Atatürk’ün Yönetim İlkeleri!..




Cumhuriyet kuşağı aydınlarından ve bilim insanı olmak
yanında devlet adamı olarak da bildiğimiz merhum Prof. Dr. Sadi Irmak,
yaşamının son döneminde “Atatürk’ün İç ve Dış Politika İlkeleri” konulu bir
yazı kaleme almıştı.  Günümüzün yönetim
modeli izlendiğinde, halen önemli yol göstericiliği olduğuna inandığımız bu
yazının bir bölümünü de Sayın A. Türer Yener internet aracılığı ile bizlerle
paylaşmış bulunuyor.




AK-ŞAKA olarak, güncel değerini koruduğuna inandığım
bu yazıyı, gözden kaçırmış ve okuyamamış olabilecekler yanında, özellikle de
bizi yönetenlerin ve tabii ki siz okurlarımın dikkatine sunuyorum.  Bu arada da Sayın A. Türer Yener’e
teşekkürler.
 

“Atatürk’ün tarihî
tecrübelerinden ders alarak tespit ettiği ve ömür boyu sadık kaldığı dış
politika ilkelerini şöyle sıralamak mümkündür.




1. Başka devletlerin iç
işlerine karışmamak ve onları kendi iç işlerimize hiç bir suretle
karıştırmamak.
 

2. İç işlerimize karışma,
dıştan yardım istemenin sonucu olduğuna göre böyle bir yardıma muhtaç duruma
düşmemek.




3. Dış borçlanmayı zorunluluk
haline getiren bütçe açıklarına meydan vermemek.




4. Dış politikada millî
çıkarlarımızın emrettiği yolu seçmek, hiçbir suretle macera yolunu tutmamak ve
mümkün olduğu kadar çıkar gruplarının etkisini yurttan uzak tutmak.




5. Daima barıştan yana olmak
ki, böyle bir barışın biricik çaresi bütün dünyanın huzur ve sosyal adalet
ilkesi içinde olması görüşünü ön planda tutmaktadır.




Biliyoruz ki, Türk milletinin
büyük şerefi olan ve aynı zamanda Türk dehasının bir ifadesi olan “Yurtta
barış, Cihanda barış” formülü Mustafa Kemal’indir. Biliyoruz ki, dünya yavaş
yavaş Mustafa Kemal’in bu mübarek formülünü anlama yolundadır. Çünkü bütün
harplerin sebebi dünyada ezen ve ezilen grupların bulunuşudur. Bu bakımdan O,
ezilen grupların tabii önderi olmuştur.
 

6. Onun dış politikası
dogmatik değil gerçekçidir. Yani sabit fikirlere göre hareket etmez ve daima
gerçeği arar.




7. Böyle bir dış politika
için, Mustafa Kemal memleketin ticarî, ekonomik ve askerî bakımdan büyük bir
güce dayanması gereğini duymuştur.




Atatürk’ün bu dış politika
ilkeleri, Türk milletine bütün cihanda hiçbir zaferin getiremeyeceği güveni ve
itibarı sağlamıştır. Lozan antlaşmasında bunun bariz bir örneğini görüyoruz.
Atatürk bu anlaşmada en ziyade tarihin kötü mirası olan kapitülâsyonları
ortadan kaldırmaya önem vermiştir. II. Cihan Harbi gibi bir faciadan bizi
koruyan dünya görüşü de, Atatürk’ten İnönü’ye geçmiş olan bu ilkelerin
eseridir. Şüphe edilemez ki, II. Cihan Harbinde, İnönü yerine Atatürk hayatta
olsaydı aynı yolu takip edecekti.
 

Atatürk bu sağlam
politikasını aynı derecede sağlam temellere oturtmak için en radikal
kararlardan çekinmemiştir. Hilâfetin kaldırılması bunlardan birisidir. Çünkü bu
makamın bizde kalması birçok menfaatlere dokunacak ve itilâflara yol açacaktı.
Aynı Atatürkçü prensiple Hatay kan dökülmeksizin anavatana geri gelmiştir.
Maceralardan sakınmak isteyen dış politikayı koruyabilmek için, her şeyden önce
ancak haklı olan davaların güdülmesi gerekir. Bu bakımdan Türk dış
politikasında maceralara yer yoktur. Buna karşın yine Atatürkçü prensiplere
göre, haklı millî davalarımız uğruna hiçbir fedakârlıktan kaçınılmaz.




Günümüzde ise Türkiye’mizin
temeli olmayan hatalı iç ve dış politikalarla yönetildiği gerçeğini de asla göz
ardı edemeyiz.   Bütün[e1][e2][e3][e4]
bunların sıkıntısını Türk milleti çekmektedir.”
 

(İlgilenenlere; http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-09/ataturkun-dis-politika-ilkeleri)




Sayın Türer tarafından
hepimize anımsatılan bu güzel yaklaşımları okuyunca, aklımıza ister istemez bir
başka vurgulama geliyor;  “Tarih, tekerrürden ibarettir!”
 

Tarihte yaşanan bazı
olayların, zaman içerisinde aynı olaylar olarak yinelenebileceğini ifade eden
bu vurgulamaya, merhum Mehmet Akif Ersoy güzel bir manzum vurgulama ile yanıt
vermişti, hepimize ibretlik bir ders olsun diyerek;




“Geçmişten adam hisse kapmış.  Ne masal şey!


  Beş bin
senelik kıssa yarım hisse mi verdi?


  Tarih’i
tekerrür diye tarif ediyorlar;


  Hiç ibret
alınsa idi, tekerrür mü ederdi?”
 

Galiba bu güzel iletinin
gerçek anlamını da değerli şairimiz hatırlatmış bizlere.  Umarım, bizleri yönetmek iddiasında olanlar
da okurlar ve ibret alırlar bu politika ilkelerinden!..




***


Mersin Büyükşehir Belediye
Başkanı Sayın Burhanettin Kocamaz; “ Mecburen Evet” diyeceğini belirten bir
demeç vermiş.   Anlaşılan, Sayın Kocamaz
kişisel siyasi geleceğinin endişesi ile böyle demek zorunda kalacağını beyan
ediyor.  Bu söylem, bir anlam da mazeret
beyan etmektir ki, keşke Sayın Başkan buna gereksinim duymaz ve MHP Genel
Başkanı Sayın Bahçeli ile ters düşmek istemiyorum diye kestirmeden konuşsa idi
diye düşünüyorum.
 

AK-ŞAKA olarak ben, ülkemizin
rejim değişikliğinin getireceği sorunları dikkate alarak ve gelişmeleri
izleyerek, mecburen değil gönül ve vicdan rahatlığı içinde ve özellikle
Atatürk’ün iç ve dış politika ilkelerinden gereken dersleri almış olarak, T.C.
Vatandaşı sorumluluğumu asla göz ardı etmeden ve aklımı da kullanarak HAYIR
diyeceğim!




Erdal Akalın (17.03.2017)