HEDEFTEKİ
DONANMA (!)


Deniz
Kuvvetlerinde önemli, kritik görevlerde 163 Amiral, Subay ve Astsubay aynı kısa
dakikalar diyebileceğimiz zaman içinde 11 ŞUBAT 2011 gecesi tutuklanmıştır.


Anılan
tarihten yaklaşık bir buçuk yıl sonra 21 EYLÜL 2012 tarihinde Deniz Kuvvetleri
K.lığı’na mensup 36 amiral, 115 subay, 5 astsubay Balyoz Davası
kararlarıyla  13 ile 20 yıl  arasında değişen ağır cezalara haklarında
verilmişti.


Amirallere
Suikast, Poyrazköy, Kafes, Casusluk Davaları 
eklendiğinde sanık ve tutuklu durumunda bulunan yaklaşık 250 Kuvvet
personeli de bu listeye eklendiğinde 400 denizci personelin tasfiyesi söz
konusu olmaktadır.


O
dönem Balyoz Davası’ndan tutuklu, Deniz Kuvvetlerinin en uzun süre Plan ve
Prensipler Başkanlığı görevini yürüten Tümamiral Cem GÜRDENİZ gönderdiği
mektupta, yaklaşık bu özetten sonra şu tespitte bulunmakta:


“Yaşanan
durum Fransız İhtilali sonrasında Fransa Donanmasının düştüğü duruma benziyor.
(“FRANSA’da 1789 tarihinde yaşanan ihtilali planlayan ve yaptıranların
Yahudiler olduğunu ve dünyadaki tüm darbelerin 
TÜRKİYE dahil hepsinin Siyonist Yahudiler tarafından planlanıp
yaptırıldığını bu arada bir kez daha hatırlatmak isteriz. Y.M.”) Böylesine
acımasız ve gözü kara tasfiyeler ancak ihtilallerde yaşanabilir. (…) Söz
konusu sahte davalar ile tasfiye edilenlerin yüzde doksanı kurmay, yurtdışı
görevlerde bulunmuş, yüksek lisans eğitimi yapmış, Deniz Kuvvetleri’nin vurucu
gücünü temsil eden Harp Filosu, Hücumbot Filosu, SAT, Deniz Hava ve Amfibi
birliklerinde kritik kadrolarda görev yapan, beheri yarım milyar dolara yakın
donanmanın en güçlü savaş gemilerinin komutan ya da komodorları arasında
bulunuyordu. (…) Yaşanan tasfiyeler sonunda net hedef, TÜRKİYE’nin ve
Cumhuriyet Donanmasının bölgesel güç olmasının önlenmesidir”.


Kitabında
Tümamiral GÜRDENİZ,  dava sürecini hukuk
açısından eleştirirken ama asıl amaçlananın donanmayı verdiği zararları çok
güzel açıklamaktadır. Bunları hapishanede yazdığı kitabında ayrıntısıyla
incelemekte,  “Hedefteki Donanma” kitabı
Deniz Kuvvetleri, Türk Donanması açısından çok önemli bilgiler, tarihsel
gelişmeler, Deniz Kuvvetleri kara birliklerinin ve gemi/yüzer birliklerin
harekat ve teknik durumlarının özetlenmesi açısından bir denizci için başucu
kitabı olma hakkını çoktan kazanmış bulunmakta, her bakımdan tarihsel
belgelerle dolu olup, “Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve bağlısı birliklerin
kütüphanelerinde bulundurulması gereken önemli bir kaynak niteliğinde.”


Yine
yazar kitabında; donanmanın yükselişi ve sonrasında, mektubundaki
ifadeyle,  “Avrupa-Atlantik cephesinde
yarattığı rahatsızlık sonucu karşı karşıya kaldığı linç kampanyasını”
tespitiyle çok güzel irdelemekte.


O
dönem, TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerine düzenlenen operasyonları destekleyen
gazetelere çıkan haberler mektubun içeriğinin doğru olduğunu bize kanıtlamakta:


“Deniz
Yıldızı Tatbikatını yönetecek komutanın yurtdışına çıkış yasağı bulunduğu için,
tatbikat bir başka tatbikat kapsamına alınarak, yurtiçinde yapılacak”.
Tatbikatı yönetecek komutan kalmıyor. Bugün tatbikat, yarın savaş ya da benzeri
bir fiili durumda, savaşı yönetecek komutan yok.


Bir
Gemi Komutanının, Komodorun, Filo Komutanının yetişmesi için geçirdiği
safhaları, eğitimleri ve geçirdiği tecrübeleri incelediğimizde Tümamiral
GÜRDENİZ’in  tespitlerinde katılmamak
mümkün değildir. “Çok uzun eğitim ve tecrübeler sonucu bu makam ve rütbelere
ulaşılabileceğini sanırım hatırlatmamıza gerek yoktur.”


Benzer
tespit yönetici siyasilerce de yapılmış olup, nedense yapılan Atlantik, Tel
Aviv ötesi, kaynaklı operasyonlara değil ses çıkarmak, o dönem bizzat destek
bile verildiğini olayları yakından inceleyen bizler olarak görmüş
bulunmaktayız. Yönetici konumundaki siyasiler:


“Bizim
bu kadar gemimiz var, oralara gönderecek komutanımız kalmıyor. Olmaz böyle
şey”.


“Tespitler
doğru, fakat bu kaynağı dışarıda olan yine yabancı servis kaynaklı/destekli
operasyonlara engelleme gibi hiçbir girişimlerinin olmadığını”, yetişmesi,
doldurulması çok zaman alan, eğitim, bilgi, beceri, tecrübe gerektiren önemli,
kritik mevkideki komutanlar tasfiye edilmiş, ‘Deniz Kuvvetleri harekattan sakıt
bir duruma göz göre göre getirilmiştir’(!)


‘Sefer/seyir
konumu durumunda yeterli bilgi, beceri, teknik, harekat, tecrübe konusunda
önemli zafiyetleri olan komutan/komutanların’ uluslararası sulara çıkması
mümkün olmayıp, gemiler limanlarda liman vaziyetinde kalmaya devam
edeceklerdir. Ne yazık ki Deniz Kuvvetlerinin mevcut durumunu açıklayan
gerçekler bunlardır. (Halen mevcut durum Sultan Abdülhamit Han döneminde
Haliç’e çekilen, çürümeye terk edilen donamanın durumu ile ne kadar büyük
benzerlikler taşıdığı gözlerden kaçmamaktadır. Y.M.)


Yine
Deniz Kuvvetlerine yöneltilen esas hedefin kendisi olması, uğradığı önemli
kritik,  personel zafiyeti/oryantasyonu
nedeniyle Doğu Akdeniz Mühhasır Ekonomik Bölge (MEB) hak ve korumaları son
bulmuş, Doğu Akdeniz, Yunan ve İsrail’e terk edilmiş, zengin doğal kaynaklarını
sömürmelerinin önlerinde hiçbir engel kalmamıştır.


TÜRKİYE’nin
uzun süredir Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail ile Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz
ile ilgili rekabet yaşadığını ve mevcut son Deniz Kuvvetlerinde
gerçekleştirilen tasfiye sonucu denetleyemeyen, serbest kalan İsrail doğalgaz
bulmuş, sahiplenmiştir. Aynı durum Yunanlılar için de geçerlidir. Artık Doğu
Akdeniz’de MEB haklarımızı koruyacak güçlü bir donanmamızdan söz etmemiz mümkün
değildir.


TÜRKİYE
o bölgede hakları olduğundan söz etmiş ve bir sondaj gemisi göndermek istemiş
ama sonradan nedense hiçbir girişim olmamış, ulusal petrol şirketi TPAO’nun
arama ruhsatları iptal edilmiştir. Zaten sondaj gemisi gönderilse bile(!)
sondaj gemisinin güvenliğini sağlamak üzere oraya gönderilecek gemilere gerekli
niteliklere sahip gemi komutanı bulunduğundan son operasyonlardan sonra söz
etmek biraz zordur.


Yapılan
Atlantik öteki operasyonların ülkemize çok önemli menfi bir neticesinden biri
de, TÜRKİYE, Mühhasır Ekonomik Bölge (MEB) haklarını koruyamaz durumdadır.


(E)
Tümamiral Cem GÜRDENİZ kitabında konuları çok güzel bir şekilde özetlemiş,
okumamız, esas hedefin Deniz Kuvvetleri olmak üzere düzenlenen operasyonların
başta Milli güvenliğimiz olmak açısından verdiği zararları çok güzel
özetlemekte!


(Tüm
yapmış olduğumuz konu incelemelerinden çıkarılan sonuç; davaların amacına
ulaştığı, Türk Donanması  (TSK)
ABD/İsrail’in istediği çizgiye çekilmiş, bunun ispatı olarak haçlıların safında
Müslüman LİBYA’ya işgalinde haçlı donanmasının yanında yer almasıdır(!) Y.M.)


Türk
Deniz Kuvvetlerine yönetilen operasyonların asıl nedeninin,


1. MİLGEM, ARMERKOM, Milli Kripto Sistemi vs.
Milli projelerde başarılı çalışmalar ve neticesi müspet sonuçlar alması,


2. Açık denizlerde bağımsız NATO (ABD/İsrail)ya
bağlı kalmaksızın Milli, bağımsız durumunu kanıtlayan, ispatlayan gücünün
neticesi donanma bulundurması,


3. Özellikle Doğu Akdeniz’de TÜRKİYE’nin
Münhasır Ekonomik Bölge Haklarını başarıyla savunması, donanmanın uyguladığı
gambot projesi neticesi, önemli ölçüde bölgede başarılı olması, caydırıcılığı,
gücünün ispatlanması,


Bu
üç önemli girişim Türk Deniz Kuvvetlerine operasyonu kaçınılmaz kılmış(!)
başarıyla sonuçlanmış, neticesi önümüzdeki günlerde personel zafiyeti,
oryantasyonu konusunda karşımıza önemli bir menfi sorun olarak çıkacak,
telafisi de askeri okulların lav edilmesi neticesiyle de karşılanamayacağı,
asla eski komutan niteliklerine haiz mevcut komutan ve yetiştirilmesine
ulaşılamayacağı acı gerçeklerden biridir.


Not:
Yukarıda yazım halen yazım aşamasında bulunan teferruatlı “Hedefteki Donanma”
konulu yazımda geçen bir bölümden alıntılanmıştır.


Selam
ve saygılarımla.


Yakup
MUSA


15.01.2017


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet