• ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// Dr. M. Galip Baysan : (1920 YILININ İLK AYLARINDA) MUSTAFA KEMAL VE JEOPOLİTİK DÜŞÜNCELERİ
  • Yayın Tarihi : 5 Mart 2018 Pazartesi
  • Kategori : ATATÜRK & MİLLİYETÇİLİK & CUMHURİYET REJİMİ & KUVAYI MİLLİYE


Milli Mücadele döneminin 1919 ve 1920 yılları, büyük hazırlıklarla geçen, ne olacağı bilinmeyen bir yol üzerinde bin bir zorlukla mücadele edilen bir hazırlık dönemidir. Bu yıllar; tıpkı Türkiye gibi Rusya’da da köklü siyasal ve sosyal değişimlerin oluşturulduğu bir dönemdir. Her iki ulusun sorunları birbirine çok benzemektedir. Türkiye yabancı güçlerin işgali altındadır ve ordusu darmadağın edilmiş Türk Milliyetçileri hem düşman ülkeler ve hem de onların kuklası haline gelmiş yöneticilerin dinsel yollar kanalıyla ülkenin her yanında başlattıkları iç isyanlarla mücadele etmek mecburiyetindedir.

Rusya’ya gelince; dış güçlerin işgali yoktu ama yeni kurulan Sovyet Rejimine karşı Çarlık taraftarlarının başlattığı bir iç savaş vardı. Dış güçler bu yeni sosyalist iktidara karşı Çar taraftarlarını desteklemekteydiler. Bolşevikler hem tüm ülkede egemenlik kurmak ve hem de düşman ülkeleri hudutlarından uzakta tutmak istiyorlardı.

Bu kritik dönemde Türk halkının ihtiyacı olan şey; çevresindeki olayları en doğru şekilde değerlendirecek kapasitede büyük ve güçlü devlet adamlarına sahip olmak idi. Ulu Tanrı; ezilen Türk Halkının dualarını kabul etmiş olmalı ki Mustafa Kemal adındaki genç bir General İstanbul’dan Anadolu’ya doğru görevle yola çıktı. Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya ayak bastığı ilk günlerden itibaren Kuzey komşu ile ilişkilere özel bir önem verdi.

Daha Havzada iken Semen Mihailoviç Budenny başkanlığında bir Sovyet heyeti ile görüşmeler yapmıştı. Budeni’nin ziyaretinin değişik nedenleri vardı ama bu ziyaret Mustafa Kemal açısından çok yararlı olmuştur. Onun açıklamaları sayesinde, kendi iç mücadelesiyle boğuşan Sovyetler bundan sonraki günlerde Türklere neden yardım etmelerinin gerektiğini anlamış oldular. Çünkü Miralay ( Albay) Budeni hem Lenin’in, hem de Stalin, Troçki gibi Sovyet liderlerinin sempatisi olan bir insandı. Böylece müşterek düşmanlara karşı Sovyetlerle işbirliği yapmak ve maddi ve manevi destek sağlamak imkânı doğmuş oldu.(1)

Budyeny’nin Havza’ya gelmesinin bir başka nedeni de Trabzon’da, Rus Ordularının geri çekilirken bıraktığı 70 milyon ruble değerindeki silah, cephane, teçhizat ve demiryolu malzemesi, çeşitli motorlar, makine parçalarıyla ilgiliydi. Mütareke hükümlerine göre bu malzemelere İngilizler el koymuşlardı. Bunu da Rus iç savaşında destekledikleri Denikin yanlılarına devretmişlerdi.

12 Mayıs 1919’da Denikin taraftarı bir Rus subayı Trabzon’a gelmiş, bu malzemenin bulunduğu ambarları incelemiş, kendi ihtiyaçlarını almak istediğini bildirmiştir. Sorumlu İngiliz subayı İstanbul’dan emir gelmeden bir şey veremeyeceğini söyledi. Olayın Mustafa Kemalin müfettişlik bölgesinde olması onu da ilgilendiriyordu.(2)

Osmanlı Bakanlar Kurulu ganimet olarak alınan bu malzemelerin geri verilebileceğini, ayrıca Ordunun ve halkın aç kalmaması için yiyecek malzemelerinin verilmemesi, üstelenmesi halinde İtilaf devletlerinin temsilcileri ile görüşmeler yapılmakta olduğunun söylenmesi ve bu temsilcilerle temasa geçirilmesini kararlaştırdı.

Büyük bir olasılıkla o günlerde Denikincilerle Kuzeydoğu Karadeniz’de Kuban bölgesinde çarpışan Budyeninin bu malzemelerin onlara verilmemesi için 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal‘le görüşmeye gelmiş olması mümkündür. (3) O günlerde Sovyet İhtilali henüz Rusya’nın her yanına hâkim olamamıştı. İhtilalcilerin, Çarlık Rusyası ile Avrupa devletlerinin yaptığı anlaşmaları tanımaması, gizli anlaşmaları ifşa etmesi ve 1917’de savaşı terk etmesi nedenleri ile bu devletler ihtilalcilere düşman kesildiler. İhtilal karşıtı olan Beyaz Rusları silahlandırarak ihtilalcilerin karşısına çıkardılar.

Sovyetler Birliği; doğusunda Japonya, batısında Avrupalı düşman devletlerle çevriliydi. Güneyindeki tehlike de Anadolu’da başlayan bir Kurtuluş savaşı ile önlenebilecekti. Eğer işgal kuvvetleri Anadolu’daki hareketleri kontrol edebilirlerse bu kez Sovyetler Birliğine yöneleceklerdi.

Avrupa Devletlerinin Rusya’da bulunan birçok şirketlerini, fabrikalarını, petrol rafinelerini devletleştiren ihtilalciler, bunların ekonomik ilişkilerinde rol oynayan Rum ve Ermenilerden oluşan kolonileri ülke dışına çıkarmışlardı. İhtilalcilerin bu tutumu Avrupa’da büyük bir ekonomik bunalıma yol açtı.

Kapitalist Avrupa devletleri, böylelikle Rusya’dan sağlanan enerji kaynaklarından (petrol, kömür) yoksun kalmalarının yanı sıra, önemli bir ticari potansiyeli olan Karadenizi de kendilerine kapatan Sovyet Devrimine karşı, Karadeniz kıyılarında bir Pontus Devleti, Doğu Anadolu’da da bir Ermeni Devleti kurmaya çalışıyorlardı.

Sovyetler Birliği Anadolu’da başlayan hareketlenmeyi, İşgal güçlerinin bu girişimlerini engelleyip, ortadan kaldıracak bir hareket olarak ele alıyor ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyordu. (4)

1920 Yılının ilk günlerinde,, Mustafa kemal ve Sivas temsil heyeti Ankara’da ayakta kalma mücadelesi verdiği ve İstanbul’daki Osmanlı Mebuslar meclisinin Misakı Milliyi ilan ettiği günlerde; Rusya’da Çar taraftarı General Denikin’i yenmiş olan Bolşevikler Kafkasya’yı ele geçirmenin imkanlarını arıyorlardı. Bu dönemde Bolşeviklerin Kafkaslara el atmasını önlemek amacıyla alınacak önlemleri görüşmek için İngiltere, Fransa ve İtalya Başbakanları (Lloyd George, Clemencau ve Nitti) ile Amerikan ve Japon temsilcileri, 19 Ocak 1920’de Paris’te bir toplantı yaptılar. Bu toplantı sırasında Fransız Genelkurmay Başkanı Mareşal Foş ile İngiliz Genelkurmay Başkanı Mareşal Henry Wilson’un görüşleri öğrenilmek istendi.

Her iki generalin görüşüne göre; Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan’ı Bolşeviklere karşı savunmak için en az üç tümen (60.000 kişi kadar bir kuvvet) gerekeceği düşünülmekteydi.(5) Yapılan görüşmelerde bu kuvveti hiçbir devletin göndermek istemediği anlaşıldı. Bunun anlamı açıktı, artık Kafkaslar kolaylıkla yeniden Rus boyunduruğu altına girebilecekti.

Durumu ve siyasi gelişmeleri çok yakından inceleyen Mustafa Kemal Paşa, İtilaf Devletlerinin maksat ve niyetlerini gerçeğe yakın bir ölçüde değerlendirmiş ve Heyeti Temsiliye’nin faaliyetlerini ona göre şekillendirmişti. Şöyle ki:

1. İngiltere-Fransa arasında Almanya ile yapılan barış anlaşması nedeni ile hoşnutsuzluk başlamıştır.(6)

2. İngiltere Avrupa’da dengeyi sağlarken, Rusya’da Bolşeviklerle Çar taraftarları arasındaki mücadelede yapılabildiği ölçüde Çarcıları desteklemekte ve Kızılların üstünlük sağlamaları halinde, Ruslarla kendi toprakları arasında bir Kafkas Devletler Topluluğu oluşturmaya çalışmaktadır.

İngilizler öncelikle Doğu Anadolu’da kurulacak yeni Ermeni Devletinin koruyuculuğunu Amerika’ya vermek suretiyle, hem küskün Amerikalıları mutlu etmek, hem de Amerika’nın desteğindeki güçlü bir Ermenistan yaratmak istemektedirler. Bunun gerisindeki toprakları Fransızların sorumluluğuna bırakarak ve bir kıyıda küçük bir Kürt devleti yaratarak İmparatorluğun Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’daki eski ve yeni sömürgelerini çok katlı bir emniyet altına almış olacaktır.(7)

3. İtalyanlar hem İzmir meselesinden küskün, hem de kendi iç sorunları nedeniyle endişeli idiler. ( Bilindiği gibi İtilaf devletleri İtalya’yı Savaşa sokabilmek için ödül olarak önce Rodos ve 12 Ada ile birlikte Antalya ve Akdeniz sahillerini ve daha sonra 1917 yılında yapılan St Jean de Maurien anlaşması ile İzmir- Konya hattının güneyini vermeyi vaat etmişlerdi. Buna rağmen sözlerinden cayıp İzmir ve Ege Bölgesini Yunanlılara vermek istemeleri İtalyanları küstürmüştü.)

4. Ayrıca İngilizlerin İrlanda, Hindistan gibi topraklarında, Fransızların Suriye ve Güney Anadolu’da sorunları vardı.(8)

5. Bu ülkelerin kamuoyları, kendi çocuklarının yeniden savaşlarda ölmesini, hükümetler de ağır askeri masraflara girişilmesini istemiyorlardı.(9)

6. Bütün bu nedenlerle işgalciler sorunu bir tek evlatlarının bile kanını akıtmadan, korku ile gözdağı vererek, kendilerine yaltaklanan yerli ( Türk ve azınlık) unsurları kullanarak, en akıllıca ve en ucuz bir şekilde halletme imkânını araştıracaklardır. Bunun için; (10)

a. Öncelikle Kafkasya’da Bolşeviklerle Türkler arasında bir tampon bölge oluşturulmasına izin verilmeyecek,

b. İşgalcilerin “dini duyguları istismar edecek propagandalarının” ülke içine yayılması önlenecek,

c. Halk, devamlı aydınlatılıp, bilgili kılınacak,

d. İşgalcilerin Yunan Ordusunu kullanmalarına karşı askeri bakımdan hazırlıklı olunacaktı,

e. Uzun vadede uygulanacak strateji; Doğu’da istikrarın sağlanması, Güney’de tacizlere, halk tipi mücadeleye devam, Batı’da askeri bir harekatla kesin sonuca ulaşmak olacaktır ve Anadolu insanı bunu başarabilecek klasta ve kapasitede bir toplumdur. (Milli Mücadele Dönemi incelendiğinde; TBMM Hükümetlerinin mücadeleyi bu konseptle yürüttüğü görülecektir. Doğuda Ermeni ordusu yenilerek istikrar sağlanmış, Güneyde askeri birlikler yerine Halk Mücadeleleri teşvik edilmiş, imkânsızlıklar içinde kurulan sınırlı sayıdaki Ordu ile Yunan kuvvetleri ile savaşılmıştır.)

İşte 1920’nin ilk aylarında İngilizler ve müttefiklerinin endişelerinin nedeni bu ve Misakı Millinin bu amacı sağlayacak şekilde kabul edilmesi olmuştu. Bu endişe onları İstanbul’un fiilen işgaline doğru sürüklerken, Mustafa Kemal, gelecekte olabilecek düşmanca hareketlere karşı ulusunu korumak için alınması gereken tedbirleri düşünmekte ve planlamaktaydı.

DİPNOTLAR:

(1) ( Hüsamettin Ertürk: İki Devrin Perde Arkası. Haz. Semih Nafiz Tansu, s. 341-342 ( İstanbul-1957)

(2) Şenol Katkat: İlk Kıvılcım, S. s.212-213 ( Samsun-2012)

(3) Aynı Eser, s.214

(1) Hikmet Bayur: xx Yüzyılda Türklerin Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri, s.178 (TTK, Ankara–1989)

(2) Jorge Blanco Vilalta, Atatürk, s.247 (Türk Tarih Kurumu, Ankara–1979)

(7) Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, s.464 (İstanbul–1960), Komutan Atatürk, s.480–482, Milli Kurtuluş Tarihi-I, s.164–165

(8) Bknz. Mili Kurtuluş Tarihi-I, s.170–172; Rusya’daki gelişmelerin Batı dünyası ile ilişkileri için bknz. W.S. Churchill, Aftermath

(9) M. Philips Price, Türkiye Tarihi, s.127 (Ankara–1969)

(10) C. Erikan, Komutan Atatürk, s.480–483; S. Selek-II, s.326–328

Dr. M. Galip Baysan

İLK KURŞUN