Dr. Cengiz Topel MERMER : Çin – Hindistan
krizinin perde arkası : Küresel gelişmelerden bağımsız değil
 

19 Haz 2020




Röportaj


Çin ve Hindistan sınırındaki egemenlik
tartışmaları askeri gerilime dönüştü. Onlarca Hint ve Çin askerinin ölmesi ile
sonuçlanan kriz sonrası, her iki ülkenin Himalaya Dağları’nın batısındaki
Ladakh bölgesine çok sayıda mühimmat ve birlik sevk etmesi kaygıları da
arttırdı….


Koronavirüs salgını tüm
dünyayı etkisi altına almışken, Çin ve Hindistan arasında büyük bir askeri
gerilim yaşanıyor. Dünyanın en kalabalık nüfuslarını barındıran ve nükleer güç
olan iki ülkenin sınırlarında yaşanan bu gerilimde onlarca asker hayatını
kaybederken, gözler bölgedeki sıcak gelişmelere çevrildi. Peki bu kriz nasıl patlak
verdi? İki ülke arasında yaşanan sorunların perde arkasında ne var? Uzmanlar,
sınır anlaşmazlığı ve tarihsel rekabetin öne çıktığı gerilimin, ABD’nin Çin’e
yönelik başlattığı soğuk savaş sürecinden bağımsız olmadığını düşünüyor.


 

Çin ve Hindistan sınırındaki egemenlik tartışmaları askeri gerilime dönüştü.
Onlarca Hint ve Çin askerinin ölmesi ile sonuçlanan kriz sonrası, her iki
ülkenin Himalaya Dağları’nın batısındaki Ladakh bölgesine çok sayıda mühimmat
ve birlik sevk etmesi kaygıları da arttırdı.



Peki, Hindistan ve Çin arasındaki krizin perde
arkasında ne var? Bu askeri gerilimin kaynağı ne?


 

Yeni Şafak’a değerlendirmelerde bulunan Güney Asya uzmanı Dr. Cengiz Topel
Mermer, “Hindistan ve Çin arasındaki sınır anlaşmazlığı toprak temelinden
çıktı, ancak sorunun tarihi bir zemini var. Sorunun temelinde, Çin
İmparatorluğu, Rus Çarlığı ve İngiliz Hindistan’ı arasında 19. asırda
Himalayalar’da yaşanan rekabet yatar. Bunların yanında yeni krizin ABD’nin
Çin’e karşı başlattığı soğuk savaş ile net bir bağı var. 2000’li yılların
başından itibaren ABD Çin’e karşı Hindistan’ı denge unsuru olarak görüyor ve
her alanda destekliyor. Bu da Çin’ e karşı güvenlik endişesi taşıyan ve 1962
savaşında toprak kaybeden Hindistan’ı cesaretlendiriyor” ifadelerini kullandı.

 

ABD Hindistan’ı Denge Unsuru Olarak Görüyor

 

“Bu kriz ABD’nin Çin’e yönelik baskı politikasının bir parçası mı yoksa
gelişmelerden bağımsız mı?” sorusuna yanıt veren Topel, “Yeni krizin
ABD’nin Çin’e karşı başlattığı soğuk savaş ile net bir bağı var. 2000’li
yılların başından itibaren ABD Çin’e karşı Hindistan’ı denge unsuru olarak
görüyor ve her alanda destekliyor. Bu da Çin’ e karşı güvenlik endişesi taşıyan
ve 1962 savaşında toprak kaybeden Hindistan’ı cesaretlendiriyor. Nitekim son
krizin altında; ABD’nin desteği ile hareket eden Hindistan’ın Ladak Bölgesi’nde
başlattığı yol. inşa ve alt yapı geliştirme çalışmaları yatıyor”
ifadelerini kullandı.

 

Çin ve Pakistan İlişkisi Hayati Önemde

 

Çin ve Pakistan arasında güçlenen ilişkilerin bu askeri gerilimden bağımsız
olmadığını vurgulayan Topel, şöyle devam etti:

 

“Çin ve Pakistan’ın ittifak ilişkisi her ikisi için de hayati önem
taşıyor. Çin finansmanı ile 2002 yılında geliştirilmeye başlanan Pakistan’ın
Belucistan Eyaleti sahilindeki Gwadar Limanı’nın, ÇPEK (Çin-Pakistan Ekonomik
Koridoru) Projesi ile Şincan Uygur Özerk Bölgesi başkenti Kaşgar’a uzanması iki
ülkeye de ticari, idari, askeri vs birçok alanda büyük değer katarken
Hindistan’ı da aksi yönde dezavantajlı kılıyor. Çin, 1962 savaşında işgal ettiği
Ladak bölgesindeki Aksai Chin Çölü’nün yüksek noktalarında gözetleme noktaları
inşa ederek, Pakistan-Şincan-Tibet bağlantı yollarını güvence altına alma
noktasında taktik saha avantajı kazanmış durumda. Hindistan, Ladak Bölgesi’nde
başlattığı yol. inşa ve alt yapı çalışmaları ile Çin ile Pakistan’ın fiziki
irtibat kurduğu Karakurum Geçidi’ne ulaşım sağlamayı hedefliyor, Şimdiki krizin
temeli de aslında bu. Son krizin başlangıcına yönelik detaylar ortaya çıktıkça;
Hindistan’ın 1962 yılında yaşadığı kaybın zafiyetini gidermeye çalıştığı, ancak
bunun Çin askerleri tarafından engellendiği anlaşılıyor.”

 

Koronavirüs Süreci Gelişmelerde Etkili Oldu

 

Bunun yanında küresel gelişmeler de sorun üzerinde oldukça etkili. Pandemi
mücadelesinde büyük can kayıpları yaşayan Batı dünyasının, pandeminin
çıkışındaki rolü nedeniyle Çin’i baskı altına almaya başladığı bir dönemde
çıkan Çin-Hint sınır krizi tesadüfî değil. Pandemi nedeniyle üzerine gelecek
baskıyı gören Çin şimdiden önleyici tedbirler almaya çalışıyor. Çin, pandemi
ile mücadelenin ilk safhasını başarı ile atlatmış durumdayken Hindistan’ın
pandemi sürecinin ilk safhasını halen tamamlayamadığı ve süreci başarılı
yürütemediğini de dikkate almak gerekir.



Hindistan Müslümanları Ötekleştirmeye Devam
Ediyor


 

Pandemi sürecine iç ayrışma ve şiddet olaylarıyla giren Hint Yönetimi
Müslümanları ötekileştirme politikasına devam ederken fay hatlarını ısıtmayı da
sürdürüyor Keşmir’i yarı açık cezaevi halinde tutmaya devam eden Modi İktidarı
Babri Mescid’in yerine yapılması planlanan Ram Tapınağı inşa sürecini de
başlatmış durumda. Daha da ötesinde Hindistan, pandemi sürecinin yarattığı
kırılganlıklara yeni hassasiyetler ekliyor. Modi ve BJP, Hindu milliyetçiliği
idealinde yoluna devam ederken toplumsal muhalefeti güçlendirmeye hizmet
ettiğinin de farkında görünmüyor.

 

“Çin Sıranın Tibet’e Geleceğini
Düşünüyor”


 

Çin’in, daha önce iç güvenlik sorunu yaşadığı sorunlu bölgelerdeki Batı ve Hint
istihbarat örgütlerinin rolünün farkında olduğunu düşünüyorum. ABD’nin ticaret
savaşlarıyla başlattığı soğuk savaşın devam edeceği ve Hindistan’ın bu
stratejide kilit rol üstleneceğinin bilincinde olan Çin, sıranın Tibet’e
geleceğini de görüyor. Çin, bu bağlamda şimdiden Tibet hattını ve Pakistan
bağını güçlendirmeye çalışıyor. Bu kriz sürecinde yaşanan gelişmelerden;
Çin’in, Tibet sınırlarının delinmesi ve Tibet ayrılıkçılığının desteklenmesinde
rol alması muhtemel bir Hint Sınır Yolu projesine izin vermemeye kararlı
olduğunu anlamak mümkün. Hindistan’ın, ABD desteğini arkasına alarak,
kendisinin çevrelenmesi stratejisinin alt yapısını hazırlamaya çalıştığını
düşünen Çin; Ladak Bölgesi başta olmak üzere, Himalayalar’da taviz
vermeyeceğinin mesajını veriyor. Pakistan’daki ekonomik yatırımları da
düşünüldüğünde; Çin, bu bağlantıdaki taktik saha avantajlarını zaafa
uğratabilecek Hint adımlarına müsaade etmemekte kararlı olduğu görünüyor.



“Çin Hindistan’a Zayıf Noktalarını
Hatırlatıyor”


 

Çin, Batı Sektörü’nde (Ladak Bölgesi) kendisi inisiyatif alarak gelişmeleri
yönlendirirken Orta Sektör’de Nepal’i de olaylara dahil ediyor. Çin’in Nepal’i
de bu krize dâhil etmesi ve Nepal üzerinden mesajlar vermesi önemli. Zira Çin,
Hindistan’ın sorun alanını genişletmenin yanı sıra Hindistan’a askeri alandaki
zayıf noktalarını da hatırlatıyor. Büyük bir bölümü tropik bir coğrafyada
yaşayan Hint insanının, Himalayalar’ın sert coğrafyasında bırakın askeri hizmet
yapmayı yaşaması bile çok zordur. Bu nedenle Hint Ordusu bu coğrafyada Nepal
kökenli askerleri (Gurkhalar) ve ayrılıkçılık sorunlarının hala canlı olduğu
Kuzeydoğu eyaletlerinden askerleri kullanır. Çin Hindistan’a, bu askerlerin
kimlikleri üzerinden bölgenin hassas yapısını hatırlatırken, vekiller üzerinden
yeni sorunlar çıkarabileceği mesajı veriyor.”



Bölgedeki Krizin Tarihsel Süreci

 

İki ülkenin yaşadığı sınır sorununun 1962 yılından sonra kronikleştiğini
belirten Topel, bölgedeki Çin ve Hindistan arasındaki tarihsel rekabeti şöyle
anlattı:

 

“Batı Himalayalar’da Rus tehdidini kontrol altına alan İngilizler,
1890-1895 yılları arasında yapılan görüşmeler neticesinde Ruslar ile Küçük
Pamir dağları üzerinde sınırları tespit etmiştir. Doğu Himalayalar’da bir
rakibi olmayan İngiliz İmparatorluğu, ancak I Dünya savaşı öncesinde Çin
İmparatorluğu ile masaya oturmuştur. İngiliz Hindistan’ı Dışişleri Bakanı ile
Çin temsilcisi arasında, Hindistan’ın kuzeyindeki Simla şehrinde, Temmuz 1914
ayında yapılan görüşmelerde; İngiliz Hindistan’ı ile Çin sınırını belirleyecek
esaslar üzerinde oluşan mutabakat Simla anlaşması ile kayıt altına alınsa da,
I. Dünya Savaşının yaklaşması nedeniyle Çin Yönetimi tarafından resmi olarak
onaylanmamıştır. Anlaşmanın mimarı olan İngiliz Hindistan’ı Dışişleri Bakanı
McMahon’un adı ile anılan (McMahon Hattı) Simla Anlaşması İngiltere bölgeden
çekilinceye kadar ciddi bir sorun yaşanmadığı için gündeme gelmemiştir. Çin ve
Hindistan’ın, 20. asır ilk yarısı sonunda bağımsızlıklarına kavuşunca İngiliz
mirası bu sorun ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.

 

1949 yılında kurulan Mao Çin’i, Çin’in tarihi mirasına sahip çıkmış ve McMahon
Hattını kabul etmemiştir. İngiliz Hindistan’ının devamı olduğunu savunan
Hindistan’ın McMahon Hattını sahiplenmesi ile zamanla kriz ilerlemiş ve savaşa
neden olmuştur. Çin’in 08 Eylül 1962’de yaptığı baskın tarzında bir saldırı
sonrasında Çin ordusu Hindistan’ın Arunachal Pradesh Eyaleti ve Ladak
bölgelerindeki bazı stratejik noktaları işgal etmiştir. Çin, 21 Kasım 1962’de
tek taraflı ateşkes ilan ederek savaşa son verirken, Ladak Bölgesi’nde işgal
ettiği Aksai Çin Çölü’nü ülkesine katmış, Arunachal Pradesh Eyaleti’nde işgal
ettiği alandan ise geri çekilmiştir. Bu savaştan günümüze değin, Himalaya
sınırları üzerinde taraflar anlaşamadığı gibi tarihi hak iddiaları nedeniyle
sürekli yeni krizler yaşanmıştır. Milenyuma güçlenerek giren iki ülke de güç
politikalarına eğilim gösterince son on yılda sorun daha da çetrefilli bir hal
almıştır. Çin’in gelişme potansiyelinin küresel hegemonyasını tehdit edeceğini
değerlendiren ABD’nin, ÇHC’nin yükselişini dengeleme noktasında, Hindistan’ı
kaldıraç olarak görmesi ve cesaretlendirmesi de krize ivme
kazandırmıştır.” 



Kaynak: Yeni Şafak




( Dr. Cengiz Topel MERMER, Röportajı | 19.06.2020 |
Hasan HIZ – Yeni Şafak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet