Berk Özer : Batı Asya’daki Gerçeklik !!!!


E-POSTA : berkozer@sunsavunma.net




Berk Özer Yük. Müh. Berk
Özer İzmir’de doğan Özer, Maltepe Askeri Lisesinden mezun olmuş, Kara Harp
Okuluna devam etmiş ve devamında Kara Harp Okulundan ayrılmıştır. Boğaziçi
Üniversitesinde İngilizce eğitimi alan Özer, İstanbul Ticaret Üniversitesi
Endüstri Mühendisliği bölümünden Onur Başarı Belgesi ile mezun olmuştur.
İstanbul Ticaret Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde “İleri Planlama
Teknikleri” üzerine yazdığı yüksek lisans tezi ile “CB-SPT” metodunu
geliştirmiş ve Endüstri Yüksek Mühendisi unvanını almıştır. Halen Ulusal
Strateji ve Uluslararası İlişkiler eğitimini devam ettirmekte ve özel sektörde
E-Ticaret & Dijital Kanallar üzerine Üst Düzey yöneticilikler yapmaktadır.
Özer, VeryansınTV Gazetesinde de dış politika hakkında yazılarını
paylaşmaktadır.










14 Mart 2018


Batı Asya’daki Gerçeklik!


Yazar: Berk Özer, Sun Savunma Net, 14 Mart 2018



Strategy Business’de yayınlanan‘ ‘Küresel Güç Kayması’’ adlı
makaleden. İllüstrasyon: Otto Steininger


Ordumuz Afrin ’i kuşatmak
üzeredir. Mayıs ayı içinde, Zeytin Dalı Harekâtının başarı ile sonuçlanacağı
görülmektedir. Mayıs ayından sonra, daha önceki yazılarımızda da ifade
ettiğimiz gibi, Batı Asya’daki dostlarımızla kavuşacağımız; Münbiç’e, Fırat
Nehrinin doğusuna ve Irak sınırına kadar gidecek olan harekâtlar
planlanmaktadır.


Türk Silahlı Kuvvetleri
sahada, başarıdan başarıya koşarken, maalesef içeride kamuoyunun kafası halâ
karışıktır. Özellikle Dış İşleri Bakanının “ABD ile Münbiç ve Fırat’ın doğusu
konusunda mutabık kaldık” açıklamasından sonra; Atlantik sevicilerde, bir
kıpırtı hali boy gösterdi. Tabi ki söylenen her söz, ifade edilen her cümle
önemlidir ancak olayları incelemeden, olguları değerlendirmeden yapılan her türlü
yorum, sığ ve yanıltıcı kalmaktadır.


Dış İşleri Bakanının söylediği
söz, çok net bir şekilde ABD’nin, PYD’yi Münbiç’ten çıkarmaya hazırlandığının
en açık kanıtıdır. Yapılan ve yapılacak olan açıklamaları değerlendirebilmek
için, Batı Asya’daki gerçeklikleri görmemiz gerekmektedir. 15 Temmuz’da
Türkiye‘de yaşanan, sadece bir darbe girişimi değildi; aynı zamanda Atlantik ve
Avrasya güçlerinin savaşıydı. 15 Temmuz darbe girişiminden önce, Türkiye’de
paralel ihanet şebekesi ve FETÖ hâkimiyeti vardı; ABD’de ise küreselcilerin
egemenliği vardı. FETÖ teröristleri, 15 Temmuz hain kalkışmasının ardından,
devlet kademelerinden hızla temizlendi ve çok kısa bir süre sonra, kahraman
Türk Silahlı Kuvvetleri, Fırat Kalkanı Harekâtı’nı gerçekleştirdi. Gelinen
noktada, FETÖ ile mücadele zaman zaman (özellikle
iş insanları seviyesinde
) sekteye uğrasa da, kararlılıkla devam
etmekte ve devletimiz güçlenmektedir. ABD’de ise, 2016 yılı Kasım ayında
yapılan seçimler ile birlikte ulusalcılar, küreselcilerin karşısında ciddi bir
güç elde etmişlerdir. ABD içinde küreselciler, o kadar zor duruma düşmüşlerdir
ki, bir önceki başkan Obama’ya televizyon dizisi yaptırarak; yumuşak güç
kullanma ve Amerikan Halkını etkilemenin peşine düşmüşlerdir.


Türkiye ile ABD arasındaki
ilişkinin, yeniden dizayn edilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Türk Devleti, bu
ilişkinin yeniden dizayn edileceğini açıkladı. Artık net olarak şu gerçekliğin
adını koymanın zamanı gelmiştir: Türkiye ile ABD stratejik müttefik, ortak ya
da NATO müttefiki değildir! Türkiye ile ABD, uluslararası ilişkilerin
gerektirdiği şekilde, görüş alışverişlerinde bulunan iki ülkedir.


Bu, konuya sadece Türk
tarafından değil, Amerikan tarafından bakıldığında da, bu şekilde olduğu
görülmektedir. ABD eski başkanı Reagan’ın danışmanı “Müttefik değiliz.
Washington fanteziyi bıraksın. Farklılıklar her gün derinleşiyor. Amerikan
değerlerini ve çıkarlarını feda etmek yerine, Washington fantezileri bırakıp;
Erdoğan’la daha gerçekçi ilişki kurmalıdır.” şeklinde açıklamalarda bulundu ve
Ankara ile Washington’ın yollarını ayırması gerektiğini savundu.


Amerikan siyasetinin yeni
hâkimi olan ulusalcılar, Türkiye ile hiçbir şekilde çalışmak istemediklerini
belirtip; Türkiye’ye karşı mesafe koyuyorlar. Küreselci kanat ise, Türkiye ile
ilişkileri devam ettirmek istiyor. Ancak 90’lı yılların sonunda İsrail
Başbakanı Netanyahu’nun dış politika danışmanlığını yapan Caroline Glick’in
yapmış olduğu açıklamalardaki gibi şartları var: “Büyük Ortadoğu Projesi devam
etsin, Türkiye PYD’yi, Barzanistan’ı ve bölünmeyi kabul etsin, İran ile
savaşsın, İsrail’in politikalarını ve güvenliğini savunsun.” Bu açıklamalardan
da görüldüğü üzere Türkiye ile ABD’nin dost ve müttefik olabilmesi için,
Türkiye’nin bölünmesi ve parçalanması gerekmektedir.


Çok kutuplu düzenin fiilen başladığı
bu dönemde Avrasya yolculuğuna çıkan, Astana’da ve Soçi’de buluşan Türkiye,
Rusya ve İran’ın bir kutup oluşturduğunu, daha önceki yazılarımızda ifade
etmiştik. Türkiye, Rusya ve İran oluşturdukları kutbun içerisine Irak, Suriye,
Lübnan ve Azerbaycan’ı da katarak; Batı Asya İttifakı’nı oluşturma yolunda
ilerlemek istiyorlar. Bunu Cumhurbaşkanının Fırat Nehri doğusuna ve Irak’ın
kuzeyine yapılacak olan operasyon açıklamalarında da bir kez daha gördük. 2030
yılında dünya resmen çok kutuplu düzene geçtiğinde, dört kutup oluşacaktır. Bu
kutuplardan birisi de, Avrasyalaşma sürecini tamamlamış, sınır güvenliklerini
korumuş, Yeni Asya Çağı’nı yaşayan Batı Asya İttifakı olacaktır.


Dışarıda yapılan askeri
harekâtlardan dolayı içeride FETÖ ile mücadelede yaşanan bazı aksaklıkları ve
en ufak Türkiye ile ABD arasındaki yakınlaşmayı bile, özellikle büyüten
kesimler, aslında Türkiye’nin stratejik müttefiki olan Rusya ve İran’dan
kopmasını, yeniden yüzünü Atlantik cephesine dönmesini ve yalnızlaşmasını
istiyorlar. Eğer Türkiye, Avrasya’daki dostlarından vazgeçer ise yalnız kalır.
Çok kutuplu, ittifaklarla büyümenin önünün açıldığı Yeni Asya Çağı’nda yalnız
kalmak, bölünmek ve parçalanmak demektir. Parçalanan bir ülkeyi, kimse
yönetemez.


Türkiye’nin Avrasya’da, Batı Asya
İttifakı içerisinde olduğu gerçekliği ortadadır. Kimse bu saatten sonra,
Türkiye ve ABD dostluğu beklemesin. Türkiye’nin ve Batı Asya ülkelerinin
bölünmesini beklemesin. Türkiye’nin dostları sahada bellidir. Türk Devleti ve
Türk Milleti, tercihini çoktan yapmıştır. Bu tercihin karşısında ittifak
kuranları, Türkiye’nin dinamikleri kaldırmaz!