Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : TAHTEREVALLİ 

Tahterevalli 
,  Arapça kökenden gelen bir  kelime olarak , Osmanlı döneminde
Türkçe’ye  girmiş ve daha sonra da  Türk dilinde yerleşmiş bir kavramdır . Türkçe
sözlüklere bakıldığında , ortadaki dayanak üzerinde bir tarafı ,  diğer tarafı yukarıya kalkacak biçimde
hareket ettirilerek  oynanan bir tahta
parçası ya da kalas anlamına gelmektedir . Bu uzun tahtanın iki ayrı ucuna  iki kişi ya da çocuklar oturunca  , karşılıklı olarak  aşağı inen ya da yukarı çıkan bir oyuncak
haline dönüşmektedir .Daha çok , çocuk bahçeleri ya da eğlence merkezlerinde
görülen bu oyuncak türünün en büyük özelliği 
iki kişiyle oynanabilmesidir . Eşit ölçülerde kesilmiş olan bir tahta
parçasının , tam ortadan temel bir dayanak noktasına oturtulması , ya da yere
köklü bir biçimde bağlanması 
sayesinde  tahtanın iki ucuna
oturmuş olan çocuklar ya da kişiler , sırasıyla bir aşağı  inerek , bir yukarı çıkarak  karşılıklı 
bir oyun içerisine girebilmektedirler . Bu yüzden , bu Arapça kökenli
kavram ,  kalın tahtalar ya da demir parçalarından
yapılan oyuncaklar  ve   hem küçükler hem de büyükler tarafından
oynanan bir oyun  olarak ,zevkli bir
zaman geçirten eğlence vasıtasının 
adı  olmaktadır .  Tahterevalli bu hali ile  hem oyuncağın hem de bu oyuncak aracılığı ile
oynanan oyunun adı  olarak günlük dilde
kullanılmaktadır . Son yıllarda 
belediyeler ve çeşitli kuruluşlar tarafından açılan çocuk bahçelerinin
ya da eğlence merkezlerinin en önde gelen oyuncaklarından birisi olarak  tahterevalli Türkiye’de  günlük yaşamda fazlasıyla kullanılan bir  oyuncak ya da oyundur .


İlkokul çocukları tahteevalliye binince   
tahterevalli  ya  valli “ diyerek bu Arapça kökenli  oyuncağa bir de kafiye uydurarak  zamanlarını eğlenceli bir biçimde bu
oyuncağın üzerinde geçirebilmektedirler .Her  
Türk insanının çocukluk döneminde yer alan tatlı anıları arasında
tahterevalli maceralarının da yer aldığı söylenebilir . Böylesine  eğlence ve zevkli zaman geçirme  uğraşları ile bağlı olan,  neredeyse 
çocuklar için eğlencenin başlıca kaynaklarından birisi olarak  tahterevalli , son zamanlarda bu masum
görünüşünün ötesinde kullanılarak  bazı
siyasal plan ya da projeler ile beraber 
anılmağa başlanmış , çocuklara ve insanlara zevkli zaman geçirmelerine
katkı sağlayan bu oyun , günlük yaşamın ötesinde ele alınarak bazı siyasal
oyunların adı olarak kullanılmağa 
başlanmıştır . Tahterevalli bir oyuncak olarak nasıl ki iki kişi
arasında oynanıyorsa , aynı oyunun bu çocuk oyuncağının kullanılışına uygun bir
biçimde büyük siyasal güçler ya da süper 
devletler arasında da oynanabileceği ifade edilmeğe başlanmıştır . Bu
masum kavramı siyasal hesaplar doğrultusunda 
kullanmağa başlayan  güç
merkezleri  , yeni dönemin koşullarına
uygun düşecek biçimde siyaset değişikliğine yöneldiklerinde ,   yeni ortaya çıkan  koşullara 
uygun düşebilecek  yepyeni siyasal
oyunlar ya da  stratejiler geliştirmeğe
başladıklarında,  tahterevalli gibi  bir oyun adını siyaset sahnesinin  başköşelerine 
taşıyabilmektedirler .Devletlerarası rekabet düzeninde ve uluslar arası
alanda  her devlet ya da büyük güçler
farklı stratejiler geliştirerek daha iyi bir duruma gelmek ya da  daha etkin bir konuma ulaşabilmek üzere  yeni yaklaşımları ya da politikaları
belirlemektedirler . İşte bu gibi durumlarda 
: şemsiye , tramplen,köprü ,iskele,tampon,karakol,garnizon,merkez
,uydu  gibi günlük dilde kullanılan bazı
masum kavramların izlenen stratejilerin adları olarak devreye sokuldukları
görülebilmekte ve  devletlerin ya da güç
merkezlerinin izledikleri politikalar bu gibi günlük dilin masum kavramları ile
ifade edilebilmektedirler .  İşte bugün
gelinen aşamada , tahterevalli de  günlük
dildeki anlamının ötesinde  yeni bir
stratejik kavram olarak gündeme getirilmekte 
ve yeni dünya düzeninin kilit stratejisinin adı olarak kamuoyuna lanse
edilmektedir .


Türkiye’nin tanınmış  bir 
yazarı  , eski bir istihbaratçı
ve  aynı zamanda bir ekonomi  profesörü olarak , yeni dünya düzeninin bir
tahterevalli  modeli üzerine
oturacağını  , iki kutuplu soğuk savaş
döneminin sona ermesinden sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünya düzeninin
yürüyememesi yüzünden yeniden iki kutuplu bir dünya düzeninin
oluşturulacağını  son zamanlarda açıkca
yazmakta ve savunmaktadır . Bu görüşünü öne sürürken , Sovyetler Birliğinin
dağılmasından sonra yaşanmakta olan kaotik gidişin durdurulamadığını , iki
kutuplu siyasal düzenden tek kutuplu yeni bir dünya düzenine
geçilemediğini  , iki kutuplu düzenden
tek kutuplu bir yapılanmaya geçilmesi için çaba sarfedilirken tamamen tersi bir
doğrultuda ortaya çok kutuplu bir yeni 
düzenin çıktığını ve bu durumun da beraberinde yeni karışıklıklar
getirdiğini  dile getirmiş ve  çok kutuplu bir dünya düzeninin ortaya çıkarabileceği
kaotik  gidişin önlenebilmesi için ,
yeniden soğuk savaş yıllarındaki gibi iki kutuplu bir dünya düzenine  geçilmesinin 
gerekli olduğunu  zaman zaman  yazılarında 
belirtmiştir . Bu eski istihbaratçı , Türkiye’nin batı dünyası ile
birlikte olması gibi bir duruma alıştığı için 
, batı merkezli yeni stratejilere açık bir yaklaşımla hareket ederek
,  ABD merkezli bugünkü batı
hegemonyasının gelecekte de sürdürülebilmesi doğrultusunda  bu önerisini geliştirmiştir ,çünkü  iki kutuplu bir dünya düzeninde  merkezi coğrafyada  karşılıklı olarak  oynanacak bir 
tahterevalli oyununda  batı
blokunu temsilen ABD tahtarevallinin bir ucunda oturacak , karşı uçta ise  geçmişte iki kutuplu dünya düzeninin
karşı  merkezi gücü olan Rusya yer
alacaktır . İki dünya savaşı sonrasında batı kapitalizminin süper gücü olarak
ortaya çıkan Amerika Birleşik Devletlerine karşı  , soğuk savaş döneminin iki  kutuplu 
dünya düzeninin karşı  doğu bloku
olan sosyalist sistemin ağa babası olarak Rusya yer alıyordu . Küreselleşme
öncesi bu  ikili yapılanmanın  ,geleceğe dönük oluşturulan yeni dünya
düzeninde ,küreselleşme ile beraber bütün dünya ülkelerine zorla empoze edilen
ABD merkezli tek  kutuplu dünya düzeni
tutmayınca  ,tekrar devreye sokulmağa
çalışıldığı  anlaşılmaktadır .


İki büyük dünya savaşı sonrasında
oluşturulan  Birleşmiş Milletler
merkezli  dünya düzeni çatısı altında  her ülke kendi geleceğini çizmeğe çalışırken
, iki ayrı kutup arasında bir soğuk savaş düzeni oluşturulmuş ve  bu doğrultuda yaratılan gerginlik ortamı
çerçevesinde  dünya yönetilmeğe
çalışılmıştır . Amerika Birleşik Devletleri 
, ikinci dünya savaşı sonrasında bir Mac Chartizm rüzgarı estirerek  her sol düşünceyi peşinen komünizm olarak
ilan ederek , hem kendi ülkesini hem de batı blokuna dahil olan diğer batılı
ülkeleri baskı altına alarak  mum
üzerinde tutmuştur . Sovyet devrimi sonrasında Rusya merkezli olarak kurulmuş
olan  komünist   blokun 
patronu durumundaki Rusya ve kömünist sistem öcü olarak ilan edilmiş  , 
Türkiye gibi batı sisteminin kontrolu altındaki ülkelerde  sosis 
sos’u bile sosyalizmi çağrıştırdığı için komünist olmakla suçlanmıştır .
Komünizm propogandası gibi bir suç icat edilerek , her türlü sol düşünce ya da
benzeri sosyalist akımlar  komünistlikle
suçlanarak siyaset sahnesinden  
silinmeğe   çalışılmışlardır . Bir
tarafta  Rusya merkezli sosyalist düzen
ve komünist sistem oluşturulurken , diğer yandan beş yüz yıllık Avrupa merkezli
dünya sistemine son verilerek ABD merkezli bir 
batı hegemonya düzeni kurulmağa çalışılmıştır . Böylesine bir yeni düzen
eski Avrupa sömürgeleri üzerinden bütün dünyaya yönelik oluşturulurken , batının
dışında kalan doğu yarıküredeki   geçmiş
dönemlerden kalan  eski ülkelerde bir
sosyalist yapılanma içerisine girerek 
karşı kutup olan Rusya’nın hegemonyası altına giriyorlardı . Eski
sömürgeler ya da diğer dünya devletleri açısından böylesine iki kutuplu
dünyanın dışında kalmak mümkün olamıyor ve 
kutup merkezleri harita üzerindeki bütün ülkelerde siyasal hegemonya
çekişmesine girerek bir soğuk savaş gerginliği dönemi yaratıyorlardı . Askeri
darbeler , dışa bağımlı diktatörlükler ile beraber   demokrasi görünümlü siyasal yapılanmaların
tamamı iki kutup merkezi tarafından yönlendiriliyor ve böylece bütün dünya  ülkeleri iki kutuplu  yapılanmanın baskısı altına alınıyordu . Bazı
Asya ve Afrika ülkelerinin bir araya gelerek üçüncü bir dünya yaratma girişimleri
de , batı ve doğu blok merkezleri tarafından önleniyordu .


İki kutuplu sistem hem üçüncü bir kutba izin
vermiyor hem de bütün  yeryüzü
ülkelerinde  doğudan ya da batıdan
girerek  , bir  kenetlenme sağlıyordu . Bu durumda , dünyanın
merkezinde yer alan bir ülke olarak kutup tercihi yapmak gibi bir zorunluluk
ortaya çıkıyordu . Birinci dünya savaşı sonrası koşullarda  üç dünya arasında merkezi bir model olarak
devletleşen Türkiye Cumhuriyeti  , hem
batı hem doğu bloklarına karşı mesafeli davranırken , aynı zamanda laik devlet
yapılanması ile  İslam dünyasının  da dışında hareket ediyordu . Avrupa
üzerinden batı bloku ,Rusya üzerinden doğu bloku ile komşu bir konumda  kurulmuş bir devlet olarak , Türkiye  doğu ve güney sınırları üzerinden komşusu
olan Müslüman ülkelerle de arasına bir mesafe koyuyordu . Dünyanın jeopolitik
merkezinde yer almanın getirmiş olduğu özel koşullar nedeniyle , Türkiye
cumhuriyeti üç dünya  arasında bir
merkezi model olarak gündeme geliyor ve kurucusu Atatürk’ün oluşturduğu  özgün 
sentezci devlet  modeliyle her
türlü taklitçiliğe ya da uyduluğa karşı çıkarak , dünya uluslar ailesinin
onurlu bir üyesi görünümünde 
yeniden  dünya atlasındaki yerini
alıyordu . Atatürk’ün  oluşturduğu tam
bağımsız ve belirli bir ulusal  senteze
dayanan  apayrı  devlet modeli 
ile Türkiye Cumhuriyeti soğuk savaşın belirli dengelere   dayanan koşullarında  ortaya çıkıyordu . Birinci savaş sürecinde
kurulan buyapı , ikinci dünya savaşı sonrasında ayakta kalmakta zorlanıyor ,bu
büyük savaşın galibi olarak Amerika Birleşik Devletleri dünyanın merkezine
gelerek yerleşince  , iki bin yıllık  proje olan 
Yahudi devletini  kutsal ilan
edilen topraklarda kurarak  merkezi
coğrafyanın  birinci savaş sonrası oluşan
yeni düzenini bozuyordu . ABD ve İsrail ikilisinin merkeze gelmesi sonrasında
Türkiye eski bağımsız yapılanmasını korumakta zorlanıyordu . Bir yandan
Sovyetler Birliği Osmanlı döneminde olduğu gibi Kars-Ardahan ve Batum
üçgenindeki toprakları tekrar talep ediyor ,buna karşılık batı blokunun patronu
olan ABD’de  on bin kilometre öteden
gelerek merkezi bölgeye Türkiye üzerinden yerleşiyordu .Kurulduğu yıllarda
,dünyanın merkezinde bağımsız bir kale olarak kurulmuş olan Türk devleti ,
ikinci savaş sonrasında bu statüsünü koruyamıyor ve Sovyet tehdidi yüzünden
Nato üyesi olunca , ABD Atatürk’ün ülkesine girerek bu ülkeyi  hızla bir yarı sömürge konumuna getiriyordu .


Kuruluşu itibarıyla  merkezi coğrafyanın bağımsız  kalesi durumundaki Türk devletinin  Amerika Birleşik Devletleri ya da Sovyetler
Birliği gibi iki dev arasında kalması noktasında her iki devin bastırması
yüzünden bağımsızlığını koruyamadığı ve sınır komşusu olan Sovyetler Birliğinin
istilasına uğramamak için  karşı kutup
olan batı bloku içerisinde yer almağa yöneldiği görülmektedir . Böylece
,jeopolitik konumuyla merkezi kale 
durumunu koruyamayan Türkiye Cumhuriyeti 
, Amerikan ordusunun Nato 
görünümü altında  Türk
topraklarına gelerek yerleşmesiyle  , bir
anlamda ABD merkezli dünyada bir uzak karakol ya da  sınır karakolu  konumuna istemeden sürüklenmiştir . Türkiye
Sovyet tehdidi yüzünden  ABD’nin kucağına
düşerken , batı dünyasının sınır karokulu durumuna düşmüş , Sovyet tehdidini
Türklere karşı bir öcü olarak kullanan Amerikan emperyalizmi de bu durumdan
iyice  yararlanarak  Türkiye’ye yerleşmiştir . Girdikleri yerden
bir daha  hiç çıkmayan Amerikalılar
Türkiye’yi kısa zamanda  okyanus ötesi
yeni eyaletleri gibi görmeğe başlamışlar ve bu doğrultuda Türkiye’nin
yönetimini Türklere bırakmayarak sürekli olarak 
Türkiye Cumhuriyetinin hem işlerine hem de yönetimine karışmışlardır
.Soğuk savaşın son döneminde Türkiye cumhuriyeti  dışa karşı bağımsız görünmesine rağmen
,ikinci dünya savaşı sonrasında gelen bütün yönetimler  ABD merkezli batı  bloku tarafından belirlenmiştir . Sovyet
tehdidi devam ettiği sürece  , Nato
destekli askeri rejimler devreye girmiş ,batılı istihbarat servislerinin
güdümünde çeşitli terör olayları yapay olarak yaratılarak Türkiye’nin güvenliği
ciddi olarak  batı tarafından da tehdit
edilmiş ve bu duruma çare olarak da Nato darbeleri her on yılda bir devreye
sokulmuştur .Nato baskısıyla bir 
Amerikan uydusu  sürüklenme
Türk  siyasetinde  öne geçince böylesine bir çıkmaza karşı  Türkiye’de çeşitli tepkiler gündeme gelmiş ve
her defasında bu tepkilere karşı emperyal çözümler ile  önlemler alınarak Türkiye’nin ABD’nin güdümü
altında kalması sağlanmıştır . Türkiye bu güdümden kurtulmak üzere her
başını  kaldırdığında ya terör belası , ya
ekonomik kriz ya da askeri darbeler ile karşı karşıya bırakılarak  Atatürk’ün kurduğu gibi yeniden bağımsız
bir  yapılanmaya dönmesine izin
verilmemiştir .


Batı blokuna 
Nato üzerinden dahil olmakla Türkiye 
hem bir sınır karakolu olmuş hem de 
Nato ve ABD güçlerinin merkezi coğrafyadaki ana askeri üssü
konumuna  gelmiştir . İkinci savaş
sonrasında Türkiye’nin güneyinde kurulmuş olan İncirlik üssü  sayesinde İsrail’in güvenliği Türkiye
üzerinden sağlanmış , Türkiye’deki Nato üsleri üzerinden   ülkenin 
doğusunda yer alan Demirperde sınırı gözetlenmiş  ,Rusya’nın 
sınır içi bölgeleri Türkiye’deki askeri üsler aracılığı ile gözetim
altına alınmıştır . Batı  dünyasının
hegemonyasını korumak doğrultusunda 
Türkiye dev sınır komşusu için 
bir tehdit merkezi haline gelirken , batının güvenliği uğruna Türkiye
kendi güvenliğini  tehlikeye atmıştır .
ABD kendi hegemonyası için Türkiye’de mevzilenirken , Türkiye ile Rusya’nın
karşı karşıya gelmesine neden olmuş , Sovyetler Birliği Türkiye’yi  artık eskisi gibi tarafsız bir ülke değil ama
doğrudan doğruya Amerikan emperyalizminin 
merkezi coğrafyaya uzanan bir 
karakolu ya da  üssü olarak
görmeğe başlamıştır . Böylece Türkiye  batı
emperyalizminin doğu blokunun merkezine yönelik bir kolu ya   çıkıntısı 
konumuna  getirilmiştir .  Türkiye bu yüzden soğuk savaş yıllarında çok
büyük gerginlikler yaşamış ve  Küba’da
yerleşik olan  Sovyet füzelerinin
karşılığının Anadolu’ya yerleştirildiği 
ortaya çıkmıştır .  Türk halkından
izin alınmadan , Türk parlamentosundan karar alınmadan Türkiye batının
güvenliği uğruna Sovyet füzelerinin hedefi konumuna düşürülmüştür . Uzak
karakol , sınır karakolu ya da  merkezi
askeri üs  statüsü Türkiye’nin kendi
güvenliğini ortadan kaldırmış , batı bloku uğruna Türkiye’nin güvenliği tehdit
altına sürülmüştür . Stalin’in toprak talebi yüzünden batının kucağına
sürüklenen Türkiye , tarafsız konumu ile beraber bağımsızlığını da yitirmiş ,
ve merkezi alanda  Demirperde sınırına
yönelen bir  ok  konumuna getirilmiştir .


Demirperdenin sökülmesi  ve Berlin duvarının yıkılmasıyla beraber  doğu bloku ülkeleri dünyaya açılmış ve  batı kapitalizmi  eski sosyalist ülkelere de girmeğe
başlamıştır .  Dünya savaşları sonrasında  ortaya çıkan 
Türkiye’nin sınır karkolu konumu değişiklik göstermiş ve Türkiye’nin
ülkesi gene eskisi gibi merkezi bir konuma gelmiştir . Türkiye sınır karakolu
olmaktan çıkarak yeniden merkezi bir konuma gelirken ,  batı emperyalizminin ağa babası olan Amerika
Birleşik Devletleri bu durumdan kendi üstünlüğünü sürdürmek açısından
yararlanmağa çalışmış , ve çaktırmadan yavaş yavaş  ve  her
türlü dolaylı yolları deneyerek 
gizlice   Türkiye’ye her yönü ile
yerleşmeğe başlamıştır . Onbin kilometre öteden dünyanın merkezi coğrafyasını
yönetemeyeceğini iyi bilen ABD emperyalizmi ,gerek Nato üzerinden gerekse
uluslar arası tekelci şirketler üzerinden Türkiye’ye gelerek yerleşmesini
tamamlamağa çalışmıştır .  Konya
ovasını  merkezi alan güvenliği açısından
askeri alana çeviren , Nato kara kuvvetlerini , Orta Doğu savaşları için
Türkiye’ye taşımağa yönelen ,bu doğrultuda Türkiye’yi  sürekli olarak Müslüman komşularıyla karşı
karşıya getiren   ABD emperyalizmi  İstanbul’u dünya ticaret merkezi ilan ederken
, Ankara’yı da  ana kale konumunda
yeniden yapılanmasına yönlendiriyordu . Ne var ki ,  batı hegemonyası uğruna  kendi bağımsızlığını yitiren Türkiye
Cumhuriyeti   ,batının doğuya doğru
açabileceği bir üçüncü dünya savaşının cephe ülkesi konumuna getirildiğini
gördükçe bu duruma  tepki gösteriyor ve
Türk halkı da  bu doğrultuda
bilinçlenerek  batı emperyalizminin
Türkiye’yi bütün doğu dünyasına yönelik olarak bir cephe  ülkesine 
dönüştürülmesine  karşı çıkıyordu
.  Türk ulusu , kendisinin olmayan bir
haksız savaşa hiçbir zaman alet olmayacağını ortaya koyarken , her türlü
emperyal ve Siyonist  maceraya da  tüm dünya ülkeleri ve Müslüman komşularıyla
işbirliği yaparak karşı çıkıyordu .


Amerikan emperyalizminin İsrail’in güvenliği ,
kendi emperyal çıkarları ve küresel şirketlerin Hazar bölgesindeki
planları  uğruna  Türkiye’yi 
dünyanın ana askeri kalesi durumuna dönüştürmesine  , Türk ulusu ve Türk devleti karşı çıkarken ,
Amerikan devleti  Türkiye’yi ve Türkleri
kaybetmemek üzere yeni bir alternatif 
stratejiyi devreye sokuyor ve bu doğrultuda  Türkiye için düşündüğü dünyanın ana askeri ve
ticaret merkezi konumunu  değiştirerek ,
Rusya ile eskisi gibi paslaşmayı gündeme getirecek bir yeni açılımı
tahterevalli  stratejisi ile  öne çıkarıyordu .Türkiye’deki  Amerikan ve İsrail etkisinin giderek
artmasına karşılık  İngiliz tepkisi  olarak gündeme gelen bir askeri müdahaleyi
deşifre eden bir eski istihbaratçı 
aracılığı ile de yeni dönemin stratejisi 
tahterevalli kavramı ile 
kamuoyuna açıklanıyordu . Küreselleşmenin yirmi ikinci yılında  yetkili bir ağız tarafından açıklanan bu yeni
stratejiye göre  , dünya gene ABD
hegemonyası altında kalacak ama  Amerika
dünyayı tek başına yönetirken zorlanırsa o zaman  Rusya devreye girerek ,  Türkiye üzerinden tahterevalli oynayacaklardı
. ABD batı hegemonyası adına  Türkiye’yi
istediği gibi merkezden kullanacak ama bu duruma diğer büyük güçler ve  doğunun dev ülkelerinden karşı tepki gelirse
o zaman da Rusya devreye girerek 
tahterevallinin karşı ucundaki 
süper oyuncu olarak , ABD’nin yarım kalan hegemonyasını tamamlayacaktı
.Bir elmanın iki yarısını Rusya ve Amerika temsil edecekler ama diğer büyük
devletlere ya da  güçlere dünya
sahnesinde hegemonya  fırsatı
tanınmayacaktı .  Böylece , ABD soğuk
savaş döneminde olduğu gibi en üst düzeyde sadece Rusya ile muhatap olacak ama
diğer  büyük güçlere  aynı düzeyde şans tanınmayacaktı . Rusya ve
Amerika görünürde birbirleriyle çekişecekler , kavga edecekler  ama sonunda anlaşarak dünya düzeninin ikili
bir hegemonya  yapılanması çerçevesinde
yürüteceklerdi .


Tahterevallinin kurulacağı yer ,  Amerikan planına göre Türkiye olacaktı .  Yarım yüzyılı aşkın bir süre içinde
Türkiye’ye yerleşmiş olan ABD emperyalizmi , Türkiye’yi komşularına ya da doğu
ülkelerine karşı bir Truva atı ya da taşeron gibi kullanamayınca , devreye
Rusya girecek ve Türkiye üzerinde  kurulu
bulunan tahterevalli üzerinden iki süper güç 
birbirlerini tamamlayacaklardı .ABD Türkiye’yi istediği gibi ve istediği
kadar kendi plan ve projeleri doğrultusunda kullanacak ama kullanamaz hale
gelirse o zaman Rusya devreye girerek , ABD’nin bıraktığı yerden devreye
girerek dünya kapitalizmi adına  yeni
kapitalist güç merkezi  konumuyla  başlayan süreçlerin tamamlanmasında etkili
olacaktı . Böylece bir tahterevalli düzeni Türkiye üzerinden kurulmuş olacak
,Türkiye’de kurulu bulunan bu oyuncağı ABD 
istediği gibi ve gidebildiği kadar kullanacak ama   işler sarpa sarınca Rusya  tahterevallinin  karşı ucundaki ülke olarak devreye
girerek  siyasal oyunların tamamlanmasını
tıpkı tahterevalli oyununda olduğu gibi 
sağlayacaktı . Böylece bir Amerika bir de Rusya sırasıyla öne
çıkarak  dünya politikalarının
ayarlanmasında soğuk savaş yıllarında olduğu gibi paslaşacaklardı . İkiyüzden
fazla devletin bulunduğu dünya haritası üzerinde merkezi bir gücün egemen
olması , merkezi konumuyla  Türkiye
üzerinden kurulacak olan tahterevalli 
düzeni sayesinde mümkün olabilecekti . Türk ülkesi merkezi konumuyla
tahterevallinin kurulması için son derece elverişli görünüyordu .O yüzden  ABD’nin yarım asırdır  içeriden 
yerleştiği Türk ülkesi  Rusya’ya
olan sınır komşuluğu konumuyla , bir küresel tahterevalli  düzeninin oluşumu açısından elverişli
görünüyordu . Amerika ve Rusya Türk toprakları üzerinde beraberce
oluşturacakları tahterevalli  düzeni ile
dünya işlerini beraberce götürecekler ve diğer büyük devletler ile büyük güçlerin
önünü ortaklaşa bir dayanışma düzeni içerisinde keseceklerdi . Geçmişten gelen
paslaşma alışkanlığı  Türkiye üzerinden
kurulacak tahterevalli yapılanması döneminde de devam  ettirilecek ve başka bir gücün küresel
hegemonyaya soyunmasına izin verilmeyecekti . Türkiye merkezi konumu ile tahterevallinin
ayaklarının sağlam yapılandırılması açısından elverişli bir  konumda olduğu için  Amerika –Rusya  ortaklığı bu merkezi ülke üzerinden uygulama
alanına geçirilecekti .


 İki büyük
süper güç olarak Amerika ve Rusya’nın bir araya gelmesinin arkasında yatan esas
konu , dünyanın gerçekte çok kutuplu bir yapılanma aşamasına gelmesidir .
Birleşmiş Milletleri dinlemeyen ABD-İsrail ittifakı bütün dünya düzenini alt
üst ederken , Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında  Rusya,Çin,Brezilya ve Hindistan dörtlüsü
ortak hareket ederek , gelecekte ABD merkezli bir dünya düzenini kabül
etmediklerini ve batı hegemonyasının 
küresel bir düzene dönüşmesine karşı çıkacaklarını resmen  açıklamışlardır . Avrupa ülkeleri bir türlü
ortak hareket edemedikleri için  Avrupa
Birliği Sovyetler Birliği gibi ABD’nin karşısında dengeleyici bir güç olamamış
,İngiltere ve Fransa eski sömürgelerine geri dönünce  Avrupa Birliği süreci kesilmiş , Almanya  doğu politikasına  İtalya’da Fransa ile beraber Akdeniz politikalarına
soyunmuşlardır . Öbür taraftan Brezilya,Rusya,Çin ve Hindistan’ın çok büyük
ülkeler ve  milyarlık nüfuslarıyla  öne çıkmaları karşısında  , dünyanın geleceği açısından bir kaotik
durum  ihtimali belirmiş ve  bu durum karşısında  , Amerika birleşik Devletleri kendi başına
tek kutuplu bir dünya düzeni kuramayınca , buna tepki olarak gündeme gelen  çok kutuplu dünya düzenine esir olmak
istememiştir . Önce , Bric ülkeleri denilen dört büyük ülkeye karşı , Avrupa
ülkeleri ve Türkiye gibi batıya yakın duran 
orta boy ülkeleri içine alan bir Grup-20 bloku oluşturulmak istenmiş
ama  Bric ülkeleri batı karşıtlığında
ısrarlı olunca bu kez  ABD politika
değişikliğine giderek , Afrika kıtasının temsilcisi konumunda Güney Afrika’yı
da bu  grubun içine  sokarak Bric 
yapılanmasını Brics oluşumuna yönlendirmiştir . Güney Afrika böylece
batı blokuna karşı çıkan doğulu güçlerin içine bir batı ajanı ülke olarak dahil
edilmiştir . Brezilya  ile beraber Güney
Afrika güneyin temsilcileri olarak lanse edilmiş ve bu yoldan batı ittifakına
karşı güçlü bir doğu ittifakının çıkışı önlenmiştir . Doğu tepkisi güneyin
eklenmesiyle yumuşatılırken , G-20 grubu ile de 
ABD’nin yeni küresel açılımları bütün dünya ülkelerine kabül ettirilmeğe
çalışılmıştır .


Obama’nın ABD başkanı olmasıyla başlayan G-20
açılımı sonuç sağlamayınca , ABD eski alışkanlığı ile yeniden Rusya ile  paslaşma arayışı içerisine girmiş ve böylece
Rusya’yı Çin ve Hindistan ile girmiş olduğu doğu ittifakından  kurtararak 
yanına almağa çalışmıştır . Ne var ki , 
Putin ve  Medvedev ikilisinin
tekeli altına girmiş olan  Rusya’nın
geçmişten gelen  doğulu  güç ve patron ülke alışkanlığı  yüzünden 
Amerika istediği gibi Rusya’yı yönlendirememiş  , Sovyetler Birliği döneminden kalma
alışkanlıklar ile Rusya  ABD ve batı
blokuna karşı meydan okudukça , bu kez ABD 
Türkiye üzerinden oluşturulacak bir 
merkezi tahterevalli düzeni üzerinden Rusya ile  yeni bir paslaşma düzeninin  hem arayışı hem de hazırlığı içine girmiştir
. Tam bu aşamada ,İngiliz darbesini deşifre eden eski istihbaratçı yazar  tahterevalli hikayelerini yazmağa başlamış ve
Türk kamuoyuna da böylesine yeni bir Atlantikçi yaklaşımı benimsetmeğe
çalışmıştır . ABD Türkiye’ye yerleştiği için tahterevallinin ayaklarını sıkı
kontrol edecek ve böylece tahterevalli oyununu güvence altına alacak,Türkiye
üzerinden oynanacak  tahterevalli oyunu
üzerinden de Rusya’nın  diğer doğu
ülkelerine karşı  ABD’nin yanında yer
alması  sağlanacaktır . Türk toprakları
üzerinde ABD’nin kurduğu tahterevalli düzeninin Rusya’ya kabül ettirilmesiyle ,
Rusya’nın Çin ve İran gibi Asya ülkeleriyle ittifakı önlenecek , Türkiye
üzerinden önce Hazar bölgesine  daha
sonra da bütün Asya kıtasına yönlendirilecek 
batı çıkartmasında Türkiye 
tahterevallinin konuşlandığı merkezi üs , Rusya’da tahterevalli
oyununun  karşı tarafı olarak  batı merkezli planların içinde kendilerine
verilen görevleri yapacaklardır . ABD Türkiye olmadan merkezi bölgeyi kontrol
edemeyeceği gibi , Rusya’yı da yanına çekmeden Asya kıtasını ele
geçiremeyeceğini iyi bildiği için , çok kutuplu yeni güçler dengesi
sürecinde  Türkiye üzerinden Rusya ile
beraber doğu bölgesine doğru açılmak istemektedir . Tahterevalli  stratejisinin arkasında yatan hesapların ,
giderek zorlanmakta olan ABD ve küresel şirketler hegemonyasının sürdürülmesi
olduğu artık iyice anlaşılmaktadır .Bu uğurda Türkiye harcanırken ,Rusya  yeni ortak olarak öne çıkarılmaktadır.


Amerikan’nın Avrasya uzmanı ve  başkanlık danışmanı  Zbgnew Brzezinsky ,  geçen ay içinde  BBC televizyonunda  çıkmış olduğubir programda , ABD merkezli
batı ittifakının doğuya doğru açılımını tamamlayarak  küresel anlamda yeni bir dünya düzeni
oluşturmakta kararlı olduğunu  açıkca
söylemiştir . Bu süreçte kesinlikle Türkiye’yi yanlarına alacaklarını ve
Türkiye ile birlikte doğuya açılacaklarını da resmen ilan etmiştir .  Amerikanın en üst düzeydeki uzmanı ve yetkili
kişisi olarak konuşan Brzezinsky bir anlamda ABD’nin doğuya açılırken
Türkiye’yi kullanacağını   dile
getirmektedir . Ayrıca gelecekte Rusya ile de birlikte olacaklarını ama
şimdilik bunu tam olarak sağlayamadıklarını 
çünkü Rusya’nın demokrasi meselesini tam olarak çözüme
kavuşturamadıklarını ifade etmekten çekinmemiştir .  Rusya ile gelecekte beraber olacaklarını
açıklamaktan çekinmeyen Amerikalıların son seçimlerde  Putin’e karşı 
100 milyon doların üzerinde bir parayı Rusya’da dağıtması ,Türkiye’de
olduğu gibi Rus demokrasisinde de ABD hegemonyasının para gücüyle tesis
edilmeğe çalışıldığını göstermektedir . Putin’in resmen açıkladığı dağıtılan
para miktarı  ABD’nin seçmenler üzerinden
Rus halkının iradesini teslim alma çabası olarak görülebilir . Brzezinsky
Türkiye’yi kesin olarak yanlarına aldıklarını söylerken  bir anlamda Türkiye’nin tahterevalli  stratejisi üzerinden uydulaştırıldığını ,
gelecekte yeni bir doğu hegemonyası hamlesi için Rusya ile ortak hareketin
Türkiye üzerinden  merkezi bölgeye  yayılabileceğini  ifade etmektedir . Avrasya stratejisinde Çin
ve Hindistan’ın önü kesilirken , Avrupa’nın eski devleri olan İngiltere,Almanya
ve Fransa’nın merkezi coğrafyaya eskisi gibi girmeleri önlenirken  , ABD açıkca Türkiye üzerinden bir Rusya
işbirliğini hedeflediğini  Brzezinsky’nin
ağzından  dünya kamuoyuna açıklamaktadır
.


Atatürk’ün merkez kale stratejisi ile tam
bağımsız bir devlet olarak kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyetinin  ,şimdiye kadar Avrupa tarafından bir Avrasya
köprüsü , İsrail tarafından  İslam
dünyasına dönük bir laiklik şemsiyesi  ,
ABD tarafından bir  Asya giriş kapısı ya
da sınır karakolu olarak kullanıldığı 
dönemlerin geride kaldığı yeni bir aşamada   küresel sermaye ve Siyonist lobilerin
zorlamalarıyla Türkiye Amerikan-Rus ortaklığına dayalı bir tahterevalli
stratejisinin uygulanacağı  bir merkezi
çocuk bahçesi konumuna sürüklenmek istenmektedir . Karakol,köprü,şemsiye,tramplen
ya da askeri üs gibi stratejiler yüzünden 
son yarım yüzyıldır sürekli olarak çeşitli baskı ve yönlendirmelere
maruz kalan Türkiye Cumhuriyetinin önümüzdeki dönemde ,Amerikan- Rus
tahterevalli oyunları yüzünden hem komşu ülkelere  ,hem de doğunun Asyalı devletlerine karşı son
derece güç durumlara hatta çeşitli savaş senaryolarına alet olabileceği
gibi  ihtimaller ufukta görünmektedir .
Türk ulusunun düveli muazzama denilen batının büyük devletlerine karşı vermiş
olduğu büyük bir kurtuluş savaşı sonrasında kurulmuş olan Türkiye
Cumhuriyetinin  ,stratejik konumunun
artık daha fazla emperyal ülkelerin çıkarları ya da keyifleri doğrultusunda
değiştirilmesine Türk halkının izin vermemesi gerekmektedir .Türkiye
Cumhuriyeti artık hiçbir emperyal devletin 
köprüsü,çıkış kapısı,trampleni ,sınır karakolu ,askeri üssü ya da
şemsiyesi olmayacağı gibi , yeni geliştirilen ABD stratejisi olan tahterevalli
oyunun  merkezi coçuk bahçesi
olmayacaktır . Türklerin vatanı olan Misakı milli sınırları ,merkezi coğrafyada
emperyal planların savaş alanı değil ama dünya ülkelerinin ve halklarının
dayanışma içerisinde olacağı merkezi bir 
bir barış  alanı olacaktır .
Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Atatürk 
daha o günlerden bugünleri görerek “Yurtta barış,dünyada barış “ diyerek
Türk devletini barışın güvencesi ilan etmiştir .  Bu nedenle , Türk  devleti , 
emperyal tahterevalli oyunlarının çocuk bahçesi değil ama ,  merkezi alanın  barış 
kalesi olarak  varlığını  Türk ulusunun sahip çıkmasıyla sürdürecektir
.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış