Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Eski Türklerde
Astronomi


Türklerdeki astronomi çalışmalarına göz atacak
olursak, erken dönem insan topluluklarında olduğu gibi, onlar da yıldızlara
bakarak yön tayin etmeye çalışmışlar; Güneş ve Ay’ın hareketlerini izlemişler
ve bunlara kendi kültür boyutları içinde anlamlar yüklemişlerdir. Güneş, Ay ve
yıldızlar Eski Türkler için önemli olmuştur. Oğuz Destanı’nda, ‘Bozoklar gökten
inen bir ışık içerisinden çıkan bir kadından doğmuştur’, denmektedir.
Dolayısıyla, onların adları Gün, yani Güneş, Ay ve Yıldız olmuştur.


Güneş Türkler için her zaman için önemli bir
gök cismi olmuştur. O, kendisini ısıtan, doğaya hayat veren, canlandırandır.
Onsuz evren ölü olacaktır. Güneş sadece bir güç olarak değil, bir koruyucu güç
olarak da betimlenmiştir. Güneş’in yolu Rta Yolu diye de adlandırlan yol,
düzgün bir yoldur.


Güneş kadar önemli olmasa da Ay da Türkler
için büyük önem taşımıştır. Onun yıl içindeki hareketlerini dikkatle izlemişler
ve anlamlandırmaya çalışmışlardır. Erken dönemlerde daha çok mitolojik
boyutlarda görülen bu bilgilerin zaman içinde daha metodik bir hal aldığı
söylenebilir. Gerek Güneş gerekse Ay’la ilgili olarak Eski Türk metinlerinde
bilgi bulmak mümkün olmaktadır. Örneğin, Türklerde bugün bile kullanılan Nevruz
Bayramı diye de anılan bayram Güneş’in hareketi ile ilgilidir. Güneş yıllık
hareketini ilkbahar ekinoksunun başında tamamlar. Böylece ilkbaharın
başlangıcı, Güneş’in yeni bir yıllık hareketinin de başlangıcıdır, ve o gün
aynı zamanda yeni yılın başıdır. Yeni yıla giriş çeşitli şenlikler yapılarak
kutlanır.


Diğer gök cisimlerinden Türklerin en iyi
bildikleri gezegenler arasında, Dünyamıza en yakın olan ve günümüzde iç
gezegenler olarak bilinen gezegenler yani Venüs ve Merkür’dür. Bunlara sabah
yıldızı ve akşam yıldızı olarak ad verilmiştir. Bunlarla ilgili bazı bilgileri
halk öz deyişlerinde de bulmak mümkündür.


Her ne kadar diğer gök cisimlerine önem
verseler de, Türklerin astronomisi, daha çok bir yıldız astronomisidir. Genel
olarak astronomi konusunda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, bazı
uygarlıklar evren sistemi ile ilgili olarak geliştirdikleri sistemlerde Güneş’i
veya Ay’ı esas almışlardır. Örneğin, Mısır için önemli olan Güneş’tir. Aynı
şekilde Klasik Yunan ve Hint Uygarlıklarında da Güneş önemlidir.
Mezopotamya için ise, daha çok Ay önem taşımıştır; takvim çalışmalarını ayın
hareketlerine uygun olarak şekillendirmişlerdir. Bir başka ifade ile ‘ay
takvimi’ kullanmışlardır. Eski Türklerde ise, Güneş son derecede önemli bir yer
işgal etmiş olmakla birlikte göksel hesaplamalarını, yıldızlara göre
düzenlemişlerdir.


Evrende diğer gök cisimlerine nispetle daha
sabit olan yıldızlarla ilgili olarak değişik uygarlıklarda önerilen bilgilerin
ilginç bir şekilde birbirine benzediği görülmektedir. Örneğin Eski Türklerin,
Eski Çinlilerin, Hintlilerin ve Mezopotamya’daki uygarlığın yıldızlarla ilgili
olarak vermiş oldukları bilgiler karşılaştırıldığında bu belirlenebilir.
Genellikle, erken dönem için verilen yıldız sayısı 36 ila 28 arasında
değişmekle birlikte, özellikle, belli gruplar ve onlara verilen adların
benzediği görülür. Bunlardan özellikle 4 grup yıldızın sadece adları arasında
değil, gökyüzündeki yerleriyle ilgili olarak verilen değerlerin de hemen hemen
aynı olduğu belirlenmektedir ki, bu da bu yıldız gruplarının diğerlerine
nispetle daha sabit olmasından kaynaklanmaktadır. Adlarının benzerliği ile
ilgili olarak ise, yıldızların şekillerine bakılarak onlara ad verilmesi
nedeniyle, aynı şekle benzetilerek, benzeri adlar verildiği varsayılmaktadır.
Bu yıldız grupları Başak, Aslan, Terazi ve Akrep yıldız gruplarıdır.


Hemen bütün erken dönem uygarlıklarında en
önemli konulardan birisi, hatta belki de en önemlisi, zamanın belirlenmesi
olmuştur. Çünkü onlar yaşamak için mevsimleri, gün dönümlerini, yağışları
bilmek zorunda idiler. Sürekli olarak havanın kararıp, aydınlanması ya da
havanın soğuyup ısınması, günlerin uzayıp kısalması dikkatlerini çekmiş
olmasının yanı sıra, bu şartlara uyum sağlamak zorunluluğu da duymuşlardır. Bu
ilk uygarlıkların hepsi için söz konusudur.


Erken tarihlerde, göçebe bir hayat sürdüren
Türkler için de şüphesiz hava şartlarının değişkenliklerini belirlemek, bir
başka ifade ile, zamanı belirlemek son derecede önem taşımıştır. Onlar, göçebe
oldukları dönemde nasıl ki bir yerden diğerine gitmek için hava şartlarını
bilmek zorunda iseler yani mevsimler hakkında bilgi sahibi olmaları
gerekiyorsa, yerleşik toplum yapısı kazandıktan sonra da, doğal olarak önemini
korumuştur. Yerleşik toplum haline geldiklerinde bir tarım toplumu yapısı
taşımaları onların atmosfer değişiklikleriyle yakından ilgilenmelerine sebep
olmuştur.


Türklerin yaygın olarak kullandıkları ve bugün
de Çin ve Hindi Çin’in hâlâ bir kısmında kullanılan ‘On İki Hayvanlı Türk
Takvimi’ diye adlandırılan takvimdir. Yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi,
Türklerin yıldızlara karşı yakın ilgisi ile de bağlantılı olarak, geliştirmiş
oldukları bu takvim temelde bir yıldız takvimidir. Yıldızların hareketlerini,
Güneş’in hareketleriyle ilişkileri dahilinde yorumlayıp, değerlendirerek
oluşturmuşlardır.


Takvimde her bir ay ve de on iki yıllık sistem
çerçevesinde her bir yıl hayvan adlarıyla adlandırılmış olduğu için, On İki Hayvanlı
olarak adlandırılmıştır, yani her ay bir hayvanla sembolize edilmiştir, ancak,
aynı zamanda her yıl da, yine aynı ay sırasını izleyerek, bir hayvan adıyla
adlandırılmıştır. Aynı zamanda, bu adların simgelediği hayvanların
özelliklerinin de, o ay ya da yılın karakterini ve seyrini etkilediği, kabul
edilmiştir. Yine, bu özelliklerin o ay veya yılda doğan çocukların karakterini
de etkilediği kabul edilir. Ayların adları şöyledir:


1. Sıçgan


2. Ud

3. Bars

4. Tavışgan

5. Lu

6. Yılan

7. Yond

8. Koy

9. Biçin

10. Taguk

11. İt

12. Tonguz


Buradaki adlar bu takvimde en sık kullanılan
adlardır. Anadolu lehçesinde sıçan, sığır, bars, tavşan, ejder, yılan, at,
koyun, maymun, tavuk, it, domuzdur.



Türk takviminde gün tanımı Güneş’in iki defa
aynı yerden geçişi arasında kalan zaman kesitidir. Buna 1 Güneş günü denir. Gün
de on ikiye ayrılır, yani, bugüne göre gün iki saatlik on iki kısma
ayrılmıştır. Bu iki saatlik zamana çağ denir. Her bir çağ da, yukarıda verilen
sıraya göre hayvan adlarıyla adlandırılmıştır. 1 çağ sekiz alt birime ayrılır
ve buna keh denir, yani 1 keh 15 dakikalık zaman süresine eşittir. Bir başka
ifade ile 1saat 4 keh’e eşittir.


Günün başlangıcı gün batımı ile belirlenmez;
Hintlilerde ve diğer birçok kavimde de rastlandığı gibi, gece yarısıdır.


Evrenin başlangıcı ‘Sıçan Çağı’ ile başlar.
Evrenin tamamında bir devri hareket vardır ve bu devri hareket düzenli ve bir
uyum içindedir. Bu uyum, tıpkı müzikteki uyum gibidir. Başlangıçtan itibaren
geçen dönemi 10.000 kısma ayırmışlardır. Bunların her birine fen ya da feng adı
verilmiştir ki, bazı araştırıcılar, bu kelimenin Çincedeki wan kelimesinden
geldiğini öne sürmüşlerdir. Bazı kaynaklarda ise bu 10.000 yıllık devreler 100
miyav’a ayrılmıştır, yani her bir miyav 1000 yıllık zaman dilimlerini
oluşturmaktadır.


Türklerin takvimi Güneş takvimi olup, onlar
Güneş’in hareketlerinin hesaplanmasında, yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi,
yıldızları kullanmışlardır, bir başka ifade ile, sabit yıldızların yerleri
ile Güneş’in hareketini karşılaştırarak, onların yerlerini, nispeten daha
az değişken konuma sahip olan bu yıldız gruplarına göre belirlemişlerdir.
Örneğin 1 Güneş yılı Güneş’in aynı sabit yıldız grubunun bulunduğu yerden iki
kere geçişi arasındaki zaman dilimidir. Bu zaman kesiti 365 gün 2436 feng’dir
ve bu da bizim bugünkü ölçülerimizle 365 gün 5 saat 50 dakika 47 saniyedir. Bu
ise, görüleceği gibi, günümüzdeki 1 yılın uzunluğu diye kabul ettiğimiz zaman
dilimine çok yakın olup, dolayısıyla, uzun yüzyıllar herhangi bir düzeltme
yapılmadan kullanılmıştır ve de kullanılmaya devam etmektedir.


Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi,
Türklerde, zamanın belirlenmesinde on ikili devreler kullanılmıştır. Bu sadece
yılın on iki ayı ile sınırlı değildir. Aynı zamanda, 1 gün on iki eşit parçadan
meydana geliyor diye kabul edilmiştir. Ayrıca, zamanın diğer birimleri de, yine
yukarıda da ifade edilmiş olduğu gibi, on ikili ve altmışlı sisteme uygun
olarak belirlenmiştir. Bilindiği gibi, 12, 60’ın 1/5’idir. Yıl altmışlı sisteme
uygun olarak, 6 eşit kısma ayrılmıştır. Yine 1 yıl içinde mevsimler
ayrılmıştır.


Her ne kadar büyük zaman kesitleri bu takvimde
verilmişse de, takvimin başlangıç tarihi çok kesin olarak belli değildir. Bunun
sebebi daha çok onların zaman anlayışıdır. Çünkü, Türklere göre, zaman
sınırsızdır; o her şeyin ilkidir. Her şey ondan sonradır. Zaman içinde mekan
oluşur. Her şey zaman ve mekan içinde vardır. Yine bu anlayışa göre, varlıkta
da süreklilik söz konusudur. Dolayısıyla, her ne kadar bir başlangıç söz konusu
ise de varlık, aslında sürekli bir değişim içinde kendini yenileyerek tekrar
eder; deyim yerinde ise bir devinim içinde kendini yeniler; adeta Güneş’in
batışı ve tekrar doğuşu gibi, varlık da sürekliliğe sahiptir. O halde, zaman
ebedidir. Ancak, biz onu bölümlere ayırarak belirlemeye çalışırız.


Ayrıca, bazı kaynaklar, Türklerin
kullandıkları takvimlerden bazısında ayların 12 değil 24 olduğunu
kaydetmektedirler. Bu takvimlerden Nasıreddini Tusi ve Uluğ Bey söz etmiştir.
15 günlü dönemlere gence adı verilmiştir. Yılın uzunluğu ise 365,2436
gün olarak verilmiştir.


Ayrıca, uzun dönemlerle ilgili olarak 180
yıllık dönemler belirlemişlerdir. Bu devrenin On İki Hayvanlı Türk Takvimi ile
birlikte Göktürkler ve Uygurlar tarafından kullanıldığı kaydedilmektedir. Bu
takvimde altmışlık devreler kabul edilmiştir.


Güneş takviminin yanı sıra, Türklerin Güneş-Ay
takvimi de kullandığına dair kayıtlar bulunmaktadır. Uluğ Bey ve Tusi’nin
verdiği bilgilere dayanılarak, Eski Türklerin ayları Ay’ın hareketlerine göre
ayarladıkları ve yıllık hesapları ise, Güneş’in hareketlerine göre
düzenledikleri ifade edilmiştir. Nitekim bugün mevcut bazı belgelerde bu
takvimle ilgili kayıtlar bulunmaktadır. Ay adları ise şöyle verilmektedir:
Aramay, İkindi Ay, Üçüncü Ay, Törtüncü Ay, Beşinci Ay, Altınçı Ay, Yitinci Ay,
Sekizinci Ay, Tokuzuncu Ay, Onuncu Ay, Bir Yiğirtminç (yani on birinci ay),
Çokşaput Ay.


Uluğ Bey’in hesaplarına göre, bu ay
uzunlukları yaklaşık 29,5306 gündür. Ancak, şüphesiz ki bu şekilde kesirli
şekilde günlük hesaplarda kullanılamayacağı da tahmin edilebilir. Takvimdeki
kesirli hesaplar, onun günlük hesaplamalardan çok astronomlar tarafından
kullanıldığını düşündürmektedir.


Günlük hayatta 1 ay, 29 gün olarak ya da 30
gün olarak kabul edilmiş ve hesaplamalarda o şekilde itibar edilmiştir.


Bu tip ayları sırasına göre, sayılarla verme
geleneğine Romalılarda da rastlanmaktadır. Aslında günümüzde kullanmış
olduğumuz ay adlarının tam anlamıyla Türkçe olmasa da sayısal olduğu
söylenebilir. Çarşamba (dördüncü) ve Perşembe (beşinci) gibi.


Türklerin bu takvimi kullanış tarihi ile
ilgili farklı görüşler bulunmaktadır. Bazılarına göre, Türkler erken tarihlerde
sadece mevsimleri biliyorlardı; takvimleri yoktu. Ancak, bazı yazılı kayıtlar
bu görüşün pek de doğru olmadığını göstermektedir. Her ne kadar, bazı yazılı
kayıtlar, Türkler kayıtlarında sadece tavşan yılı veya koyun yılı demekle
yetinmiştir; kesin tarih vermemiştir, diyorlarsa da, bu tip kayıtlar Türklerin
mevsimler ya da basit bazı zaman tayinleri dışında ayrıntılı bilgi veren bir
takvimleri ve bu takvimi yapacak hesap sistemleri olmadığını göstermez. Örneğin
bu kayıtlardan birisi de, kaanın 584’te Çin İmparatoruna göndermiş olduğu bir
mektupta dokuzuncu ayın onuncu günü ifadesini kullanmaktadır. Bu da bu tarihten
önce bu takvimin kullanılıyor olduğunu göstermektedir. Özellikle de Göktürkler
ve Uygurlar zamanında Türklerin uygarlık yolunda gerçekten önemli adımlar atmış
oldukları bilinmektedir. Eğer konuyu takvim açısından ele alacak olursak, bir
Uygur metninde hakanın cülusu ile ilgili olarak, verilen şöyle bir açıklama bu
konuda daha sağlıklı karar vermemizi sağlayacaktır:



‘Kutlulanmış
toprak unsurlu maymun yılında, seçilmiş iyi zamanda, mesud anda, dokuzuncu ayın
yirmi dördünde, puvraphalguni yıldızı altında, Güneş ve Ay’a benzer ışıklı,
ilahi ve hakim hükümdarımız Kül Bilge Tanrımızın tahta oturduğunun ikinci
yılında.’


Buradaki tarihi günümüze çevirecek olursak,
söz konusu tarih M.S. 768 olmaktadır.


Kırgızların bu takvim işleriyle uğraşanlara
hesapçı (isepçi) adını verdiği bilinmektedir. Bunlar kendilerinin usulünce
yıldızları incelemişler ve ülkeler ve yıldızlarının Ay’la olan ilişkisini
belirlemeye çalışmışlardır. Kırgızlar mevsime doksan demektedirler, çünkü bir
mevsim de 90 günden meydana gelmiştir. Mevsim başlangıç ve bitimini yıldızlara
göre belirlemişlerdir. Yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi, yıldızları adeta
koordinat cetveli olarak kullanmışlardır. Burada tarih verirken, yıldızları da
verdikleri için, biz onların hangi yıldızları bildiklerini ve bunların
yerlerini doğru olarak belirleyip belirleyemediklerini öğrenebiliyoruz.


Uygurların bu takvimi, Manizm’i kabul
ettikleri zaman da kullanmaya devam ettikleri bilinmektedir.


Ayrıca, biz farklı Türk kavimlerinde
kullanılan bu takvimdeki ay adlarının Türkçenin farklı diyalektlerine göre
farklı adlarla adlandırıldıklarını görmekteyiz.


Bunlara ilave olarak şu noktayı da belirtmekte
yarar vardır: İlginç bir şekilde toplumun ve devletin yapılanmasıyla gökyüzü
arasında paralelizm kurulmuştur. Oğuz Destanı’ndaki Bozok, nasıl ki Güneş, Ay
ve yıldıza tekabül ediyorsa, Hun İmparatoru Mete’nin İmparatorluğu sağ ve sol
olarak ayırdıktan sonra (gece ve gündüz gibi), yılın bölümleri gibi, bu
kolların da her biri 12 kısma ayrılmıştır.


Aynı şekilde, vücut organlarının on ikiye
ayrılması gibi insanın organik yapısı ile evren sistemi arasında münasebet
kurulması burada, diğer uygarlıklarda da rastladığımız evren ve insan arasında
paralelizm kurulması ve buna bağlı olarak benzerlikler saptanmasını veya bir
başka ifade ile makrokosmos ve mikrokosmos anlayışını akla getirmektedir. Buna
göre, evren ve insan aslında yapısal olarak değil, işleyiş olarak da birbirine
benzer. Dolayısıyla evreni tanımak ve bilmek insanı tanımak ve bilmektir.


Türklerin kullandığı takvimle ilgili olarak
verilen açıklamalarda, onların sadece zaman hesaplarıyla ilgilenmedikleri, aynı
zamanda astroloji ile de ilgilendikleri görülmektedir. Örneğin, yukarıda
alıntıda verilen ‘seçilmiş iyi zamanda’ terimi, o dönemde horoskopi ile ilgili
olup, eşref saati belirlenmesi dediğimiz, uygun saati belirleme çalışmalarının
yapılmış olduğunu göstermektedir. Bu çalışmalar sadece basit zaman belirlemesi
ile yapılamazdı, aynı zamanda Güneş ve Ay’ın hareketleriyle sabit yıldızların,
bu gök cisimlerine göre açısal konumlarının da belirlenmesini gerektirmekteydi.
Yıldızların gökyüzündeki yerleri, aylık hareketleri ve bunların bulundukları
yerle yeryüzündeki iyilik ve kötülükler arasında da bir bağ kurulmuştur.
Örneğin, idarecilerin geleceği, sağlıklı olup olamayacakları, kıtlık ya da
salgın hastalık görülüp görülmeyeceği, toplumun zenginliği ya da fakirliği
yıldızların gökyüzünde gözlendikleri yere göre belirlenmeye çalışılmıştır. Buna
makrokosmos ve mikrokosmos anlayışının astrolojik boyutu olarak da bakabiliriz.


Örneğin, Eski Türklerde sözü geçen Sekiz
Yıldız diye bilinen bir yıldız grubu da vardır. Bu yıldızı, 8 yıldızdan meydana
gelmiş olan bir grup yıldız olarak belirlemişlerdir. Bu 8 yıldızdan oluşan
yıldız grubunun insanlara kötülük getirdiği, dünyada olacak bazı kötü olayların
habercisi olarak yorumlanmıştır. Bazılarına göre bu grup yıldız ülker yıldızıdır.


Yine, On İki Hayvanlı Takvim’le ilgili olarak,
Eski Türklerde evlenmek isteyen iki kişinin aynı hayvan yılında doğmamış olması
gerekir şeklinde bir görüş vardır. Aynı hayvan yılında doğanların,
kişiliklerinin benzediği, dolayısıyla birbirleriyle anlaşamayacağı inancına
dayanmaktadır.


Bunlara ilave olarak, aynı inanç dolayısıyla,
bir kişinin doğduğu yılın mensup olduğu hayvanı öldürmediği veya boğazlamadığı
da bilinmektedir. Bu inançtan dolayıdır ki, it yılında doğanların o yılda
doğduklarını sakladıkları ya da yine domuz yılında doğanların da, aynı şekilde
hangi yılda doğduklarını gizledikleri bilinir. Diğer yıllarda doğanlar için
böyle bir davranış söz konusu değildir.


Ayrıca, hayvanların karakterine göre, temsil
ettikleri yılların da belli özelliklere sahip olduğunu düşünmüşlerdir. Bazı
yılların adını aldıkları hayvanın özelliklerine bağlı olarak kıtlık veya bolluk
yılı ya da olaylı ve sıkıntılı olacağının ifade edilmesi de bunu
göstermektedir. Örneğin eşelenmesini sevdiğini bildiğimiz tavuk yılı,
karışıklık yılı olarak nitelendirilmiştir. Tavuk yılında zelzele ve tahribat
vardır; hayvanlar çoğalır; hastalık aniden gelir. Bu yılın başında doğan çocuklar
akıllı ve metin olur; kış yumuşak, fakat uzun olur; meyve bol olur. Ud yılında
(Sığır yılı) dert ve baş ağrıları artar; harp olur. Bu yılın başında doğan
çocuklar akıllı olur; uzağı görme kabiliyeti vardır; ikinci yarısında doğanlar
kederli, gamlı ve daha az akıllı olurlar.


Sonuç olarak denilebilir ki, bu takvim sadece
basit, zamanın belirlenmesi için kullanılmış bir vasıta değildir. Yukarıda
verilen açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu takvim, aynı zamanda, belli
ölçülerde, toplum hayatı, insanların inançları ve felsefesi ile de boyut
kazanmış bir sistemdir. Bundan dolayıdır ki, onun Türk toplumuna ait olup
olmadığı sadece basit bir değerlendirme ile değil, o dönemdeki Türk toplumunun
inanç sistemi, adet ve gelenekleri ve felsefi temayülleri de dikkate alınarak,
değerlendirilmelidir. Ancak bu şekilde bir değerlendirme yapıldığında onun
hangi toplum tarafından ileri sürülmüş olabileceği ortaya konabilir.


Ayrıca görüyoruz ki, bu takvim sadece
İslamiyet öncesinde değil, daha sonra da Orta Asya’daki Türk devletleri
tarafından da kullanılmaya devam etmiştir. Ancak burada şunu belirtmek gerekir
ki, sadece Türk devletlerinde değil, bazı diğer devletler tarafından, örneğin
Çinliler tarafından bu takvim sıkça kullanılmıştır. Yine Hindistan’ın bazı
yerlerinde de bu takvimin kullanılmış olduğu bilinmektedir. Günümüzde ise hâlâ
Çin’in bazı bölgeleri ve Tibet yöresinde kullanılmaya devam edilmektedir.


Prof. Dr. Esin Kahya


LİNK : https://www.tarihtarih.com/


NOT: “Eski Türklerde Astronomi”
yazısı, sayın Prof. Dr. Esin Kahya’nın “Eski Türklerde Bilim” makalesinden
alınmıştır.



Düzenleyen: Yılmaz Karahan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış