Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. ANIL ÇEÇEN : ERGENEKON’DAN ESTERGON‘A 

Dünya haritasına bakıldığı zaman , Türklerin
yaşadıkları  alanların  Ergenekon bölgesinden  Estergon 
kalesine kadar uzanan çok geniş bir coğrafya da yer aldığı görülmektedir
. Bu nedenle Türk dünyası denilince, hem 
Ergenekon bölgesinin getirdiklerini 
hem de  Estergon kalesinin
bulundukları konumları  aracılığı ile
fazlasıyla , Türk dünyasına yönelik etkin yansımalar yarattığını  görmek mümkündür . Mitolojik bilgilere
göre  ,Türkler  Asya’nın ortalarında  yeryüzüne çıktıkları zaman sahip oldukları
çevreyi genişleterek yayılmışlar  ve bu
doğrultuda  Ergenekon dağının altında
bulunan demir madenlerini eritme yolu ile yaşama şansını elde ederek  hayatta kalmayı başarabilmişlerdir .
Çinliler  Türkleri yok etmek için her
zaman düzenli saldırılar yapmışlar ama  Türkler gerektiğinde demir dağları da eriterek
ve de  delip geçerek  yeryüzünde var olabilmeyi  ve ayakta kalabilmeyi başarmışlardır . Türk
tarihi ile ilgili mitolojik bilgilere bakılırsa 
Ergenekon Türk  ulusunun Orta
Asya’dan  tarih sahnesine çıkış  yeridir . Türkler varlıklarını kanıtladıktan
sonra sürekli göçler ve akınlar ile  Asya
ve Avrupa kıtalarında at koşturmuşlardır . Atlı bir uygarlığın temsilcisi olan
Türkler , at sırtında Asya’nın ortalarından yola çıktıktan sonra, sürekli
yayılarak ve devlet sınırlarını genişleterek, Avrupa kıtasının ortalarında yer
alan Estergon kalesinin bulunduğu merkezi bölgeye  kadar gelmişlerdir . Bu nedenle Türk tarihi
Ergenekon’dan çıkış ile , Estergon kalesinden 
geri dönüş arasında  geçmiş olan
büyük bir zaman dilimidir .


İki büyük kıtanın  ortalarında yer alan  uygarlıklar ve devlet  yapılanmaları 
,Türk tarihinin  ana konularıdır .
Türkler Asya kıtasının her bölgesinde tarihin değişik dönemlerinde devletler
kurdukları gibi ,benzeri bir çizgide Avrupa kıtasının da değişik  bölgelerinde farklı devletler kurarak
bugünlere gelmişlerdir . Atlas okyanusuna sahilleri olan Finlandiya  gibi 
Büyük Okyanus’un kenarlarında kurulmuş olan  Kore devletinin de  Türk dünyasının birer parçası oldukları  görülmektedir . Tıpkı Japonlar gibi
Ural-Altay bölgesinden gelen Koreliler Büyük Okyanus kenarlarında bugün
yaşamlarını sürdürürken ,Finliler ile birlikte Orta Asya’dan göçebe olarak
gelen  Macarlar, Lehler ,Çekler
,Bulgarlar ve Estonyalılar da Hunların ,Avarların ve Hazarların uzantıları
olarak  bugünün Avrupa kıtasında   ayrı devletler olarak varlıklarını
sürdürmektedirler . Üç büyük kıtanın tam ortasında yer alan Türk dünyasının
doğudaki çıkış yeri Ergenekon ile , batıdaki 
hegemonyasının  eriştiği  hedef olarak Estergon kalesi, dünyanın
ortalarında  bu kadar geniş bir alana
yayılmış olan  Türk uygarlığının  merkezi sınırlarını oluşturmaktadır .  Türkler en büyük kıta olan Asya’nın
ortalarından yeryüzüne çıkmış bir ulus ve uygarlık olarak ,diğer büyük güçler
gibi dünya hegemonyası  için çok geniş
alanlara yayılmışlar  ve tarihin ana
olaylarının cereyan ettiği bu  alanda
Türkler kendilerine bir ana hedef olarak bazı büyük kentleri seçmişlerdir .
Türk hükümranlığının hedefi olarak belirlenen bu  kentler 
arasında Roma ,  Viyana ,Kudüs  ve İstanbul 
Kızıl Elma hedefinin ana merkezleri olarak  belirlenmiştir .


Orta Asya’dan çıkarak bu kıtanın her bölgesine
dağılan Türk kavimleri , dünya hegemonya yarışı içinde hem ön Asya’ya hem
de  Avrupa kıtasının  bir çok yerine  ulaşmışlardır . Türkler Asyalı bir kavim
olarak tarih sahnesine çıkmışlar ama daha sonraki yaşam dönemlerinde, uzun süre
Avrupa ülkelerinde devletler kurarak 
bugünün dünyasına Avrupalı bir millet olarak  dahil olmuşlardır . Türk devletinin kurucu
önderi Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kurarken 
ve bu doğrultuda  çağdaş uygarlığı
hedeflerken , yeni Türk devleti de Avrupa kıtasının yanı başında  modern bir ulus devlet olarak tarih sahnesine
çıkıyordu. Önce Hunlar , daha sonra Avarlar ve Hazarlar’ın göçleri ile  Ergenekon’dan çıkıp gelerek Avrupa kıtasında
yaşamaya başlayan  Türk kavimleri, bir
çok bölgede kendi  hegemon
düzenlerini  kurabilmiş ve böylece Asya
kökenli bir halk olan Türklerin Avrupalılaşma süreci de başlamıştır . Yüz
yıllar sonra  Osmanlı
İmparatorluğunun  geri dönüş macerası da,
devletin gerileme dönemi sonrasında 
Macaristan’nın tam ortasında yer alan 
Estergon kalesinin kenarlarından Asya’ya doğru  başlıyordu . Osmanlılar  Estergon’u alarak Avrupa’nın merkezine
yerleştikten  iki yüzyıl sonra sonra  Asya ve Orta Doğu bölgelerindeki  sürekli savaşlar yüzünden Avrupa
topraklarından geri çekilmek zorunda kalırken ,Estergon kalesi  Türklerin Asya kıtasına dönük geri
çekilişinin bir başlangıç noktası olarak tarihteki yerini alıyordu . 


Türk tarihinin iki ana  konusu olan Ergenekon ve Estergon   kavramları, son yıllarda yaşanan bazı
siyasal gelişmeler yüzünden güncellik kazanmıştır . Geçen yüzyılın başlarında
kurulmuş olan genç Türk devleti yeni bir yüzyılın içine doğru gidildiği bir
aşamada  , Türk ulusunun tarih sahnesine
çıkmış olduğu yer ile yeniden değerlendirilmeye başlanmış ve Ergenekon’dan
çıkmış olan Türkler  batı emperyalizmi
tarafından ,yeniden  Ergenekon çukuruna
sokulmaya çalışılmıştır . Bir Doğu kıtası olan Asya’dan tarih sahnesine çıkmış
olan  Türkler , Asya’dan sonra Avrupa
hegemonyasına yöneldikleri bir aşamada 
Estergon kalesi önlerine çıkmış ,Osmanlı İmparatorluğu iki  yüzyıla yakın Macaristan hegemonyasında  Estergon kalesini sınırları içinde tutarak,
bu önemli anıtı  orta Avrupa bölgesindeki
Türk hegemonyasının merkezi konumuna getirmiştir .Estergon kalesi zamanla  Avrupa kıtasındaki Türk egemenliğinin
göstergesi  haline gelirken ,
Ergenekon’dan sürekli batıya doğru giderek 
egemenlik alanını genişleten Türklerin 
de  dış dünyaya karşı önemli bir
simgesi konumuna gelmiştir . Türkler dünya kıtalarına yayıldıktan sonra  bu iki nokta arasındaki bağlantıyı kalıcı
bir  hegemonyanın çekirdeği haline
getirmek için çok uğraşmışlar ama tarihin akışını belirleyen önemli olaylar
nedeniyle  bu amaçlarına tam olarak
ulaşamamışlardır . Yıllar geçtikçe çeşitli bölgelerde kurulmuş olan devlet
yapıları yıpranarak tarihin tozlu sayfalarına doğru kayarken , Türkler  etkinliklerini sürdürmüşler ve her batan
devletten sonra yeni ve farklı devlet modellerine yönelerek Türk tarihi
açısından bir devamlılık sağlamışlardır . Türklerin düşmanı konumundaki  emperyal 
güçler ise , Türk birliklerini 
Estergon’dan çıkartıp geri süpürmüşler ve bu süreçte  Türkleri tarih sahnesine çıkmış oldukları
Ergenekon’a göndererek yeniden çukura  gömmeye
çalışmışlardır . Batılı emperyalistler 
Türkler’den intikamlarını böylece almaya çabalarken , Türk’süz ve
Türkiye’siz bir yeni dünya peşinde koşmuşlardır .


Yirmi birinci yüzyılın başlarında , dünyanın
ortasında bulunan güçlü Türk devletini tasfiye etmeye yönelen  batılı emperyalist güçler , var olan  son Türk devletine karşı büyük bir komplo
kurmuşlardır . Türklerin tarih sahnesine çıkışının adı ve simgesi olan  Ergenekon , emperyalist bir akıl ile  Türkiye Cumhuriyetinin ortadan kaldırılmasını
hedefleyen bir büyük siyasal senaryonun adı olarak dünyaya empoze edilmiştir.
Mitolojideki Ergenekon ile dünya sahnesine çıkmış olan Türk yapılanması  , yeni 
bir dünya düzeni  kurulurken  yapay 
ve çakma  oluşturulan bir dava
senaryosu ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır . Batı emperyalizminin Orta
Doğu bölgesini  sürekli kontrol etme
çabalarının ürünü olan Türkiye’deki askeri darbe senaryolarının bir yenisi ,
devletin temelini oluşturan  Türk Silahlı
Kuvvetlerinin  topluca yargılanması için
gündeme getirilerek ,üst düzey askeri kadrolar 
darbecilik senaryosu üzerinden cezalandırılmaya çalışılmış ve bu
doğrultuda hazırlanan dava senaryosunun inandırıcı olabilmesi için, bir çok
sahte olay ve evrak yaratılarak  mahkeme
sırasında kullanılmıştır . Türkiye Cumhuriyetini emperyalizmin tasfiye planları
doğrultusunda , olmayan bir gizli örgütü varmış gibi göstererek  ve bu örgütü terörist  ilan ederek Türk ordusunun önde gelen  subayları gerçeklere aykırı bir biçimde
suçlanmışlar ve  çeşitli senaryolar  aracılığı ile de  ordunun bir tarikat yapılanması üzerinden
emperyalizm ve Siyonizmin  kontrolü  altına alınarak Türk ulusuna ve devletine
karşı  kullanılması  gerçekleştirilmeye çalışılmıştır .Dünya
tarihinin ana unsurunu oluşturan Türkler büyük savaşlar sonucunda  sahip oldukları merkezi coğrafya
topraklarından geri püskürtülerek batı emperyalizminin doğuya açılımı
sırasında  ,Asya kıtasının
derinliklerindeki Ergenekon  dağının  çukurlarında 
yeryüzünden silinmeye çalışılmışlardır . Davanın adı Ergenekon
konulurken  , dava dilekçesinin
girişinde  Asya kıtasındaki yer altı
yapılanması olarak gösterilen Agarta bölgesi bile  bu haksız davanın dayanak noktası olarak
gösterilmeye çalışılmıştır . 


Yeni bir dünya düzeni kurulurken  tarihin ürünü olan Türk devleti ve Türklük
olgusu  , Türklerin tarih sahnesine
çıkışının simgesi olan bir mitolojik kavram  
kullanılarak yok edilmek istenmiştir .Bu aşamada  Türkiye’deki 
siyasal gelişmeler dışarıdan yönlendirilerek , iki bin yıllık Türk
ordusu batılı istihbarat servislerinin 
güdümündeki bir tarikatın baskısı altına alınmaya çalışılmıştır .
Özellikle Türk devletinin laik yapılanması ortadan kaldırılmak istenirken .
Türkiye Hrıstıyan Avrupa’dan uzaklaştırılarak , Müslüman Orta  Doğu’ya yakınlaştırılırken ,sonradan  oluşturulan gizli örgüt destekli  yapay tarikatlar devreye girmiş ve bunların
desteği ile siyasal alanda dini yapılanmalar öne geçirilmiştir .Bu aşamada  Meclis başkanları laikliğe karşı savaş
açarken  dini yapılanmaların  siyasete bulaşması yüzünden Türk devleti  ciddi bir 
varlık krizine  sürüklenmiştir .
Devletin kurucu iradesinin ortaya koyduğu siyasal modelden uzaklaşılırken
,küresel  emperyalizm ve Siyonizim
ortaklığının yeni Orta Doğu planına uygun olarak Türk devleti de  çağdaş bir cumhuriyet oluşumundan hızla  uzaklaştırılarak  tıpkı Arabistan gibi  bir Ortaçağ din devletine dönüştürülmeye
çalışılmış ,gelinen yeni aşamada  millet
kavramına karşı çıkılırken , bunun yerine gene Ortaçağ düzeninde olduğu
gibi  tarikatların  emrinde bir 
ümmet toplumu ve  din devleti
arayışı öne çıkartılmıştır . Türkiye böylesine bir yok edici  bir emperyal 
dönüşüm programı ile karşı karşıya bırakılırken , Türk ulus devletinin
çekirdek örgütü ve en büyük güvencesi 
olan Türk ordusu ,gerçeklere aykırı bir biçimde  sonradan 
gündeme getirilen düzmece bir dava aracılığı ile yargılanarak ortadan
kaldırılmak istenmiştir . Emperyalizm devlet yıkıcılığı senaryoları ile
doğrudan çağdaş Türkiye Cumhuriyetini hedef alırken  ,tarikatçı kadrolarla  Türk yargısını böylesine olumsuz  bir siyasal  komploya alet etmiştir .


Türk 
devlet geleneği  beş bin yıl
öncesinden başlayarak bugüne kadar devlet düzenini  Türk ordusuna dayandırmıştır .Ordu milletin
içinden çıkarak devletin çekirdeğini oluşturan bir esas yapılanmadır .  Devletin çekirdeği  olarak Türk ordusu hedef tahtasına
oturtulurken , silahlı kuvvetlerin üst yönetiminin  orduyu yok edecek bir biçimde  terör ve darbe gibi ne olduğu belli olmayan
suçlamalar üzerinden  dava süreci
başlatılarak , bütün  sanık olarak tutsak
edilen  yüksek rütbeli ordu
yöneticileri  mahkum edilmeye
çalışılarak  bunların üzerinden Türk
Silahlı Kuvvetleri yok edilmek istenmiştir . Ulusal kurtuluş savaşı sonrasında
uluslararası hukuka uygun olarak kurulmuş bulunan Türk devleti yok edilmek
istenirken,  devletin çekirdek
yapılanması olarak ordunun hedef alınması normal karşılanmış ve  dava daha ilk aşamada , tam bağımsızlığa
yönelen ulusal kurtuluş savaşı zaferinin getirdiği  kazanımların tasfiye edilmesini öne
çıkarmıştır . Bu doğrultuda  devlet
sırlarının içinde yer aldığı kozmik odanın açılarak deşifre edilmesi  ile daha işin başında Türk devletinin merkezi
gücü olarak ordunun ortadan kaldırılmasının hedeflendiği görülmüştür .Hiç bir
çağdaş batı ülkesinde görülmeyen anormallikler 
dava sürecinde birbiri ardı sıra 
yalan ve düzmece  senaryolarla
gündeme getirilmiştir . İlelebet payidar olmak üzere kurulmuş olan Türkiye
Cumhuriyetinin  tasfiye edilmesi ,
çekirdek yapı olan  ordunun yargılanması
üzerinden gerçekleştirilmek istenmiştir . Bu doğrultuda her türlü hukuk dışı ve
hukuka aykırı yol denenmiştir .


Soğuk savaş döneminde  Nato üzerinden gündeme getirilen askeri darbe
senaryoları bu kez gerçekleştirilemeyince ,aynı doğrultuda benzer bir darbenin
yargı yolu ile gerçekleştirilmek  üzere
harekete geçilmesiyle birlikte, Ergenekon adı verilen siyasi dava süreci
başlatılmıştır . Dava öncesinde yaşanan yirminci yüzyıl gerçeklerinden
yararlanılarak çeşitli  senaryolar  oluşturulmuş ve soğuk savaş döneminin  koşullarına uygun bir biçimde küreselleşme
senaryosu olarak  ortaya çıkarılan Büyük
Orta Doğu ile birlikte Büyük İsrail Projeleri 
çağdaş ulusal Türk devletini ortadan kaldırmak üzere  devreye girerken ,tam bu aşamada  Ergenekon davası açılmıştır .Dava öncesinde
emperyalist İngiltere ile Siyonist İsrail birbirine düşmüş , süper güç ABD ise
kendi içinde örgütlü bulunan bu devletlerin kapışması karşısında gene Nato
üzerinden hareket ederek meseleyi çözmeye çalışmıştır . İki dünya savaşı
sonrasında kurulmuş olan İsrail’in bölgesel büyüklüğe ulaşması için  üçüncü dünya savaşına Orta Doğu ülkeleri
zorlanırken, ilk adım olarak bir Türk-İran savaşı çıkartılmak istenmiştir . Bu
amaçla yeni bir 27 Mayıs senaryosu ile 
Türk ordusunun Kemalist laik kimliği öne çıkartılarak , dinci bir mezhep
devleti olan İran ile savaşa girişmesi hedeflenmiştir . Bu plana göre  önce Türkiye’de bir Kemalist darbe olacak ve
daha sonra laik Türk ordusu şeriatçı İran’a girecek ve bu iki büyük Orta Doğu
devletinin savaşa tutuşması sürecinde ,savaş bütün merkezi bölgeye yayılarak
Siyonizmin istediği üçüncü dünya savaşının başlamasına giden yolun önünü
açacaktı . İsrail tarafından Büyük İsrail’in kurulması için böylesine bir din
ve mezhep savaşı en gerçekçi yol görünüyordu . İsrail Siyonizm doğrultusunda
bir yeni dünya düzeni  için savaş peşinde
koşarken ,var olan bugünkü  batı
hegemonyasına dayanan  düzeni kuran
İngiltere ise, savaşa ve darbeye karşı çıkarak 
Birleşik Krallık merkezli 
kurulmuş olan yapılanmayı koruma doğrultusunda hareket ediyordu . İsrail
bir Türk-İran savaşını bu aşamada hedefleyerek kışkırtırken , İngiltere ise
Nato’yu yanına alarak  İsrail’in ikinci
bir 27 Mayıs senaryosuna karşı çıkıyordu .İşte Ergenekon davası bu sürecin
içinde açılıyordu.


Emperyalizm ve Siyonizm arasındaki kavga  merkezi coğrafyanın geleceği doğrultusunda
Orta Doğu ülkelerine yayılınca , birbiri ardı sıra bölge ülkelerinde iç
savaşlar çıkartılarak bu ülkelerin eyaletler düzeyinde parçalanmaları  için provakasyonlar yapılıyor ve terör bu
amaçla kullanılıyordu . Türk Silahlı Kuvvetleri bu aşamada savaştan yana ve
savaşa karşı olmak üzere ikiye bölünüyordu . Batı blokundaki bölünme Türkiye’ye
de sıçrıyor  ,Siyonizmin kışkırttığı
Türk-İran savaşı için  Kemalizm yeniden
kullanılmaya çalışılıyor ve bu doğrultuda ikinci bir 27 darbesine Türk ordusu
zorlanarak alet edilmek isteniyordu 
.Gerçek anlamda  ulusalcı
,cumhuriyetçi ve  Atatürkçü çizgideki
Türk kamuoyu, I2 Mart,I2 Eylül  ve 28
Şubat gibi  darbelerin  faturalarının ne kadar ağır olduğunu gördüğü
için bu doğrultudaki kışkırtmaların oyunlarına gelmeyerek, hem darbeye hem de İran
savaşına karşı çıkarken batı blokunun savaşa karşı çıkan kesimlerinin desteği
ile , Türkiye’de bir siyasi dava gündeme geliyor ve ülkenin tam on yılını bir
iç hesaplaşma ile dolduruyordu . Dünya değişirken  her ülke değişen koşullara  uyum sağlayarak ayakta kalabilmenin  yollarını ararken , Orta Doğu’ya hangi
emperyal gücün egemen olacağı kavgası, Türk siyasi tarihinin en önemli
aşamasında Türk devletinin önüne çıkarılıyordu. Bu aşamada da bütünüyle Türk
devletini yargılayacak bir yönde  Türk
ordusunun  üst düzey yöneticileri
Ergenekon gibi simgesel bir isimle açılan davanın  sanıkları olarak mahkeme salonlarına   doldurularak uzunca bir sürede içeride
tutuluyorlardı  .Uluslararası
konjonktürdeki   gelişmeler Avrupa
Birliği, Büyük Orta Doğu ve Büyük İsrail 
isimli projelere Orta Doğu devletlerini mahkum edince , Türkiye’nin
siyasal gündemi de Ergenekon davasına kilitleniyordu . Haksız yere  birkaç yüz asker ve sivil aydının suçlanmasıyla
,Türkiye Ergenekon davası ile yatıp kalkar bir duruma sürükleniyor ve yaratılan
iç çekişmeler yüzünden  bu aşamada
merkezi bölgedeki sıcak gelişmelere karşı Türk devleti savunma yapamaz bir
konuma düşürülüyordu .


Son yıllarda bazı terör olayları ile siyasal
gelişmelerin dış güçler tarafından kışkırtılmasıyla  Türkiye bir dış savaştan kaçarken  farklı bir iç savaşa doğru  sürükleniyordu . Türkiye birliğini ve merkezi
gücünü korumak doğrultusunda  hareket
etmesi gerekirken , bir siyasal dava ile iç karışıklığa sürüklendirilerek  savaş planlarına alet edilmeye çalışılıyordu .
Yeni dönemde siyasal  olarak
cumhuriyetçi  doğrultudan farklı bir
çizginin Türkiye’de iktidara gelmesi , Orta Doğu ve merkezi coğrafya alanlarını
savaşın ön cepheleri konumuna getirmiştir . Türk devletinin bu bölgelerde
harekete geçerek kendi ulusal çıkarlarını korumasına izin vermeyen bir iç
konjonktür ,Ergenekon davası ile Türk kamuoyunun tepesinde ortaya çıkmıştır .
İşin içine bazı basın organlarının , sivil toplum kuruluşlarının ve aydınların
da dahil edilmesiyle, Türkiye topluca  
bir iç hesaplaşmaya doğru iteklenmek istenmiştir.Bir anlamda Ergenekon
ile tarih sahnesine çıkan Türk ulusu gene bir başka Ergenekon senaryosu ile
Türk devleti yok edilerek  tarih
sahnesinden silinmeye çalışılmıştır . Yeni planlar doğrultusunda bölge haritası
eskisinden çok  farklı bir biçimde
çizilirken Türk devleti  harita dışına
çıkartılmaya çalışılmıştır .Böylesine bir sonucun ancak savaş yolu ile
sağlanabileceğini gören emperyal merkezler ,Türkiye’yi önce bir iç karışıklık
üzerinden iç savaşa , sonra da mezhep çatışması üzerinden de İran ile bölge
savaşına  sürükleyerek , üçüncü dünya
savaşını başlatacak Armegeddon senaryolarını yavaş yavaş devreye sokmaya
çalışıyorlardı . Emperyalizmin her türlü silahı kullanılarak batının çıkarları
doğrultusunda   böylesine bir genel sonuç
alınmaya çalışılıyordu .Bu  çizgide
gerçekleri dile getiren bilim adamı ve aydınların her yönde önleri
kesilerek  ,kışkırtmalar ve çatışmalar
birbiri ardı sıra devreye konarak ve 
Türk halkı  aptallaştırılarak
aldatılmak isteniyordu


Savaştan yana emperyalist  güçler 
Orta Doğu coğrafyasındaki bütün devletleri   hızla sıcak çatışmalara doğru sürüklerken ,
uluslararası hukuku çiğnedikleri gibi aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti
anayasası ile Türk devletinin hukuk devleti 
kimliğini zorlayarak , emperyalizmin istekleri doğrultusunda Türkiye iç
çatışmalar üzerinden son bir hesaplaşmaya ve bunun sonrasında da  geniş çaplı bir bölge savaşına  götürülmek istenirken , yüz yıllık cumhuriyet
rejiminin getirdiği siyasal bilinç Türk kamuoyuna egemen olmuş ve bu sayede  emperyalizmin Siyonist planları  bozulmuştur . Türk devleti  ulusal kurtuluş savaşı verdiği yıllarda Orta
Doğu bölgesinin en modern ülkesi olarak , batıdan gelen her türlü emperyalist
saldırıya karşı durduğu gibi  benzeri bir
güçlü duruşu  ikinci kurtuluş savaşı
sırasında da sergileyerek , Ergenekon saldırıları ya da palavraları ile bir iç
karışıklığa  ya  da iç savaş senaryolarına meydan vermemiştir
.Tarikatçı siyasetçiler ya da  hukuk
organlarını işgal eden  dinci  bürokratlar çağdaş Türkiye Cumhuriyetini   ortadan kaldıracak , cumhuriyet rejimini
bütünüyle tasfiye edecek hiçbir  oyunu
başarıya ulaştıramamışlardır . Türk gençliğine emanet edilenTürkiye cumhuriyeti
yüz yıla yaklaşan başarılı  geçmişi ile
yeniden bir sınava girmek zorunda kalmış ve bu aşamayı da başarıyla geride
bırakarak geleceğe dönük uygarlık yaratma hedefi doğrultusunda  yoluna devam etmiştir . Batılı istihbarat
servislerinin  yetiştirmiş olduğu ajanlar
ortalığı karıştırma senaryolarını tam olarak uygulayamamışlar ve hepsi devletin
hukuk kurumları önünde hesap vermek zorunda kalmışlardır  .Dış baskılarla başlatılan mahkeme
süreci  çeşitli baskılarla anayasa ve
yasalara aykırı bir biçimde  tamamlanmaya
çalışılmış ama tarikatçı kadrolar yabancı oldukları Türk hukuk sistemi
içinde  emperyalist istekler
doğrultusunda tam olarak istenen sonuçları elde edememişler ve on bir
yıllık  bir dönem sanıkların beraat
etmesiyle birlikte geride kalırken , Türk Silahlı Kuvvetleri  ile birlikte yargı önüne çıkartılan sivil
toplum kuruluşları ,meslek örgütleri ,dernekler ve aydınlar bir kez daha
kamuoyu önünde  suçsuzluklarıyla  aklanmışlardır . Bir anlamda bütünüyle Türk
devleti  ve Türk ulusu   yeniden 
aklanarak aydınlığa kavuşmuşlardır . Böylece bir takım dış planlar
uğruna Türk devletini  ve  devletin çekirdek  kurumu olan Türk ordusunu ve de cumhuriyetçi
kuşakları  suçlamanın  kolay olmadığı ve bütün oyunların tersine
döndüğü bir kez daha kesinlik kazanmıştır .


Dünya tarihi incelendiği zaman , tarihte ortaya
çıkan önemli dönüşümleri hazırlayan olayların öncesinde ülkeler i etkileyen
bazı siyasal oluşumların devreye girdikleri çokça görülmüştür . Türkiye’de bu
gibi olayların yansımaları ile zaman zaman karşı karşıya kalmıştır .Batıcı
kadroların oyunu ile  Balkan savaşı
öncesinde ordunun yarısının terhis edilmesi ya da  Akdeniz dünyanın önüne yeni  bir gündem maddesi olarak gelirken , Türk
donanmasının Afrika kıyılarını dolaşmaya yönlendirilmesi gibi ters gelişmeler
,devletlerin çıkarlarına aykırı olduğu için hiçbir biçimde  devlet merkezli olarak kabül edilemeyecek  durumlardır. Ergenekon davası da tam Orta
Doğu’da sıcak olaylar birbiri ardı sıra tırmanırken  ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin Türk devletinin
ulusal çıkarları doğrultusunda sıcak çatışma noktası alanlara müdahale etmesi
gerekirken  ,böylesine bir misyonu
yapamayacak duruma düşürülmes,i Ergenekon davası aracılığı ile sağlanmaya
çalışılmıştır. Bölgenin en güçlü ordusu olan Türk Silahlı Kuvvetleri savaş
alanlarından çekilerek mahkeme alanlarına sürüklenmiş ve  Türkiye’nin Nato müttefikleri aracılığı
ile  göstermelik bir hukuk oyunu ile önce
Türk ordusu sonra da  Türk devleti
tasfiye edilmek istenmiştir .  Önceleri
kuşku ile karşılanan bu karmaşık durum aradan oniki  yıl geçtikten sonra ortaya çıkan olaylar
,düzmece evraklar ve siyasal gelişmeler doğrultusunda daha iyi anlaşılmıştır .
Ne var ki ,bu kadar uzun zaman içinde dünya değişirken  ve 
Orta Doğu’da yeni durumlar ortaya çıkarken ,Türkiye aktif bir dış
politika uygulayarak ulusal çıkarları doğrultusunda etkili olamamıştır.Din ve
mezhep çatışmaları ile Türkiye bir yandan savaşa doğru sürüklenirken , diğer
yandan da ordusu yargı önüne çıkartılan bir ülke olarak  kendini koruma ve savunma gücü elinden
alınmak istenmiştir . Dış baskılarla siyaset hukuk alanına girince, Türkiye bir
çok açıdan haksızlıklar ülkesi konumuna sürüklenmiştir . Oniki yıllık dava
sürecinin her yönü ile tamamlanmasıyla 
Türkiye Cumhuriyeti , devleti,ordusu,milleti ve aydını ile tarih
önünde  bir kez daha aklanmıştır . Batı
emperyalizmi Türkiye üzerinden  doğuya
açılma şansını  Ergenekon ihaneti  yüzünden elinden kaçırmıştır .


Ergenekon senaryosu ile Türk devleti hedef
alınırken aslında  cumhuriyet rejiminin
ürünü olan bütün aydınlar ve toplum kesimleri 
de dava süreci boyunca  hedef
gösterilerek  anti-cumhuriyetçi  gidişin önü açılmaya çalışılmıştır .  Atatürkçü ,cumhuriyetçi ve ulusalcı toplum
kesimlerine darbecilik ve terör çamuru atılarak herkes Ergenekoncu yapılmak
istenmiş ve böylece emperyalizmin Türkiye’yi dönüştürme girişimlerine karşı
devletin ve vatanın bağımsızlığını savunacak 
ulusal güçler  hapse atılmıştır .
Türk devleti dünya haritasından silinmeye çalışılırken ve  Türkiye’yi bölecek  yeni devlet oluşumları milli sınırları tehdit
ederken,  bu gibi emperyal senaryolara
karşı direnecek  ulusalcı , cumhuriyetçi
ve Atatürkçü aydınlar  haksız yere
suçlanarak , hapislerde çürütülmüşlerdir . Suçlanan herkesin beraat ettiği yeni
aşamada suçsuz insanların çektikleri çilelerin karşılığı olarak tazminat
davalarının açılması  hukuk devletinin
bir gereğidir . Anayasal düzen alt üst edilerek bir devletin ordusu hapse
atılmış ve devletin kendini koruması 
önlenmek istenmiştir . Bu aşamada uydurma senaryolar ile kurgu davalar
açma dönemi sona ererken , bu ülkenin cumhuriyetçilerine  yapılan haksızlıkların faturası kendiliğinden
gündeme gelmektedir . Haksız yere tutuklananlar 
ve ceza alanların haklarına kavuşması için ,Türk devleti gereken
önlemleri  kesinlikle almak  zorundadır .Yeni dönemde  Türk ulusunun 
haklı bir tepkisi  olarak,
Osmanlılar  zamanında atalarımızın bir
Türk kalesi durumuna getirmiş olduğu Estergon kalesine doğru yeniden Türklerin
yönelmesi gündeme getirilebilir Hazar Türklerinin bugünkü temsilcisi olan
Macarlar ile Türkler arasında güçlü bir işbirliği geliştirilebilir Avrupa
kıtasının tam ortasında yer alan Estergon kalesinin  , Türklerin ilgi  alanına 
girmesiyle birlikte  bize
Ergenekon’u hedef  gösteren emperyalist
güçlere karşı biz de Estergon’u  karşı
hedef olarak devreye sokarak, ulusal çıkarlarımız doğrultusunda yeni dengelere
yönelebiliriz .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış