Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Atatürk; ‘Ne Yapmış ki’ dıyenlere Paul Henze’nin
yanıtı : Atatürk Neler Yapmadı !!


Yazan:
Paul B. Henze*


Çeviri:
Doç. Dr. Gül Celkan


*Paul B.Henze ABD’de RAND’ın Washington ofisinde görev yapmakta
olan ve 30 yıllık meslek yaşamı boyunca aralarında Türkiye’nin de bulunduğu pek
çok ülkede sefaretlerde büyükelçi olarak çalısmış bir diplomattır.


Tarihe mal olmuş kişiler yani büyük devlet adamları genellikle
başarılarıyla anılırlar.  Mustafa Kemal’inde başarıları
sayılamayacak kadar çoktur.  Onun en büyük eseri demokratik ve ekonomik
dinamizmin en güzel örneği olan Türkiye Cumhuriyeti 75.yılını
kutlamaktadır.  Her nekadar onu kaybedeli 60 yıldan fazla olmuşsa da Türk
ulusu onu her zaman saygıyla hatırlayacak ve yolundan yürümeye devam edecektir. 
20.yüzyılda yaşamış başka hiçbir liderin başarıları bu denli unutulmaz
olamamıştır.  Pek çoğu halklarını sürükledikleri felaketlerden dolayı
nefretle anılmaktadır: Lenin, Stalin, Hitler, Mussolini, Horthy, Nasser,
Nkrumah, Toure, Peron, Franco, Castro en bariz örnekleridir.


Amerikalı ve Avrupalı hayranları tarafından sanki birer aziz gibi
tapılıp yükseklere çıkarılan bu kişiler daha sonra hem kendi ülkelerinde hem de
yurt dışında akıl almaz vahşet örnekleri göstermişler ve hem kendi ülkelerinin
insanlarına hem de başkalarına yaptıkları kötülük büyük olmakla kalmamış ve
etkileri çok uzun sürmüştür.  Atatürk çağdaşlarının içine düştüğü bu
tuzaklara düşmemiştir.


Aşırı
Milliyetçilik







Atatürk bir zamanlar dünyaya hakim olan bir imparatorluğun kalıntılarından bir
millet yaratmış ve halkının Türk olarak tanınmaktan gurur duymasını
sağlamıştır.  Geçmişlerinin bilincinde olarak yaşamalarını ve mükemmel bir
istikbalin onları beklediğine inanmalarını ikna edebilmiştir.  Ancak
Atatürk’ün dikkat ettiği nokta dünya savaşları sırasında doğu Avrupa’yı etkisi
altına alan ve birbirlerinden nefret ettiren baskı yöntemi uygulayan
milliyetçilik hareketlerinden kaçınmıştır.  Atatürk’ün tasvip etmediği
milliyetçilik Balkanları ve de Arap dünyasını kasıp kavurmaktadır. 
Atatürk Türk gençliğine komşularından nefret etmelerini öğretmemiştir. 
Her çeşit aşırılığa karşı koymuş ve yabancı yerlerde maceralara atılmak
isteyenleri bu isteklerinden vazgeçirmiştir.  Türk ulusuna 1923 Lozan
Anlaşması ile çizilmiş olan hudutlar dahilinde kalan topraklarda  mutlu
bir hayat sürmelerini telkin etmiş ve başka yerlerde bunu aramamalarını
öğütlemiştir.


Saltanatın
Yenilenmesi


Atatürk Osmanlı İmparatorluğunu yeniden diriltmeyi hiçbir zaman
düşünmemiştir.  İmparatorluğun sahip olduğu doğu daki, batıda ki,
güneydeki topraklara hiç bir zaman göz dikmemiş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin
Balkanlarda, Orta Asya da veya Kafkaslarda yaşayan Türkleri temsil etmediğini
söylemiştir.  Türklerin sahip olduğu toprakları ekip biçmeleri mamur hale
getirmeleri gerektiği inancını taşımaktaydı.  Dönemin Yunan cumhurbaşkanı
Venizelos ile anlaşıp uluslararası dözlemcilerin denetiminde nüfus mübadelesini
gerçekleştirmiştir.  Musul ve Hatay konularında alınan uluslararası
kararlara saygı duymuş ve Kabul etmiştir.  Halbuki aynı dönemde Mussolini
yeni bir Roma İmparatorluğu kurmaya çalışıyor ve Etyopya’ya çok kötü
davranıyordu.  Atatürk emperyalizm gibi yanlış uygulamalara sapmamış ve
milletinin  bu gibi hatalı maceralar uğruna peşinden sürüklememiştir. Atatürk, 
Hitler’in ırkçılığından ve Semitizm karşıtlığından nefret ediyordu. Onun Türk
gençliğine hitabesinde söylediği  çalışkanlık, gururlu ve kendinden emin
olma gibi vasıflar ırkçı anlamda kibirli olmak  demek değildi.


Utopik
Ekonomi


Yeni ve genç Türkiye gelişirken ve modernleşirken çok az dış
yardım almıştır.  1920 lerde 30larda ne Dünya Bankası, ne IMF, ne UNDP ne
de maddi katkı sağlayacak başka bir uluslararası kuruluş vardı.  Gelişmiş
ülkelerin maddi katkı sağlamaya yönelik ekonomik programları yoktu. 
Atatürk Türkiyesi kendi yağıyla kavrulmaya mecburdu.  Atatürk devlet
sistemine başvurmaktan başka bir şey yapamazdı.  Devlet iktisadi
kuruluşlarının öncülüğünü yapmış, ancak bunları en ideal çözüm olarak
göstermemiş veya bunların kalıcılığını  haklı gösterecek bir dogma
geliştirmemiştir. Sosyalizm, anonim şirketçilik veya bunlar gibi dönemin moda
olan ekonomik doktrinleri onun ilgisini çekmemişti.  Sovyetler Birliğinden
biraz maddi katkı almış ancak Sovyet sisitemini taklit onu sıkmıştır. 
Özel girişimcilik Atatürk’ün zamanında yayılmaya başlamış ve ülkenin 
gayri safi hasılasının yarısı Atatürk’ün yaşamının son yıllarında özel
sektörden gelmekteydi. Türkiye bu gün sahip olduğu zenginlikleri o günlere
borçludur.


Şiddet


Lenin ve takımı iktidarı ele geçirir geçirmez şiddet nir siyasi
adet haline gelmiştir.  Daha az komunizm taraftarı liderler onu taklit
etmişlerse de Stalin’in daha sonra da Mao Zedong ve Pol Pot’un uyguladığı
şiddet aşırılığa kaçmıştır. Hitler şiddeti kendi toplumunu daha sonar da ele
geçirdiği ülke topraklarını idare etmek için bir vasıta olarak
kullanmıştı.  Her ne kadar şiddet miras aldığı toplumda varolan bir olgu
olsa da Atatürk bundan kesinlikle kaçınmış ve sınıf kavgalarının çıkmasına
meydan vermemiştir.  Ne toplu tutuklamalar yapmış, ne toplama kampları
kurmuş ne de köylüleri topluca köylere sürüklemiştir.  İnsanlar Atatürk
Türkiyesinden kaçmamışlardır.  Aksine Hitler’den kaçan Yahudiler gibi
Komunizmden kaçan mülteciler de Türkiye’ye sığınmışlardır. Atatürk muhalifleri
idam ettirmemiştir. Çok nadir durumlarda, ki bu isyan veya vatana ihanet
şeklinde tezahür ederdi, en ağır cezai müeyyideleri uygulatmıştır.  Hukuğa
karşı saygılı olmuş ve vatandaşların kanunlar karşısında eşit olduğunu kabul
etmiştir.  Türk hayatına getirdiği yenilik hareketlerini güç kullanmak
yerine örneklemelerle ikna yoluna gitmiştir.  Kuralcıydı ancak uyguladığı
metodlarında sabırlıydı.   Reformlarının gerçek anlamda kabulu ve
hayatın bir parçası olması kendisinden sonra gelen nesiller sayesinde olmuştur.


Şanlı Ordu


Atatürk askeri dehasıyla büyük başarılara imza atmış bir lider
olsa da orduyu toplumun üzerimde tutmamıştır, yükseklere çıkartmamıştır.
Cumhurbaşkanı seçilince üniformasını çıkartmış ve  sivil görevlere gelen
tüm askerlerin de aynı tutum ve davranış içinde olmalarını istemiştir. 
20. yüzyılda alışılagelmiş olan askeri devlet otoritesi onun kurduğu hükumette
mevcut değildi.  Atatürk Türkiye’sinde askerin imtiyazı yoktu ama
sorumluluğu çok fazlaydı.  Onlara öğretilen  kendilerini ülkenin
çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması için gereken fedakarlık ve bağlılık
timsali olmalarıydı.  Onlar Cumhuriyetin bekçileriydiler, ve ancak
cumhuriyet tehlikeye düşerse harekete geçmeleri konusunda
bilinçlendirilmişlerdi.  Huzur ve sükunu sağladıktan sonra da sessizce
kenara çekilmeyi de biliyorlardı.


Liderlik ve
Güç


Atatürk bir diktatördü ancak bunu bir hükumet etme şekli olarak
kurumsallaştırmamış veya diktatörlüğü en ideal yönetim biçimi olarak
göstermemiştir.  Hatasız olmadığı iddiasında da hiçbir zaman
bulunmamıştır.  Yeni bir doktrin kuruyor olma  iddiasında da hiçbir
zaman bulunmamıştır.  Türkiye Cumhuriyetini çağdaş anayasal sistemler
çerçevesinde yapılandırmıştır.  Avrupa hukuk sistemlerini Türk hukuk
sistemine uyarlamaya çalışmış ve Türklerin medeni dünyanın hukuk sistemlerine
doğru bir atılım yapmaları gereğini savunmuştur.  İki defa iki patili
system kurmaya çalışmış ancak ikisi de başarısızlıkla sonuçlanmıştır.  Ne
Türkiye ne de kendisi henüz çok partili hayata alışık değildi.  Ancak
demokrasinin gelişebilmesi için kurumların gerektiğini biliyordu  ve
bunları oluşturma yolunda büyük çabalar sarfetti.  Döneminin komunist ve
faşist liderlerinin aksine, demokrasinin veya cumhuriyet hükumetinin
yaptıklarının küçük düşürülmesine veya kötülenmesine hiçbir zaman meydan vermedi. 
Atatürk kendini enerji dolu bir yenilikçi olarak görmekteydi.  Tarihin ve
kaderin seçtiği bir ulu kişi olarak bilinmek, anılmak  istemiyordu. 
Şehirlere kendisinin veya silah arkadaşlarının isimlerinin verilmesini asla
istemedi.   1930 Avrupasında liderler güçlerini arttırma politikası
izlerlerken ve bu da dünyanın bazı bölgelerinde taklit edilirken, Atatürk temel
inançlarından taviz vermemiştir. Hayata gözlerini yumduğu zaman arkasında bir
miras bırakmıştı ve yeni nesiller bu mirası kuşaktan kuşağa taşıyacaklardı.  
Ve bu miras yıllardır geliştirilerek günümüze kadar gelmiştir.


20.yüzyıl devlet adamları içinde hakkında bu gibi şeyler
yazılabilecek bir başkası yoktur.  Atatürk yeni kurulacak milletlere de
bir örnek oluşturmaktadır.  Bazıları bunu yaptıklarını söylemektedir. 
Atatürk’ün yaptıklarını ve yapmadıklarını çok iyi incelemeliler ve kendi
yollarını ona göre çizmelidirler.  Atatürk yenik düşen ve tüm itibarını
kaybetmiş bir imparatorluğun kalıntılarından bir millet yaratmanın ve tüm
öngördüğü reformların yapılabilmesi için en az iki veya üç kuşak geçmesi
gerektiğinin de bilincindeydi.  Cerbezeli sloganlardan ve ideolojik
kestirmelerden hoşlanmazdı. Ne kendini ne de milletini asla aldatma yoluna
gitmemiştir.  Dünyayı tüm dürüstlüğüyle karşısına almıştır. Günümüzde yeni
kurulmakta olan devletlerin liderlerinin yaptığı gibi,  hiçbir zaman
dıştan gelen telkinlere, tavsiyelere kanmamıştır.  Atatürk döneminde ne
Uluslararası Af Örgütü, ne İnsan Hakları Mahkemesi, ne de demokratikleşme
çığırtkanlığı yapan onlarca kuruluş yoktu.  Olmuş olsalardı dahi
Atatürk’ün onların etkisi altında kalacağı kuşkuludur.  Bu kuruluşlar
Atatürk’un yapmayı başardığı işlerde pek etkin olamazlardı.  Atatürk
tarihine baktığımız zaman sadece bugünün liderlerine değil onlara yardım
ettiklerini iddia eden kişilerin veya onları eleştiren kişilerin de almaları
gereken pek çok ders olduğunu görmekteyiz.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış