Evet arkadaşlar. Bu yazımızda birbirlerini zerre
sevmeyen, görüşleri taban tabana zıt olmasına ve birbirlerini yakalasalar bir
kaşık suda boğacak olmalarına karşın konu Atatürk ve Türk düşmanlığı olunca tek
vücut, tek yumruk olan Komünistlerin, Yobazların ve Kürtçülerin Atatürk’e
attığı iftiraları çürütmeyi hedefliyoruz. İsterseniz başlayalım;



1-) Atatürk Kürtlere Özerklik Sözü Verdi Palavrası;



Tamamen yalan ve iftiradır. Kürtlere özerkilk Atatürk’ün değil Damat Ferit
Paşanın ve Padişah Vahdettinin programıdır. İsterseniz ayrıntılı bir biçimde
açıklayalım;



Kürtlere özerklik Mustafa Kemal’in değil

Damat Ferit’in programı



12 Eylül 1919’da İstanbul Hükümeti ile İngiltere arasında gizli bir antlaşma
imzalanır. Sekiz maddelik anlaşma maddelerinden üçüncüsü şöyledir:



– Türkiye bağımsız bir Kürdistan kurulmasına karşı çıkmayacaktır.



Anlaşmanın altında Damat Ferit’in imzası vardır.



Anlaşma’nın esas önemi Damat Ferit’in Mustafa Kemal hareketine, yani Türk milli
hareketine karşı Kürt ayrılıkçılarıyla uzlaşması ve Kürtleri Mustafa Kemal’e
karşı kullanmasını saptamasıdır.



İstanbul Hükümeti’nin bu tür bir yola girmesi aslında Damat Ferit Hükümeti’nin
sonunu getirir. Kabine değişikliği olur ve Ali Rıza Paşa Hükümeti kurulur. Bu
değişiklik son derece önemlidir çünkü Kürt milliyetçiliğinin ve
ayrılıkçılığının önü kesilecektir.



Amasya Görüşmeleri bunun ilk safhasıdır. Kürtlere özerkliğin ilk belgesi imiş
gibi sunulan Amasya Görüşmelerinde şu karar alınmıştır:



“Beyannamenin 1. maddesinde Osmanlı Devleti’nin düşünülen ve kabul edilen
sınırı Türk ve Kürtlerin oturduğu araziyi kapsadığı ve Kürtlerin Osmanlı
topluluğundan ayrılması imkansızlığı izah edildikten sonra, bu sınırın asgari
bir istek olmaz üzere elde edilmesinin temininin lüzumu müştereken kabul
edildi. Bununla beraber, yabancılar tarafından görünüşte Kürtlerin bağımsızlığı
maksadı altında yapılmakta olan tezvirlerin önüne geçmek için de bu hususun
şimdiden Kürtlerce bilinmesi uygun görüldü.”



Tutanaktan da anlaşılacağı üzere Ankara ile İstanbul’un yeni hükümeti, Kürt
ayrılıkçılığına karşı ortak bir karar almışlar ve kurulacak ya da kurtarılacak
devletin sınırlarının Kürtlerin oturduğu araziyi de kapsadığını
belirtmişlerdir. Bu tutanaktan çıkacak biricik sonuç, Kürtlerin oturduğu
arazide ayrı bir devlet ve özerklik hakkının bu tutanakla reddedildiğidir. Ama
ne hikmetse gördüğü her Kürt kelimesini özerkliğe yoran tarih heveslisi bir
kısım hukuk asistanı bunu tam tersine yormaktadır.



Amasya görüşmesinin teyidi ise Misak-ı Milli’dir. Misak-ı Milli ise, özerklik
değil ulusal bir devlet programıdır. Kuvayı Milliye’nin bu ilk belgesi, aynı
zamanda İstanbul Meclisi’nin son kararında özerklik yoktur! Dahası Misak-ı
Milli için çalışan bir harekete katılan herkes de ulusal devleti kabul etmiş
demektir.



Milli Mücadele’nin Kürtlere özerklik vereceğini söyleyenlerin iddiası aynı
zamanda son derece de komiktir. Kürtler bağımsızlık ve özerkliği zaten Sevr ile
kazanmışlardı. Sevr’e karşı çıkan bir hareketin Sevr’de dayatılan bir maddeyi
savunması olacak şey değildir!



Kaldı ki ne Erzurum, ne Sivas Kongrelerinde de bu yönde alınmış bir karar
vardır. BMM’nin bu yönde aldığı bir karar da yoktur. Özerkliği savunan bir hareketin
bunu bir karar olarak duyurması gerekmez miydi? Komik olmayı bırakın: Mustafa
Kemal sizin gibi gizli bir Kürtçü değildi! Sizin gibi hem tek bayrak, hem de
Kürtler kendi kendini yönetsin diyecek kadar hain değildi…



İngilizlerin Kürtlere özerklik uydurması



Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik vereceği uydurmasının kaynağı ise doğrudan
İngilizlerdir!



Yukarıda bahsettiğimiz gibi Koçgiri isyanının bastırılmasından sonra Meclis’te
Kürt milletvekilleri isyancılara destek çıkarlar. Uzun süren tartışmalardan
sonra Mustafa Kemal’in isyanın bastırılmasını savunan konuşması üzerine
tartışma kapanır.



Ancak İngiliz raporlarına göre bu görüşmeler sırasında Kürtlere özerklik
verilen bir karar alınır. Maddeler şunlardır:



1- Uygarlığın gereklerine uygun olarak Türk milletinin ilerlemesini sağlamayı
hedefleyen BMM, ulusal gelenekleriyle uyum içinde, Kürt milletinin özerk
yönetimini kurmayı üzerine alır.



2- Çoğunluğunu Kürtlerin oluşturduğu bu topraklar için Kürt ileri gelenleri
tarafından bir genel vali, vali yardımcısı ve bir müfettiş seçilebilir.



(…)



4- Kürt ulusal meclisi doğu vilayetlerinde kurulacak ve 3 yıl için
oluşturulacaktır.



5- Özerk yönetim Van, Bitlis, Diyarbakır vilayetleri, Dersim sancağı, bazı
nahiye ve kazaları içine alacaktır.”



Toplam 9 maddelik kanun tasarısı İngilizlere göre kabul edilmiştir!



Ancak İngiliz raporlarının gösterdiği 10 Şubat 1922 tarihinde anılan gizli
oturum yoktur! TBMM Gizli Celse Zabıtları yayınlanmıştır ve orada böyle bir gün
yoktur! Olması da son derece saçma olurdu. Çünkü anılan 9 maddenin Sevr’den bir
farkı yoktur. Kaldı ki Koçgiri isyanını bastıran bir Meclis’in bu kararları
alması da mantıksızdır. Çünkü bu kararları alacak Meclis, mantıken isyancılarla
anlaşır ve istenilen bu hakları verirdi.



İngilizler yetmedi bir de Perinçek…



Atatürk’ün Kürtlere özerklik vereceğine ilişkin ikinci bir iddia ise
İngilizlerden sonra Perinçek’ten gelmektedir. Atatürk 16/17 Ocak 1922 tarihinde
çıktığı İzmit seyahatinde gazetecilerin sorularını yanıtlar. Vakit gazetesi
başyazarı Ahmet Emin Yalman’ın “Kürtlük Sorunu nedir? Bir iç sorun olarak
değinmeniz iyi olur.” sorusuna şu yanıtı verir:



“Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarı için kesinlikle söz konusu olamaz.
Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt öğeleri öylesine yerleşmişlerdir
ki, pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede
ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına
bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir.



(…)



Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok Anayasamız gereğince zaten
bir çeşit özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise kendi
kendilerini özerk olarak idare edeceklerdir…”



Perinçek ve Apo, Atatürk’ün bu demecini Atatürk’ün özerkliği savunduğunun
kanıtı olarak verirler. Oysa Uğur Mumcu’nun da belirttiği gibi Mustafa Kemal
özerklikten değil bir çeşit özerklikten bahsetmektedir. Bu ise, 1921
Anayasasına göre illerin manevi kişiliğe ve özerkliğe sahip olmaları maddesiyle
uyum içindedir.



1921 Anayasasının 21. maddesi şöyledir:



“İl yönetimi yerel işlerde manevi kişilik sahibidir ve özerktir.”



Buradan da anlaşılacağı üzere Atatürk, Kürtlerin kendi kendilerini
yönetmesinden değil illerin kendilerini yönetmesinden bahsetmektedir. Zaten
Kürtlerin yoğunluğundan bahsetmesi de bu nedenledir.



Aslında Atatürk’ün bu açıklamasının özerklik için değil tam tersine Kürt
sorununun kabul edilmemesi için bir dayanak olarak gösterilmesi gerekmektedir.
Gerçekten de bu açıklamasında Atatürk, Kürtlüğü reddetmekte, dahası Kürt sorununu
kabul etmemektedir!



Dahası açıklamaların devamında Lozan’da tartışılan Musul meselesi ele alınmakta
ve şu ifade edilmektedir:



“İngilizler orada bir Kürt hükümeti kurmak istiyorlar. Bunu yaparlarsa, bu
düşünce bizim sınırlarımız içindeki Kürtlere de yayılır. Buna engel olmak için
sınırı güneyden geçirmek gerekir.”



Yani Atatürk bizim sınırlarımız içindeki Kürtlerin olası bir talebine karşı
olduğunu çok açık bir şekilde ifade etmekte bu nedenle de Musul’u vermemeyi
savunmaktadır! Nitekim Lozan’da Türkiye, Kürt meselesinin konuşulmasını dahi
kabul etmemiştir! Çünkü Türkiye için artık böyle bir mesele yoktur!




2-) Mustafa Suphiyi Atatürk Öldürdü Palavrası;



Klasik Komünist üfürmesidir. Türklük karşıtı, Turancılığı bir hayal ve
Faşist bir düşünce olarak gören Komünistlerin Atatürk’ün öldürdüğünü iddia
ettikleri Mustafa Suphinin Turancı bir kişiliği olduğundan bi haber olamaları
oldukça komiktir. Hele Komünizmden, yada kendi tabirleriyle; Gominizmden zerre
hoşlanmayan bağnaz tayfanın Atatürk’ü karalamak adına Mustafa Suphiye bu kadar
değer vermesi çok daha komiktir.



Birincisi; Daha öncede bu forumda tartışmıştık, Mustafa Suphi Enternasyonalist
değil, Turancıdır. Sultan Galiyev ile yakın ilişki içerisindedir. Orta Asyadaki
Türk yurtlarının bağımsızlığı için çalışan Turancı Mustafa Suphiyi Atatürk
neden öldürtsün?



Haa Mustafa Suphi Sosyalistti, Atatürk o yüzden öldürttü diyenlere soralım;
Yaşadığı dönem içerisinde Şefik Hüsnü, Hikmet Kıvılcımlı, Sabiha-Zekeriya
Sertel gibi Komünistlere hiç dokunmayan Atatürk’ün, diğerleri gibi
Enternasyonalizm yerine Turancılığı benimseyen, üstelik Mart 1919’da Komünist
Enternasyonal’in Birinci Kongresi’nde Ermenilerin Türk emekçisini, Türk
fukarasını ve köylüsünü katlettiğini söylemekten çekinmeyen, her fırsatta
Moskova’yı Taşnak ve Kürt aşiret örgütlerine karşı Ankara’yı desteklemeye ikna
etmek için uğraşan, yayınladığı bildirilerde; “Emperyalistler hesabına
Anadolu’yu arkasından vurmaya hazırlanan alçak Taşnakların nasıl Anadolu’nun
azimli ve imanlı ordularınca ezildiğini” anlatan, Türk birliklerinin 28 Eylül
1920’de Ermenistan’a doğru başlattığı taarruzu destekleyen, üstelikte
Ermenistan’ı her zaman için Anadolu Türklüğü ile Rusya’daki Türk halkları
arasındaki bir engel olarak gören birisini mi Atatürk öldürtmüştür? Şaka yapıyor
olmalısınız. Umarım Atatürk’ü karalayacağım diye bir daha bu zırvalıklarla
karşımıza gelmezsiniz. Azmediniz, çalışınız, belki daha yaratıcı, yutulur
cinsten yalanar bulursunuz.




3-) Atatürk Din Karşıtıydı, Ezanı Türkçe Okuttu, Tekke Ve Zaviyeleri
Kapattı, Bir Sürü Müslümanın Canına Kıydı.




Hep aynı teraneler. Atatürk’ün Ezanı Türkçe okutması nasıl oluyorda din
karşıtlığıyla ilişkilendirilebiliyor? Ezan Arapça okunacaktır, başka dilde
okunması günahtır diye saçma bir anlayış olur mu? Allah Arap Milliyetçisi,
Baasçımıdır ki illa Ezanın Arapça okunmasını şart koşsun? Az biraz mantığını
kullanan, aklını kullanan ve kafasını çalıştıran insan bunun fakına varır.
Ezanı illa Arapça okuyacaksınız diyen bir Tanrı olamaz. İslam Arap
topraklarında ortaya çıkmış olabilir, ama bu Ezanın Arapça okunmasını
gerektirmez. Ezan her dile çevrilebilir ve okunabilir. Şahsen Ezan Arapça
okunmalıdır da ısrar edenlere bir soru; Kaçınız Ezanda neden bahsedildiğini
anlıyorsunuz? Kaçınız Ezanın Türkçe anlamını sözlüklere bakmadan biliyorsunuz?
Bilmediğiniz bir dil yerine devletinizin resmi dili olan Türkçe ile Ezan
okunmasında ki mahsur ne? Atatürk ve arkadaşları Ezanı Türkçeye çevirerek size
çok büyük iyilik yapmışlardır ama sizin gibi Arapçılar bunu anlamamakta her
daim ısrar etmişlerdir.



Tekke ve Zaviyelere gelince; Bu kurumların gerici olması, bu kurumlardan Şeyh
Sait gibi, Derviş Memed gibi asker katili Vatan hainlerinin çıkması Tekke ve
Zaviyelerin kapatılması için yeterli bir sebeptir.



Ayrıca; Dincilerin bir diğer palavrası da Atatürk’ün Müslüman katili olduğunu
sanmalarıdır. Atatürk Müslüman değil, yobazların karşısındadır, eğer o Müslüman
dediğiniz hainler, Atatürk ile, Kuva-i Milliyeciler ile birlik olupta ortak
düşman olan İngilizlere karşı savaşmak yerine, ortak düşman İngilizlerle ve
onların maşası Yunanlılarla birlik olup, Yunan ordusunun askeri eğitim
kamplarında eğitim görüyorlar, daha sonrada aldığı eğitimleri pratiğe dökerek
isyanlar çıkarıyor, Emperyalistlerin işini kolaylaştırıyorlarsa, Aydın bir
Öğretmen olan Asteğmen Kubilayın başını kesmekten çekinmiyorlarsa bunların
öldürülmelerine üzülenlerde haindir. Kimse kusura bakmamalıdır; Devlete hainlik
etmenin cezası yağlı ilmektir.




Şimdilik bu kadar. Başka iftira çürütmek isteyenler olurlarsa buyursunlar,
bekleriz.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet