlerdi”…




• Yıl 2017, Bangladeşin Chittgong limanındayız.
Gemiden inmiş limanın çıkış kapısına doğru gidiyordum. Takkeli, entari ya da
şalvar giyimli, yaşlı birisi ile hafifçe çarpıştık. Nedeni o olmamasına karşın
özür diledi ve konuşmaya başladık. Nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu
söyledim.Hiç beklemediğim bir cevap verdi; “Atatürk’ün çocuğusun yani” dedi.
Heyecanlanmıştım. Sohbeti sürdürdüm. Birçok kimseye inanılmaz gelebilir ama
bana şunları söyledi; “En büyük Müslüman Atatürk’tür. Biz Bangaldeş olarak onun
öğrettiği yoldan gittik ve özgürlüğümüze kavuştuk. Yoksuluz ama onun
yaptıklarını yaparsak yoksulluktan da kurtulabiliriz. O yalnızTürklerin değil
tüm doğu toplumları için de büyük bir önderdir”….